4. bölüm · Gerçek Orada Bitti

Gizli Dosya: B

Tuğçe İşte

Bazı hikâyeler bir anda başlamaz. Bir sessizlikle, bir bakışla, belki yıllarca fark edilmeyen bir boşlukla büyür içimizde. Bir gün uyanırsınız ve birinin artık orada olmadığını fark edersiniz. Bir ses eksik, bir koku yok, bir gülüş sanki hiç solmamış gibi... Ama eksikliğin kendisi bağırır. Öyle sessiz bir bağırış ki, kalabalığın ortasında sadece siz duyarsınız. Kimse bilmez. Çünkü kayıplar bazen cenazeyle değil, unutulmuş bir eşyayla hissedilir. Tozlanmış bir kitap, telefon rehberinde hâlâ silinmemiş bir isim, açılmayan bir mesaj...
Zaman her şeyi unutturmaz. Zaman bazen sadece yüzleşmekten kaçanların arkasına saklandığı bir bahanedir. Ama bazı insanlar unutulmaz. Unutmak istenmez. Ve bazen cevaplar verilmediği için değil, sorular hiç sorulmadığı için eksik kalır hayat.

Batu hızla arkasını döndüğünde karşımızda Alp'i gördük. Yanında ise Oğuz ve Berk vardı. Alayla bize bakıyorlardı. Batu hızla onların yanına gitti ve tam karşılarında durdu. "Ne dedin sen?" Alp sırıtarak Batu'ya baktı. "Diyorum ki, kendi kendinize dedektifçilik oynamaya devam mı?" Nil kaşlarını çatıp "Ne saçmalıyorsun?" Alp bakışlarını Batu'dan ayırıp Nil'e döndü. "Nil, Nil, Nil... Güzel Nil. Sence de Bulut için bu kadar çaba fazla değil mi?" Batu onu omzundan itip "Ne anlatıyorsun sen orospu çocuğu?" Serkan, Batu'yu tuttu. "Bıraksana köpeğini Serkan. Saldırsın bana, kim kimi yerse." Serkan ona döndü. "Ne diyorsun lan sen zıpır? Burada bir köpek varsa o da sensin." Alp kahkaha attı. "Bunlar ne ağır laflar Serkan böyle." kaşlarımı çattım. "Kapa çeneni aksi takdirde seni şüpheli konumuna yazacağım." Alp bana gülerek yaklaştı. "Yaz Asel, istediğini yaz." aklıma gelenlerle Alp'e sinirle baktım. "Sen şu Buse'ye takıntılı olup Bulut ile tartışan aptal sen değil miydin?" Alp kaşlarını çattı. "Evet, benim. Bulut başına gelen her şeyi hak etti." Batu tam üzerine atılacakken Alp'e tokat atmam bir oldu. O sıra herkes susup bize baktı. Batu bile durup bana bakmıştı. "Ne dediğinin farkında mısın sen? Aptal aptal aşkın için ölen birinin hatta öldürülen birinin arkasından nasıl böyle konuşabilirsin?" Alp bana sinirle baktı. "Sen ne yaşadığımı biliyor musun Asel?" Temmuz ortaya atıldı. "Bulut hakkında böyle bir şey diyebilmek için ne yaşamış olabilirsin Alp? Ne yaşadıysan anlat biz de bilelim ki hak verelim." Oğuz, Berk ve Alp birbirine baktı. Alp bize döndü. "Anlatayım tabii ama ders bitiminde." sınıfa matematik öğretmeni girince bize ters ters baktı. "Neden ayaktasınız? Oturun hemen." hepimiz yerimize oturduk. Dersi dinlemeye başladık. Serkan ise uyukluyordu. Gülümseyip önüme döndüm. Not defterimi çıkarıp bir başka madde yazmaya başladım. Alp'i sorgula. Nil'in beni dürtmesiyle ona döndüm. "Kerem'e nasıl açılacağım?" gülümsedim. "Aslında bir yol var." Nil heyecanla gözlerimin içine baktı. "Kerem, Bulut ile yakın arkadaşlardı. Onu da sorgulayacağız ve ona da bizimle çalışmasını söyleyeceğiz ki kabul eder. Her fırsatta sizi yalnız bırakırız ve konuşmaya çalışırsın?" Nil heyecanla doğruldu. "Sence o beni seviyor mudur?" düşündüm. Nil'i seviyor gibi davranıyordu. "Bence seni seviyor. Hem bakarsın bu sayede yakınlaşırsınız." Nil yanağıma bir öpücük kondurup geri sıraya kafasını koydu. Hayallere dalmıştı. Yaklaşık 20 