4. bölüm / 11
Geçmişin Bıraktığı Derin İzler3:Bazı Hevesler
Bölümler 11Şu an: 3:Bazı Hevesler
- 1 GİRİŞ247 kelime
- 2 1: İlk Cinayet640 kelime
- 3 2: Plan1.138 kelime
- 4 3:Bazı Hevesler1.351 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4:Sorgu Odası1.237 kelime
- 6 5:Sahte Duruşlar1.036 kelime
- 7 6:Hayal Kırıklığı969 kelime
- 8 7:Açelya Çiçeği940 kelime
- 9 8:Gerçekler1.140 kelime
- 10 9:Açelya644 kelime
- 11 10:Mezarlık1.007 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
15 Yıl sonra...
Hayat Ateş
Hayatımda hep anne demek istemişimdir. Ona sarılıp koklamayı, onunla konuşup, hoş bir sohbetin içinde olmayı isterdim.
Hiçbiri olmamıştı olması imkansızdı. Bu zamana kadar hep istemek ve hayallerle yetinmiştim. Ben beş yaşındayken annem kalp krizinde ölmüştü yani babam öyle söylüyordu. Babamın o zamanlar iş arkadaşı olan Zehra abla bize çok yardım etmişti özellikle de bana tam olmasa da bir anne olmaya çalışmıştı hâlâ da öyleydi. Hatta şuan babamla evliler.
Zehra abla çok iyi biri o bana bir anne gibi davranıyor ne zaman üzülüp ağlasam kendimi hep onun kollarında buluyorum o beni hiç yargılamıyor, kızmıyor ve dinliyordu.
Babam benim için hep önemliydi ben de onun için. Genelde babamın önceliği hep ben olmuşumdur ve bu beni önemli, değerli biri gibi hissettiriyor.
Genelde kendi halimde takılır gerektiğinde ise sosyalleşir kabuklarımı kırardım. Bir insanın güveni kırılınca her şeyini elinden alırsınız ama eğer o güvenin temeli sağlamsa onu hiçbir güç yıkamazdı. Ya da ben öyle düşünüyordum bilmiyorum ama bildiğim tek şey ise güven'in her şey olmasıydı.
Mavi boyam çok az kalmıştı bu yüzden gidip yeni bir boya almam gerekecekti. Maviyle boyayacağım yeri es geçip kalan başka yerleri boyayıp detayları düzelttim. Açık bir mor elde etmek için palete önce beyaz sonra mor boyadan ekleyip karıştırdım tam istediğim gibi bir renk olmuştu. Fırçayı elime alıp boyaya batırdım ardından gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım, fırça darbeleri tuvale değdiğinde oldukça güzel görünüyordu. Çizdiğim resimde bir insanın boynu ve omuzlarını vazoya benzetip içine çiçekler çizip etrafından yaprak ve sarmaşıklar sarkıtmıştım. Bir tuvali bitirip odamın duvarına asmak hoşuma gidiyordu odamın duvarları resmen bir tuval cennetiydi. Tuval yapmayı seviyordum, kemanımdan sonra.
Aslında hem müziğe hem resme ilgim vardı. Keman küçük yaşlardan bu yana dikkatimi çeken bir enstrümandı. Hatta bir zamanlar kursuna bile gitmiştim. Bu süreçte babamı ikna etmem de kolay olmamıştı. Mesela babamın peşinde az koşmamış babama az dil dökmemiştim resmen beni peşinde süründürmüştü. Bunları düşünüp hatırladığımda yüzüme hep bir tebessüm oluşuyordu tıpkı şimdi de olduğu gibi...
Zihnime teker teker düşen anıları temizledikten sonra kalkıp mavi boya almak için boya dolabıma ilerledim. Mavi ve mavinin tonlarından birkaç boya alarak tekrar sandalyeme oturdum. Mavileri karıştırıp güzel bir ton elde ettikten sonra fırçayı boyaya batırıp boyayı tuvale sürdüm. Zihnim yine saçma sapan düşüncelerle dolmaya başlıyordu ve bundan nefret ediyordum, zihnim daha fazla ele geçirilmeden bir Sezen Aksu şarkısı açıp kafamı dağıtmayı diledim. Sezen Aksu'nun sesi bana huzur, mutluluk, sevgi daha birçok şey hissettiriyordu.
