Giz Sürgünü kitap kapağı

7. bölüm / 8

Giz Sürgünü

7. Bölüm: Kırmızıya Boyananlar

Vaveyla Yazarı: Sude Erdem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 7. Bölüm: Kırmızıya Boyananlar

"Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?"

...

Olanları algılayamıyordum, mantığımı çalıştırmayı deniyordum ama bir türlü aradığım o mantığa ulaşamıyordum. Beynim sulanmış gibi hissediyorum.

Kafamı yukarıya kaldırdığımda odamın olduğu pencereye gözlerim ilişti. Ardından gördüklerimle birlikte başımı ağır çekimde babaanneme doğru çevirdim.

Rüzgarda uçuşması gereken perdem camda durmuyordu bu da demek oluyordu ki canım babaannemin beni evden kovma perileri gelmişti. Yine. Neyse ki eşyalarımın yan odaya taşındığından haberim vardı.

Babaannem onları attığını zannedebilirdi.

"Anne, yapmadım de." Diyen babamın sözlerine gülerek cevap verdim. "Yapmış bile baba, iki saat evde yalnız kaldı diye evi sahiplendi."

Babaanem elindeki bastonu sallayarak "benim evim zaten orası." Dedi.

Sersem adımlarla babaanneme doğru yürüyerek, kimsenin duymayacağına emin olduğum ses tonuyla "burası Kara Pençe'nin evi, onun olana kimse dokunamaz unuttun mu?" Dedikten sonra tepkisini ölçmek için bir adım geriye çekildim.

"Sen nasıl, nerden biliyorsun." Dedi babaannem şaşkınlıkla.

Evet. Annem bir zamanlar tüm yeraltının karşısında titrediği, kimliğini hâlâ çoğu kişinin bilmediği, isminin dahi anılmasından korkulan Kara Pençe'ydi.

Ondan habersiz Karadeniz'in semalarında kuş uçmazdı. Kimileri istihbarat için çalıştığını söylerken kimisi yeraltının güvenliğini sağladığından konuşuyordu.

Şimdilerde onun yarım bıraktığı işi devam ettiren birisi vardı: Kızıl Pençe. Annemin mirasını o koruyordu.

Babaannemin sorduğu soruya cevap vermek yerine "Kara Pençe'nin kim olduğunu bildiğini ve bunu kimlere söylediğini biliyorum babaanne. Son günlerini günahlarını kapatmak için kullan. Duyduğuma göre Kızıl Pençe bu işin peşine düşmüş." Dedim.

Bu söylentiler uzun zamandır insanların kulaklarını dolduruyordu. Babaannemin bunu yeni duymuş olmasına şaşırıyordum.

Yönümü Kaya'ya çevirerek "eşyalarımı dışarı taşıyan adamlara söyle, indirikleri gibi geri taşısınlar," diyerek gözlerimi bahçedeki korumalarda gezdirdim.

Kulaklarımda bir çınlama oluşmaya başlamıştı. Dışarıdaki sesleri duyamıyordum.

Baygın bakan gözlerimi yanıma gelen babama doğru çevirirken işaret parmağımı tehditkâr bir şekilde havaya kaldırdım. "Sakın bana yine aynı şeyi yaptığını söyleme." Cümlemin sonu fısıltılı bir şekilde çıkmıştı. Aynı saniyelerde ayaklarımın üzerinde durmayarak dizlerimin üzerinde yere düştüm.

Görme yetimi kaybederken babamın, Yaman ve Kaya'nın endişeli seslerine "panik yapacak bir şey yok ilaçlarından kaynaklanan bir şey." Diyerek cevap verdiğini duydum. Sonrası zaten karanlıktı.

...

Başımdaki ağrıyla gözümü açtığımda kendi yatağımda olmadığımı farkettim. Panikle etrafıma bakınırken balkonda oturan Yaman ile denk geldi gözlerimiz.

Oturduğu yerden ağır adımlarla yanıma geldiğinde elini alnıma koyarak "daha iyi misin?" Diye sordu. Sesi gerçekten endişeli gibi geliyordu. Boğazımı temizledikten sonra cevap verdim "iyiyim, sakinleştiriciler bana biraz fazla ters tepiyor. Babam da kötüleşeceğimi bildiği için vermiştir bana." Yaman anlamayarak kaşlarını çattı. "Tayfun Bey'in senin kötülüğünü isteyeceğini zannetmiyorum." Dedi.

