10:Mezarlık

Vaveyla Yazarı: ceylin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 10:Mezarlık

Taksiye bindikten sonra otele gitmiştim ve üzerimi bile değişmeden direkt uyumuştum hatta örtü bile örtmemiştim.

Sabah uyandığımda her yerim tutulmuştu hemen duş alıp çıkacaktım, bugün karakola gitmem gerekti ama gitmeyecektim. Bugün daha farklı ve yıllardır hiç gitmediğim bir yere gidecektim. Kıyafet olarak siyah kargo pantolon, siyah bluz ve siyah blazer ceket giydim çantam ve ayakkabım da siyahtı. Bugün yastaydım.

Ben bugün tek taraflı da olsa annemle konuşmaya gidecektim.

Daha önce hiç gitmemiştim babam her defasında bahaneler üretip beni götürmemişti. Bugün hiçbir bahaneye hiçbir sese kulak asmayacaktım.

Aynadan son bir kez daha kendime baktım ve oda anahtarını da alıp odadan çıktım. Kombinimle uyumlu olsun diye gözlük de taktım. Taksiye bindikten sonra gideceğimiz yeri söyledim, kafamı yasladığım camdan dışarı bakarken her şey ve herkes normalmiş gibi duruyordu ama aslında öyle değildi. O normalmiş gibi duran evli çift belki de şuan evde şiddete uğruyordu ya da özel bir gün kutluyordu ve daha niceleri...

Ben dün acılarımla uyumuşken bugün acılarımla uyandım. Kötüydü, çok kötüydü belki de yıllar sonra ilk defa annemin mezarına gitmek.

İçimde kötü bir huzursuzluk vardı. İçimden bir his oraya gitmemem gerektiğini söylerken bir diğer hissim ise " git ne olacaksa olsun" diyordu.

Taksi durduğunda geldiğimizi anlamıştım. Ücreti ödeyip taksiden indikten sonra orada çalışan görevlinin yanına doğru yol aldım.

Görevlinin yanına gidip " Merhaba, iyi günler." Hafif bir tebessüm edip görevliden gelecek cevabı bekledim. "Buyurun ne istemiştiniz?" Adamın sesi derinden geliyordu aslında fazlasıyla da korkutucuydu. "Ben Melda Ateş'in yerini öğrenmek için gelmiştim de nerede acaba?" dedim hafif şaşkın bir ifadeyle. Garip olan bir şey vardı o da Melda Ateş dediğimde adamın kaşlarını çatıp donuk bakışlarla bakmasıydı.

"Melda Ateş mi?" dedi adam şaşkınlıkla ben tam cevap verecek iken sol tarafımdan bir ses geldi " İlyas bir sorun mu var?" dedi ve o sırada yanımıza da ulaşmıştı. Adının İlyas olduğunu öğrendiğim kişi konuşmaya başladı.

"Hanımefendi, Melda Ateş'i görmek için gelmiş." dedi İlyas, o ismini bilmediğim diğer görevli ise şaşırmıştı. Şuan aralarındaki şeyi anlayamıyordum ama zamanla anlaşılacaktı. Daha fazla dayanamayıp "Bir sorun mu var neler oluyor bana da söylemeyi düşünüyor musunuz?" dedim sinirle o sırada yanımdaki adam kaş göz yapınca İlyas sözümü kesti ve " Ben sizi götüreyim." Benim cevap vermemi beklemeden önden yürümeye başladı.

Annemin mezarına geldiğimizde İlyas son bir kere daha garip bakışlarını atıp arkasını dönüp gitmişti.

Ne yani kimse annesinin mezarına gelemez mi?

Bir süre mezarı inceledim, üzeri hep ot dolmuştu yani bir kısmı. Mezarlığın tam ortasında bir çiçek vardı. Açelya.

Ama o da otlarla birlikte solmuş bir durumdaydı. Su alabileceğim bir yer bulmak için etrafıma baktım herhangi bir çeşme ya da su yoktu. Fakat tam karşımdaki mezarda adam su döküyordu yanına gidip yardım almak istedim. Adamın yanına gidip selamlaştıktan sonra baş sağlığı dileyerek ondaki fazla bidonu aldım ve tarif ettiği çeşmeye ilerlerken arkamdan seslendi " Siz kim için gelmiştiniz?" tekrardan ona döndüm ama ben daha sorusunu yanıtlamamışken yine konuştu " daha önce sizi hiç görmemiştim." açıklamasını yaptıktan sonra sözü ben devraldım.

"Melda Ateş, ona geldim ve evet ilk defa geliyorum." dedim ve kendisi devam etti " Senelerdir Melda Ateş'e kimse gelip gitmez sen kimsin nesisin?" dediğinde bugün buradaki herkesin garip davrandığını fark etmiştim.

