Giz Sürgünü kitap kapağı

1. bölüm / 8

Giz Sürgünü

1. Bölüm: İlk Sürgün

Vaveyla Yazarı: Sude Erdem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 1. Bölüm: İlk Sürgün

Durmadan koşuyordum , kaçıyordum. Neyden? Her şeyden. Babamdan, kendimden , geçmişten , korkularımdan, sırlardan , yasaklardan ve en önemlisi de evlilikten.

Babamın neden böyle bir karar verdiğini anlamıyordum. Kızının saçını teline kıyamayan adam, güç uğruna ilk kızını gözden çıkartmıştı.

Üstümde; uzun boylu , siyah, üzerinde simler olan nişan elbisesi, dağılmış saçlarım ile Mardin sokaklarında ölümüne koşuyordum. İnsanların garip bakışları üzerimde olsa da onları umursamadım. Babamlar benim kaçtığımı anlamadan Mardin'den gidip, Karadenize, özlediğim o yeşillere geri dönmem gerekiyordu.

"Umay!" İsmimi duymam ile birlikte daha hızlı koştum. Eğer beni yakalarlarsa işler eskisi gibi olmazdı.

Bana göre evlilik ölümdü.

Ben ise yaşamak zorundayım. Hayallerim için. Hiç gerçekleşmeyecek olanlar için bile.

Sokağın ilerisinden sağa dönüp koşmaya devam ettim. Kalbim, hızlı koştuğumdan dolayı olduğundan daha hızlı çarpıyordu. Alnımdan aşağıya soğuk terler akıyordu. Köşede duran bara doğru koştum. Bar, kalabalık ve çok fazla gürültülü olduğu için beni bulamazlardı.-yani umarım-

Kabul iyi bir plan değildi ama denemeye değerdi.

İçeri girer girmez bir şeye tosladığımda istemsizce geri adım attım ve karşımda duran adamın yüzünü göremesem de iri yapılı olduğunu anlıyordum. Gözlerinin yeşilliği ortamın loş ışığına rağmen belli oluyordu.

"Çok özür dilerim, istemeden oldu."

Adam bana bakıp anlamadığım bir şekilde gülümsedi ve "sorun yok Mahperi." Diyip bardan dışarı çıktı.

Daha fazla kapının önünde oyalanmadan kalabalığın arasına girdim.

Tüm bu içki ve ter kokusundan nefret etsem de şimdilik burada saklanmak zorundaydım.

Barın ortasında kimisi deli gibi dans ediyor, kimisi ise sadece içkisini yudumluyordu.

Barın en ücra köşesine geçerek kimsenin beni görmemesini umdum.

⌛

Barın içinde bir hareketlenme olduğunda kafamı barın kapısına doğru çevirdim.

İçeri babamın korumaları gelmişti.

İşte şimdi yandım! Nereden çıktılar ki şimdi. Ben Karadeniz kızıydım, inat etmiştim bir kere hiçbir güç beni tanımadığım bir adamla evlendiremezdi.

Babamın adamları -tabi onlara adam denirse- beni yaka paça bardan dışarı çıkartmaya çalışırken hem bağırıp hem de gitmemek için direniyordum. Ama adamların biri bile benim üç katımdı ve iki kişi sadece koluma girmişti. Kalanları etrafımızda çember şeklini oluşturmuştu. Yani istesem de kaçmamın imkanı yoktu. Yani şimdilik.

Eğer babam bana böyle davrandıklarını bilseydi hepsinin canını alırdı.

Benden erken davranabilirse.

Beni bulmalarını istediğini biliyorum ama canıma zarar gelmesini istemezdi babam.

Bazen kendinden bile korumak isterdi beni fakat ben biraz bela çeken birisiydim.

Arabaya zorla bildirildiğimde iki adam da yanıma oturmuştu.

Babamla geçici olarak kaldığımız konağın önünde araba durdu ve yine aynı şekilde yaka paça arabadan indirildim. Adamlar beni babamın önüne doğru ittiklerinde dengemi kaybederek babamın önünde dizlerimin üzerine düştüm

Kafamı kaldırdığımda babamın Karadeniz'in maviliğini ve yeşilini bir arada taşıyan gözlerine değdi gözlerim.

Hızlıca çekti bakışlarını.

