13. bölüm · Gerçek Orada Bitti
Kayıp Günlük
Nil Altıner
Mina’nın yanına geldiğimde koltuğa oturdum. Çok masumdu benim kardeşim. Elin tuttum. “Nasılsın balım. İyi ol lütfen. Ben iyiyim. Biliyor musun Kerem benim sevgilim artık! Çok mutluyum. Ama az önce onu çok kırdım, Temmuz yüzünden. Umarım gönlünü alabilirim. Sen de iyi olacaksın. Çok çabalıyoruz senin için. Özellikle Batu. Babası seni çıkarmak için uğraşıyor, çıkacaksın o lanet yerden az kaldı. Ne öğrendik biliyor musun, Bulut yıllar önce bana bir şey demişti, onu hatırladım. Ve bilmecenin cevabını bulduk: İhanet.” derin bir nefes aldım. “Neden bilmecenin cevabı bu bilmiyoruz henüz. Ama… Bulut’un günlüğünü inceleyeceğiz. Bulut’un günlüğü benim evimdeydi. Buradan çıkınca eve gidip alacağım. Uyandığında her şeyi daha detaylı anlatacağım söz veriyorum.” eğilip yanağından öptüm. “Ben senin hep yanındayım kardeşim. Annen bana ve Batu’ya emanet, merak etme. Annene durumunu söylemedik ama seni ziyarete gitmek için çok ısrar etti. Zor durdurduk Kerem ile. Ben ve Kerem sizin evinizde kalıyoruz, annene bakıyoruz. Batu da… seni bırakamıyor. Günlerdir kapında yatıyor. Batu seni çok seviyor ama Serkan olduğu için artık seni sevmeyi bırakmayı deniyor. İkinize de çok üzülüyorum. Batu seni çok güzel seviyor ama sen ne istersen ben hep yanında duracağım balım.” beş dakikam dolmuştu. Gözlerimi kapatıp titrek bir nefes aldım ve ayağa kalktım. Gitmeden önce eğilip alnından öptüm. “Seni seviyorum kardeşim.”
Dışarı çıktığımda hepsi bana baktı. Kerem’in yanına gittim. “Biraz konuşabilir miyiz?” diye sordum. Boyu uzun olduğu için kafamı kaldırıp bakmam gerekiyordu. Kerem yaslandığı duvarda ayrılıp kolunu omzuma attı. “Konuşalım tabii, bir sorun mu var?” cevap vermedim. Kafamı yere eğdiğinde eliyle nazikçe çenemi tuttu ve kaldırdı. “İyi misin? Ağladın mı sen? Gözlerin kızarmış.” kafamı iki yana salladım. “Ağlamadım, gözüme toz kaçtı sadece.” dedim ve bu Kerem’in gülmesine sebep oldu. Beni kendine çekip saçımdan öptü. O sıra Temmuz’un bize olan kıskanç bakışlarıyla karşılaştım. Kaşlarımı çatıp Kerem’den uzaklaşıp onun gözünün önünde inadına dudağından öptüm. Temmuz neredeyse tepinerek arkasını dönünce güldüm. Kerem bana şok içinde bakıp elini kalbine götürdü. “Kızım bir anda pat diye öyle öpme, kalp var ben de.” demesiyle gülüp kolunun altına girdim. “Hadi gidelim.” dedim ve dışarıya doğru ilerlemeye başladık. Dışarı çıkmadan önce kantinden iki tost ve iki çay aldık. “Acıkmışsındır. Çok zayıfsın bir şeyler ye biraz.” diyen Kerem’e göz devirdim. “Sadece dikkat ediyorum.” Kerem tostundan büyük bir lokma alıp “Dünyaya bir kere geliyoruz ye gitsin.” dedi ve gülümsedim. Tostumdan bir ısırık aldım. “Kerem,” Kerem tostuyla aşk yaşarken bana bakmadan “Hım?” dedi. “Özür dilerim.” Kerem ağzı doluyken çiğnemeyi durdurup bana şaşkınca baktı. Ağzındakini yutup “Neden?” diye sordu. “Seni çok kırdığımın farkındayım. Anlayıp dinlemeden hareket ettim ama Temmuz kaç