dakika sonra zil çalmıştı. Temmuz, Serkan ve Batu bizim sıramıza yaklaşmışlardı. Kerem sınıftan çıkacakken durdurdum. "Kerem!" Kerem bana döndü. Serkan ise tek kaşını kaldırarak bana baktı. "Gelir misin bir şey konuşmak istiyoruz seninle." Serkan kulağıma eğildi. "Ne konuşmak istiyoruz?" karnına dirseğimi geçirdim. Kerem yanımıza geldi ve bir sandalye çekip oturdu. Nil'in şu an bile kalbinin hızlandığına emindim. "Bulut hakkında." Kerem'in bakışlarına hüzün çöktü. "Tabii." diyerek onayladı. "Sen Bulut ile yakın arkadaştın. Olay anı ve gününde ne yapıyordun?" Kerem kaşlarını çattı. "Suçlu olduğumu mu düşünüyorsunuz?" hızla başımı iki yana salladım. "Hayır, sadece herkesi sorgulamamız lazım ki bir sonuca ulaşalım." Kerem derin bir nefes aldı. "Kütüphanedeydim. O gün kavgaya karıştığım için müdür yardımcısı ceza vermişti. Kütüphaneyi toplamadan cezamı ödeyemeyeceğimi söylemişti. Ve kütüphane darmadağınıktı. O gün okul yoktu ama müdür yardımcısı pazar günü okuldayım sen de gel dedi. Ben de öğlen 12 gibi gittim. Oradan ise akşam 9 gibi çıkabildim. Öğlen 1 gibi ben orayı toparlarken Bulut'tan bir mesaj gelmişti. Durun," Kerem telefonunu çıkardı ve Bulut ile olan konuşmalarını açtı.
Bulut: Neredesin? (13:21)
Bulut: Acil bak. (13:38)
Bulut: Yardımına ihtiyacım var. (15:50)
Kerem: Orospu evladı müdür yardımcısı ceza verdi full kütüphanedeydim, yeni görüyorum mesajını kusura bakma kardeşim. Nefes aldırmadı piç. (17:13)
Kerem: Sorun ne? (17:14)
Kerem: Bulut? (18:56)
Kerem telefonunu kapattığında bakışlarına büyük bir suçluluk oturdu. "Keşke o an mesajına baksaydım da Bulut ölmeseydi. Yemin ederim müdür yardımcısını da sikerdim Bulut'un yanına giderdim." Batu'nun gözleri dolmuştu. "Senden yardım isterken neden bizden, benden yardım istemedi?" haklıydı. Neden Kerem? "İnanın bunu ben de bilmiyorum. Yardım etmek istiyorum. Eğer siz de isterseniz..." Batu direkt onayladı. "Olur. Sen de bizimle araştır. Bu iyi olur. 7 beyin işimize yarar." Kerem kaşlarını kaldırdı. "Yedi?" Temmuz boğazını temizleyerek konuştu. "Buse, Bulut'un eski sevgilisi de yardım edecek." Kerem gülümsedi. "Pekala n'apıyoruz?" Serkan ona her şeyi anlattı. O sırada Alp yanımıza geldi. "Ee küçük dedektifler, ne yapıyoruz?" Serkan ters bir şekilde Alp'e baktı. "Terasa çıkalım, bakarız ne yapacağımıza." Alp küçümser bir şekilde güldü ve ellerini cebine sokup önden yürümeye başladı. Serkan mırıldandı. "Ben bu çocuğu çok pis döverim." Batu kaşlarını çatıp kafasını salladı. "Kardeşim buna ne yapmış olabilir amına koyayım?" Temmuz göz devirip önümüze geçti. "Annesini becermediği kesin." Nil ve ben güldük ve hepimiz sonunda terasa çıktık. "Buse ne zaman gelir acaba?" diye sordu Nil. Bakışlarımı Alp'ten ayırmadan "bilmiyorum ama Buse, Alp'i karşısında görünce iyi şeyler olmayacak gibi." dedim. Alp cebinden sigara paketini çıkarıp bir dalı dudaklarına yerleştirdi. Ucunu alevlendirip içine derin bir nefes çekti. Gözlerini kısarak dumanı üfledi. "Neyi bekliyoruz?" diye sordu. Tam o anda arkamızdan gelen "Geldim!" sesiyle Buse'ye döndük. Bizi görünce gülümsemişti fakat bakışları Alp'e kayınca kaşlarını çattı. "Bunun burada ne işi var?" Alp, Buse'yi süzerek derin bir nefes daha aldı. "Alp'i sorguya çekiyoruz çünkü Bulut hakkında hiç de iyi konuşmuyor. Nedenini anlatacak." Buse'nin