" Dünyanın o son günü sen beni arayacaksın." kendimi şarkıya kaptırıp eşlik ederken tuvalimde bitmek üzereydi. Son dokunuşlarımı yapıp kurumaya bırakacaktım. Tuval bittikten sonra onu bir duvara yaslayıp mutfağa indim, acıkmıştım.
Babam ve Zehra abla evde değildi hastaneye gitmeleri gerektiğini söyleyip evden çıkmışlardı. Zehra ablada yaklaşık 3 haftadır bir mide bulantısı birde baş dönmesi vardı bu durum iyice canını sıkınca hastaneye gitme kararı almıştı. Şüphelendiğim bir şey tabii ki de vardı ama sanmıyordum olmazdı. Kendime bir makarna salatası yapıp masaya oturduğum sırada hem zil çaldı hem de kapıya vurulmaya başlandı, sanırım babamlardı. Hızlı adımlarla kapıya doğru ilerlerken nedensizce heyecanlanıyordum. Kapıyı açtığımda Zehra ablanın mutluluğu babamın ise buruk gülümsemesiyle karşı karşıyaydım bu da merakıma engel olmamıştı tabii.
" Hoş geldiniz de bu mutluluk nedir böyle." dedim merakla karışık gülümsemeyle, Zehra abla sıkıca bana sarılıp tüm içtenliğiyle gülümsedi " Şimdilik sürpriz olsun bebeğim olur mu?" deyince üstelemeden başımla onayladım. Zehra abla neşeyle salona doğru ilerlerken bakışlarım babama yönelmişti hiçbir şey demeden dudaklarını büzerek Zehra ablanın peşinden salona ilerledi.
Neler oluyordu? Biri mutlu biri mutsuz neydi bu şimdi?
Yavaş adımlarla salona doğru geçerken Zehra abla hızlıca yanımdan geçerek mutfağa ilerleyip büyük bir iştahla masadaki tabakta duran meyvelerden yemeye başladı. O kadar iştahlıydı ki ona bakan herkesin canının meyve çekebileceğine çok emindim. Benim de canım çekmişti fakat umursamadan gözlerimi devirip hızlı adımlarla babamın yanına, salona ilerledim. Babam bacaklarını aralamış dirseklerini dizlerinin üzerine ellerini de yanaklarına koyup donuk bakışlarla halıya bakıyordu, derin düşüncelere dalmış gibiydi ne düşünüyor olabilirdi ki.
Yavaşça babama yaklaştım hala beni fark etmemiş halıyı izliyordu, hafifçe kaşlarımı çatıp " Baba." dediğimde yine cevap vermedi, tekrar "Baba." dediğimde yine cevap alamadım bu sefer omzuna hafifçe dokunup "Baba iyi misin?" diye bir soru yönelttim. Babam halıya boş ve derin bakışlarla bakan gözlerini halıdan ayırarak bana çevirip " Hı, noldu kızım bana mı seslendin?" dedi. Bakışlarımdaki merak oldukça fazlaydı biliyordum, çattığım kaşlarımı bozup " Evet sana seslendim neyin var senin." dedim. Derin nefes verip " Hiçbir şey dalmışım öyle." dediğinde sinirlendiğimi hissedebiliyordum bu sebepten dolayı da sesim olduğundan biraz daha yüksek çıkmıştı "Baba." derin bir nefes alıp " geldiğinden beri mutsuzsun ama Zehra ablanın yüzünde güller açıyor neler oluyor bende bilmek istiyorum hakkım sonuçta benimde demi." dedim. Babam yüzünü avuçlarının içine alıp bir süre öylece bekledi.
Dudaklarımı birbirine bastırarak " Sessiz mi kalacaksın böyle?" dediğimde Zehra abla mutfaktan babama sesleniyordu babam cevap vermeyince tekrar seslenmeye başladı " Hakaan, canım bir bakar mısın?" dedi babam ise " Bir dakika geliyorum Zehra." dedi fakat tam ağzı aralanıp bir şey söyleyecekken kapatıp söylememeyi tercih ederek yanımdan ayrıldı. Bilmediğim, anlamadığım bir şeyler dönüyordu benden bir şey gizleniyordu. Bende mutfağın kapısına doğru ilerleyip kapı eşiğinde durdum, onları izlemeye başladım. Zehra abla yıllar geçmesine rağmen cilvesinden hiçbir şey kaybetmiyordu.