yıllık arkadaşım. Ama bu yine de beni haklı yapmaz. Özür dilerim. Ben artık anladım ama Temmuz… kıskanç birinin önde gideni. Bu konu hakkında Mina ile de konuşacağım. Affet beni olur mu?” Kerem’in bakışları çayına döndü. “Sorun değil Nil’im. Ben sana küsemem. Seni seviyorum çünkü. Ama yine de kırıldım evet. Beni dinlemeyip sadece Temmuz’u dinleyip ona inanman kırdı.” Kerem’e yaklaştım ve elimle yanağından tutup bana bakmasını sağladım. “Özür dilerim bir daha asla yapmayacağım. Sinirime yenik düştüm.” Kerem gülümseyip dudağıma bir öpücük kondurdu. “Sorun değil yavrum. Hadi yemeğini ye şimdi kızdırma beni. Bayılıp kalacaksın.” gülümseyip cilveli bir şekilde Kerem’e sürtündüm. “Bayılırsam tutmaz mısın beni?” Kerem gülümseyip “Tutmaz olur muyum, hastaneyi bile ayağına getiririm.” sırıtıp yanağından öpüp tostuma döndüm.
Yemeğimizi bitirdiğimizde hastanenin içine girdik. Asansöre bindiğimizde Kerem’e döndüm. “Beni bir on dakika sonra evime bırakır mısın?” Kerem başıyla onayladı. “Bırakırım tabii.” Asansör durunca inip Mina’nın odasının önüne geldik. Serkan oturuyordu, Batu da içeri girmiş olmalıydı. Temmuz ise burada değildi. Serkan’ın yanına gittim. “Temmuz nerede?” Serkan ikimizi de süzüp “tuvalete gitti sanırım.” dedi. “İyi, benim eve gitmem lazım. Batu’ya söylersin.” dedim. Serkan onaylayınca Kerem’le dışarıya çıkıp arabasına ilerledik. O sürücü koltuğuna ben de yanına oturdum. Radyoyu açtık. Çalan şarkı derin bir iç çekmeme neden oldu. Radyoda Mabel Matiz – Sarmaşık çalıyordu. Kafamı cama çevirdim. Artık bütün her şey bitsin istiyordum. Bulut’un katilini bulmayı, Mina’nın oradan çıkmasını, ihanetin ne olduğunu… Her şeyi öğrenip her şey son bulsun istiyordum.
Dışarı çıktığımda hepsi bana baktı. Kerem’in yanına gittim. “Biraz konuşabilir miyiz?” diye sordum. Boyu uzun olduğu için kafamı kaldırıp bakmam gerekiyordu. Kerem yaslandığı duvarda ayrılıp kolunu omzuma attı. “Konuşalım tabii, bir sorun mu var?” cevap vermedim. Kafamı yere eğdiğinde eliyle nazikçe çenemi tuttu ve kaldırdı. “İyi misin? Ağladın mı sen? Gözlerin kızarmış.” kafamı iki yana salladım. “Ağlamadım, gözüme toz kaçtı sadece.” dedim ve bu Kerem’in gülmesine sebep oldu. Beni kendine çekip saçımdan öptü. O sıra Temmuz’un bize olan kıskanç bakışlarıyla karşılaştım. Kaşlarımı çatıp Kerem’den uzaklaşıp onun gözünün önünde inadına dudağından öptüm. Temmuz neredeyse tepinerek arkasını dönünce güldüm. Kerem bana şok içinde bakıp elini kalbine götürdü. “Kızım bir anda pat diye öyle öpme, kalp var ben de.” demesiyle gülüp kolunun altına girdim. “Hadi gidelim.” dedim ve dışarıya doğru ilerlemeye başladık. Dışarı çıkmadan önce kantinden iki tost ve iki çay aldık. “Acıkmışsındır. Çok zayıfsın bir şeyler ye biraz.” diyen Kerem’e göz devirdim. “Sadece dikkat ediyorum.” Kerem tostundan büyük bir lokma alıp “Dünyaya bir kere geliyoruz ye gitsin.” dedi ve gülümsedim. Tostumdan bir ısırık aldım. “Kerem,” Kerem tostuyla aşk yaşarken bana