kaşları daha çok çatıldı ve Alp'in üzerine yürüdü. "Anlamadım, ne diyorsun Bulut hakkında?" Alp dumanı Buse'nin yüzüne bakarak üfledi daha sonra sakince biten sigarayı yere atıp ayağıyla ezdi. "Sana da merhaba Buse'm." Buse, Alp'i omuzlarından itti. "Ben senin Buse'n değilim! Kes şunu artık." Alp kaşlarını çattı. "Bulut başına gelen her şeyi hak etmiş. Biri benim yerime yapmış bunu!" Buse öyle sert bir tokat attı ki hepimiz irkildik. "Oha." dedi Serkan. "Düzgün konuş Bulut hakkında!" Alp sakince Buse'ye döndü. "Neden? Benden daha mı iyi tatmin ediyordu seni?" kaşlarımı çatıp olanları izliyordum. "Sen benim eski sevgilimsin Alp, eski ve ben seni-" Alp bağırdı. "Sevmiyorsun değil mi? Sevmiyorsun! Neden? Neden onu bana tercih ettin? Neyini yetiremedim lan senin?" Buse'nin sinirden ya da Bulut'a olanların acısından gözleri dolmuştu. "Anlaşamıyor ayrılmıştık. Sürekli tartışıyorduk. Neden böyle diyorsun? Senden sonra ilişkim olamaz mı?" Alp tiksinircesine ona baktı. "Olamaz. Çünkü seni benim dışımda kimse çekmez. Üzgünüm Buse ama eminim ki Bulut senin yüzünden ölmüştür." Buse duyduklarının şokuyla geriye iki adım attı. "Düzgün konuş.." dedi gözünden bir yaş akarken. "Sen zaten busun Buse. Hep birini birilerine tercih edip milletle oynuyorsun. Söylesene neden Bulut'u katil babana tercih ettin? Hiç istemesen de onun kızısın Buse. Baban bile sevilmiyor sen asla sevilemeyeceksin." Buse'nin dudakları aralandı ama bir şey diyemedi. Sadece kafasını iki yana sallayıp ağlıyordu. "Yeter. Bokunu çıkarma." dedi Batu. "Kızın bir suçu yok sen takıntılısın." dedi Temmuz. Alp güler gibi ses çıkardı. "Öyle diyelim öyle olsun Temmuz ama ben haklıyım. Ki birileri de bana hak veriyor gördüğünüz gibi. Sorgum bittiyse gideyim. Ama şunu bilin Bulut ile uzaktan yakından samimiyetim yoktu ve olay günü ise İzmir'deydim. Umarım yeterli olur." Alp bizi bırakıp gitti. Hepimiz Buse'ye bakıyorduk. Buse'nin yanına yaklaştım. Kafasını yere eğmiş kıpırdamadan duruyordu ve saçları önünü kapatmıştı. Omzuna dokunduğumda bile tepki vermedi. "Buse?" Buse ağır ağır bana döndü. Artık ağlamıyordu. Gözleri ve burnu kızarmıştı ama çok sakin görünüyordu. Transa geçmiş gibi. Gözlerime bakıyordu sadece. "İyi misin?" diye sordum. Buse bana bakarak ağır ağır kafasını salladı. Hiç iyi görünmüyordu. Buse'yi kendime çekip sıkıca sarıldım. "İyi ol. Biz biliyoruz seni." dedim. Kolları yanda sallanırken yavaş yavaş kaldırıp belime doladı. "Bir tane takıntılı şerefsizin sözlerine bakma." dedi Nil. "Artık sıkıldım. Gerçekten sıkıldım." dedi Batu sigara paketini çıkarıp. Bir dal kendi dudaklarına yerleştirdi bir dal da Serkan'a uzattı. Tam paketi geri cebine koyacaktı ki Buse durdurup paketinden bir dal aldı. Hepimiz şaşkınlıkla Buse'ye baktık. "Buse..." dedi Temmuz kaşlarını kaldırıp. "Sen sigara içmezsin ki?" Buse sigarasının ucunu yakıp üfledi. Gözleri o kadar ölü bakıyordu ki Alp'in konuşmasından sonra. Korkuyordum... "6 yıl," dedi Buse. "6 yıldır tek içtiğim şey kahve ve sigara." dedi. Nil yanıma yaklaşıp kulağıma fısıldadı. "Buse az da olsa mutluydu şimdi fazla tepkisiz. Gözleri..." dedi devamını getiremedi. "Çok fazla boş bakıyor." diye devam ettirdim. Nil kafasını aşağı yukarı salladı ve Buse'ye bakmaya devam ettik. Buse bize döndü. Buruk bir şekilde gülümsedi. "Ne oldu? Neden