Yerimde doğruluktan sonra "o yüzden vermiş zaten. Bugün annemin doğum günü, e babaannem de bizde. Benim de psikoloji birazcık nanay. Tedbir amaçlıydı yani." Diyerek babamı savunmaya başladım.

Babam benim kötülüğümü istemezdi.

Yaman, ağır ağır başını sallayarak "anladım." Dedi.

Her zamanki gülümsemesinin yerini buruk bir gülümseme almıştı.

"Sen dinlen. Selda abla yemek hazırlamış büyük ihtimalle. Kokusu buraya kadar geldi. Birer tabak alıp geliyorum."

Gülümsememe engel olamayarak "içinde sakinleştirici olmadığına dikkat ama." Dedim.

Sonunda Yaman da eski gülümsemesini takınarak "özenle kontrol edeceğim." Dedi ve asker selamı vererek odadan çıktı.

Dudaklarımda hâlâ duran tebessümü farkettiğimde hızla dudaklarım düz bir çizgi halini aldı.

Sakın Umay. Sakın kendini kaptırma, kısa süreli bir evlilik bu.

Diyerek kendini uyardım. Bağlanırsam ayrılamazdım. Bağlanırsam planlarımda değişiklikler yapmak zorunda kalırdım ve bu benim ihtiyacım olan son şeydi.

Az sonra Yaman, elindeki büyük tepsiyle odaya girdiğinde aklımdaki düşüncelerden sıyrılıp gülümsememi yüzüme takındım.

Evet kendime bağ kurmayı yasaklamıştım ama bunu insanların bilmesine gerek yoktu.

Kenarda duran sehpayı ayağıyla yatağın yanına getirdikten sonra elindeki tepsiyi üzerine bıraktı Yaman.

"Kırmızı mercimek çorbası mı o?" Diyerek çorbanın kokusunu içime daha çok çekmeye çalıştım. Bu halimi gören Yaman, neredeyse ağzı kulaklarına gelerek gülmeye başladı.

"Allah'ım ben tam bir yemek canavarı almışım. Seni iki saat aç bıraksak beni bile yersin sen." Diyen Yaman'a ters bakışlarımı sunarak çorbayı önüme çektim ve kaşıklamaya başladım.

"Can güvenliğin için benim aç olduğum zamanlar konuşma o zaman Uraz Yaman Korkmaz."

Elindeki kaşığı bırakan Yaman "varsın canımı sen tehlikeye at Mahperim." Dedi.

Ona sadece göz devirmekle yetinip yeniden çorbamı kaşıklamaya koyuldum.

Kapının tıklatılmasıyla Yaman ve benim bakışlarımız oraya kaydı. Kafasını kapı aralığından uzatan Kaya, "Gelebilir miyim?" Diye sordu. Gülümserken gözlerimi açıp kapatarak onayladım onu.

"Daha iyi misin şimdi?"

Yerimden daha da doğrulurken "Turp gibiyim hem de. Düşmanlar çatlasın," sonra sanki birisi duyacakmışçasına fısıltıyla tamamladım cümlemi. "Özellikle babaanneme duyurulur."

Kahkahalarımız odayı aldığında Kaya elindeki küçük, sandık şeklindeki kutuyu bana doğru uzattı.

"Bizimkiler odayı boşaltırken aldım bunu. Zarar görmesini istemediğini biliyorum."

Kaya odaya girerken elinde tuttuğunu bile görmemiştim. Gerçekten zamanında ilaçları bırakmam, yaptığım en iyi tercihimiş. Aklımı bulandırıyorlar.

Yaman, çatık kaşları ve birbirine doladığı kollarıyla bize bakarken "Onun içinde ne var ki?" Diye sordu.

İçime derin bir nefes çekerken "Anneme ait birkaç eşya." Dedim.

Yaman ağır ağır başını sallayarak onayladı beni.

Sadece anneme ait eşyalar yoktu içinde ama bu bilgiyi Yaman'ın bilmesine gerek yoktu. Bazı şeyleri fazlasıyla anlatmıştım bile.

İçindekileri merak ettiniz değil mi? Henüz bunu öğrenmeniz için çok erken. Size hayat hikayemin bir kısmını anlattığım için güvenimi kazandığınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ben kendime bile güvenmem.