bakmadan “Hım?” dedi. “Özür dilerim.” Kerem ağzı doluyken çiğnemeyi durdurup bana şaşkınca baktı. Ağzındakini yutup “Neden?” diye sordu. “Seni çok kırdığımın farkındayım. Anlayıp dinlemeden hareket ettim ama Temmuz kaç yıllık arkadaşım. Ama bu yine de beni haklı yapmaz. Özür dilerim. Ben artık anladım ama Temmuz… kıskanç birinin önde gideni. Bu konu hakkında Mina ile de konuşacağım. Affet beni olur mu?” Kerem’in bakışları çayına döndü. “Sorun değil Nil’im. Ben sana küsemem. Seni seviyorum çünkü. Ama yine de kırıldım evet. Beni dinlemeyip sadece Temmuz’u dinleyip ona inanman kırdı.” Kerem’e yaklaştım ve elimle yanağından tutup bana bakmasını sağladım. “Özür dilerim bir daha asla yapmayacağım. Sinirime yenik düştüm.” Kerem gülümseyip dudağıma bir öpücük kondurdu. “Sorun değil yavrum. Hadi yemeğini ye şimdi kızdırma beni. Bayılıp kalacaksın.” gülümseyip cilveli bir şekilde Kerem’e sürtündüm. “Bayılırsam tutmaz mısın beni?” Kerem gülümseyip “Tutmaz olur muyum, hastaneyi bile ayağına getiririm.” sırıtıp yanağından öpüp tostuma döndüm.
Yemeğimizi bitirdiğimizde hastanenin içine girdik. Asansöre bindiğimizde Kerem’e döndüm. “Beni bir on dakika sonra evime bırakır mısın?” Kerem başıyla onayladı. “Bırakırım tabii.” Asansör durunca inip Mina’nın odasının önüne geldik. Serkan oturuyordu, Batu da içeri girmiş olmalıydı. Temmuz ise burada değildi. Serkan’ın yanına gittim. “Temmuz nerede?” Serkan ikimizi de süzüp “tuvalete gitti sanırım.” dedi. “İyi, benim eve gitmem lazım. Batu’ya söylersin.” dedim. Serkan onaylayınca Kerem’le dışarıya çıkıp arabasına ilerledik. O sürücü koltuğuna ben de yanına oturdum. Radyoyu açtık. Çalan şarkı derin bir iç çekmeme neden oldu. Radyoda Mabel Matiz –Fırtınadayım çalıyordu. Kafamı cama çevirdim. Artık bütün her şey bitsin istiyordum. Bulut’un katilini bulmayı, Mina’nın oradan çıkmasını, ihanetin ne olduğunu… Her şeyi öğrenip her şey son bulsun istiyordum. Kerem’e döndüm. “Kerem, sırtındaki izler…” Kerem derin bir nefes aldı. Evde gece uyuyacağımız zaman anlatırım olur mu?” dedi. Dalgın bir şekilde kafamı salladım. “Tabii.” Eve yaklaştığımız zaman gerginliğim artıyordu. İnsan evinden bu kadar korkar mıydı? Bir zamanlar eve gitmeye korktuğum için okulun deposunda yatıyordum. Karanlık bile beni evim kadar korkutmuyordu. Kerem arabayı park edince bana döndü. Ben ise sadece gözümü bile kırpmadan eve bakıyordum. “İyi misin?” kafamı ağır ağır salladım. “İyiyim.” tam inecekken Kerem kolumu tuttu. “Ben de seninle geleceğim.” dedi ve ben bir şey diyemeden arabadan indi. Arabanın kapısını açtım ve ben de indim. Çantamdan evin anahtarını çıkarıp deliğe soktum. Kapıyı açıp içeri girdim. Annem şu an evde değildi. Derin bir nefes çekip bıraktım. Hızlı adımlarla odama çıktım. Kapıyı açıp içeri girdim. “Günlüğü alacaksın değil mi?” diye sordu Kerem. Onaylayıp günlüğü koyduğum yere ilerledim. Bir ses duyunca durdum. “Sen de bir ses duydun mu?” diye sordum. Kerem kafasını iki yana