öyle bakıyorsunuz." Serkan boğazını temizledi. "Buse... burnun?" Buse sigaralı olan elinin tersiyle burnuna dokundu. Burnu kanıyordu. Nil yanına gitti. "İyi misin?" Buse ise hiç endişelenmemiş gibiydi. "İyiyim. Sadece... stres." ellerimi saçlarıma geçirdim. Boğuluyormuş gibi hissediyordum. Hani bazı zamanlar olur ya hiçbir yere sığamazsınız, işte koskoca terasta sadece 7 kişiydik ve açık havadaydık ama ben hiçbir yere sığamıyordum. Serkan yanıma gelip arkamdan sarıldı. "İyi misin güzelim?" kafamı iki yana salladım. "Sığamıyorum Serkan hiçbir yere. Boğuluyorum." Serkan beni kendine çevirdi ve çenemi nazikçe tuttu. "Sakin ol yavrum. Ben buradayım, biz buradayız. Her şey yoluna girecek, tamam mı?" kafamı usulca aşağı yukarı salladım. Serkan alnımdan öptü. Diğerlerinin yanına gittiğimizde Buse'nin kanamasının durduğunu gördük. Nil ona su içmesinde yardımcı oluyordu. "İyi misin Buse?" diye sordum. Donuk gözlerle bana baktı. "İyiyim Asel." Temmuz boğazını temizleyip "Serkan bir bakar mısın?" diye seslendi. Hepimiz ona döndük. Serkan bana döndü ve ben bir şey demeyince yanına gitti. O sıra Batu yanıma geldi ve kolumu sıvazladı. "Nasılsın?" gülümsedim. "Bilmiyorum Batu, boğuluyorum sanki." Batu'nun bakışları Serkan'a döndü. "Ona bir şey demiyorsun? O olsa şu an benimle konuşuyorsun diye ortalığı yıkardı" kafamı iki yana salladım. "Ben o değilim Batu, kafamda kurmuyorum. Hepinize güveniyorum ben." Batu kafasını salladı. "Evet, öyle." bakışlarımız Buse'ye döndü. "Buse iyi görünmüyor." dedim. Batu'nun kaşları çatıldı. "Orospu çocuğu Alp." dedi tükürürcesine. "Kerem sence saçım böyleyken mi güzel yoksa böyleyken mi?" diyen Nil'e döndük. Kerem ise baştan ayağa Nil'i süzdü ve "Çirkinsin." dedi. Nil kaşlarını çatıp Kerem'in ayak bileğine tekme attı. "Öküz! Çirkin değilim ben." Kerem gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. "Sarışın sevmiyorum ben." dedi Kerem. "Saçlarını boyarsan belki güzel bulurum." Nil üzülmüş gibi Kerem'e baktı. "Benim saçlarım orjinal sarı ama..." Kerem'in o ara dediklerine içi acımış gibi baktı. "Ben sarışın sevmem ama seni severim Nil." ben ve Batu birbirimize baktık heyecanla. Tabii bizim salak Nil bunu anlamadı ve "Sevmezsen sevme." dedi ve gitti. Alnıma vurdum ve Batu'da kafasını iki yana salladı. Kerem ise şaşkınlıkla giden Nil'in arkasından bakakaldı. "Deli kız." dedi ve bize döndü. "Gördünüz değil mi?" Batu ile kafamızı onaylarcasına salladık. "Nil biraz sevince kafası kıtlaşıyor Kerem. Onun dudaklarına yapışmalısın bir açıklama yapmadan." dedim. Batu ise uzun bir aradan sonra ilk defa güldü. Serkan ve Temmuz yanımıza geldi. "Hadi artık sınıfa gidelim, şu son derse de girelim de işimize bakalım sonra." dedi Serkan. Tam gidecekken Kerem durdurdu. "Bir dakika," telefonunu çıkardı ve bir şeyler yaptı. Sonra hepimize aynı anda bildirim sesi gelince birbirimize baktık. Telefonumuzu alıp ekrana baktık. Whatsapp'tan bildirim vardı. Girdim ve Kerem bir grup oluşturmuştu. "Kerem adlı kullanıcı Gizli Dosya: B adlı grubu oluşturdu." Temmuz kaşlarını kaldırdı. "B?" Serkan göz devirdi. "Bulut." grupta 7 kişi vardı. Ben, Serkan, Batu, Nil, Temmuz, Kerem ve Buse. "Bu grupta haberleşip bu grupta plan yapabiliriz." dedi Kerem. Batu gülümsedi. "İyi fikir." Serkan ilerleyip bize seslendi. "Hadi gidelim."

