Giz Sürgünü kitap kapağı

5. bölüm / 8

Giz Sürgünü

5. Bölüm: Mış gibi

Vaveyla Yazarı: Sude Erdem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 5. Bölüm: Mış gibi

Topuklu ayakkabılarının zeminde çıkardığı tok sesle bize doğru yürüyen Efsa'dan başkası değildi.

Efsa benim eski ortağımdı. Birlikte ürünler tasarlar, bunları birlikte pazarlardık. Gayet de iyi gidiyorduk. O güne kadar, ikimizin şirketinden kendi bireysel olarak kurmayı hedeflediği şirketine para kaçırdığını öğrenene kadar. Karanlık olanı görmek için o kadar sıkı kapatmıştım ki gözlerimi asıl karanlığı kaçırmıştım.

Onun kendi şirketine aktardığı miktar gün geçtikçe artıyordu. İlk başta anlayamamamın sebebi de buydu.

Şimdi hatırlayınca o kadar kişinin emeği, zamanı ve güveni tek bir kişi yüzünden heba olmak üzereydi. Neyse ki babam vardı. Yetişmişti yine her zamanki gibi. Beni iflasın eşiğinden döndermişti.

Sorgulayan bakışlarım Efsa'nın üzerindeyken "hangi hakla?" Diye sordum. Ellerini beline koyarak cevapladı beni "buranın ortağı olarak." Kısa bir nefes aldı ve etrafı süzdükten sonra cümlesinin devamını getirdi. "kararları tek başına almaman gerektiğini hatırlattım sadece sana. Biraz da benim dokunuşum olsun dedim."

Hafifçe gülümseyerek elbiseye doğru yürüdüm. Yanına vardığımda ise çantamdaki çakıyı çıkarttım. Kafamı sağ omzuma doğru yatırdım. "Haklısın, kararları tek başıma vermem doğru olmaz." Diyerek elbisenin bel kısmından başlayarak aşağı doğru derin bir kesik attım. Omuzundaki tüyü iğenircesine parmak uçlarımla tuttum ve yere bıraktım.

Hafifçe gülümseyerek kısa bir an arkamda duran Efsa'ya baktıktan sonra "ayrıca sen buna dekolte mi diyorsun?" Diyerek tekrar önüme döndüm ve bu sefer elbisemin göğüs dekoltesinden başlayarak beline doğru bir kesik attım.

Evet, amacım elbiseyi paramparça etmekti. Bu zamana kadar da bir zahmet anlayın.

Kısa bir an Yaman'a baktığımda kollarını birbirine sarmış bir şekilde bana bakarak yarımca gülümsüyordu. Hızlıca önüme dönerek elbisenin askılarını kopartmaya başlarken "ayrıca bu elbiseye askı gitmez. Sana hiçbir şey öğretemedim mi?" Dedim.

Elbise yere düşerken Efsa'da hışımla omuzumdan tutarak beni kendine doğru çevirdi.

"Sen ne yaptığını zannediyorsun ya?" Diyerek elini bana tokat atmak için havaya kaldırdığı esnada bileğinden tutarak onu durdurdum. "Birlikte karar alıyoruz işte." Dedim sırıtarak.

Bileğini indirirken Efsa'yı kendime çekerek kulağına fısıldadım. "Bir daha benim olan bir şeye el uzatmaya kalkarsan, bir dahaki sefere o eli kırarım. Bana müdahale etmekten vazgeç. Kaçakçı."

Elini silkeleyerek elimden kurtardı. "Bana bir daha kaçakçı dersen asıl kaçakçının kim olduğunu herkes öğrenir."

Yaptığımız silah ticaretinden bahsediyordu.

Babamı ve beni ihbar etmekten bahsediyordu.

"Çık git artık. Misafirliğin kısası makbuldür." Diyerek kapıyı gösterdim. Çeneme hakim olamayacağımı biliyordum.

Efsa gülümsedi ve "misafir değilim ama yapmam gereken işlerim var." Dedi. Ardından az önce benim yaptığım gibi kulağıma eğilerek fısıldadı "ne de olsa hazırlanmam gereken bir defile var."

Omzuna dışardan bakacak biri için dostane görünen ama bana göre aşağılayıcı bir şekilde omuzuna vurdum "bol şans, ihtiyacın olacak."

