2. bölüm · Gerçek Orada Bitti
Bilmece
Hızla mutfağa girdim, yer porselen tabağın kırıklarıyla doluydu. Annem ise belli bir noktaya bakıyordu. Hızla annemin yanına gittim. "Anne, ne oldu?!" annemin gözleri doldu ve bana televizyonu gösterdi. Haberler açıktı. Televizyonun sesini açtım. "Evet Sayın İzleyiciler, Bayrampaşa F Tipi Cezaevinden kaçan mahkum Birol Alaca her yerde aranıyor. Eğer gören, bilen olursa bu numarayı arayın ve çok dikkatli olun." yutkundum. "Baba..." annem titreyen bir sesle konuştu. "Baban kaçmış Asel, b-bu nasıl..." annem ağlamaya başladı. "Sakin ol anne, polisi arayacağım hemen." hızla telefonumu çıkarmamla kapının çalması bir oldu. Annem korkuyla bana baktı. "Sakin ol." Annemin saçlarından öptüm ve mutfaktan bir bıçak aldım. Kapıya yaklaştım. Kapı deliğinden baktım ama kimse görünmüyordu. Yavaşça kapıyı açtım. Sağa sola baktım ama kimse yoktu. Kapıyı kapatacağım esnada yerde bir buket orkide gördüm. Eğilip elime aldım. Üzerinde not vardı: "Bugün çok ileri gittim, affet. -Serkan" gülümseyip içeri girdim. Annem tereddütle konuştu. "K-kim geldi?" heyecanla içeri girdim. "Kimse!" annem kafasını mutfaktan dışarı uzattı. Kaşlarını çattı. "O elindekiler kimden?" gülümseyip elimdeki pembe orkidelere baktım. Lavanta dışında hiçbir çiçeği sevmiyordum ve Serkan'ın bunu hâlâ bilmemesi üzmüştü ama olsun, en azından düşünmüştü. "Serkan'dan." annem kafasını iki yana salladı. "Çok iyi birisine benzemiyor gözüm tutmadı onu." göz devirdim. "Aman anne, merak etme Serkan gerçekten iyi biri ve bana çok değer veriyor. Dikkatli olacağım." annem kafasını olumlu anlamda yine salladı. "Ben yemekleri tekrar ısıtayım, soğumuşlardır." gülümsedim. "Tamamdır." annem tekrar mutfağa gitti, bense salona geçip telefona bakmaya başladım. Mesaj uygulamasına girip Serkan'a yazdım. "Çiçekler için teşekkürler. :)" aradan beş dakika geçti ve aktif oldu. Yazıyor... "Beğenmene sevindim, sen daha güzelsin." güldüm. "Neredesin?" diye sordum. Bir dakika bekleyişten sonra yazdı. "Evdeyim. Sen?" yazmaya başladım. "Ben de evdeyim" mesaj uygulamasından çıkıp telefon uygulamasına girdim. Serkan'ın adına basıp aramaya başladım. Çalıyor... Çalıyor... Çalıyor. "Hadi ama, açsana artık." son bip sesinden sonra telefon kapandı. Mesaj uygulamasına girdim ve Serkan yazmaya başladı. "Arama." kaşlarımı çattım. "Neden?" yazıyor... yazıyor... çevrimiçi. Neyi yazıp sildi acaba. Tekrar yazmaya başladı. "Kusura bakma sevgilim ama şu an açamam müsait değilim." yazmaya başladım. "Ne işin var?" çok bekletmeden cevap verdi. "Şey... annem işte, odamı toplamamı söyledi ve topladıktan sonra yemeğe ineceğim. Daha sonra da duş derken... konuşamayız." görmediği hâlde kafamı salladım. "Anlıyorum. Peki, Serap ablanın sözünü ikiletme. Kolay gelsin canım."
"Teşekkür ederim hayatım. :)" Telefonu kapattığım sıra annemin yemekleri ısıtıp tencereleri getirdiğini gördüm. "Yardım edeyim mi anne?" annem gülümsedi. "Yok kızım ben hallederim." o sıra kapı çaldı. Annem bana ben kapıya bakıyordum. Annem şu an bile korkudan elleri titriyordu. Gülümsedim. "Merak etme. Ben bakacağım." annem endişeyle bana baktı. Kapıya gittim. Tereddütle kapı kulpunu tuttum. "Kim o?" genç bir erkek sesi geldi. "Polis." rahat bir nefes alarak kapıyı açtım. "Buyurun memur bey?" polis önce bana sonra içeriye göz attı. "Birol Alaca'nın neyi oluyorsunuz?" kaşlarımı çattım. "Maalesef kızıyım. Neden?" polis onaylayarak kafasını salladı. "Haberlerde görmüşsünüzdür, babanız kaldığı cezaevinden firar etmiş. Buraya hiç uğradı mı? Evinizi aramamız lazım." gülümsedim. "O adamın hapse girmesine sebep olan kişi benim, onu ben ihbar ettim. Neden onu tekrar evime alayım?" polis birkaç saniye bana baktı. "Herhangi bir tehdit altında olmadığınızı bilmem gerek. Bana da bu konuda emir verildi. Eğer izin verirseniz evinizi aramak istiyorum." kenara çekildim. "Birincisi herhangi bir tehdit altında değilim, ikincisi o buraya henüz gelmedi ve firar eder etmez kendi evine gelecek kadar salak değil maalesef." polis onayladı ve evi aradı. Yanındaki meslektaşı ile buranın temiz olduğunu bildirerek gittiler. Tam kapıyı örtecekken biri kapıyı tuttu. Elimi yumruk yapıp yüzüne geçireceğim esnada durdum. "Hop hop, sakin ol güzelim." kaşlarımı kaldırdım. "Batu? Manyak mısın ödüm koptu." Batu gülümsedi. "Sakin ol. O polisler neyin nesi?" derin bir nefes vererek kafamı iki yana salladım. "Babam, cezaevinden firar etmiş." Batu okkalı bir küfür savurdu. "Ne? Ne diyorsun kızım sen? Gerçekten mi?" kafamı salladım. "Maalesef Batu'cum. Keşke gerçek olmasaydı." annem salondan kapıya doğru baktı. "Batu, oğlum hoş geldin." annem Batu'yu görünce bir hayli sevinmişti. "Hoş buldum Nazan ablacım, nasılsın?" annem gülümsedi. "İyiyim oğlum sen nasılsın?" Batu da elini kalbine götürerek gülümsedi. "Hamdolsun abla iyi olmaya çalışıyorum." Batu'ya döndüm. "Bir şey mi oldu neden geldin?" Batu yalandan üzülmüş gibi yaptı. "İstemiyor musun beni?" gülümseyip omzuna vurdum. "O nasıl söz? Şaşırdım sadece!" Batu güldü. "Sadece seninle bir şey konuşmam lazımdı." kafamı salladım. O sıra annem içeriden seslendi. "Yemek yiyecektik Batu oğlum, gel sen de ye bizimle." Batu hevesle gülümsedi. "Çok isterim, sabahtan beri bir şey yememiştim."