***

Yaklaşık 50 dakika sonra okuldan çıktık hepimiz. Nil hâlâ Kerem'e trip atıyordu Kerem ise onun bu haline gülüyordu ve Kerem güldükçe Nil daha çok trip atıyordu. Ben, Serkan'ın arabasına binmiştim diğerleri de Batu'nun arabasına binmişti. Kerem ise kendi arabasındaydı. Fakat Nil ne kadar trip atsa da Kerem'in arabasına bindi. "Barıştınız mı?" diye sorunca "Hayır, biraz da burada trip atacağım." cevabını vermişti. Peş peşe Batu'nun evine gidiyorduk. Serkan bana döndü. "Bütün olaylara bir gün ara verip baş başa yemeğe mi çıksak?" bakışlarımı Serkan'a çevirdim. "Bulut'un olayını çözmeden bir şey yapmak istemiyorum." Serkan göz ucuyla bana baktı. "Bir gün sadece, özledim seni." gülümsedim. "Ben de seni özledim." yanağına uzanıp öpücük kondurdum. "Aslında, bizde kalsan bir gün film gecesi mi yapsak?" gülümsedim. "Bilmem, olabilir." Batu'nun evinin önüne gelince Serkan arabayı park edip el frenini çekti. Bana dönüp "Çok seviyorum seni, Ne olursa olsun kendini asla yıpratma olur mu? Olaylara kendini yorup yıpratma." gülümsedim ve gözlerinin içine daldım. "Ben de seni çok seviyorum." sonra dudaklarıma yaklaşıp uzun ve tutkulu bir şekilde öptü. Aynı şekilde karşılık verince belimden tutup beni kendine bastırdı. Yavaşça ayrıldığımızda dışarıya baktım. Diğerleri de yavaş yavaş inmeye başlamıştı. Temmuzu görünce Serkan'a döndüm. "Temmuz'la ne konuştun?" Serkan, Temmuz'a döndü ve sonra konuştu. "Önemli bir şey değildi, telefonu kendiliğinden fabrika ayarlarına geçmiş de onu düzelttim." ağır ağır kafamı salladım. "Anladım." Serkan arabanın kapısını açıp indi ve yanıma geldi. Kapımı açıp elimi tuttu. "Hadi gidelim, bizi bekliyorlar." diğerlerinin yanına ilerlerken Kerem saatine baktı. "Hadisenize oğlum ya ağaç olduk." Serkan göz devirdi. "Geldik işte." Batu evin kapısını çaldı. Açan annesi oldu. "Batu oğlum hoş gel-" bizi görünce şaşırmıştı ama daha sonra içtenlikle gülümsedi. "Hoş geldiniz çocuklar. Kusura bakmayın haberim yoktu ondan şaşırdım. İçeri gelsenize." içeri girerken Serkan cevapladı. "Hoş bulduk Nermin abla, sorun yok ne kusuru. Nasılsınız?" Nermin abla gülümsedi. "İyiyim oğlum siz nasılsınız?" hepimiz iyi olduğumuzu söyledik. "Biz de iyiyiz Nermin abla." dedi Serkan. Nermin abla bana döndü. "Sen nasılsın Asel kızım?" gülümseyip yanına gittim. "İyiyim ben de, iyi olmaya çalışıyorum." Nermin abla kolumu sıvazladı. Buse'ye kaşlarını çatıp bakmıştı. "Onun burada ne işi var?" Buse çekinerek Nermin ablaya baktı. "Anne konuşacağız hepsini tamam mı? Ama önce acıktık yemek hazır mı yardım edeyim mi?" Nermin abla bakışlarını Buse'den ayırıp Batu'ya döndü. "Hazır oğlum, sen otur arkadaşlarını yalnız bırakma birazdan hazırlarım ben." Batu kafasını salladı. "Babam nerede?" Nermin elini amaan dercesine salladı. "Yine içmeye gitmiştir. Gelir bir iki saat sonra." Batu kaşlarını çattı ama üstelemedi. Hepimiz salona geçip oturduk. "Burada olmamalıydım." dedi Buse pişman bir şekilde. "Senlik bir durum yok, biz seni anladık annem de anlayacaktır. Sadece anlat kendini ona." dedi Batu. Buse bir cevap vermedi ama kafasını salladı. "Nil, yüzüme bakmayacak mısın hâlâ?" dedi Kerem. Nil ise omuz silkip "Sinek mi vızıldıyor ne?" dedi. "Kızım kışın ortasında ne sineği?" dedi Kerem. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "O zaman bir... bir..." diyecek bir şey bulamadığında kaşlarını çattı. "Bir şey ötüyor işte." Kerem kahkaha attığında nazikçe Nil'in çenesinden tutup kendine çevirdi. "Terasta sana dediğim şeyi gerçekten anlamadın mı?" diye sordu. Nil ise sanki dünyada ikisi kalmış gibi gözleri sadece onu görüyor gibiydi. "Ben... Anladım. Sarışın sevmiyorsun ama o zaman neden bana ümit veriyorsun?" Kerem kafasını iki yana salladı. Tam bir şey diyecekken Nermin abla yemeklerle birlikte içeri girdi. Ayağa kalktım. "Yardım edeyim mi Nermin abla?" gülümsedi ve derin bir iç çekti. "Teşekkür ederim kızım, otur sen misafirsin." kaşlarımı kaldırdım. "Abla biz 10 yıldır arkadaşız hepimiz, hatta kardeşiz ve sık sık birbirimize gidip geliyoruz misafiri mi kaldı?" Nermin abla ufak bir kahkaha attı. "Doğru diyorsun kızım kusura bakma. E iyi madem gel yardım et bakalım." hevesle mutfağa peşinden gittim. Tabaklara pilav koyarken Nermin abla bana baktı. "Çok hamaratsın maşallah kızım. İnsan senin gibi gelini olsun istiyor. Hem hamarat, hem terbiyeli, saygılı..." gülümsedim. "Çok teşekkür ederim Nermin abla." Nermin abla da tabaklara patlıcan koyarken konuşmaya başladı. "Batu'yla aran nasıl kızım? Bazen o kadar çok senden bahsediyor ki." kaşığı tutan elim duraksadı. "Öyle mi?" Nermin abla hevesle konuştu. "Evet, oğlum seni gerçekten çok seviyor olmalı." gülümsedim. "Evet, seviyoruz birbirimizi ama Serkan'ın yanında bunlardan bahsetmeyin olur mu, kendisi benim erkek arkadaşım. O yüzden..." Nermin abla eliyle ağzını kapattı. "Ay öyle mi kızım? Kusura bakma bilmiyordum." gülümseyip ona döndüm. "Sorun değil! Kusura neden bakayım?" Nermin abla sırtımı sıvazladı ve tabakları alıp içeriye götürdü. Ben de peşinden gittim. Herkes masaya geldiğinde biz de oturduk. "Gerçekten çok güzel duruyor yemekler." dedi Nil. "Ellerinize sağlık Nermin abla." diye destekledi Temmuz. "Afiyet olsun çocuklar. Yiyin hadi." dedi Nermin abla ve hepimiz yemeye başladık. Serkan o kadar acıkmıştı ki her şeyden iki tabak yemişti. "Göbeğin çıkınca doblo alırsın artık Serkan." dedi Nil ve güldük. "Ne bu doblocu enişte muamelesi mi?" güldüm ve Serkan'a döndüm. "Evet, ondan. Evlendiğimizde şimdiki gibi fit kalmazsan seni sevmem gibi." dedim göz kırparak. "Öyle mi hanımefendi? Ben her halimle karizmatik olurum." dedi ve güldük. Sofrayı yavaş yavaş kaldırdıktan sonra hepimiz salona geçtik. Nermin abla ve Nil bize kahve yapıp getirmişlerdi. "Evet çocuklar, konuşmak istediğiniz konu neydi?" Batu boğazını temizledi ve doğruldu. "Bulut... hakkında anne." Nermin abla kaşlarını havaya kaldırdı. "Neden oğlum? Kapanmadı mı konusu?" dedi polislere karşı olan öfkesini gizlemeden. Batu kafasını olumlu anlamda salladı. "Kapandı, kapandı ama... biz araştırmaya karar verdik. Çünkü ölümü..." yutkundu. "Şüpheliyken bir anda konuyu kapatma kararı aldılar. Herkesi sorgulayacağız, her olayın altını üstünü kurcalayıp ölümüne sebep olanı bulacağız. Her ipucu işimize yarar." Nermin abla kafasını salladı daha sonra kaşlarını çatarak Buse'ye baktı. "O ne diyor? En son onunla tartıştı ve ondan sonra öldü ve ölümüne intihar denildi." Buse yutkundu. Batu konuşmaya devam etti. "Onun adı