Bir şey demeden arkasını dönerek çıktı.

Biraz daha işlerle oyalandıktan sonra Yaman ile birlikte çıktığımızda gökyüzü kızıllaşmaya, Güneş batmaya başlamıştı.

İkimiz de arabaya bindikten sonra Yaman, arabayı çalıştırdı ve eve doğru yola koyulduk. Telefonumu arabanın müzik çalarına bağladıktan sonra yolda sıkılmamak adına en sevdiğim şarkılardan biri olan sevmekten Usanmam' ı açtım.

'Umutsuz olduğu bir anda sevmek, ister her insan, birazcık şanslıysan neden olmasın?'

Pinhani'nin alıştığım sesi kulaklarıma çalındığında gözlerimi kapatıp arkaya yaslandım.

'kendinden emin değilsen sevme, bensiz mutlu ol' diye devam etti.

Şarkı tuhaf bir biçimde annemi hatırlatıyordu bana. Belki de o yüzden seviyordum.

Sevdiğim şarkılarda ilk sırada şüphesiz Durum Leyla geliyordu.

Annemin adıydı Leyla. Hafızamdan her geçen gün biraz daha silinen annem.

Kafamdaki sesleri susturmak adına camı biraz açtım. Eve gidene kadar sadece şarkı dinlemek istiyordum. Düşünmek değil.

Annemi özlemek normaldi evet ama beni tüketen bir özlemdi. Bu yabancının yanında tükenemezdim.

'Yakında evleneceğin yabancı.' Diye düzeltti beni iç sesim. Duymamazlıktan geldim. Yine. Umursamadım. Yine.

Eve geldiğimizde kendimi yatağa atmak için üst kata çıkan merdivenlere yönelmişken Yaman, kolumdan tutarak beni durdurdu.

"Yemek yemiyecek misin? Bugün hiçbir şey yemedin." Dedi.

Yorgunluktan yemek yemeyi bile unuttuğuma inanamıyorum!

"Olur, yiyelim. Selda ablaya sorayım, akşam yemeğinden kalanlar vardır. Isıtıp yeriz."

İlerleyeceğim esnada Yaman yeniden kolumdan tutarak "sen masaya otur, ben hallederim." Dedi.

Tek kaşımı kaldırarak "tüm işi Selda ablama yıkmayasın?" Dedim.

İlk tanıştığımız günkü gibi hafif ve alaycı bir tebessümle "yemek ısıtmak zor bir iş değil. Onu da kadına kitleyecek değilim." Dedi ve kolumu bırakarak mutfağa doğru ilerledi. O kolumu bırakana kadar tuttuğunu bile unutmuştum.

Dediğini yaparak yemek salonuna gittim ve sandalyelerden birine oturdum.

...

Ne kadar süre geçti bilmiyordum. Yaman, elinde yemek dolu tabaklarla geldiğinde dilimi dudağımda gezdirerek ne olduğuna bakmaya çalıştım.

Yaman bir yandan da söyleniyordu "nasıl bir insan soğan yahnisini sevebilir?"

Yüzünü ekşiterek elindeki tabağı önüme bıraktı.

"İnsan yanına pilavı da getirir Yaman." Dediğimde cevap olarak "Selda abla getiriyor." Dedi.

Ne yani soğan yahnisini seviyorsam ne olmuş. Pişmiş soğan ağızımı korkutmuyordu zaten.

Yaman geri mutfağa gittiğinde onun da tabağında ne olduğunu merak ettiğinden göz ucuyla bakmıştım.

Yeşil fasulye yiyen adam bana soğan yahnisini kötülüyordu.

Masa tamamlandığında Yaman da masaya oturmuştu.

"Selda abla sen de gelsene."

Selda abla bana hafifçe gülümseyerek "yok kızım, siz Yaman'la birlikte yiyin yemeğinizi. Ben yedim zaten." Dedi.

Çok üstelemek istemedim. Selda abla da sevmezdi zaten.

İlk kaşığımı aldığımda Yaman'a gıcıklık olsun diye sağa sola sallanıp çok güzel olmuş derecesine elimi sallıyordum. Yaman ise canavar görmüş gibi bir ifadeyle beni izliyordu.