salladı. Sesin geldiği dolabıma doğru ilerlediğimde tam kapağını açacakken “Nil,” diyen anneme sıçrayarak döndüm. “A-anne?” Kerem beni korumak istercesine önüme geçti. “Bu bey kim?” diye sordu. “Arkadaşım…” annem kafasını salladı. “Pazara gitmiştim, gelinde içeri alalım aldıklarımı.” Kerem’e döndüm. Kafasını salladı. Aşağıya indiğimizde annemin aldığı poşetleri içeri taşıdık. “Tamam, gidebilirsiniz.” dedi annem. Onaylayıp tekrar odama çıktık. “Günlüğü alıp gidelim hemen.” dedim rahatsızca. Günlüğü koyduğum çekmeceme ilerledim. “Nasıl?” diye düşünürken çekmecemin kilidinin kırılmış olduğunu gördüm. Hızla çekmeceyi açtım ve içinde günlük yoktu…
Batu Yener
Gergin adımlarla Mina’nın yanına ilerledim. Onu görünce gözlerimin dolması bir olmuştu. Nasıl özlemiştim onu, kokusunu, gülüşünü, gözlerini… Küçükken onu diğer erkeklerden kıskanıp o erkekleri dövdüğüm aklıma gelince dolan gözlerime rağmen güldüm. O kadar seviyordum ki onu ona gelecek bütün zarar bana gelsin istiyordum. Mina idam edilecek olsa onun boynuna asılacak urganı çekip kendi boynuma takabilirdim. Ben çok âşıktım Mina’ya. Ama artık yapamazdım. Bırakmam lazımdı. Onun bir sevgilisi varken daha da böyle sevemezdim onu. Keşke önceden söyleseydim ona onu sevdiğimi… Saçına uzanıp okşamaya başladım. “Mina, güzelim… Kurtaracağım seni tamam mı? Söz veriyorum.” bir sonraki duruşması 30 Şubattaydı. Henüz bir ay vardı. Zaman nasıl geçerdi bilmiyorum ama çabuk geçsin istiyordum. Çabuk geçsin ki artık Mina’ya kavuşalım, onu o cehennemden kurtaralım istiyordum. Az kalmıştı. Sabretmeliydik. “Her zamanki gibi çok güzelsin.” diye fısıldadım. “Çok canını yaktılar mı?” gözümden akan bir yaşı sildim ve saçındaki elimi çekip yastığına bastırıp üzerinde eğildim. Alnına bir öpücük kondurup alnımı alnıma yasladım. “Ne olursa olsun seni sevmekten vazgeçemeyeceğim…” gözümden akan yaş onun alnına damlayınca sildim ve yavaşça ayağa kalktım. Son kez ona baktım ve arkamı dönüp çıkacakken “Batu…” diyen sesle hızla arkamı döndüm. Mina yavaş yavaş gözlerini açıyordu. Hızla yanına gidip elini tuttum. “Buradayım güzelim, buradayım. Uyandın… Çok şükür uyandın.” Mutluluktan bağırabilir ya da ağlayabilirdim. Gözlerim dolunca Mina yorgun bir şekilde gülümsedi. “U-uyandın, ne yapmalıyım doktor mu çağırmalıyım? Beynim durdu!” Mina kıkırdayınca dünyaların benim olduğunu hissettim. Daha sonra acıyla yüzünü buruşturdu. “Çok mu canın yanıyor? Bekle b-ben doktor çağırayım.” Hızla kapıya koştum ve “Doktor!” diye bağırdım. “Buraya doğru gelen hemşire ve doktorları görünce gülümsedim. Serkan ve Temmuz hızla ayağa kalktı. “Ne oldu?” diye sordu Serkan. “Mina uyandı!” dedim ve doktorların geçmeine müsaade ettim. İçeri girmek istediğimde hemşire “Siz dışarıda bekleyin lütfen.” deyince onayladım. İçim içime sığmıyordu şu an. Serkan’a döndüm “Nil nerede?” diye sorduğumda Serkan cevapladı. “Eve gittiler, günlüğü almaya.” Onayladığımda Telefonumu çıkardım ve Nil’e mesaj çektim.