"Hepiniz gidin gözümün önünden." Diyerek korumaları yanından uzaklaştırdığında kolumdan hafifçe tutarak beni kaldırdı.

Kırgındı ama yine de kıyamıyordu.

"İçeri gir ve akşama kadar odandan çıkma!"

Sesi buz gibiydi. İş gereği konuştuğu insanlara karşı kullandığı bir tondu bu.

İtiraz etmek istedim, bağırmak istedim fakat hiçbirini yapmadım,yapamadım.

Canımdı bir kere. Kalan tek ailemdi nasıl kıyabilirdim. O bana kıymıştı bugün ama olsundu.

Ben odama geçtikten yaklaşık yarım saat sonra Selda abla geldi.

"Babanız birazdan aşağıda olmanızı, misafirlerinizin geleceğini söyledi." Dedi ve usulca geldiği gibi yine usulca gitti.

Cevap vermemi bile beklememişti.

Kıyafet provasından sonra aldığımız elbiseyi çıkartarak daha rahat bir şeyler giydim üzerime, daha sonra aşağı indim.

Salona geldiğimde babam camın önündeki tekli koltuğa o her zaman ki heybeti ve duruşuyla oturmuştu.

Ben de her zaman ki gibi onun sol tarafındaki koltuğa geçmek için adımladığımda babam elini kaldırarak beni durdurdu.

"Bugün sen buraya oturmayacaksın kızım." Dedi.

Tek kaşımı havaya kaldırarak ona baktım. "O niyeymiş baba?" Dedim. Babam da benim gibi kaşlarını kaldırarak "ben öyle istedim ve öyle olacak." Dedi.

Olduğum yerde durarak ellerimi göğsümün altında birbirine doladım ve inatçı bakışlarımla babama bakmaya devam ettim. "Sebebini hâlâ söylemedin, babacığım." Dedim.

Babam benimle inatlaşamayacağını anladığında "Latif Ağa'nın yeri orası." Dedi.

Ne zamandan beri benim yerim bir başkasına veriliyordu? Bu kadar mı düşmüştüm babamın gözünden?

Babamın çevresindeki insanlara kızım da en az benim kadar güç sahibi demek için yaptığı bir şeydi bu. Her zaman oturduğu koltuğun sol tarafına ben, sağ tarafına da Kamil otururdu.

İstemediğim bir şeyden kaçamak neden suç olmuştu bana?

Oflayarak babamın sağ tarafında duran ve daha geniş olan koltuğa oturdum.

Babam derin bir nefes aldı ve bana dönerek konuşmaya başladı.

"Bak benim güzel kızım, bu evliliği istemediğini biliyorum ama gitgide güçten düştüm. Sen koltuğumun başına geçene kadar güçlü kalmak zorundaydım, yoksa ne seni ne de beni yaşatmazlardı. Baban için bunu yap lütfen olur mu?"

Babamın sesi az öncekine nazaran daha ılımlıydı. Yine her zamanki babam olmuştu.

"Sen bana annenin emanetisin güzel kızım. Bir kere o hatayı yaptım, anneni kaybettim. Şimdi de seni kaybetmek istemiyorum." Dedi.

"Hem Yaman iyi çocuktur. Ona güvenmesem seni onunla evlendirmem." Diye devam etti cümlesine.

Ben tanımıyordum baba.

"Ya bana dokunmaya çalışırsa? Buranın âdetlerini, geleneklerini biliyorsun." Dediğimde babam hiddetle "Ne Yaman senin rızan olmadan sana dokunur, ne de ben buna izin veririm. Orda burda duyduklarınla hareket etme kızım." Dedi.

Oturduğum yerden kalkarak babamın dizinin dibine geldim ve hemen yanı başına dizlerimin üzerine çökerek ona baktım. "Ya anne kuzusuysa? Ya ailesi baskı uygularsa?" Dedim bu sefer. Babam ellerimi tutarak "Buna kimse cesaret edemez," dedi.

"Sen babana güven güzelim, senin zarar göreceğin hiçbir anlaşmayı imzalamam." Diye devam etti sözlerine.

Ona güveniyordum her şeyden çok ama gözü döndüğü zaman... İşte o zaman ne yapacağını ben bile kestiremiyordum.