"Yol yakınken dönsem mi ben bu işten acaba?" Diyen Yaman'a "lütfen dön. Sen de ben de kurtulalım." Dedim.

Yaman cıklayarak "bu iyiliği sana yapmayacağım Mahperim." Dedi. Ona sadece göz devirmekle yetindim.

Biz yemeklerimizi yerken babam kapıda belirdi. İkimiz de kalkmak için hareketlenmiştik ki babam eliyle oturmamız için işaret verdi. Birkaç adımla yanıma ulaştığında yanımdaki sandalyeyi geriye çekip oraya kuruldu.

"Umarım yarın için bir işin yoktur güzelim." Yüzümdeki keyifli ifade yerini buruk bir tebessüme bırakırken "işim varsa da yok baba, bilmiyormuş gibi konuşma." Dedim.

Babam kafamı kendine doğru çekerek başımın ortasına bir öpücük kondurdu.

"Biliyorum kızım da olur ya erteleyemeyeceğin bir işin olur. O yüzden dedim."

Babamdan uzaklaşırken "erteleyemeyeceğim tek şey yarın." Dedim.

Çünkü yarın annemin doğum günüydü. Babamla her zamanki gibi çiçeklerimizi ve pastamızı alıp annemin mezarına gidecektik.

Bu küçüklüğümden gelen bir şeydi. Annemin doğum günü sabahı babamla erkenden uyanır, annemin başucunda bulunan komodine çiçek buketlerini bırakırdık. Ardından aşağı kata iner kahvaltı hazırlamaya çalışırdık ama ben hep babamın eline ayağına dolaştığım için kahvaltı işi yine anneme kalırdı.

Babam oturduğu sandalyeden kalkarken "tamam o zaman size afiyet olsun." Dedi.

"Hayrola, baba kız günü için bu kadar mı mutlu oldun? Ağzın kulaklarına vardı." Diyen Yaman'la gülümsediğimi o an fark ettim.

"Ailecek bir gün geçireceğimiz için mutluyum." Derken ailecek kelimesinin üzerine bilerek basmıştım.

Herkes her konuyu kurcalayamazdı.

"Bence ben de gelebilirim sonuçta artık ben de ailedenim." Diyen Yaman'a en sert bakışlarımı attıktan sonra nihayetinde bardağımı, kaşığımı ve boşalan tabağımı alarak mutfağa gittim.

Hemen arkamdan gelen Yaman "kötü bir şey mi dedim sanki? Kaynaşmış oluruz diye şey yapmıştım." Diyerek kendini savunmaya geçti.

Gözlerimi kısa bir an açıp kapatarak mantıklı düşünmeye çalıştım. Haklıydı adam. Bilmediği bir memlekette bilmediği insanların evinde kalıyordu. Bir şekilde kendini gösterme ihtiyacı duyuyordu.

"Senlik bir şey değil, sadece babamla ben gidiyoruz. Her sene, aynı gün, aynı yer. Ben kendimi bildim bileli rutinimiz bu." Dedim.

Yaman anlayışla başını salladı. "İyi eğlenmeler size."

Hafif bir tebessümle karşılık verdim.

"Eğlenceli bir şey değil ama sağol." Diyebildim sadece.

Bulaşıkları makineye yerleştirdikten sonra uyumak için Yaman ile birlikte yukarı kata çıktık ve odalarımıza dağıldık.

Üzerimdeki elbiselerden kurutulup pijamalarımı giydikten sonra kendimi yumuşak yatağıma attım.

Sabah olmasını hem de deli gibi istiyor hem de gecenin karanlığında saklanmak istiyordum. Duygusallıktan ve duygusal birisi olmaktan nefret ediyordum ama engel olmaya da çalışmıyordum. Evet istiyordum ama bunun için hiçbir şey yapmıyordum.

Belki de anneme benzeyen yanlarımdan anneme tutunduğum içindir bu ısrarım.

Annemden aldığım yeşil gözlerim ve duygusallığım, babamdan aldığım inatçılığım ve başarma hırsım vardı ama ikisinden de aldığım bir özelliğim varsa o da kolay kolay yıkılmayan biri olmamdır.

Küçükken babam bana bu cümleyi kurduğunda 'annemden almama neden izin verdin ki?' diye ona kızardım. Çocuktum çünkü. Ben ondan bu özelliğini aldığı için yıkıldı ve bir daha ayağa kalkamadı sanırdım.

