7. bölüm · Gerçek Orada Bitti
Özgürlüğün Bedeli
Asel benim güçlü tarafımdı. Güçlü, korkusuz, acımasız. Mina benim ürkek, merhametli, vicdanlı tarafımdı. Bugün 24 Ocak 2025 saat 10:21. Ve ben Mina Alaca, ilk defa Asel olmuştu. İlk ve son kez.
Babam yerde kanlar içinde bana şaşkınlıkla bakıyordu. "Git." dedim ona. "Git ve kavuş Asel'e. Ama anneme dokunmaya cüret edersen kimseyi tanımam. Yetti artık işkencelerin. Ne kadar bencil bir adamsın sen baba?" ağlayacaktım. Hayır ağlamayacaktım. Herhangi bir pişmanlık ve üzüntü duymamıştım. Dimdik durup ona bakıyordum. Annem ise şoktan ağzını bıçak açmıyordu. "Kendin yarattığın canavarı gör. Asel, bir canavardı fakat sen bilemedin. Ben Mina Alaca, bugün ilk ve son kez senin yüzünden Asel oldu." ve gözlerini yumdu. O sıra siren sesleri duyuldu. Annem yalvaran gözlerle bana baktı. "Ne yaptın sen? Babanı öldürdün... Kaç kızım, polisler-" sözünü kestim ve duygusuz gözlerle ona baktım. "Kaçarsam suçlu olurum anne. Benim bir suçum yok." annem kafasını iki yana sallayarak bana baktı. O sıra içeri silah doğrultan polisler girdi. Önce yerde yatan babama sonra elimde bıçak tutan bana baktılar. "At o elindekini." dedi polis. Herhangi bir korku hissetmeden bıçağı attım. Polis gelip ellerimi arkamda birleştirdi ve kelepçeledi. Annem ise "Hayır! Onun bir suçu yok! Bizi korumak istedi bırakın onu!" diye kendini paralamaya başladı. "Hanımefendi karakolda ifade verirsiniz." dedi ve beni dışarı çıkardılar. O sıra heyecanla bana bakan çocukları gördüm. Batu tam bana gelip sarılacakken yanımdaki polisleri ve elimdeki kelepçeyi görünce olduğu yere çivilendi. Hepsi şaşkınlık ve endişeyle bana bakıyordu. Elimdeki kanı gören Temmuz öğürdü. Kan tutardı onu. Nil ise hızla gelip polislerin önünü kesti. "Ne oluyor? Neden götürüyorsunuz kardeşimi?" polis ise Nil'i uzaklaştırıp "Karakolda öğrenirsiniz hanımefendi. Önümüzden çekilin şimdi." Nil bana sorgulayan gözlerle baktı. "Mina?" duruşumu dikleştirip yürümeye devam ettim. Nil'in kulak hizasına gelince durdum. "Asel... Bugün Asel'im." dedim ve polis arabasına bindim. Yanımda iki polis önde de iki polis vardı. Kafamı kaldırıp dikiz aynasından şoför koltuğunda oturan polise baktım. "Hüküm giyer miyim?" sorduğum ilk soru bu olmuştu çünkü doktor olmak istiyordum. Polis dikiz aynasından bana baktı. "Şahsı öldürdünüz. Hüküm giymekten başka şansınız yok." kafamı yere eğdim. "Peki doktor olmamı engeller mi?" o sıra bütün polisler bana baktı. Şoför koltuğunda oturan polis boğazını temizleyip konuştu. "Eğer meşru müdafaa ise ve ceza almazsanız, engellemez." buruk bir şekilde gülümsedim. Karakola geldiğimizde beni gözaltına aldılar. Demir parmaklıkların arasına girdikten sonra kelepçeyi çıkarıp kapıyı kilitlediler. Duvarın köşesine geçip oturdum.
