6. bölüm · Gerçek Orada Bitti
Asel
Asel...
Kendimi bildim bileli bu isimden nefret ederdim. Bu isim benim lanetimdi. Öyle ki bunu sadece çocukluk, hatta bebeklik arkadaşım Nil biliyordu ve bana Mina diyordu. Asel...
Ben Mina'ydım. Asel olursam babama benzerdim. Asel olursam çok can yakardım. Hayır ben Mina'yım. O ismi duymak bile midemi bulandırıyor. Asel değilim ben artık. O isimde bir kız yok artık çünkü o isim, babama benzemek demekti. O ismin içinde babamın gölgesi vardı ve o gölge, beni boğuyor. Beni koruması gereken adam, hayatımı yıktı. Anneme, bana... Şiddetin her türlüsünü tattırdı. O yüzden içimde Asel olmaya dair tek bir kıvılcım kalmadı. Kendimi o isimden, o geçmişten, o adamdan uzak tutuyordum. Mina oldum çünkü özgür olmak istiyorum.
Ama babamın sesi, o cümle... "Beni özledin mi?" Ne kadar da kolay. Onun yanında korkularım, acılarım, utançlarım... hepsi canlanıyor. Öfkemle korkumla birbirine karışıyor. Onun bizden ne istediğini bilmiyorum, ama bizden hiçbir şey almaya hakkı yok.
Asel olmamaya, Mina kalmaya yeminliydim. Çünkü Asel, onun hayatıydı. Mina ise benim hayatım olacak.
Hepsinin bakışları benim üzerimdeydi. Bense gözlerim korkuyla bakarken telefonu düşürmemeye çalışıyordum. Serkan ağır ağır ayağa kalktı. Bana bakıyordu, endişeyle. O sıra telefondan onun sesi tekrar duyuldu. "Asel'im neden konuşmuyorsun? Özlemedin mi yoksa beni?" nefes aldım. Nefesimi tuttuğumun bile farkında değildim. Derin ve titrek bir nefes aldım ve sesimin titrememesine özen göstererek konuşmaya çalıştım. "Sen... Annem nerede?" o sıra neler olduğunu anlayan Nil hızla ayağa kalktı ve bana endişeyle baktı. Bir süre birbirimize baktık. Aramızda sözsüz anlaşma geçti. "Annen..." dedi telefondaki kişi. Ne tuhaftı. İnsanın kendi öz babasına bir yabancıymış gibi bahsetmesi. Ama hayat bu ya bazen nereden yaralayacağı belli olmuyordu. "Annen şu an tam karşımda Güzel Asel'im." gözlerim dolmaya başlayınca dişlerimi sıktım. "Sakın! Sakın ona dokunma." diye bağırdım. "Dokunmayacağım, henüz. Ama beni ihbar edip 8 yıl hüküm giymeme sebep olduğunuz için sizi mahvedeceğim. Hoş, 8 yıldır kaçış arıyordum ve sonunda buldum. Bir 5 yılım daha kaldı." gözümden akan bir yaşı sertçe sildim. "Senden.. Nefret ediyorum." dedim. Babam üç kez dilini damağına vurup şaklattı. "Ne kadar nankörsün Asel, üstelik sen benim kızımsın. Babaya karşı böyle olman üzüyor. Ben sizi özlediğim için kaçış planları yapıyorum yıllarca ve gördüğüm muamele bu mu?" arkadan tokat sesi geldi. O adam anneme