Kapı zilinin çalmasıyla birlikte ayaklanarak az önce kalktığım yere oturdum.

İçeri girenlerle birlikte babam da ben de ayağa kalktık.

"Hoş geldiniz Latif Ağa!" Diyen babama Latif Ağa elini sıkarak "hoş buldum Tayfun Bey." Dedi.

Hemen arkasından gelen adamla gözlerimi fal taşı gibi açmamak için kendimi zor tuttum çünkü bu adam az önce karşılaştığım adamdı.

Ben babamın aksine ufak bir baş selamı vermekle yetindim. Ardından hepimiz koltuklara oturduk.

Sabahtan beri hiçbir şey yememiştim ve karnım kurt gibi açtı.

Babam da bunu bildiğinden Latif Ağa'ya dönerek "sofra hazırlattım, gelin önce bir karnımızı doyuralım." Dedi.

Göz göze geldiğimizde minik bir tebessümle teşekkür ettim.

Babam beni kolunun altına alarak yemek salonuna doğru ilerledi.

Birlikte yemek salonuna geçtiğimizde babam burada da her zaman ki gibi duruşunu belli ederek masanın başına oturdu. Masanın karsı tarafında sandalye yoktu çünkü babam öyle istemişti. Babamın sağ tarafına Latif Ağa otururken sol tarafına ben oturmuştum ve benim hemen yanıma da birkaç güne sözlüm olacak olan Yaman oturmuştu.

Az sonra Selda abla ve yanında gelen birkaç görevli hızlıca masadaki eksiklikleri tamamlayıp servis yaptılar.

Sessizce yemeğimizi yerken Latif Ağa birden "yemekten sonra çocuklar tanışsınlar, kaynaşsınlar. Biz de seninle oturur konuşuruz." Dedi.

Kaş göz hareketi yaptığına göre işler hakkında konuşacaklardı. Sanki bilmiyormuşum gibi.

"Eğer sevkiyat hakkında konuşacaksanız, benim zaten haberim var." Dediğimde Latif Ağa'nın şaşkın bakışları babamı buldu. Babam lokmasını yuttuktan sonra "Benim koltuğumun varisi o, tabi ki her şeyden haberi olacak." Dedi.

O masanın başına geçmeyi hiç istemiyordum fakat ortada almam gereken bir intikam vardı ve o masadaki herkes suçluydu. Her şekilde.

"Olsun onlar yine de bir konuşsunlar. Sen kızına anlatırsın." Dedi.

Babam kafasını hafiçe omzuna doğru eğerek "öyle olsun bakalım." Dedi.

Yemeği bilerek yavaş yavaş yiyordum.

Evlenmek neydi!

Bir de baş başa konuşcakmışız! Sanki hiç baş başa kalmayacağız. Bir ömür gibi uzun bir süre!

Aslında bir gece yarısı aniden boğsam da kurtulsam...

Yaman, hafifçe bana doğru eğilerek fısıltılı bir sesle "Emin ol, benden kurtulmak o kadar da kolay değil." Dedi. Ona doğru döndü bakışlarım. Sesinde hafif bir alay olsa da ciddi söylemişti bunu.

O cevap verene kadar sesli düşündüğümü fark etmemiştim Sanki bunu diyen ben değilmişcesine "kim, kimden kurtuluyormuş?" Dedim.

Yaman o erkeksi tınıyla ufak bir kahkaha attı.

Şerefsizin sesi de yüzü gibi çok güzeldi.

Maalesef yemeğimi bitirdiğimde Yaman ayağa kalkarak elini bana uzattı.

Ona yandan bir bakış atarak gözlerimi devirdim ve elini görmezden gelerek ayağa kalktım.

"Bu taraftan." Diyerek onu bahçeye çıkarttım. Ne olur ne olmaz korumaların gözü önünde olalım.

Korumalar arasında sabahkileri gördüğümde sert bir tonla "siz arka tarafa geçin, arkadakiler de sizin yerinize geçsin." Dedim.

Bugün bana böyle yapanlar kim bilir başka zaman ne yaparlardı.

Korumalar yerlerini değiştirene kadar ellerimi arkamda belimin hizasında birleştirerek bekledim ve onları izledim.