Batu: Nil, Mina uyandı! İnanabiliyor musun Mina uyandı! Uyandığında ilk ‘Batu’ dedi! Nil… Ben onu çok özledim biliyor musun? Sanırım onu sevmekten vazgeçemeyeceğim ben. Ama olsun, Mina uyandı! (16:42)
Mesajı gönderip telefonu cebime attım. “Uyandığında bir şey dedi mi?” diye soran Serkan’a döndüm. Boğazımı temizledi. “Hayır.” Ona Mina’nın adımı söylediğini tabii ki söylemeyecektim. Serkan bir şey demedi. Odanın kapısı açılınca oraya döndük. Doktor “Hastanın durumu iyi. Bilinci açık, hafızasında bir sorun yok.” dedi. Gülümsedim. “Son kez görebilir miyim?” diye sordum. Doktor jandarmalara döndü. Jandarmalardan biri “Acelemiz var sadece beş dakika.” Onaylayıp içeri girdim. Mina bana dönünce gülümsedim. Yanına oturup elini tuttum. “Su ister misin?” diye sorunca kafasını salladı. Bardağa su doldurup içmesine yardım ettim. Bardağı sehpaya koyup ona döndüm. “Serkan burada mı?” diye sorunca kalbimin kırıldığını hissettim. Buruk bir şekilde gülümsedim. “Burada. Çağırayım onu.” arkamı dönüp gidecekken “Batu, hayır. Çağırma.” ona döndüm ve tek kaşımı havaya kaldırdım. “Seni görmek istiyorum.” deyince kalbimde tekrar umut tohumları yeşerdi. Yanına gidip oturdum. “Her şey yolunda mıydı ben yokken?” değildi diyemedim ya da neler olduğunu anlatamadım. “Henüz doğru zaman değil. İyi ol öyle anlatırım her şeyi.” kafasını aşağı yukarı salladı. “İyi misin?” diye sordu. “İyiyim neden?”
“Mutsuz görünüyorsun.” Bakışlarımı kaçırdım. “Önemli bir şey yok Mina.”
“Ben bir şey duyduğumu hatırlıyorum.” deyince bakışlarım ona döndü. “Sürekli kapımda yattığını duydum. Nil’di galiba söyleyen. Tam hatırlamıyorum.” kalbim hızla atmaya başlayınca elim boynuma gitti. “Evet. Hep yanındaydım.” Kafasını camdan dışarı çıkardı. “Serkan?” bakışlarım onun gözlerine takıldı. Fazla hissiz duruyordu. “Yani… o çok durmadı. Yani gün içinde buradaydı ama geceleri eve gidiyordu. Temmuz’da öyle. Nil kalmak için ısrar ediyordu ama Nazan ablaya bakması için göndermiştim onu Kerem’le.” Mina ağır ağır kafasını salladı camdan dışarı bakarken. “Anlıyorum. İyi yapmışsın.” hiçbir cevap vermediğimde Mina ağır ağır bana döndü. “Sen daha çok sevgilim gibisin.” dudaklarım aralandığında ne diyeceğimi bilememiştim. “Anlamadım?”
