Giz Sürgünü kitap kapağı

3. bölüm / 8

Giz Sürgünü

3. Bölüm: Masallar ve Gerçekler

Vaveyla Yazarı: Sude Erdem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 3. Bölüm: Masallar ve Gerçekler

İlahi Bakış Açısı

Hayat, herkes için farklı yerlerden bölünmüştür. Kimisi için yarıdan; kimisi için sonundan,kimisi için de Umay Sare gibi en başından.

Annesi koymuştu ona Sare ismini. Saf, temiz demekti. Geleceği, ömrü,ismi gibi tertemiz olsun istemişti annesi fakat bir kurşunla hayatı tepetaklak olmuştu.

Hatırlamıyordu Sare. Hatırlamak istiyordu Umay.

Hem her şeyi hem de hiçbir şeyi.

Gördüğü kabusla gözünü bir anda açtığında onu karşılayan tek şey karanlıktı ama her şeye rağmen yatağının yanı başındaki komodinin üzerinde duran yıldızlı gece lambası karanlığı yok edemese de Umay'ın içindeki umut ışığı gibi kararlılıkla parlıyordu.

Minik adımlarla odasının kapısına ulaştı. Sessizce kulbu indirdi, kapıyı açtı ve yine aynı sessizlikte odasından çıkarak büyük geniş merdivenlere ilerledi. Teker teker indi basamakları. Nihayetinde mutfağa gittiğinde babasını gördü.

Son zamanlarda babası hep bir yabancı gibi bakardı ona ama bu sefer öyle olmamıştı. Babası minik kızını görmüş, gülümseyerek yanına çağırmıştı.

Çekinerek gitti yanına Umay, yine kaybolmasından korkuyordu. "Peri kızım benim, gel bakalım yanıma." Diyerek kucağına aldı kızını Tayfun.

"Neden uyumadın babam?"

Umay kollarını birbirine doladı. "Yine rüyalarıma geldi baba." Dedi.

Annesinin ölümünden beri sıklıkla aynı rüyayı görüyordu.

Yüzü simsiyah bir silüet, bir kurşun ve sayısız çığlık sesi...

"Çok mu korktun babacığım?" Dedi Tayfun.

Umay burnunu çekerek kafasını aşağı yukarı salladı.

"O zaman şöyle yapalım. Baba yukarı çıkıp duş alsın sen de en alt çekmecede Selda ablanın yaptığı kurabiyeleri çıkar olur mu?" Dedi ve kızını yere indirdi.

Babası merdivenlere yöneldiğinde Umay dediğini yaptı. Çekmeceyi açtı, kurabiyeleri buldu ve sandalye yardımıyla uzanıp ada tezgahının üzerine koyduğunda babasını beklemeye başladı.

Az sonra Tayfun elindeki havluyla saçlarını kurulayarak aşağı indi, kızının yanağına bir öpücük kondurdu. Hemen ardından dolaba ilerleyip iki bardak çıkarttı ve buzdolabından çıkardığı sütü bardaklara boşalttı.

Babasının uzattığı bardağı alıp keyifle sütünü içen Sare bardağı geri bırakırken babasına "Süt bıyığım çıkmış mı?" Dedi.

Babası gülerek peçeteyle kızının ağzındaki süt lekesini sildi.

"Çıkmış babam." Dedi.

Sare kollarını birbirine dolayarak "Ama baba niye sildin ki? Ne güzel ben de senin gibi olmuştum." Dedi.

Tayfun, burukça gülümsedi. "Sen benim gibi olma kızım."

O an anlamamıştı babasının ne demek istediğini Sare.

Büyüdüğünde ise anlamış fakat hiç anlamamak istemişti.

Derin bir nefes alarak babasına döndü. Küçücük bir bedeni, bir o kadar da küçük kalbi vardı.

"Annem bana kızıyor mudur sence?" Dedi.

"O ne demek babam? Annen sana niye kızsın?" Diye sordu Tayfun.

"Babaanem dedi ki annemin burada olmamasının sebebi benmişim. Annemle sen o yüzden bana kızıyormuşsunuz. Ben çok yaramazmışım. Annem de bana dayanamayıp gitmiş."

Tayfun kızını tekrar kucağına alarak saçlarının arasında derin bir öpücük kondurdu.