Büyüdüm. Hâlâ öyle hissediyorum. İmkanım olsa geçmişe gidip o küçük kızın o geceyi unutmaması için elimden geleni yapardım.

Hatırladığı ve onunla kalan tek şeyin kabusları olmasındansa annesinin yanında olmasını da sağlamak isterdim.

Gerçi annesi yanında olsaydı kabusları küçük kızı ele geçirmesine izin vermez, yine ona siper olurdu. Tıpkı o gece gibi.

Küçüklüğümden kalan yıldızlı gece lambamı açtım. Annemi ne zaman özlesem elim ona giderdi. Annemin bana aldığı son hediyeydi o.

Annemle benim hatıralarımı çalmışlardı ve ben her geçen gün onları bulamadıkça kendimi daha çok kahrediyordum. En büyük ipucu zihnimken o da bana sırtını çeviriyordu.

Yanağımdan bir damla yaşın usulca süzülmesine izin verirken yorganıma daha sıkı sarıldım. Annemin parfümünü sıkmıştım. Onun gibi kokuyordu. Yani sanırım. Ben bu parfümü ilk aldığımda babam öyle demişti bana.

Benden annemi almışlardı hem de her şekilde.

Yatağımın yanındaki pencereden gözüken yıldızlara değdi bakışlarım. Aralarında annemin de olduğu sayısız yıldız.

"İyi geceler anne, yarın babamla geleceğiz yanına söz. Ve özür diledim anne her geçen gün zihnimde silikleştiğin için, zihnimde silikleşmeni sağlayanları bulamadığım için."

Burnumu çektikten sonra bu gece son kez fısıldadım anneme. O hep beni duyardı, dinlerdi yanımda olsa ağlamama da izin vermezdi.

"Seni çok özledim. Uyan artık."

İlahi bakış açısı

O gece yıldızlara bakıp kendini suçlayan tek kişi Sare değildi. Tayfun Alkım da tıpkı kızı gibi yıldızlara bakarak defalarca özür diledi karısından, usul usul döktü gözyaşlarını.

Kızının aksine her anlarını hatırlıyordu ve bu hatıralar kör düğüm gibi boğazına dolanıyor, nefesini kesiyordu. İmkanı olsa canını oracıkta verip, karısına kavuşmayı isterdi Tayfun. Sonra aklına kızı gelirdi. Leyla'sının kopyası... Onu nasıl bu cehennemde tek başına bırakabilirdi ki?

"Sizi o gün tek başınıza bıraktığım için özür dilerim Leyla'm. Koruyamadım sizi. Karadeniz gözlüm, bıraktın gözlerini kızımızda. Ona her baktığımda canım o kadar yanıyor ki. Hayır. Sadece seni hatırlattığı için değil, o gün annesini o hastaneden çıkartmadığım için. Minik kızımız büyüdü annesi. Gerçi geliyoruz görürsün, bilirsin, her şeye rağmen hissedersin. Her geçen gün sana daha çok benziyor ve beni en çok korkutan şey de bu. Onu da yanına almazsın değil mi? Kalbimin yarısını aldın kalan yarısını bana bırakırsın değil mi?"

Daha fazla devam edemedi Tayfun. Yüreğinin acısını kelimelere dökemedi daha fazla.

Yüreğinin acısını yüreğine anlatıyordu. Sevdasına, Karadeniz gözlüsüne, yıldızına.

Küçük kızına anlattığı bir masaldı evet ama en çok da o tutunmuştu bu masala. Soğuk toprağa her dokundukça içi ürperiyor, içindeki karısının üşüdüğünü düşündükçe elinden bir şey gelmemesine yanıyordu.

Yüreğindeki yangın ısıtmaz mıydı toprağı? Peki ya toprağın altındaki bedeni? Bir zamanlar atan o kalbi, sımsıcak olan ama şimdilerde belki de kemiklerinin bile kalmadığı bedeni. Karısının bir yıldız olması fikri hoşuna gitmişti çünkü hiçbir silah, hiçbir kurşun, hiçbir el kirletemezdi onu orada.