Kutuyu sol tarafıma bırakıp yemeğimi yemeye devam ettim.

"Kaya, sen yemek yedin mi?" Kaya soruma "Atıştırdım bir şeyler." Dedi. Tabaktaki yemekleri göstererek "Gel şunlardan atıştır."dedim.

Kaya, kafasını uzattığında alıcı bakışlarla tepsiyi süzdü. "Mercimek çorbası mı o?" Hevesle başımı sallayarak onayladım. Kaya, dilini dudaklarında gezdirerek "Bir kaşık versene Allah rızası için." Dedi. Gülerek yanıma çağırdığımda koşar adımlarla dibimde bitti.

Uzattığım kaşıktaki mercimek çorbasını içtikten sonra kafasını arkaya atarak "Annem yine döktürmüş." Dedi. Cümlesine kahkaha atarak cevap verdiğimde Yaman'ın "Siz hep böyle misinizdir?" Demesiyle kahkaham yarıda kesilirken Kaya ile bakışlarımız ona döndü.

Kaşığı tekrar tabağın kenarına tekrardan usulca bıraktıktan sonra çatık kaşlarımın altındaki gözlerim Yaman'a odaklandı. "Nasılmışız?" Dedim. Yaman kızaran suratı ile imali bir şekilde "Fazla yakın!" Dedi. Kafam sağ omzuma doğru düşerken "Rahatsız mı ettik paşam?" Diye sordum. Gözleri ikimiz arasında dolaştıktan sonra tekrar bende durduğunda "Rahatsız oldum Umay!" Dedi. Hışımla ayağa kalkarken Yaman'ın tam karşısında durdum. "Ağzından çıkanı kulağın duysun Uraz Yaman Korkmaz! Kaya benim çocukluk arkadaşım, birlikte büyüdük. Derdin neyse düzgünce anlat, kızarıp bozarma karşımda."

Aramızdaki bir adımlık mesafeyi kapatırken "Derdimi anlattım, Umay. Şu an kızarıp bozaran sensin. Sana sadece basit bir soru sordum. Evet ya da hayır. Büyütecek bir şey yoktu." Dedikten sonra kapıya doğru adımladı "size afiyet olsun." Diyerek kapıyı kapatıp çıktı.

Kaya suratını ekşilterek "Biraz fazla yükseldin galiba." Dedi. Omuz silkerek yüzümü balkona doğru çevirdim. "Umrumda değil. Odam ne halde bakar mısın? Odama gitmek istiyorum. Daraldum bualdum burda."

Kaya, sehpanın üzerindeki tepsiyi de alarak odadan çıktığında tek başıma kalmıştım.

Odada durdukça nefesim sıkışıyordu. Dışarı çıkıp babaannemi de görmek istemiyordum. Sonunda kendini odanın balkonunda Karadeniz'in yeşilliklerini izlerken bulmuştum.

Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordum ama gökyüzü turuncu, kızıl tonlarına bürünmüştü bile. En sevdiğim saatlerdi. Araf. Ne gündüz ne gece. Hem Güneş semadaydı hem de Yıldızlar. Sonra usul usul kaybolacaktı Güneş. Dünyanın diğer ucunda tek başına, yapayalnız kalacaktı ama yine de bir gündoğdumunda tekrar bulacaklardı birbirlerini.

Balkondaki sandalyelerden birinde, bacaklarımı kendime doğru çekerek kollarımı sarmış bir şekilde oturmuştum. Çenem dizlerime yaslı bir şekilde giden güneşi izliyordum. Yıldızlarla birlikte gelecek annemi bekliyordum, derdimi anlatmak için.

Omuzlarıma konan ince örtüyle birlikte kafamı yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Babam, derin bir nefes alarak yanıma başka bir sandalye getirerek oturdu.

Cebinden çıkardığı sigarasını yakarken paketi bana uzattı. içmemi istemezdi ama paketi uzatmaktan da geri durmadı.

Pakete dokunmadığımı farkedince usulca geri cebine koydu ve dudaklarının arasındaki sigarayı yakarak içine derin bir duman çekrek geri üfledi.

Donuk bakışlarım ağaçların sunduğu yeşil manzarda oyalanırken babamla aramızdaki gergin sessizliği bozmak için "O ilaçları kullanmadığımı biliyorsun." Dedim.

Bir nefes alma süresi boyunca sessiz kaldı babam.