"Canım kızım benim. Annen o kadar merhametli, o kadar güzel, o kadar iyi kalpliydi ki değil sana kızmak senin kalbini kırmaya bile korkardı." Derin bir nefes çekti ciğerlerine. Kızının kokusundan güç almak ister gibiydi."Annen bir yıldız oldu artık kızım, onlar gibi her gece bizi izleyip göz kırpıyor."

"Anlattığın masaldaki gibi mi?" Diye heyecanla sordu.

Usulca gülümsedi Tayfun. "Anlattığım masaldaki gibi."

⌛

Babaanemin geleceğini duymak... Bir kâbusun başlangıcı gibiydi. Hatta kâbusun tam ortası, bütünü bile olabilirdi.

"Ne demek babaannem geliyor? Hem de yarın."

Hiçbir şey bilmeyen Yaman,"Bunda kötü ne var ki?" Diye sordu.

"Kötü ne yok ki? Babaannem başlı başına bir kötü." Dememle birlikte babam hafifçe öksürerek "Babaanenin yaptığı bir şey yok." Dedi.

Abartılı bir şekilde gülümseyerek babama baktım. "Tabi babacığım sana bir şey yaptığı yok ki, sonuçta çoğu zaman seni göremiyor bile." Dedim.

Çayımdan son bir yudum alıp masaya koyduğumda "Size afiyet olsun." Dedim ve kalktım.

Son kez doya doya rahatıma bakmak istiyordum. Çünkü babaanem bana hatırlamak istemediğim, zihnimin arka planına attığım ne varsa hatırlatmak istiyordu.Kabuk bağlamasını istediğim yaraları kızgın hançerle tekrar delip geçiyor, bastırdığım suçluluk duygusunu gün yüzüne çıkartıyordu.

Bir gün hepsi son bulacaktı ama ne zaman? İşte onu bilmiyordum.

Gözlerime hücum eden yaşları geri gönderdim.

Ağlamak yasaktı.

Salondaki koltuğa geçtiğimde tek işim dışarıyı izlemekti.

Omzuma değen elle birlikte refleksle bileğini tutarak çevirdiğimde o kişinin Yaman olduğunu görüp hızla parmaklarımı serbest bıraktım.

"Ya sen aptal mısın? Aniden gelinir mi öyle?"

Yaman teslim olur gibi elini kaldırarak "Kusura bakmayın efendim bir dahaki sefere güvercin gönderirim." Dedi.

Aptal adam! Ben burada ne diyorum o hâlâ işi dalgasına vurma derdinde.

"Canlarım! Nasılsınız?" Diyerek içeri giren kişi Arhan'dan başkası değildi. Şerefsiz geldiğini iki metre öteden belli etmezse olmazdı.

Yaman, kaşlarını çatmış bir şekilde sese odaklanmıştı.

"Tayfun Bey, afiyet olsun. Beni niye çağırmadınız çaya?"

Göz devirmemek için kendimi zor tutuyordum. Emret paşam başka emrin?

Yaman ile birlikte dışarıya çıktığımızı gören Arhan koşarak yanıma gelerek beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı.

"Seni de çok özlemişim." Dedi.

Yaman'dan gelen yapmacık öksürükle benden ayrılarak Yaman'ı gösterdi. "Bu kim ve sizin evde ne işi var?" Dedi.

Bilmemezliğe vuruyordu bilerek.

Benim yerime cevabını babam vermişti. "Müstakbel damadım." Dedi göğsünü kabarta kabarta.

Böbürlenecek ne varsa?

Arhan son kez Yaman'ı süzdükten sonra ağız ucuyla "Hayırlı olsun," diyerek babamın yanına oturdu.

Yaman elini omzuna atarak beni kendine çektiğinde "Hayatım biz seninle içeri geçelim belli ki konuşacakları var." Dedi.

Yüzüme takındığım sahte gülümsememle Yaman'a bakıp "Geçelim," dedim ve babamlara el sallayarak içeriye girdik.

Onların gözlerinden uzaklaşır uzaklaşmaz Yaman'ın kolunun altından çıkmıştım.

Daha fazla yakınlığa gerek yoktu.

"Bakıyorum da alıştın bana." Diyen Yaman'a en ters bakışlarımı attım.

Dişlerimin arasından tıslayarak "Hani kağıt üzerinde evli olduğumuzu kimsenin bilmemesi lazım ya!" Dedim.