Beni hafife alıyorlarsa bu saatten sonra onu bile yapamayacaklardı. Dua etsinler, bugün yorgundum ama bu yarın yorgun olacağım anlamına gelmiyordu.

"Sabah kimden kaçıyordun?"

Yaman'ın sözleri ile birlikte ona döndüm "elbise provasından." Dedim rahatça.

"Babam bugün söz yüzüklerini takmayı düşünüyor. Babanla da onu konuşuyorlar."

Sitemle "Bizim yanımızda konuşulunca ne oluyormuş? Sanki biz değil onlar evleniyorlar." Dedim.

Kurduğum cümleden sonra yüzümü buruşturmuştum. Tabi bizim Bay Gereksiz yakışıklı olan dikkatli beyimiz, onu da fark etti.

"Sakin ol Mahperim, ben canavar değilim, insan yemem." Diyerek göz kırptı.

Mahperi mi? Benden olsa olsa Mahvampir olur.

Tek kaşımı kaldırarak "ne bu samimiyet Yaman Bey?" Dedim.

Yaman bir adım atarak bana yaklaştı. "Birazdan sözlüm olacaksın, sence de normal değil mi?" dediğinde ben de onun gibi bir adım atarak aramızdaki mesafeyi azalttım. "Unutma Yaman, bu sadece bir anlaşma. Senin baban ve benim babamın masadaki güçlerini korumak için yaptıkları bir anlaşma." Dedim.

Yaman da bir adım atarak aramızdaki mesafeyi neredeyse sıfıra indirdi. Şimdi nefeslerimiz birbirine değiyordu. "Öyle ya da böyle, karım olacaksın. Ben öyle zattır zuttur anlamam." Dedi.

Biri ona tiktoku azaltması gerektiğini söyleyebilir mi?

"Kağıt üstünde olan bir şey sadece. Asla gerçeğe dönüşmeyecek." Dedim ve uzaklaştım.

Racon öyle değil böyle kesilir aslan parçası.

Tüm korumaların bize baktığını gördüğümde "hepiniz önünüze dönün ve işinize bakın, yoksa ne bakacak gözünüz ne de işiniz kalır." Diyerek hiddetle bağırdım.

"Valla senden korkmaya başladım Umay hanım." Diyen Yaman'a sadece bakmakla yetindim. Zaten sinirliydim. Bir de bu abidik gubidik konuşuyor iyice sinirlerimi bozuyordu.

Arkamı dönüp giderken "evlenme benimle, işi çözelim." Dedim. Yaman arkamdan kahkaha atarken "unut sen o işi Umay." Dedi.

"Bence de, unutalım biz o evlilik işini." Yaman yine kahkaha atarak "onu bir de bizimkilere sor sen." Dedi.

Bu adamdaki hayat enerjisi ne böyle? Sürekli bir kahkaha. Hayır, ortada komik bir şey de yok.

Beni Bakırköy kaçağıyla evlendirecekler... İmdat!

Odama gitmek için merdivenlere yöneldiğim esnada Yaman'ın da arkamdan geldiğini görünce rotamı salona çevirdim.

Kapıyı tıklatarak babamdan gel komutunu bekledim. Nihayetinde babam seslendi ve ben de arkamdaki Yaman ile birlikte salona girdim.

Ben babamın yanına otururken o da babasının yanına oturmuştu.

Biz gelince ikisi de sessizleşmişti bu da Yaman'ın söylediklerini doğruluyordu. Sanırım.

Bu hafta içerisinde iki büyük silah ticareti olacaktı ama hâlâ düğün dernek derdindeydiler.

"E kızım tanıştınız mı bari?" Diyen Latif Ağa'ya döndü bakışlarım. Yapmacık bir gülümsemeyle cevap verdim. "Tanıştık tabi tanışmaz mıyız?"

Latif Ağa "ne güzel kızım ne güzel, "dedikten sonra babama dönerek devam etti sözlerine "O zaman bize müsaade, ne de olsa daha çok görüşeceğiz."

Hepimiz birlikte ayağa kalktığında babam "tabi ki." Dedi ve el sıkıştılar.

Kapıya kadar onlara eşlik ettikten sonra içeriye girer girmez kendimi koltuğa bıraktım.

Rahatıma düşkünüm demiş miydim?

Tabi çok uzun sürmedi. Babam gelince olduğum yerde doğruldum.