"Biliyorum. Ama babannenin durmayacağını da biliyorum." Diye cevap veren babama histerik bir kahkaha attım. "Yalanlar karşınızdaki insana olan güveninizi gösterir Tayfun Bey. Bana yalan söylemeyi bırakın. Açıkça söyle her şeyi.

Beni bir robottan ayıran tek şey yaşıyor olmamdı.

"Annenin ölümünü hâlâ aşamadığını biliyorum. Onu düşünmeyi hiç bırakmadığını da ama annene dair herhangi özel bir günde de kendini izole etmek istediğini, insanlardan kaçtığını da biliyorum." Derin bir nefes alarak cümlesine devam etti babam "psikoloji ilaçlarını bırakmanın seni daha da kötü etkileyeceği fikrimden hâlâ dönmüş değilim ama senin kararlarına da saygı duyuyorum kızım."

Yüzümde oluşan alaysı tebessümle karşımdaki manzarayı izlemeyi bırakıp babama doğru döndüm. "Bu mu saygı duymuş halin baba? Beynimi sulandırıyor o ilaçlar, düşünme yetimi kaybediyorum ve sen en çok düşünmek istediğim günlerde bana o lanet olasıca ilaçları vermenin bir yolunu buluyorsun." Sesim benden bağımsız olarak yüksek çıkmıştı.

"Senin iyiliğin için..." Elimi kaldırarak babamın konuşmasını yarıda kestim. "Benim iyiliğim için değil baba, ben o ilaçlar yüzünden annemin katilinin yüzünü hatırlamıyorum."

Balkonu derin bir sessizlik kaplamıştı. Acılarımz da bu balkon kadar sessiz midir? Peki ya amaçlarımız, hırslarımız. Sesleri sadece bize mi geliyor? Evet. Onları sadece biz duyuyor, biz anlıyoruz. Herkesin duyması için de çabalıyoruz.

'Çok saçma bir şey' dediğini duyuyorum ama bir düşün. Hayallerine ulaşmak için çabalarken etrafına 'ben bunu yapacağım' demedin mi?

Daha fazla babamdan ayrı oturmaya dayanamayarak yanına gidip sıkıca sarıldım. "O ilaçları içmek istemiyorum, onlarsız da gayet iyiyim," babamın yanağına küçük bir buse kondurdum. "Bu konu bir daha açılmasın olur mu?" Babamda benim gibi yanağıma bir buse kondurduktan sonra ayağa kalkarak "Hadi artık üşüyeceksin, içeri geçelim." Dedi.

Kafamı onaylarcasına salladıktan sonra babamı takip ederek balkondan, ardından da odadan çıkarak aşağı kata indim.

Salonda kapının hemen karşısında bulunan geniş koltuklardan birine oturmuş olan babaannem, babamın arkasından gelen beni gördüğünde "heh geldi bizim katil torun." Diyerek zaten buruşmuş olan yüzünü daha da buruşturdu.

Heh, ben de ne zaman katil olduğumu söyleyecek diyordum.

Salon kapısından içeriye tam anlamıyla girdiğimde babaannemin karşısında oturan ve elindeki telefonla birlikte tek kaşını kaldırarak babaanneme bakan Yaman ile karşılaşmayı beklemiyordum.

"Anne! Umay ile böyle konuşmaman gerektiğini yıllarca, defalarca söyledim. Yapma şunu. Bu seni gerçekten son uyarışım, yoksa adamlarım seni seve seve evine bırakır ve Tayfun diye bir oğlun olduğunu unutursun."

Babam, uzun zaman önce kullanması gereken kelimelere belli ki daha yeni ulaşabilmişti.

Gözlerime ulaşmayan bir gülümseme yüzümde yer edinirken babaanneme "Annemin katili ben değilim ama sen katillere yön gösterenlerden birisin," dedim. Babaannem bembeyaz olmuş suratıyla bana bakarken sözlerime devam ettim. "Tayfun Alkım eğer senin oğlun olmasaydı, çoktan ölmüştün. Ama büyüğe hürmeten seni sona bıraktım babaanneciğim."

Kara Pençe'nin kim olduğunu bilen herkes gözümde şüpheli konumundaydı.

Bu süslü püslü, rengarenk dizayn edilmiş salon benim için sadece kırmızıydı. Hayır gri değil. Kırmızı. Kan kırmızısı. Evin canlı renklerini kuyu kırmızıya boyamaya tek bir kurşun ve siyah yüzlü o kişi yetmişti.