"Sakin ol Mahperim, aksini söylemedim sana."

İşaret parmağımı Yaman'a doğru sallayarak "Bana bir daha Mahperim dersen o dilini keserim." Dedim.

Yaman hafifçe eğilerek "Sakin ol Küçük Mafya, sana Mahperi demem dünyanın sonu değil." Dedi.

Şerefsizin boyu uzundu aşağıdan aşağıdan bakıyordum. Onun yerinde ben olsam ben de kendimi ciddiye almazdım.

⌛

"Teyze!"

Asel'in sesini duymamla birlikte koşarak aşağıya indim.

Asel'i kucağıma alırken neşeli bir sesle "Ballim, nerelerdesin sen ya böyle?" Dedim.

Ne bir ablam ne de kardeşim vardı. Asel teyzemin kızıydı ama konuşmaya başladığından beri bana teyze dediğinden dolayı biz de öyle devam ettirmeye karar vermiştik.

Teyzem anneme çok benziyordu. Yani fotoğraflardan hatırladığım kadarıyla.

Annemin ölümünden beni suçlamayan nadir kişilerdendi sanırım.

Kapıdan teyzem de göründüğünde kucağımdaki Asel ile birlikte o tarafa gittim.

Babam, teyzemin yüzüne dahi bakmadan ceketini alarak dışarıya çıktı. Ona da annemi hatırlatıyordu ve babam bu benzerliğile dayanamıyordu.

Tek elimle Asel'i tutarken diğer elimle teyzeme sarıldım.

"Hoşgeldiniz."

Teyzem de sarılışıma karşılık verererek "Hoşbulduk." Dedi.

"Gelin içeriye geçelim." Dediğimde teyzem "Çok fazla kalmayacağız kuzum. Asel seni görmek istedi ben de kıyamadım. Annemlere geçeceğim şimdi." Dedi.

Tek elimle salonu göstererek "E ayakta kalma ve babamı dert ediyorsan en az iki saat eve gelmez bir kere çıktı zaten." Dedim.

Biliyordum babam, o her geldiğinde dışarı çıkıyor teyzem de kendini suçlayarak kalmak istemiyordu ama minik Asel her seferinde annesinin inadını kırmasında yardımcı oluyordu.

Adı gibi balli bir çocuktu.

"Teyze biz yolda gelirken ne gördük biliyor musun?"

Sahte bir şaşkınlıkla Asel'e döndüm "Ne gördünüz ballim?" Diye sordum.

"Kocaman bir tavşan yolun ortasında bize bakıyordu babam durmasaydı ezilecekti biliyor musun?"

Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırarak "Yaa peki yanına gittin mi tavşanın?" Dediğimde Asel kollarını birbirine dolayarak büzdüğu dudaklarıyla "Biz arabadan inince kaçtı, sevemedim." Dedi.

Yanağına sulu bir öpücük kondurduktan sonra "Bizim arka bahçemizde de yavru kediler var görmek ister misin?" Dedim.

Asel hevesle başını sallayarak "Olur. Gidelim lütfen teyze." Dedi.

Teyzeme dönerek "Annesi biz birazcık pisi pisi sevmeye gideceğiz." Dedim. Teyzem hafif bir tebessümle onayladı bizi.

Sürekli beslediğim bir kedim vardı. Yakın zamanda yavruları olmuştu. Hepsi birbirinden şirin dört yavru. Kendi renklerinden bölüştürmüştü sanki yavrularına. Biri sarı; diğerleri siyah, beyaz ve griydi.

Asel sarı kediyi gösterdip "Teyze ben onu istiyorum." Dedi.

Asel'i kucağımdan indirip çimenlerin üzerine oturmasını istediğimde sarı kediyi nazikçe kucağıma alıp Asel'in yanına oturdum.

"Teyze onun adı 'Bal' olsun mu?" Diyen Asel'e gülümseyerek "Olsun." Dedim.

Minik parmaklarını Bal'ın kafasının üzerinde gezdirirken garip sesler çıkartıyor arada da gülmekten kendini alamıyordu. Onu izlemek, onun yanında olmak kendi küçüklüğümü izliyor gibiydi.

Her şey mahvolmadan önceki küçüklüğümü.