"Söyle bakalım, bir nebze de olsa seni fikrinden vazgeçirebildim mi?" dedi yanıma otururken. Yapmacık bir kahkaha attım. "Tabi babacım, aşkımdan deliye döndüm." Babam bana döndü "Umay'ım, kızım seninle doğru düzgün iletişim kurmaya çalışıyorum bana düzgün bir cevap ver lütfen."

Yüzümdeki alay dolu tebessüm silindi, şimdi aynı babam gibi bakıyordum. "Kusura bakma baba, sorduğun sorunun mantığında bir cevap vermek istedim."

Babam burnundan solumaya başladı. Daha sonra merdivenleri göstererek bağırdı. "Umay, hemen odana! Birkaç saat gözüme gözükme."

Yine başladık.

Yine sinirine yenik düşerek görmezden geldi.

Aslında ben de babam gibiydim, kolay sinirlenirdim ama çabuk geçerdi bu. Babamın aksine.

Belki de ben bir şekilde görünür olmak istiyorumdur.

Babam hep 'annene çok benziyorsun.' Derdi. Belki de beni değil, anneme olan benzerliğimi seviyordur onu koruyordur. Vicdanını böyle susturuyordur. Kim bilir?

Hızla merdivenleri çıkarak odama gittim.

Zaten ben de odama çıkmak istiyordum, bahane olmuş oldu.

Belki de bu evlilik sandığım kadar kötü değildir?

Saçmalama Umay!

Rahatlamak için kendimi banyoya attım. Hem Trabzon'dan bugün gelmiş hem de sıcak havadan dolayı bunalmıştım, bir duş iyi gelebilirdi.

Banyodan çıktıktan sonra üzerime tavşanlı eşofman takımını geçirdikten sonra düzleştirici ve kurutma makinesinin fişini taktım.

Kıvırcık saçlarım kuruduğundan dolayı kabarmıştı. Anneme benzeyen saçlarım.

Düzleştiriciyi elime alarak her tutamını özenle düzleştirmeye başladım. Yaklaşık bir saatimi almıştı. Sözde sıcaktan bunalmıştım.

Saçıma kremleri sürdükten sonra kendimi yatağıma attım. Lütfen sadece uyuyayım.

Dediğim gibi de oldu. Kendimi yatağa atar atmaz göz kapaklarım ağırlaşarak kapandı.

⌛

Gözlerimi aşağıdaki seslere açtım. Esneyerek yerimden kalktım ve sersem adımlarla kapıya doğru ilerledim.

"Bana masa içerisinden kimse kimseyle evlenemez diyen sen değil miydin Tayfun Bey?" Diye carlayan Arhan'a suratımı ekşiterek aşağı indim.

Kimse benim uykumu bölemezdi.

"Hayırdır Arhan? Kimin evinde kime esip gürlüyorsun sen?"

Babamın da Arhan'ın da bakışları bana döndü. Az önce kıyamet kopmuşçasına bağıran o değilmiş gibi Arhan "Tayfun Bey'e unuttuğum kuralları soruyordum." Dedi.

Ellerimi arkada birleştirerek son basamakları da indim.

"Peki neden bu kurallar benim hakkımda?"

Arhan ceketini düzelterek "merak ettim, cidden severek mi evlendin?" dedi.

Gözlerimi babama çevirmek istedim ya da o an için hayır diye haykırmak ama bunu yapamazdım. Hayır güçsüz olduğum için değil, istersen çığlığımla dünyayı yerinden sarsardım ama babam ve benim onurum için iyi olmazdı.

"Severek evleniyorum. Senin için bir sakıncası mı vardı?"

Yumruk olan ellerine değdi bakışlarım. Benim fark ettiğimi anlayınca hızla gevşetti ve ağzından bir şeyler mırıldandı.

Başımı yana eğerek "anlamadım bir şey mi dedin?" Dedim.

"Hayır. İyi günler dilerim size," diyerek kapıya yöneldiğinde çenemi tutamayarak "sen önce kendi payına düşen işleri hallet sonra bizimkilere karışırsın." Dedim.

Arhan ya duymadı ya da duymamazlığa vurdu ve çekip gitti.