Buse, anne. Biliyorsun. İlk başta biz de öyle diyorduk ama sonradan anladık." Nil gülümseyerek "Onu da bir dinleseniz?" dedi. Nermin abla derin bir nefes alıp verdi ve Buse'ye döndü. "Dinliyorum." Buse rahatsızca doğruldu. "Ben... Kusura bakmayın. Her şey için özür dilerim öncelikle. Ve gerçekten çok üzgünüm. Bulut'un başına gelen her şey için çok üzgünüm. olaydan iki hafta önce babam bana Bulut'tan ayrılmamı, onu görmek istemediğini söyledi. Yoksa öldüreceğini söyledi. Babam..." titrek bir nefes aldı. "Yapma potansiyeli vardı babamın. Bense korktum. Bulut'a bir şey yapmasından korktum. Babamın bana zarar vermesi asla umrumda değildi. Bulut'a bir şey olacaksa bana olmasını yeğlerdim. O günden sonra babam tekrar cezaevine girdi ve hâlâ orada. Ertesi gün Bulut'a ayrılmak istediğimi söyledim ve nedenini yazmadım. Okula geldiğimizde ise köşe bucak ondan kaçtım. Onu gördükçe, parfümünün kokusunu aldıkça canım yanıyordu. En son kaçamadım ondan, önümü kesti. Nedenini sordu. Bense benden nefret etsin istedim ve bağırarak başkasını sevdiğimi söyledim." Buse'nin gözünden bir yaş aktı. "O olaydan sonra Bulut'u bir daha göremedim. Ama keşke, keşke görseydim ve son kez sarılsaydım. Kendimden çok nefret ediyorum. Onun ölümünü hâlâ kabullenemedim ve hâlâ canım yanıyor. Onu çok özlüyorum." ağlamaya başladı. "İstediğiniz kadar beni suçlayın Nermin abla ama asla ona bir şey olsun istemedim. Onun canına zarar gelsin isteyecek son kişi bile değilim. Hayallerimiz vardı bizim. Ama o..." Nil yanında duran Buse'yi omzundan çekip sarıldı. Hepimizin gözleri dolmuştu. Nermin abla ağlayarak Buse'nin yanına gitti. "Özür dilerim kızım. Oğlumun acısından inan bana senin ne hissettiklerini ve yaşadıklarını önemsemedim suçlu gördüm seni ama şimdi anlıyorum." Nermin abla Buse'ye sarıldı. Buse hıçkırarak ağlamaya devam etti. "Çok özür dilerim." dedi nefesi kesilerek. Nermin abla Buse'yi kendinden uzaklaştırdı ve Buse'nin gözündeki yaşları sildi. "Sakin ol kızım. Anladım artık seni. Geçti tamam mı?" Buse kafasını iki yana salladı ağlayarak. Nermin abla yerine oturdu ve peçeteyle gözlerini sildi. "Beni de sorgulayacaksınız galiba." dedi Nermin abla burnunu çekerek. Batu kafasını sallayarak onayladı. "Pekala... Olay günü derneğe gitmiştim. Nazan ile, yani Asel'in annesi ile. Kur'an okunuyordu falan. Baban Tarık ise işe gitmişti. Dernekteyken içime giren sızı ile Nazan'a gidelim buradan akşama yemek yapmalıyım bahanesiyle kalktık. Nazan anladı tabii iyi olmadığımı. Neyimin olduğunu üsteleyerek sordu. Bense en sonunda içimde kötü bir his olduğunu dile getirdim. Tarık'ı aradım fakat her şeyin yolunda olduğunu çalıştığını söyledi. Batu'yu aradığımdaysa Asel ile birlikte olduğunu söylemişti. Ama Bulut..." ağlamaya başladı. "Benim vicdanlı güzel oğlum, karıncaya bile kıyamayan insaflı oğlum. Açmadı telefonumu. Defalarca aramama rağmen. O an vazgeçip, duymadığına kafa yorarak yemek yapmaya başladım. Akşam herkes eve gelmeye başladığındaysa yemek hazırdı ama bir şey eksikti; Bulut, Bulut'um, güzel oğlum... gelmedi eve. Hepimiz polise, jandarmaya haber verdik. aramaya başladılar. Arama köpeklerinden bir tanesi ormana giden yola bakıp havlamaya başladı. Gittik ve gölün orada durdu. O lanetli, uğursuz