"Bir tanem, artık Bal'ı bırakalım bak annesi geldi eğer elimizde olduğunu görürse bir daha yavrusunu görmek istemez, bırakır."

Şaşkın bakışları bana dönmüştü Asel'in. "Ama neden ki teyze?" Diye sordu.

Bal'ı annesinin yanına bıraktıktan sonra Asel'e doğru döndüm. "Çünkü eğer annesi yavrusunun üzerinde başka bir koku alırsa yavrusunu kıskanır, terk edermiş."

"O zaman çok fazla oynamayalım değil mi teyze?"

Yanağından bir makas alarak cevap verdim. "Evet teyzem, fazla oynamayalım."

Asel dudağını büzerek "Ama o zaman ne yapacağız teyze? Canımız sıkılır." Dedi.

Asel'e yaklaşarak kulağına fısıldadım. "Odamdaki oyuncaklarla oynayabiliriz ne dersin?"

Asel, ellerini birbirine vurduktan sonra koşarak içeri girdi.

"Asel! Yavaş koş anneciğim." Diye bağıran teyzemi umursamayarak "Ama anne yavaş koşmak diye bir şey yok ki." Dedi ve daha da hızlı koşarak merdivenleri çıktı.

Az sonra Asel "Teyze, engele takıldım." diye bağırdığında adımlarımı hızlandırarak merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Ben engelin teyzem olduğunu düşünürken engelin Yaman olduğunu fark etmemle gülmemek için kendimi zor tuttum.

Evet teyzem, devasa bir engele toslamışsın.

Ben de toslamıştım.

"Engel mi?" Diye sordu Yaman.

"Kocaman bir engel." Diyerek gülen Asel'e benim de kahkahalarım eşlik etti.

Yaman kucağına aldığı Asel ile bana bakarak "Hoşunuza gitti sanırım hanımefendi?" Diye sordu.

Kendimi durdurduğumda "Çok," diye cevap verdim. O harfini bilerek uzatmıştım.

"İzin verirsen yukarı çıkacağız koca engel." Dememle Asel yine kıkırdadı.

Gülüşüne bittiğim çocuk.

Ellerimi Asel'e doğru uzattım. "Gel bakalım Balli Kız."

Asel de aynı şekilde kollarını bana uzattığında kucağıma kendini bıraktı.

"Artık kenara çekilebilir misin lütfen koca engel?"

Yaman hafifçe eğilerek yüzünü Asel ile aynı hizaya getirdi. "Çekilirim balli kız ama önce adını söylemelisin."

Asel ellerini beline koyarak "O zaman senin de adını söylemen gerekir." Dedi.

Bu çocuğun zekasını hafife almıştı.

"Sen teyzenin yanında çok kalmışsın, belli. Yaman benim adım. Sıra sende Minik Bal."

Asel istediğinin olmasıyla memnunca gülümsedi. Dört yaşındaydı ama aklı zehir gibiydi eşeğin.

"Benim de adım Asel. Bal gibi Asel."

Yaman elini Asel'e uzatarak "Memnun oldum bal gibi Asel, şimdi geçebilirsiniz." Dedi.

"Teşekkür ederiz koca engel Yaman."

Daha fazla orada durmadan Asel ile birlikte odama girdik.

Dolabımın üstünden oyuncak sepetini aldıktan sonra aşağı indirdim ve odanın ortasına döktüm.

Bunların hepsi gerçekten benim oyuncaklarımdı. Selda abla hiçbirini atmamış saklamıştı. Şimdi de Asel oynuyordu.

⌛

İlahi bakış açısı

Mutfağa su içmek için inmişti Yaman. Bahçede kedi seven Umay ve küçük kızı görünce kendine engel olamamış, onları izlemeye başlamıştı.

"Bir tanem, artık Bal'ı bırakalım bak annesi geldi eğer elimizde olduğunu görürse bir daha yavrusunu görmek istemez, bırakır."

Umay'ın sözleri kalbinde bir yere dokunmuştu Yaman'ın. Onun da annesi onu görmek istememişti. Onun da annesi onu bırakmıştı.

Şaşkın bakışları Umay'a dönmüştü Asel'in. "Ama neden ki teyze?" Diye sordu.

Engel olamadı kendine Yaman dinlemeye devam etti.