Baba... Seni öldürdüm. Evet, ben yaptım. Beni ve annemi yıllarca esir aldın, korkularla, şiddetle, acıyla... Benim kanımda senin gibi acımasızlık varmış, korkusuzluk varmış. Korktum ama pes etmedim. Senin gölgenin altında Asel olmayı reddettim. Ama bugün... sana karşı durup. "Ben senin kızınım. Ben senin kızın Asel'im." dedim. Çünkü ben aslında Asel'im; güçlü, kırılgan, acıtan ama dimdik ayakta duran.
İçimde hem nefret var hem kabulleniş. Hem acı var hem öfke. Seni öldürmek zorundaydım. Annemi öldürmene izin veremezdim.
Asel olmak korkusuzluk demek. Hayatta kalmak demek. Bu topraklarda, bu bedenimde, bu ruhumda var olan acı ve cesaretin birleşimi. Belki de şimdi gerçek Asel ortaya çıktı.
Gözaltındayım. Belirsizlik içinde bekleyişteyim. Ama bir şey kesin: Ben buradayım. Varım. Ve korkmuyorum.
Ayak sesleri yaklaşınca kafamı ağır ağır kaldırdım. Gelen polislerden biriydi. "Asel Mina Alaca, sorguya gidiyorsunuz." kapıyı açıp ayağa kaldırdı ve ellerime kelepçeyi taktı. Beni sorgu odasına götürdü ve kelepçelerle bırakıp dışarı çıktı. Önde bağlı ellerime bakıyordum. Kapı açılıp içeriye giren komiseri görünce kafamı ağır ağır kaldırdım. Elinde benim dosyam vardı. Karşıma oturdu. "Asel Mina Alaca. Yaş 17. Hiçbir sabıka kaydı yok. Fen Lisesi öğrencisi. Anne adı Nazan Alaca, baba adı Birol Alaca." komiser dosyada yazanları okuyunca şaşkınlıkla bana baktı. "Kendi babanı öldürmüşsün. Şanslısın. Yaşının on sekizden küçük olduğu için dua etmelisin çünkü cezai indirim alırsın." gözlerini kısarak bana baktı. "Neden yaptın? Üstelik başarılı bir öğrenciymişsin. Geleceğine yazık ettin." kafamı yere eğdim. Komiser derin bir nefes aldı. "Neden yaptın?" kafamı kaldırıp gözlerinin içine baktım. "Annemi korumak için." kaşlarını kaldırdı. "O mu sizi öldürecekti?" kafamı ağır anlamda salladım. "Herhangi bir kanıt var mı?" kaşlarımı çattım. "Yok, kanıt mı olması lazım? Meşru müdafaa işte!" komiser kaşlarını çattı. "Bazen kanıt o kadar önemli ki küçük kız." kafamı iki yana salladım. "Aslında bir kanıt var, ne biliyor musunuz? Babam cezaevinden firar etti, ne için? Bizi öldürmek için! Arıyordunuz ya onu hani, kaçtı ve evine geldi, annemi rehin aldı bizi öldürecekti." komiser kafasını salladı. "Evet, arıyorduk. Ve kötü olan diğer şey ne biliyor musun küçük kız, adalete teslim edilen mahkumu hâlâ ceza süresi varken öldürdünüz ve cezasını bu dünyada çekemeyecek. Ekstra suç. Suçlu insanları bizim bile vur emrimiz yokken bir başkası da yapamaz." sinirden gülmeye başladım. "Şaka mısınız? Adam annemi ve beni öldürecekti diyorum. Utanmadan hangi adaletten bahsediyorsunuz?" komiser kaşlarını çattı. "Yarın mahkemen olacak. Bunları hakime söylersin." komiser kalktı ve gitti. Yaklaşık 10 dakika sonra başka bir polis geldi ve beni tekrar o parmaklıklar arkasına attı. Adaletmiş, sokayım böyle adalete! Dizlerimi karnıma doğru çekip oturdum. Gerçekten şaka gibi, meşru müdafaa diyorum adam diyor kanıt. E, yok ulan!
