10. bölüm · Gerçek Orada Bitti
Ölüm ile Yaşam Arasında
Batu Yener
Hepimiz telefonumuzdaki mesaja bakıyorduk. Nil hızla ayağa kalktı. “Bu ne demek oluyor?” Temmuz “Şaka mı?” dedi. Yutkundum. “Evine gidelim.” dedim ve hepimiz ayağa kalktık. Hızla koşmaya başladık. “Hayır, hayır, hayır… Bir delilik yapma Buse.” diye söylenerek koşuyordu Nil. Evine vardığımızda Nil kapıyı yumrukladı. “Buse! Aç kapıyı!” ama herhangi bir hareketlenme yoktu. “Buse’yi mi arıyorsunuz çocuklar?” hepimiz hızla teyzeye döndük. “Evet, hanımefendi.” dedi Serkan. Teyze geldiğimiz yeri gösterdi. “O tarafa gitti çocuklar. Şu soğukta üzerinde hiçbir şey yoktu ipinceydi üstü.” Onayladığımızda birbirimize döndük. “Okul!” dedi Temmuz. Hızla koşmaya başlamıştık. Korkudan kalbim küt küt atıyordu. Okula vardığımızda okulun önündeki kalabalığı görünce endişemiz arttı. “Hayır…” diye fısıldadım. Kalabalığı delip geçerken onu gördük. Buse’yi. Yerde kanlar içindeydi. Yanında Bulut’un parçalanmış parfüm şişesi. Yanına yaklaştığımızda elinde tuttuğu fotoğrafı gördük. Buse ve Bulut’un fotoğrafı. Gözümden akan yaşla eğilip Buse’nin açık olan gözünü kapattım. “Hayır… Buse. Neden?” diyen Nil’in sesi titriyordu. Gelen ambulans sesi ile geri çekildim ve Nil’i omuzlarından tutup kendime çektim. “Batu, Buse… öldü.” Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Bunu yapmış olamazdı, hayır bunu yapamazdı. Neden? “Alp…” dedim sıktığım dişlerimin arasından. Nil bana döndü endişeyle. “Batu hayır…” Nil’i bırakıp hızlı adımlarla okula ilerledim. “Batu!” diye bağıran Serkan’ı umursamadan yoluma devam ettim. Gebertecektim Alp’i onun yüzünden Buse intihar etmişti. Onun yersiz suçlamaları yüzünden! Okula girdiğimde herkes Buse’nin intiharı hakkında dedikodu yapmaya başlamıştı. İçimdeki öfkenin haddi hesabı yoktu. Hızla merdivenleri çıkıp sınıfa girdim. Alp sırasında oturmuş, kulağında kulaklık ile ders çalışıyordu. Hızla ilerleyip Alp’in yakasından tutup kaldırdım ve ilk yumruğu attım. Alp’in bluetooth kulaklıları ve kalemler yere saçılırken Alp ayakta eliyle patlayan dudağına dokunup sakince bana döndü. Tekrar yakasına yapıştığımda öfkeden gözlerim kör olmuş gibiydi. “Ne yaptın lan sen orospu çocuğu!” Alp derin bir nefes aldı. “Ne yapmışım?” diye sordu. “Buse senin sikik suçlamaların yüzünden öldü!” tekrar yumruk attığımda dengesini sağlayamadı ve düştü. O sıra sınıfı hızlı ayak sesleri doldurdu. Biri belimden tuttu ayırmak için. Bu kişi Serkan’dı. “Öldüreceğim oğlum seni!” Alp ayağa kalktı ve üzerinin tozunu silkeledi. “Buse’nin ölmesi beni suçlu mu yapıyor? Üstelik intihar etti. Ben onu o kadar suçladım ve kendini savunmadı, savunabilirdi. Bu durum beni haklı gösterir.” Serkan’ı itip yüzüne bir yumruk daha atacakken “Asıl katil Buse değildi.” Diyen Alp’le yumruğum havada kaldı. Kaşlarımı çattım. “Ne diyorsun lan sen?” Alp ağzının içine dolan kanı tükürdü. “Asıl Buse katil değil. Ama Buse de en az onlar kadar katil.” Serkan, Alp’i ittirdi. “Ne anlatıyorsun sen?” Alp, Serkan’a döndü. “Ben diyeceğimi dedim. Kendiniz araştırın bulun.” Serkan önce bana sonra tekrar Alp’e döndü. “Katilleri bildiğini mi iddia ediyorsun?” diye sordu. Alp kaşlarını yukarı kaldırdı. “Hayır. Bilmiyorum ama Bulut’u öldürenin katiller olduğunu nereden biliyorsun?” kaşlarımı çattım. Serkan ellerini yumruk şeklinde sıktı. “Ne saçmalıyorsun sabahtan beri?” diye sordu Temmuz. “Buse öldü ama sen de neden hiç tepki yok? Hani ‘aşıktın’ Buse’ye?” diye devam etti Temmuz. “Evet Buse’yi seviyordum. Ama o beni hiçbir zaman sevmiyordu. Değil mi Temmuz?” Alp yere düşen kulaklıklarını almak için yere eğildi.