Başım ağrıdan çatlıyordu. Ne var da beni uyandırdı ki? Şimdi çek dur bu ağrıyı. Geri de uyuyamam ki. Of of.

"Teşekkürler." Diyen babama baktım.

Zorundaymış gibi söylemişti. Ben de zorundaymış gibi sahte bir gülümseme gönderdim.

Kim bana nasıl gelirse ben de ona öyle giderdim.

"İş demişken, bu hafta gönderilecek olan gemi ve tırları iptal ettim."

Kafamı yukarıya kaldırarak bir sabır çektim.

"Efendim babacığım?" Dedim.

"Tek odaklanmamız gereken şey senin düğünün. Tek bir kızım var ve bir kere evleniyor."

Kendimi tutamayarak bağırmaya başladım. "Senin gücünü korumak için! Şimdi de gelmiş teslimatı iptal ettim diyorsun. Aklına ne oldu Tayfun Bey? Bu silah ticareti bu hafta olmalı daha fazla uzatamayız. Söyle Kamil'e halletsin."

Dedim ve mutfağa gittim. Çaysamıştım. Çay içmem lazımdı benim.

Mutfağa gidip çaycıya su koydum ve beklemeye başladım.

Şu gün tahminen ne zaman biterdi acaba?

⌛

Çayımı ve yanına atıştırmalık bisküvilerimi aldıktan sonra bahçeye çıktım ve bilgisayarımı alarak babamın ertelemek istediği sevkiyatı son kez gözden geçirdim.

Parayı peşin almıştık. Alkımlara verdiği sözü tutmamak yakışmazdı.

Çayımdan bir yudum aldım. Eğer her şey planladığım gibi olursa gemi iki gün sonra Trabzon'dan çıkarak Rusya'ya gidecekti.

Telefonumu çıkararak Kaya'yı aradım. Üçüncü çalışta telefonu açmıştı. "Buyurun Umay Hanım." Dediğinde oflayarak "resmiyeti kaldır, kim nerelerde ne yaptı rapor ver lütfen."

"Tamam. Baban senden gizli bir kurul toplantısı yapıyor 11 kişiden sadece 5'i orda. Hepsi de şüpheli listenin başını çekiyor. Sanırsam babanın şüpheli listesinde ya da ortada başka bir şey var."

"Ne zaman?" Dedim.

"Yarın, öğleden sonra dörtte."

Burun kemerimi sıkarak sakinleşmeye çalıştım. Bu adam neden her seferinde 'sen benim masamın varisisin' diyip aynı zamanda yaptığı hiçbir işten bana haber vermiyordu ki!

"Bugünlük onları koru. Yanına güvendiğin adamlarından birkaç tanesini al. Yarın Trabzon'a dönüyoruz. Biz gelmeden toplantı odasını ayarla. Gerekirse babamın adamlarının yerine kendi adamlarını koy."

Ömürlerine bir gün daha bırakmıştım. Ama bu hiç almayacağım anlamına gelmiyordu.

Kaya "tamamdır. Gözün arkada kalmasın." dedikten sonra telefonu kapattığında telefonu masanın üzerine bırakarak geriye doğru yaslandım. Hadi bakalım sabah ola hayır ola.

Telefonda bulunduğum sekmeden çıkarak bu sefer şirketin işlerini halletmek için başka bir sekmeye girdim.

İç ve dış harcamaları kontrol ettim. Maillere baktığımda birikmiş işlerle yanağımı şişirdim. Bir daha işleri babama bırakmak yoktu. En kısa sürede uğramam lazımdı.

⌛

Ne kadar süredir işlerle uğraştığımı anlamamı sağlayan kararan havaydı.

Gerilerek tutulan belimin çözülmesini sağladıktan sonra masanın üstünü toplayarak odama geçtim.

Sabah uykumu alamamıştım ve şimdi huzurlu bir uyku uyumak istiyordum.

________________________

• yazdığım en uzun bölüm olabilir

•Normal şartlarda bu bölümden iki bölüm çıkardı.

• bölüm nasıldı?

•Sare nasıl bir karakter?

•Yaman nasıl bir karakter?

• sizce bir sonraki bölümde ne olacak?

• cevaplarınız benim için çok önemli papatyalarım

• İnstagram/ tiktok: tinyyokur

•official hesabımız: gizsurgunuofficial

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.