***
"Uyanın hanımefendi." polisin sesiyle gözlerimi açtım. "Uyumadım zaten." deyip ayağa kalktım. Polis göz devirdi. Evet, evet polis bana göz devirdi. Ellerime kelepçe takıp dışarı çıkardı. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. Bana bakmadan yanıtladı. "Duruşmaya." sonra da ne o bir şey dedi ne ben. Karakolun içindeyken bizimkileri görünce olduğum yerde kaldım. Yanlarında da annem. "Asel, kızım!" annem bana koştu. Polisler onu engellemek istedi ama bana sıkıca sarıldı. "Hanımefendi, bırakın. Mahkemede görürsünüz kızınızı." Serkan yanıma geldi. "İyi misin?" gülümsedim ama cevap vermedim. Batu, Nil ve Temmuz yanımıza geldi. "Bize 5 dakika müsaade edin, lütfen." dedi annem. Polis beni bıraktı. "Sadece 5 dakika, çabuk olun." polis bizi yalnız bıraktıktan sonra annem ellerimi tuttu. "Kızım, nasılsın yavrum?" sadece gülümsedim. Ne sesim çıkıyordu artık ne de ayakta durabiliyordum. Hepsi endişeyle bana bakıyordu. "Neden konuşmuyorsun kızım? Bir şey mi oldu?" kafamı iki yana salladım. "Ne söyleyeyim anne?" Serkan çenemi tutup kendisine çevirdi. "Biz yanındayız tamam mı? Kollarını sallaya sallaya çıkacaksın." komiserin o dediklerinden sonra pek umudum yoktu açıkçası ama onlara bir şey demedim. Batu hızla bir adım atıp beni çekip sarıldı. Serkan'ın düşüncelerini umursamadan. Kulağıma fısıldadı. "Bırakma beni. Mina, lütfen." şaşırmıştım. Mina dediği için. Ben de fısıldadım. "Mina dedin?" Batu kokumu içine çekti. Ama o kadar sessizce belli etmeden yaptı ki bunu bir tek ben anladım. "Çünkü bilmiyordum. Sen artık Mina'sın." kafamı salladım. Nil bana bakıyordu. Gelip sarıldı. "Nede yaptın demeyeceğim, haklısın. Ama çık oradan kardeşim." Temmuz bana baktı. "Dikkatli ol." dedi ve polis yanımıza geldi. "Süreniz doldu. Şimdi müsaade edin." Hepsi mecburen geri çekildi ve beni jandarmalara teslim ettiler. Askerlerin aracına bindim. camdan bizimkilere baktım. Serkan'ın arabasına binip peşimizden geliyorlardı. Gözümden bir damla yaş akınca silmek için elimi kaldırmaya çalıştım ama bileklerim acıdığı için yapamadım. Yanımda oturan jandarma elini uzatınca irkildim. Yanağımdaki yaşı o silmişti. Ama bana bakmıyor, tam karşısına duygusuz gözlerle bakıyordu. Kafamı yere eğip mırıldandım. "Teşekkür ederim..." kaç dakika geçti bilmiyorum ama çok geçtiğine emindim. Sonunda adliyeye gelmiştik ve yanağımdaki yaşı silen jandarma kolumu tuttu ve yürümeye başladık. O sıra Serkan'ın arabası da gelmişti. Hepsi bana baktı ve peşimizden onlar da geldi. Biraz bekleyişten sonra mübaşir seslendi. "Sanık Asel Mina Alaca, duruşma salonuna!" jandarmalarla birlikte içeri girdim. Arkamızdan diğerleri gelip yerlerine oturdular. Ben de oturdum. Tam o sıra hakim içeri girdi. Herkes ayağa kalktı. "Oturun." oturduğumuzda hakim dosyalara baktı. Ve tekrar bana döndüğünde "Sanık Asel Mina Alaca, ayağa kalkın." ayağa kalktım ve diyeceklerini bekledim. "Kimlik tespiti yapacağım. Adınız, soyadınız?"
"Asel Mina Alaca."
"Doğum tarihiniz?"
"21 Eylül 2008."
"Mesleğiniz, öğrenim durumunuz?"