Eşyalarını topladıktan sonra bize döndü. “Her neyse, siz yine de kimseye fazla güvenmeyin.” Dedi ve sınıftan çıktı. Nil bana döndü “Şizofren işte.” Dedi. Ama ben nedense Alp’in bir şeyler bildiğini ya da sezdiğini düşünüyordum. “Evet, şizofren…” diye fısıldadım ama bunu sadece ben duydum. “Buse’nin kimsesi yok, nereye gömecekler onu?” diye sordu Temmuz. “Kimsesizler mezarlığına gömerler.” Dedi Serkan sırasına otururken. “Bugün okulu asalım mı? Buse’nin yanında olalım.” Dedi Nil bana bakarken. Kafamı ağır ağır aşağı yukarı salladım ve sınıftan çıktık. Kerem bizi ambulansın orada bekliyordu. Hâlâ götürmemişlerdi Buse’yi. Kerem’in yanına geldiğimizde ambulans yeni hareket etmeye başlamıştı. “Ne oldu?” diye sordu bana. “Alp’le kavga ettim biraz.” Dedim. “Ölmedi değil mi?” diye sordu gülümseyerek. Buruk bir şekilde gülümsedim. “Hayır.” Nil kolumu tuttu. Yüzü kireç gibi kesilmişti. Enişeyle kolunu tuttum. Sanki tutmasam düşecek gibiydi. “Nil iyi misin?” dedim ama o karşısına dimdik bakıyordu. Baktığımdaysa kimse yoktu. Transa geçmiş gibiydi. Yüzünü avuçlarımın içine aldım. “Nil iyi misin ne oldu?” Nil’in tüm vücudu titreyerek bana döndü. “B-Batu… Ben iyi hisset… hissetmiyorum.” Diğerlerine döndüm endişeyle Nil’e bakıyorlardı. Kerem geldi ve Nil’in yüzünü tuttu. “Nil bana bak. Buradayım.” Nil ağır ağır Kerem’e döndü. “Buradayım güzelim. Sakin ol tamam mı?” Nil hızla bana döndü. “Batu ben bir şey hatırladım.”