Elindeki yavru kediyi annesinin yanına bıraktıktan sonra Asel'e doğru döndü Umay. "Çünkü eğer annesi yavrusunun üzerinde başka bir koku alırsa yavrusunu kıskanır, terk edermiş."

Yutkunmak istedi Yaman. Minicik ihtimale tutundu. Annem, bizi seviyor ama mecbur olduğu için mi bıraktı, terk etti bizi diye düşündü.

Hayır. Öyle değildi.

Boş yere umut besleme. Seni ilk yıkan şey umutların olur. Dedi kendi kendine. Daha fazla orada durmadan hızlıca üst kata geldi. Belki Umay uğrar, iki kelime de olsa konuşurlar diye.

Az sonra küçük bir beden çarptı. Kafasını aşağıya doğru eğdiğinde minik bal rengi gözlerle karşılaştı. Gülerek "Merhaba prenses." dedi ve küçük kızı kollarının arasına aldı.

"Teyze, engele takıldım." Daha bir dakika dahi olmadan Umay gelmişti.

"Engel mi?" Diye sordu Yaman. Şaşırmıştı açıkçası.

"Kocaman bir engel." Diyerek gülen küçük kıza Umay'ın da kahkahaları eşlik etti.

Yaman "Hoşunuza gitti sanırım hanımefendi?" Diye sordu.

Gülmemek için kendini sıkan ve bunu yaparken de yüzünü tuhaf bir hâle sokan Umay "Çok," diye cevap verdi o harfini uzatarak

"İzin verirsen yukarı çıkacağız koca engel." Umay'ın sözlerinden sonra küçük kız yine kıkırdamaya başladı. Hoşuna gitmişti.

Umay ellerini minik kıza doğru uzattı. "Gel bakalım Balli Kız."

Minik kız da kollarını Umay'a doğru uzattığında kucağına kendini bıraktı.

"Artık kenara çekilebilir misin lütfen Koca Engel?"

Yaman hafifçe eğilerek yüzünü minik kız ile aynı hizaya getirdi. "Çekilirim Balli Kız ama önce adını söylemelisin."

Minik kız ellerini beline koyarak "O zaman senin de adını söylemen gerekir." Dedi.

"Sen teyzenin yanında çok kalmışsın, belli. Yaman benim adım. Sıra sende Minik Bal."

Umay gibi hazır cevaptı.

Minik kız istediğinin olmasıyla memnunca gülümsedi. Dört yaşındaydı ama akıllı bir kız çocuğuydu.

"Benim de adım Asel. Bal gibi Asel."

Gerçekten bal gibi bir çocuktu. İnsanın ısıra ısıra sevesi geliyordu.

Yaman elini Asel'e uzatarak "Memnun oldum bal gibi Asel, şimdi geçebilirsiniz." Dedi.

"Teşekkür ederiz koca engel Yaman." Diyen Umay daha fazla beklemeden kucağındaki Asel ile birlikte odasının kapısından girerek kapıyı kapattı ve gözden kayboldu.

Peşlerinden gidip gitmemek arasında kararsız kalmıştı. Adımları ileri gitmek için can atasa da beyni dur komutu veriyordu.

Orada durdu,bir süre sonra daha fazla rahatsızlık vermemek adına kendi için hazırlanan odaya gitti.

Yatağına uzanırken aklındaki düşünceleri atmaya çalışıyordu.

Mesela o adam kimdi ve neden Umay'a bu kadar içtenlikle sarılmıştı?

Umay'ın inadı Karadeniz gibiydi. Neden o adamı gördüğünde ikiletmeden Yaman ile birlikte gitmişti?

Bu sorular aklındaki asıl soruları gölgelemek için sorduğu sorulardı. Çünkü biliyordu Umay'a hiçbir şey için hesap sorma hakkı yoktu.

Annesini merak ediyordu Yaman. Zihninin kuytu köşesine saklanmış sorular gün yüzüne çıkmaya başlıyordu.

"Neden?" Diye sordu kendi kendine."Neden anne?"

Az sonra alt kattan gelen bağırış sesleriyle hızlıca uzandığı yatağından doğruldu.

_____________________

• Nasılsınız papatyalarım?

• Bölüm nasıldı?

• En sevdiğiniz sahne hangisi?

• ig; tinyyokur / gizsurgunu
Tt; tinyyokur

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.