"Aşkım benim canım tatlı çekiyor baklava da olur ama antep fıstıklı güllaç da olabilir ama güllacı nerden bulabiliriz ki ramazanda oluyordu o değil mi tamam o zaman yaş pasta alsan çok canım çekti." tek nefeste bunları söylerken dayanamayıp zorlukla konuşarak " Ben yaparım dışarıya para vermeyelim." dedim babam da " Gerek yok kızım ben gider alırım." dedi ama elimle hayır işareti yapıp tezgahın başına geçtim.
Yaklaşık yarım saat sonra kekini hazırlayıp pişirdikten sonra arasını açarak kremasını sürdüm ve süsledim. Ardından tabaklara koyup salona götürdüm. Kendime de bir tabak ve çay alarak salona geçtim. " Eee Zehra abla bu mutluluğunun sebebini neye borçluyuz." dedim artık bu konuyu öğrenmem gerekiyordu öğrenmezsem sinir olarak bana geri dönecekti.
"Bebeğim daha zamanı var birazcık daha bekleteceğim seni." dediğinde fark ettirmeden gözlerimi devirip sabır çektim. Yüzüme yapay bir gülümseme ekleyip " Yok Zehra abla yok bekleyemem ben çocuk değilim söyleyin şunu artık neymiş bu kadar önemli olan." dedim. Zehra abla önce babama baktı babam da başıyla onay verdi. Zehra abla içten bir gülümsemeyle karnına bakıp ardından bana bakarak " Abla oluyorsun Haya abla oluyorsun, hamileyim." dediğinde hiçbir tepki vermedim fakat gözlerimin dolduğunu hissediyordum.
Küçük kız parkta bebekleriyle oynuyordu annesi ise bankta oturmuş kızının fotoğraflarını çekiyordu. Küçük kız annesine dönüp " Anne," dedi ve yanındaki küçük bebeğe baktı " bebekler çok tatlı değil mi?" dediğinde annesi gülümseyerek " Evet meleğim evet sende öyleydin hâlâ da öylesin." dedi. Küçük kız kahkahalar içinde gülerken " Ya bende mi öyleydim çok tatlıymışım o zaman anne." dedi, annesi güldü daha sonra gülümsemesi yavaşça soldu. Küçük kızın oynadığı bebeğin ablası gelip bebeği aldı " Gel kardeşim gidelim anne bizi bekler." dedi küçük kız bebeğe ve ablasına el sallayıp annesinin yanına oturdu sonra annesine masumca baktı " Anne benim de bir kardeşi var mı bende abla mıyım?" dedi, annesi küçük kıza cevap vermedi yüzü asıktı düşünceliydi. Küçük kız annesinin moralinin bozuk olduğunu anlayınca annesinin gözlerine baktı " Gözlerin çok güzel anne." dediğinde annesi biraz olsun gülümsemişti. Küçük kız sorduğu sorunun cevabını alamayınca annesine tekrar sordu annesi bu sefer cevap vermişti " Ah bebeğim hayır senin bir kardeşin yok senin abla olman mümkün değil hem baksana bir sürü küçük kuzenin var sende onların ablası olursun olur mu? "dedi buruk bir gülümsemeyle fakat küçük kız ağlamaya başlamıştı " Hayır ben abla olmak istiyorum ben kardeşimi istiyorum." dedi annesi küçük kızı kollarının arasına alarak saçlarını öptü. Küçük kızın kardeşi olmayacaktı, küçük kız bir gün abla olsa mutlu olur muydu?
Eski anılar gözümde kesik kesik canlanırken gözümden bir yaş aktığını fark ettim. Zehra ablanın tam gözlerinin içine bakarak ağlıyordum. Zehra abla duygulanıp " Bu kadar mutlu olacağını bilseydim hemen söylerdim." dedi o benim mutluluktan ağladığımı düşünüyordu ama değildi işte değildi. Babam ne düşündüğümü anlamış gibi bakıyordu Zehra abla dokunsam ağlayacak gibiydi titreyen sesiyle " Beni o kadar duygulandırdın o kadar mutlu ettin ki sana sarılmak istiyorum." dediğinde onu onaylayıp sıkıca ona sarıldım o da bana sarıldı ama ağlıyordu. Sımsıkı belimi saran kolları bana bilmediğim bir duygu olan anne şefkatini anımsatmıştı. Zehra ablanın karnına baktım orada bir bebek vardı o bebek benim kardeşimdi benim bir kardeşim vardı.
Bölüm etkileşimi