vurmuştu. "Anneminse ağzı bağlı olmalı ki acı içinde iniltileri duyuldu. "Dokunma! Dokunma ona!" babam gür bir kahkaha attı. "Sen benim kızımsın ama beni hiç savunmadın kızım." sinirle bir elimi saçlarıma geçirdim. "Ben senin kızın değilim!" babam sıkılmışçasına nefesini verdi. "Hadi eve gel ve yüz yüze konuşalım. Sadece biz. Annen, sen ve ben. Başka hiç kimse olmayacak. Baban seni çok özledi güzel kızım." tam bir şey diyecekken telefonu kapattı. Ben ise ne yapacağımı bilemeyerek Nil'e baktım. "Mina, arayan kişi yoksa..." sözünü kestim. "Babam." Serkan hızla yanıma geldi. "Ne dedi şerefsiz?" Batu bana endişeyle baktı. "Evinde mi şu an? Annen?" kafamı iki yana salladım. "Bilmiyorum, ne yapacağım." Temmuz yanıma geldi. "Polisi arayalım." hızla kafamı iki yana salladım. "Olmaz! Babam şu an bizim evde ve annemi esir almış. Sadece beni ve annemi istiyor. Başka kimse gelmesin dedi." Batu bir küfür savurdu. Nil yanıma gelip elimi tuttu. "Akıllı saatinden beni ara. Muhtemelen telefonunu alır ama onu akıl edemez. Eve girmeden önce beni ara biz bir yerde saklanıp dinleriz. Eğer işler çığırından çıkarsa polisi ararız tamam mı?" Serkan bana sarıldı. "Biz yanındayız. Eğer bir sorun olursa kapıyı camı kırmaktan çekinmem ve eve gireriz. Polis gelene kadar..." hızla kafamı salladım. "Ben önden tek başıma gideyim. Çünkü o bakar etrafa iyice. Sizi görmesin." hepsi onayladı ve ben koşmaya başladım. Anneme bir şey yapamazdı. Hayır yapamazdı, yapmamalıydı. Gözümden akan yaşları ve insanların bana olan bakışlarını umursamadan koşmaya devam ettim. 10 dakika boyunca koşmuştum ve sonunda evdeydim. Eve ilerlemeden önce akıllı saatimden Nil'i aradım. İlk çalışta açtı. Saati dudaklarıma yaklaştırdım. "Birazdan gireceğim." ne dediklerini bile dinlemeden hızla eve ilerledim. Eve geldiğimdeyse sert bir şekilde kapıya vurdum. Kapıyı açan oydu, babam. Kaç yıl olmuştu ama bir insanın hiçbir şeyi değişmez miydi? Değişmemişti. Dışarıyı kontrol ettikten sonra baştan aşağı beni süzmüştü. "Hoş geldin kızım." dedi ve içeri geçmem için kenara çekildi. Hızla içeri girip annemin yanına geldim. "Anne!" annem ağlayarak kafasını iki yana salladı. Babam içeri girdiğinde bize bakıyordu. "Ne çok özlemişim sizleri." kaşlarımı çatıp ona baktım. "Ne istiyorsun bizden? Düş yakamızdan artık!" diye bağırdım. Babam ise gülümsemesini hiç bozmadan bana baktı. "Ne kadar değişmişsin güzel kızım... çok güzelleşmişsin. Biraz da zayıflamışsın. Erkek arkadaşın var mı? Biraz baba kız sohbet mi etsek?"