"O ne demek kızım?" Diyen babamın şaşkın sesine karşın yüzümü ifadesiz tutarak. "Babaannem saklaması gereken bir sırrı saklayamamış demek babacım. Önemli değil, boşver." Dedim.

Bakışlarımı babaanneme çevirdikten sonra tekrar babama geri döndüm.

"Ben biraz bahçeye çıkıp kedilerle ilgileneceğim."

Cümlemi tamamlamamla birlikte Yaman ayağı kalkarak "Ben de seninle geleyim." Dedi. Başımı sallayarak onayladım.

Birlikte bahçeye çıktıktan sonra ilk işim kedilerimi aramak oldu. Genelde asla onlar için bahçenin bir köşesine koyduğum kedi evinde kalmaz, buldukları ilk boşluğa saklanırlardı.

Yavruları ve annelerini bahçenin her yerinde aramama rağmen bu sefer bulamamıştım.

Benimle birlikte yavruları arayan Yaman, kedi evinin arkasına doğru başını uzatmışken bana "Senin yavrular burada Mahperim, gel." Diyerek seslendi.

Bahçe kapısının yanına bulunan küçük dolaptan mama paketini almak için uzanan elimi, Yaman'ın seslenişiyle birlikte geri çekerek dolabın kapağını kapattım ve Yaman'ın yanına gittim.

Yavrular annelerinin karnının etrafına toplanmışken anneleri de tek partisini hepsini korumak istercesine üzerlerine uzatmıştı. Onları mışıl mışıl uyurken görünce kıymayıp uzaklaşırken Yaman'ı da tişörtünün eteğinden çekiştirerek peşimden gelmesini sağladım.

Yavrulardan uzaklaştığımızdan emin olduktan sonra elimi Yaman'ın tişörtünden çekerek yuvarlak beyaz ahşap masanın etrafında bulunan aynı renge sahip olan sandalyeye kendimi bıraktım.

Yaman da hemen yanındaki sandalyeye tabiri caizse yayılarak oturduktan sonra alayla karışık bir merakla "ne oldu kedileri sevmeyecek misin?" Dedi.

Kafamı olumsuz anlamda sallayarak ona cevap verdim. "Hayır. Çok tatlı uyuyorlardı, kıyamadım açıkçası."

Bir şey söyleyecek ama çekinir gibi duran Yaman'a karşı bıkkınlıkla nefesimi vererek "Daha fazla kıvranma da çıkar ağzındaki baklayı." Dedim. Yaman da sanki bunu dememi bekliyormuşcasına hemen "Babaannen ne zamandır seninle bu şekilde konuşuyor?" Dedi. Açıkçası ben, neden böyle konuştuğunu sorar sanmıştım. "Annem öldüğünden beri." Diye cevap verdim düz bir sesle.

Yaman sandalyesiyle birlikte bana doğru dönerken ben de mecburen bakışlarımı ona çevirmiştim. "Peki canını çok yakıyor mu?"

Bunları sormaması lazımdı. Neden soruyordu ki?

'Seni önemsediği için' dedi kalbim,
'Sana karşı kullanmak için' dedi beynim.

İkinci seçeneğe daha sıkı tutundum. Amacımın dışına çıkmazdım. Çıkmamalıydım. Bütün Karadeniz içimdeki yangınla yanmadıkça, kalbim susmaya mahkûmdu.

"Hayır. Babaannemin sözleri umurumda bile değil."

Ne demişti Yaman?
'Ne de olsa ikimiz de iyi yalancılardık'

Haklıydı. Onu bilemezdim ama ben mükemmel bir yalancıydım.

Az sonra kapıdan giren Kaya "Umay hanım, Mahir Bey sizinle önemli bir konuda konuşmak istiyormuş" dedi iş sırasında kullandığı o sert sesiyle.

_______________

• Selam papatyalarım nasılsınız? Umarım iyisinizdir.

• Bölüm nasıldı?

• Sizce Mahir Bey ne konuşmak için geldi

• Umay bize ne zaman güvenecek?

• Güncel duyurular için sosyal medya hesaplarım;
Instagram/ Tiktok: tinyyokur

• Resmi hesabımız;
Instagram/ Tiktok: gizsurgunuofficial

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.