"Ben kızı olurum kendisinin. Uzun zamandır gelemiyordum bugün ise karar verip gelmek istedim." Karşımdaki adam bir şey söyleyip söylememek arasında kalmış gibiydi ve sanırım ikinci tercihi seçip söyledi " Evladım, ben bir gün burada kızımın başında uyuya kalmışım uyandığımda saat gece yarısıydı," anlamsız bakışlarımı adama doğru yönelttim fakat devamında ne olduğunu merak ediyordum" Yani anlayacağın Melda Ateş'in yanına iki kişi geldi ardından toprağı kazmaya başladı," durdu derin nefes aldıktan sonra devam etti" Onlar beni görmedi ama ben onları gördüm, sana söyleyeceğim dikkat et yavrum dikkat et." dedi ve gitti ben ise duyduklarım karşısında elimdeki bidonu yere düşürmüştüm.

Bidonu hiç umursamadım ama adamın dediklerini hafızama kazıyana kadar umursamıştım. Olaylar bir düğüm misali olmaya başlamıştı işittiğim şeyler, geçmişi hatırladığı hafızam... Geriye tek bir şey kalıyordu.

Gözlerim.

Gördüğüm bir gerçek yoktu ama, her neyse bu işin peşini bırakmayacaktım. Mesleğimin hakkını verecektim hem de sonuna kadar.

Bidona su doldurup o açelyayı suladıktan sonra mezarın yanındaki taşa oturdum. Derin bir nefes alıp içimdekileri dökmeye başladım.

"Melda Ateş, sana anne demiyorum zaten yirmi yıl dememişim şimdi desem ne değişecek. Aslında on beş yıl ama ben ilk beş yaşımı hatırlamıyorum, hatırlamaktansa hatırlamamak daha iyi. Sana istesem de anne diyemem sana karşı beslediğim kötü bir his var ve ben bunu tanımlayamam. Ben artık hislerimi tanımlayamıyorum, ne hissettiğimi inan bende bilmiyorum."

Derin nefes alıp tekrar konuşmaya başladığımda burnumun ucu sızlıyordu ve ayrıca sesim de titriyordu.

"Anne. Anne sen geçmişte ne yaptın? Neler yaptın?" ardından bağırarak konuşmaya başladım aynı zamanda istemsizce gözümden yaşlar gelmeye başladı. Hiçbir duygum olmayan kadına ben neden ağlıyordum?

"Anne, babam o kadınla evlendi. Zehra denen o kadınla hayatını yaşıyor. Benim canım yanıyor anne ben o Zehra ile on yıldır yaşıyorum ama ondan anne duygusu almıyorum." Bağırmaktan boğazım ağrımıştı ama susmadım ve devam ettim.

"Ben anne nedir ya da nasıl hissettirir bilmem ki. Benim hiç annem olmadı. Bundan sonra da olmayacak." sonunda sesimi alçaltarak konuşmaya başladım ve yine hüngür hüngür ağlarken konuştum ama bu sefer içimde küçük bir kızın isyanı vardı.

"Bazen hayal ediyorum acaba ben anne olabilecek miyim diye. Sence olabilecek miyim Melda hanım düşünsene anneanne oluyorsun. Kendimi böyle hayal ederken zorlanıyorum, hiç anne duygusu tatmamış biri nasıl anne olacaktı ki?" sonra bir an kahkaha atmıştım.

Galiba gittikçe aklımı kaybediyordum.

Tekrar boğazımı delmek istercesine bağırarak konuştum.

"Anne söylesene bir gece yarısı o mutfakta siz ne yapıyordunuz? Ben ne yapıyordum? Anne o gece gördüğüm kan ve bıçak mıydı yoksa rüya mı görmüştüm? Kendime ait hıçkırıklarım nedendi? Ben o gece neden ağlıyordum?"

Kendimi tutamayarak daha fazla bağırdım.

"Anne, Melda Hanım, Melda Ateş ya da direkt Melda mı demeliydim. Benim hafızam bana oyun mu oynuyor yoksa bunlar gerçek mi?"

Saat beşi geçiyordu hava git gide kötüleşiyordu işte o an son sözümü söyleyip gitmek istedim.

"Keşke yanımda olabilsen," durdum gökyüzüne bakıp derin nefes aldım" görüşürüz seni çok seviyorum Melda Ateş, Melda, anneciğim." Başımı tekrar gökyüzüne kaldırdığım sırada enseme çarpan sert bir cisim bayılmam ve bilincimin kapanmasına neden olmuştu.

Ve son duyduğum cümle şu olmuştu; "Değil onun yanında olmak, mezarının yanında olmayı bile hak etmiyorsun sen."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.