"Geç yapılacak babalığın bir değeri yok. Sen beni doğduğumdan beri babasız bıraktıktan sonra şimdi gelip de baba kız sohbeti diye başlama! Ayrıca... sözlerinin hiçbirine inanmıyorum." babam gülümsedi. Zaten gülümsüyordu ama gülümsemesi daha da genişledi. "Ne kadar zekisin biliyor musun? Annene gram benzemiyorsun. Tıpatıp kopyamsın." kafamı iki yana salladım. "Ben senin ne kızınım ne de sana benziyorum." babam güldü. "Kendini kandırma güzel kızım. Sen de en az baban kadar güçlü, onun kadar korkusuzsun. Bir de zekisin de. Zavallı annen de bunların hiçbiri yok." kaşlarımı çattım. "Onun hakkında düzgün konuş. Ne istiyorsun bizden be?" babam eliyle oturmamı işaret etti. Biraz bekledikten sonra oturdum. O da karşıma oturduğunda konuşmaya başladı. "Sana senin dünyaya geliş sebebinden bahsetmemi ister misin?" kaşlarımı yukarı kaldırdım. Bir cevap vermeyince konuşmaya başladı. "Yıl 2007. Annenle tanıştığım yıl. Aslında tam bir tanışma olmadı. Annenin babası, yani deden bir gün kapımı çaldı. Dedi ki bana 'Birol, oğlum sana benim kızımı vermek istiyorum.' dedi. Ben de şaşırdım tabii. 'Neden Hasan amca? Benim bir sevdiğim, Asel'im var.' dedim. Evet, senin adın oradan geliyor Asel, sevdiğim kadının adı senin adın." duyduklarım karşısında şok oluyordum. Babam konuşmaya devam etti. "Deden bana 'benim kızım hamile, aldıramaz. Onun bebeği olacak ona tecavüz ettiler.' dedi. Evet Asel'im, sen bir tecavüz çocuğusun." bağırmak istiyordum. Canım çıkana kadar bağırarak ağlamak istiyordum. Gözlerimin dolmasıyla bir anneme bir babama, babam sandığım adama bakıyordum. Annem ise sessizce ağlayarak kafasını yere eğmiş şekilde duruyordu. Babam tekrar konuşmaya başladı. "Sonra o deden bana Asel'i öldürmekle tehdit etti. Ki yapabilirdi. Deden varlıklı bir insandı. Onun korumasından şoförüne kadar her şeyi vardı. Asel'i öldürebileceğine emindim. Tabii bundan önce bana para teklif etti. kabul ederim, aşkımdan, Asel'imden vazgeçerim sandı. Ama işler pek istediği gibi olmadı. Benim parayı elimin tersiyle itmem onu bozguna uğratmıştı. Son çare olarak beni Asel'in ölümüyle tehdit etti. Bense Asel'e bir şey olmaması için ondan ayrılıp annenle evlenmeyi kabul ettim. Annenle evlendikten bir gün sonra Asel... Benim güzel Asel'im intihar etti. Ama yapacak bir şey yoktu. Annenle evlendim ve sen doğacaktın. Neredeyse hiçbir zaman annene sevgiyle yaklaşmadım, yaklaşamadım. Çünkü ben başkasını seviyordum. Ve benim kalbim onun ölümüyle atmayı durdurmuştu. Sen doğduğundaysa annen bir umut seni benim kollarıma verdi. Kollarımdayken gülümsemiştin. O an fark ettim sen ne kadar da Asel'e benziyordun. O çok güzeldi. Gülüşünde güller açardı. Ama ben sana da aynı sevgiyle bakamadım kızım. Ben Asel'le çocuk hayali, evlilik hayali kurarken senin deden benim elimden o hayali çalmıştı. Ve benim kanımdan olmayan bir kıza, bir bebeğe nasıl sevgiyle bakardım? Annene senin adını benim koymak istediğimi söylemiştim. Annen ise gülümseyip onaylamıştı. Senin kulağına üç kere Asel diye fısıldadım. Annen adını sorduğunda Asel dedim. Ama annen yanında Mina'da olsun diye inatlaşınca kabul ettim. İşte böyle kızım. Ben ne seni, ne de anneni seviyorum. Benim kalbim başkasıyla mezara gitti. İstesem de size karşı öyle hissedemem." duyduklarım karşısında boğulduğumu hissettim. Nefes alacak gücüm kalmamıştı. Gözümden yaşlar art arda akarken anneme döndüm. Annem bile bazı şeyleri ilk defa öğreniyormuş gibi şaşkındı. "Neden... bizim günahımız neydi? Benim günahım neydi?" Babam ağır ağır