Hepimiz sofraya oturduk ve yemeye başladık. "Annenler nasıl Batu, iyiler mi daha?" Batu'nun bakışları bana döndü daha sonra anneme. "Evet... iyiler biraz. İnsanlar unutmaz Nazan abla, alışırlar." annem hüzünlü gözlerle Batu'ya baktı. "Geçecek evladım, her şey geçecek." Batu gülümsedi. Yemekleri bitirip masayı topladık. "Ellerine sağlık Nazan abla çok güzeldi her şey." annem küçük bir kahkaha attı. "Afiyet olsun oğlum. Hadi siz Asel'in odasına çıkın ben size kek yapacağım hem de sevdiğinden, havuçlu!" Batu heyecanla anneme baktı. "Çok teşekkürler." Batu'nun koluna dokundum. "Hadi gidelim." odama geldiğimizde Batu yatağıma oturdu. Ben de yanına oturdum. "Nasılsın?" diye sordu. Düşündüm, hem de gereğinden fazla düşündüm. "İyi olmaya çalışıyorum, ne yalan söyleyeyim..." titrek bir nefes aldım. "Yıl oldu 2025 ama ben hala 2019'da kaldım." Batu olumlu şekilde başını salladı. "Bununla ilgili konuşmak için gelmiştim aslında... ama önce biraz sohbet edelim." gülümsedim. "Serkan seni bıraktıktan sonra yine bir şey olmadı değil mi?" kafamı iki yana salladım. "Olmadı. Ama neden böyle son birkaç gündür anlamıyorum." Batu belirli bir köşeye daldı. "Ben de anlamıyorum." Batu bana biraz daha yaklaştı. Elimi tuttu. "Asel... lütfen bana yardım et." kaşlarımı kaldırdım. "Batu..." Batu konuşmama izin vermedi. "Canım yanıyor Asel, dayanamıyorum artık. Yaşamak, nefes almak bile zor geliyor artık. Lütfen Asel... Bulut'un ölümüne sebep olan kimse onu bulalım. Benim içim o zaman soğuyacak." Batu'yu kendime çekip sıkıca sarıldım. Ağlamasına izin verdim. "Sana söz veriyorum bulacağız Batu." Batu benden ayrıldı ve yüzüme baktı. "Not alalım. Bulut hakkında her şeyi, nereye gideceğimizi, kimleri sorgulayacağımızı..." kafa salladım. "Alalım Batu, bir saniye." ayağa kalktım ve çalışma masamın önüne geldim. Çekmecenin içinden not defterimi aldım ve bir kalem. Batu'nun yanına oturdum. Not defterimin ilk sayfasını açınca bir fotoğraf ve bir restoranın kartı yere düştü. Kaşlarımı çattım. Yere eğilip ikisini de aldım. Fotoğrafta Batu, ben, Serkan, Temmuz, Nil ve... Bulut vardı. Fotoğrafı çeken Bulut'tu. Ne çok severdi fotoğraf çekmeyi. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Batu titreyen elleriyle fotoğrafı aldı. "Kardeşim..." acı bir şekilde nefes aldı. Kartta ise Beylikdüzü'nde bir restorana aitti. Fakat daha önce oraya gitmediğime emindim ve fotoğraf... O sadece Bulut'taydı ve ben defterimin içine koyduğumu hatırlamıyordum. Düşünceli bir sesle "Batu..." dedim. Batu bana döndü. "Fotoğrafa bakabilir miyim?" Batu ikiletmeden fotoğrafı bana verdi. Arkasını çevirdim. Arkasında bir not vardı, daha çok bilmece gibi. "Bu ne?" Batu bana yaklaşıp yazıya baktı. "B-Bulut'un yazsısı bu." derin bir nefes alıp okumaya başladım.
"Ben bir gölgedeyim, ışığın ardı sıra,
Adım dostlukta saklı, özüm ayrılığa yara.
El veririm sıcakça, içim buzla dolar,
Gülüşümde bahar var, ardımda kış donar.
Ne kapıdan girerim ne tok sesle çıkarım,
Varlığım bir yoklukla anlaşılır ancak.
-20 Ocak 2019, 11:38-"
Bulut ölmeden 4 saat öncesi...