***
Asel Mina Alaca
Bir insanı en acı şekilde öldürmenin yolu onu bıçaklamaktır. Hemen öldürmez, canın çok acır ve yavaş yavaş ölürsün. Vücudunda hiç kan kalmayana kadar canın acır. Bir silahla vursan belki bir 5 saniye her şeyin farkında olur. Ama bıçak öyle değildi. Çok kanatır ve acıtırdı. Yere düştüğümde ne kadar süre geçti bilmiyorum. Mehtap beni tuvalette bırakıp yatağına dönmüştü. Tüm vücudum titriyor ve canım çok yanıyordu. İlk defa biri gerçek anlamda beni bulsun istiyordum. Yanıma dönüp öğürmeye başladım. Kan kusuyordum. Gözümden bir yaş akınca sürünerek çıkışa ilerlemeye çalıştım. Ama acıdan tüm hızım ve reflekslerim zayıflamıştı. Kendimi zorlamayı bırakıp sırt üstü uzandım ve gözlerimi kapattım. Geçecekti. Bitecekti acım. Az kaldığını biliyordum, hissediyordum. Son bir kez annemi görmeyi diledim. Anne, sen korurdun değil mi beni? Gözümden art arda yaşlar akıyordu. “Kızım…” diyen sesle gözlerimi açtım. Şu an bulunduğum yer bir tuvalet değildi. Daha güzel bir yerdi. Ben çimenlerde uzanıyordum ve gökyüzüne bakıyordum. Gökyüzü fazla garipti. Benim bulunduğum yer masmaviydi Ama ilerisi gri… Hava sıcak değil aksine soğuktu. Üstelik ilkbaharda gibiydik. “Kızım…” O ses tekrar gelince doğruldum. Etrafıma baktığımda kimse yoktu. “Buradayım kızım.” Diyen ses anneme aitti. “Anne…” diye fısıldadım ve etrafa baktım. Tam karşımda gri gökyüzü olan bölgede annem duruyordu. “Anne, neden oradasın?” annem endişeyle bana bakıyordu. “Dayan kızım. Bu hikayenin en masumu sensin.” Kaşlarımı çattım. “Ne diyorsun anne? Neler oluyor.” Annem ağlamaya başladı. “Çok kanattılar seni kızım. Ben demiştim.” Kafa karışıklığıyla etrafıma baktım. Sonra karnıma giren sızı ile karnıma baktım. Her yerim kan olmuştu. Oturduğum yeşil çimenler kırmızıya bürünmüştü. “Dayan kızım.” Diyen anneme dönünce gördüğüm manzara karşısında çığlık atmak istedim. Gökyüzü artık gri ve mavi değil, kıpkırmızıydı. Kanımın rengini alan gökyüzüne dehşet içinde bakıyordum. Annem ise artık yoktu. “Asel…” gelen ses sanki çok uzaklardan geliyordu. Yankılı ve boğuk. Bir şey beni sarsıyordu. “Asel aç gözlerini ne olur.” Yavaş yavaş gözlerimi araladığımda ilk önce bulanık görmeye başladım. Daha sonra görüş netleşince karşımda Ilgaz’ı gördüm. “Şükürler olsun. Beni duyabiliyor musun?” diye sordu ağlayarak. Yavaşça iki gözümü kırptım. “Dayan gardiyanları çağıracağım tamam mı?” beni bırakıp koşar adım koğuşun kapısına gitti ve yumruklamaya başladı. Bana gelen aşırı uyuma isteğiyle başa çıkmaya çalışıyordum. Gözlerimi açık tutmak istiyordum ama gücüm yetmiyordu. “Asel…” gelen sese kafamı sola çevirdim. Bulut’tu sesin sahibi. Ne çok özlemiştim sesini… Unutacağım diye ödüm kopuyordu. “Bulut…” diye fısıldadım. İnsan öleceği zaman böyle sık halüsinasyonlar mı görürdü? Bulut bana yaklaştı. “Yaşayacaksın Asel… benim için, abim için. Gözünü dört aç Asel.” Tam bir şey diyecekken gelen seslerle kafamı çevirdim. Ilgaz sesini gardiyanlara duyurmayı başarabilmişti. İki gardiyan gelip başımda durdular. Biri gelip benimle konuşmaya çalışıyordu diğeri ambulansı arıyordu. “Beni duyuyor musunuz? Dayanın ambulans yolda.” ama cevap veremiyordum. Mehtap ile göz göze geldim. Sinsi sinsi gülümsüyordu. Belli belirsiz kaşlarımı çattım. Daha sonra tüm sesler tamamen kesildi. Artık ne ses vardı ne görüntü. Ve ben ölüm ile yaşam arasındaki o kıldan ince çizgide dans ediyordum.