Saatin gece yarısı olduğunu hissettmişti ama teyit etmek için telefonuna bakma ihtiyacı hissetti Tayfun. Gördüğü saatle yanılmadığını anladı. Son kez kutup yıldızına baktı. Yol gösterirdi kutup yıldızı. Gemicilerin pusulasıydı. Leyla da Tayfun'un pusulasıydı. O yüzden her gece o yıldızla konuşuyordu.

"İyi geceler Karadeniz gözlüm, iyi geceler pusulam ve iyi ki doğdun."

Son sözleri bu olmuştu Tayfun'un. Uyukuya daha fazla direnemeyerek rüyasında karısını görme umuduyla kendini teslim etmişti.

...

Umay Sare Alkım

"Kalksın artık canum o da! Onun keyfune göre mi yaşayacağuk?" Babaannemin sesiydi bu. Hemen arkasından babamın alçak sesi ona eşlik ediyordu. "Aman anne, bırak da uyusun çocuk."

Babaannemin yüz ifadesini göremesem de tahmin edebiliyordum. Büyük ihtimalle yüzünü buruşturmuş, elindeki bastonu sağa sola sallıyordu. "Çocukluği mi kaldu? Eşşek kadar oldi boyumuzi geçiyi!"

Daha fazla gözlerimi kapalı tutamadım. Sakin bir şekilde yataktan kalktım ve odamdaki banyoya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynı sakinlikle odama döndüm ve kapıyı araladım.

"Size de günaydın" diyerek aşağı kata indim. Tabi bunları babaanneme bakarak söylemiştim.

Yemek odasına girdiğimde Yaman, enerjik bir sesle "günaydın Mahperim." Dedi. Ben ise onun bu enerjik hâline karşın yorgun bir sesle "Günaydın." Dedim.

"Ne oldu bugün moralin düşük gibi?" Dedi. Elimi "boşver" dercesine salladım.

Bugün sadece annemle konuşmak istiyordum.

Az sonra babam ve babaanem de kahvaltıya geldiklerinde nihayet midemize bir şeyler girmek üzereydi.

Kahvaltıdan sonra babamla birlikte annemin yanına gitmek için hazırlandığımızda kapının önünde babaannemi görmek beklenmedik bir şey değildi.

"Hayrola nereye cideysunuz?"

Elinin körüne demek vardı. Şayet başka bir yere gidiyor olsaydık derdim.

"Babamla vakit geçirmeye gidiyoruz babaanne bir itirazın mı var?"

Babaannem yine o bilmiş tavrını takılarak "beni niye katmiyonuz peşunuze?!" Dedi. Babamın araya girmesine müsaade etmeden "çünkü istemiyoruz." Dedim.

Babaaanem kafasını ben biliyorum der gibi sallayarak "o gaybana celunun mezaruna cideysunuz dimi?" Dedi.

Aha Bismillahirrahmanirrahim, cehennemde ateşin bol olsun babaanecim. Umay Sare Alkım'dan oraya vip bilet kazandın.

Ellerimi belime yerleştirerek babaanneme "Ne celun ne celun?" Dedim. Babamın kaş göz hareketlerini görmemeyi seçen babaannem "Gaybana celun." Diye sorumu yanıtladı.

Sakin ol Umay. Rabbim bile üç hak vermiş. İkincisinde delirirsen olmaz.

"Annem hakkunda düzgun konişacaksun babaanne" dedim.

Benim şive de kaymıştı...

"He yani cidiysunuz oraya?" Demesiyle sinirlerim iyice hoplamıştı. "He cidiyuruz oraya. Sıkıyorsa çık karşımıza!" Sonlara doğru şivemin kaymaması için büyük bir efor sarf etmem gerekti.

Kapının yanındaki tüfeği alarak bize doğru tuttuğunda "hadi bakalum hayirsuz torin, ez de geç benu!" Dedi.

Alaycı bir gülümsemenin çehreme yayılışına engel olamadım. Belimdeki tabancayı çıkarırken "yeter ki istediğin bu olsun!" Dedim.

____________________________

• Selam papatyalarım nasılsınız?

• Biraz rötarları geldik o yüzden düzenlemeye fırsatım olmadı yazım yanlışlarım vs varsa affola

• Resmi hesaplarımız;
Tiktok/ Instagram: gizsurgunuofficial

• Bilgi ve duyurular için hesabım;
Tiktok/ Instagram: tinyyokur

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.