kafasını salladı. "Senin tek günahın bir tecavüzün çocuğu olman. Yoksa sen de hikâyedeki Asel kadar masumsun." kafamı iki yana salladım. "Onun da bir suçu yok. Annemin de bir suçu yok." babamın gülümsemesi ilk defa silindi. "Var. Onun tek suçu benim onu istemediğimi bilmesine rağmen babasına başkasını bulalım dememesi. Benim suçum neydi kızım? Asel'in suçu neydi?" gözyaşlarım durmaksızın akarken "O zaman en başından bizi terk etseydin! Keşke terk etseydin ama senin işkencelerine maruz kalmasaydın. Terk etsen daha az canım yanardı. Hayır baba fiziksel olan hiçbir şey canımı acıtmadı ama kendi öz babamdan, yani babam sandığım kişiden acımasız gözlere umursamadan darp edilmek, sevgisizliğini hissetmek canımı çok yaktı. Bırak terk etseydin ve seni öldü olarak bilseydim çünkü daha az canım yanardı." ağlamaktan önümü bile göremiyordum ama babam bana bakarken hâlâ tepkisizliğini koruyordu. "Ben senin bu davranışların yüzünden sevgi dilini şiddet sanıyordum! Henüz 7 8 yaşlarındayken okulda sevdiğim bir arkadaşımı dövdüğüm için öğretmen bana neden yaptığımı sorduğunda 'babam beni böyle seviyor öğretmenim ben de onu seviyordum' dediğimde öğretmen şaşkınlığını zor atarak bana gerçek sevgiyi öğretmişti. Demişti ki 'sevgi başkalarının canını yakmaz Asel, eğer canını yakan her ne varsa onu kendinden uzaklaştır.' demişti. Ve ben o gün öğrenmiştim senin beni ve annemi sevmediğini. Bir diğeri de ne biliyor musun? Canımı yakan diğer şeyse henüz 15 yaşındayım ve hayatımın ilk önemli sınavına girecektim. Sınavım bitip binadan ayrılırken başka babalar kızlarına koşarak sarıldılar ve tebrik ettiler. Ellerinde bir de çiçek buketleri vardı inanabiliyor musun? Ben fen lisesini kazandım çok başarılı bir öğrenciyim ama asıl kazanan onlardı! Sen bu duyguyu bilir misin?" babamın gözlerinden ilk defa acı geçti. Ya da ben öyle sandım bilmiyorum. Babam ayağa kalktı. "Anlıyorum seni..." belinden bir silah çıkarınca nefesimi tuttum. "Biliyor musun Asel'im, bu dünya artık size de bana da zor. Siz yaşamaya devam ettikçe canınız yanacak ve ben de yaşamaya devam ettikçe Asel'ime kavuşamayacağım." kafamı iki yana salladım. "Bu silahla önce sizi daha sonra kendimi vuracağım." hızlı hızlı kafamı iki yana sallarken babam ilk önce anneme silahı doğrulttu. "İlk senden başlayacağım Nazan. Çünkü her şeyin sorumlusu sensin. Gönül isterdi ki burada baban da olsun ama maalesef evlendikten bir ay sonra kalp krizi geçirip öldü." hızla annemin önüne geçtim. "Yapma, lütfen. Baba sakın." bakışları bana döndü. "Sizden nefret ediyorum Mina!" dedi babam. Ve ilk defa bana Mina dedi... Babam bana ilk kez sevdiği kadının ismiyle hitap etmemişti. Bana yaklaşıp tokat attı. Attığı tokatla yere düşmüştüm. "Ve bir daha öyle önüme çıkma!" babam tetiği çekip anneme doğrulttu. "Sonun geldi Nazan. Benim sonumu yıllar önce getirdin. Şimdi sıra senin sonunda. Son sözün nedir?" Babam yaklaşıp annemin ağzını açtı. Bense yavaşça doğrulup etrafıma baktım. Masanın üzerinde annemin et doğradığı bıçak vardı. Yavaşça yaklaşıp bıçağa uzandım. O sıra annem ağlayarak konuşmaya başladı. "Birol... özür dilerim. Böyle olsun istemedim." babam kahkaha attı. Elime bıçağı aldığımda ayağa kalktım. "Hayır Nazan tam da böyle olsun istedin! Senin orospuluğun yüzünden kaç kişinin canı yandı bil-" derken bıçağı sırtına sapladım ve çıkardım. Babam ağır ağır bana döndü. "Asel..." babam dizlerinin üzerine düştü. "Sana bizden uzak dur demiştim. Evet, baba. Haklısın. Ben senin kızınım. Ben senin kızın Asel'im."