göl." titrek bir nefes aldı. "Dalgıçlar işe koyuldu. Aradan bir saat sonra Bulut'umun cansız bedenine kavuştuk. O an dünyam başıma yıkıldı. Ne zor acıymış meğer evlat acısı..." dayanamayıp ben de ağlamaya başladım. "Keşke ona bir şey olmasaydı da benim canım yansaydı. Serkan... oğlum, Bulut seni çok severdi. Öyle çok severdi ki her gün adını duyardım." Serkan yutkundu bakışlarını ellerine çevirdi. "Öyle işte çocuklar. Tarık abiniz asla içmeyen bir adamdı ama Bulut'un başına gelenlerden sonra beynini uyuşturmak istiyor." kafa salladım. "Çok üzgünüz. Keşke böyle olmasaydı. Söz veriyorum onun katilini bulacağız" Batu kafasını salladı. "Evet anne. Sıkma canını tamam mı?" Batu gidip Nermin ablanın saçlarına bir öpücük kondurdu. Batu bize döndü, "Bulut'un odasına gidelim mi?" hepimiz onayladığımızda Bulut'un odasına çıktık. Her şey düzenlice duruyordu ama her yer tozlanmıştı. O günden sonra kimse girmemiş olmalıydı. Her yerde bizimle olan, Ailesiyle olan, Batu'yla olan ve en çok Serkan'la olan fotoğrafı vardı. Batu yutkundu. Serkan ise gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Bir şeyler bulalım ne olur..." diye mırıldandım dua edercesine. Serkan ve Batu fotoğrafları incelemeye başladı gizli bir not bulmak adına. Ben çekmecelere bakıyordum. Nil ve Kerem ise dolaplara bakıyordu. Buse ise Bulut'un odasındaki farklı bir kapıdan içeri girdi. İlk çekmeceyi açtığımda Bulut'un parfümü vardı. Elime aldım ve Buse'nin girdiği odaya gittim. Burası resim odasıydı. Bulut çok severdi resim çizmeyi. Buse eline bir kağıt almış ona bakıyordu sadece. Kağıdın üzerine düşen bir pıt sesiyle Buse'nin ağladığını anladım. Yanına gittim ve resime baktım. Bulut, Buse'nin portresini çizmiş altına da Sana olan sevgimi çizebilsem bu sadece başlangıç olurdu bir tanem. yazmıştı. Gözlerimin dolduğunu hissettim. "Çok güzel çizmiş." dedim. Buse burnunu çekerek bana döndü. "Evet..." elimdeki parfümü ona uzattım. O ise hüzünle parfüme baktı ama almadı. Ona uzattım parfümü, sanki bir anlığına geri getirmek mümkünmüş gibi. Sanki bir kokunun içinde bir ömür saklıymış gibi. "Al hadi. Biliyorum zaman her şeyi solduruyor; sesini daha az duyar olacaksın, yüzü rüyalarda bile silikleşecek belki... ama ne olur, kokusunu unutma. Çünkü insan en çok kokusunu unuttuğunda kaybediyor sevdiğini; ve bir gün, yıllar sonra hiç beklemediğin bir an o koku bir yerden çıkıp geldiğinde , göğsünde bastıramadığın bir sızıyla hatırlarsın ne kadar özlediğini... O yüzden bu şişeyi eline değil, kalbine bırakıyorum. Ne olur, kokusunu unutma... çünkü bazı insanlar gider ama kokuları hep kalır. Ve bazen o koku, bir ömrün hatırasını taşır." Buse ağlayarak titreyen eliyle elimdeki şişeyi aldı ve bileğine sıktı. Titreyerek burnuna götürdü ve ağlayışı şiddetlendi. Kendime çekip sıkıca sarıldım. Daha sonra odaya tekrar dönüp çekmecelere baktım. Bir defter buldum ve elime aldım. Matematik defteriydi. Kaldırdığımda içinden bir fotoğraf düştü ama bir yanı yırtılmıştı. İki kişinin olduğu bir fotoğraftı ama elimde görünen kısım Bulut'tu. Diğer yarsı kime aitti bilmiyordum. "Bir şey buldunuz mu?" dedi Batu. Ben ve Nil elimizdekileri kaldırdık. "Ben bir günlük buldum." dedi Nil. "Ben de yarısı olmayan bir fotoğraf."