“Sevdiğim veya sevmediğim her şeyi en iyi sen biliyorsun. Hayatımı sen biliyorsun. Kapımda sen yatıyorsun… Serkan sadece adımı biliyor sanırım.” kalbim göğüs kafesinden çıkacakmış gibi atıyordu. “Bilmiyorum, Mina… bir şey diyemem.” dedim. “Buradan sonra tekrar mı cezaevine gideceğim?” dedi tek bileğindeki kelepçeye bakıp. Kaşlarımı çattım. “Sana şunu söyleyeyim Mina, ben ve babam çok uğraşıyoruz, oradan çıkman için. Sanırım sonraki duruşmanda çıkacaksın oradan.” Mina heyecanla bana baktı. “Gerçekten mi?” gülümseyip kafamı salladım. “Çok teşekkür ederim.” dedi. Gözleri dolunca dayanamayıp yüzünü ellerimin arasına aldım. “Ağlama sakın, hep güçlü ol. Senin için çabalayanların olduğunu hatırla.” Mina onaylayınca kapı açıldı. İçeri giren jandarmalara baktım. “Lütfen sadece 30 saniye daha verin.” dedim. İkisi de onayladı ve kapının orada beklediler. Mina’nın kulağına yaklaştım. “Söz veriyorum çıkaracağım seni oradan. Kalmayacaksın orada. Lütfen dikkatli ol, seni seviyorum.” Tam geriye çekilecekken Mina boşta olan eliyle yakamdan tutup kendine çekti ve dudakları dudaklarımı buldu. Gözlerim irice açıldı. Kalbim küt küt atıyordu. Elim yavaşça Mina’nın yanağını bulunca öpüşüne karşılık verdim. Tutkulu ve sakince birbirimizi öpmüştük. Bu günü ölsem de unutamazdım. Dudaklarımız birbirinden ayrılınca alnımı alnına yasladım. “Kendine iyi bak. Seni seviyorum.” diye fısıldadım. “Sen de… Sen de iyi bak.” dedi ve artık Mina’dan ayrıldım. Dışarı çıktığımda jandarmalar yavaşça Mina’nın koluna girdi ve onu götürmeye başladılar. Mina durup bana baktı. Serkan ve Temmuz’un yüzüne bile bakmazken sadece bana baktı. Beni öptü. Her şey yolunda dercesine gülümsedim. Mina önüne dönüp gittiklerinde sanki kalbimeki bir parça da onunla uzaklaşmıştı. Hani bazen öyle olur ya sevdiğiniz birini uzun zamandır görmezsiniz ya da o uzaklaştığında kalbinizin bir parçasını da onunla bırakırdınız, kalbinizin yerini koskoca bir boşluk yer alırdı ama tekrar bir araya geldiğinizde o koca boşluk kapanırdı… Neydi bunun adı? Özlem mi sevgiye olan açlık mı? Neydi bilmiyorum ama kalbimin yarısını Mina ile bıraktığımı çok iyi biliyordum. O benden ne kadar uzağa giderse kalbimdeki boşluk o kadar büyüyordu.
“Asel neden bu kadar hissiz duruyor? Üstelik neden sadece sana bakıp gitti Batu?” diyen Temmuz’la düşüncelerimden sıyrıldım. Omuz silktim. “Bilmem.” Serkan kaşlarını çatıp bana baktı. “Ne dedin ona?” kafamı iki yana salladım. “Hiçbir şey.” Saate baktım. Saat şu an 17:16’ydı. “Hadi artık evlere dağılalım.” dedim ve önden ilerledim. Dışarı çıktığımda tenime dokunan soğuk rüzgâr ürpermeme neden olmuştu. Hava şimdiden kapkaranlık olmuştu. Temmuz, Serkan’ın arabasına bindi ve ben de kendi arabama binmiştim. Arabayı çalıştırıp ısıtıcıyı açtım ve ilerlemeye başladım. Çalan telefonumu elime alıp baktım. Nil arıyordu. Kulaklığımı takıp telefonu yanıtladım. “Efendim Nil?” Nil evin içinde koşturuyor muydu? Ayak sesleri ve nefes sesleri vardı. “Nil?”
“Batu… günlük,” kaşlarımı çattım. “Anlamadım Nil.”
“Batu günlük kayıp!”