"Lise 3. sınıf, öğrenciyim." hakim dosyaya göz atarken "Babanız Birol Alaca'yı öldürdüğünüz iddia ediliyor. Olay günü neler oldu? Anlatın." ellerim titriyordu ama sesimi güçlü tuttum. "O gün evimize geldi. Cezaevinden kaçmıştı. Annemi tehdit etti. Beni de... Yıllardır bizi döverdi, işkence ederdi. Korunmak için hiçbir şey yapılmadı. Polisi aradı arkadaşlarım, ama zamanında gelmediler. Anneme silah doğrulttuğunda artık susamazdım. Annemin önüne geçtim vurmaması için, ikna etmeye çalıştım ama sinirlenip tokat attı. Tokadıyla yere düştüm. Sonrasında annemin salonda et doğradığı bıçağı gördüm ve elime aldım. Ve..." boğazım düğümlendi. "Onun sırtına sapladım. Durmuyordu çünkü. Durmayacaktı."
"Peki neden 'Ben senin kızınım. Ben senin kızın Asel'im." dediniz? O ismi reddettiğinize dair ifadeleriniz var." gözlerim doldu, yüzüm taş gibi kasılmıştı. "Çünkü o an korkmadım. İlk defa. Çünkü o an Asel olmayı seçtim. O ismi yıllarca ondan nefret ettiğim için terk ettim. Ama o gün, onun karşısında o ismi sahiplenerek durdum. Beni ezen o adamdı. Ama ben artık onun gölgesi değilim. Ben Asel'im. Ama artık onun gibi değilim." bir anlık sessizlik oldu. Sonra hakim konuşmaya devam etti. "Peki... elinizdeki bıçağı bıraktıktan sonra ne yaptınız?"
"Bırakamadım sayın hakim. Sadece yerde yatan babama bakıyordum. Polisler geldiğinde onlar atmamı istedi ben de ikiletmeden bıraktım." hakim başını salladı, jandarmalara işaret etti. "Peki. Oturun. Sanığın beyanları zapta geçsin." katip klavyeye hızlıca yazmaya başladı. Salon kısa bir sessizliğe büründü. Sadece yazı sesleri duyuluyordu. Savcı ayağa kalktı. Ciddi ve sorgulayıcı tonda konuştu. "Sayın Mahkeme, sanığın geçmişinde kimlik çatışmaları ve psikolojik travmalar bulunduğu ifadesinden anlaşılmaktadır. Ancak burada bir can alındığı açıktır. Bu olay, duygusal bir kriz mi, planlı bir eylem mi bunu dikkatle değerlendirmek gerekir. Dosyadaki delillerin tamamı değerlendirildiğinde, meşru müdafaa sınırının aşılıp aşılmadığına mahkememizin karar vermesi gerekir." avukatım sakin ama vurgulu bir sesle konuşmaya başladı. "Sayın mahkeme, sanık Asel'in ifadesi tutarlıdır. Evine izinsiz giren, daha önce hakkında uzaklaştırma kararı olan bir kişi, silahlı şekilde tehditte bulunmuş, annesinin canına kastetmiştir. Sanık, yaşam hakkını ve annesinin hayatını korumak amacıyla refleksif bir eylemde bulunmuştur. Bu, açık şekilde meşru müdafaadır." Hakim önündeki kağıtlara göz attı ve jandarmalara baktı. "Herkes ayağa kalksın." hepimiz ayağa kalktık. "Sanığın yaşının küçük olması, sabıkasız oluşu, olayın oluş şekli ve mağdurun geçmişte aile içi şiddet uyguladığı yönündeki beyanlar değerlendirilmiştir. Ancak her ne olursa olsun, bir insanın yaşamına son verilmiştir. Bu nedenle: Sanık Asel Mina Alaca'nın, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri uyarınca, 'meşru müdafaada sınırın aşılması suretiyle ölüme neden olmak' suçundan... 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına... Cezanın çocuk hükümlülere uygun infazla uygulanmasına karar verilmiştir."
