1. bölüm / 7
GECEYE SIZANLARİNTİKAM PEŞİNDE
Bölümler 7Şu an: İNTİKAM PEŞİNDE
"Fulleyelim lütfen." dedim benzinlikte çalışan kadına. Benzinin fiyatını ödedikten sonra arabama yöneldim.
Şoför koltuğuna geçtiğimde ön koltukta oturan kuzenim Leyla sordu:
"Bitti mi buradaki iş?"
"Bitti kuzen. Oyalanmadan ayarladığımız otele gideceğiz."
Rahatlayarak nefes verdi. "Sonunda."
Arabayı çalıştırır çalıştırmaz, "Otele gitmeden önce güzel bir yemek mi yesek?" diye sordum.
Anında cevap verdi. "Hani oyalanmadan otele gidecektik? Bunu diyeli iki dakika bile olmadı."
"Teknik aksaklıklardan dolayı otele en yakın bir yerde yemek yiyeceğiz kuzen."
Dediğim şeyi anlamamış olmalı ki "Ne teknik aksaklığı ya? Ne diyorsun be sen?" dedi.
Kıkırdadım. "Benim midem."
"Ben aç değilim. Git otelde ye yemeğini."
"Of, tamam be."
Yolun geri kalanı büyük bir sessizlikle geçti. En nefret ettiğim şey... Sessizlik. Ortam sessiz olunca zihnimde düşünceler beliriyordu.
Babam... Babamın ölümü... Cenazesi... Dökmemek için uğraştığım gözyaşlarım... Herkes gidince yıkılışım... Gözlerimin önünden bir film şeridi gibi hızla geçti.
Gözümden yaş geldi, süzüldü yanaklarımdan aşağı. "Bunu yanlarına bırakmayacağım baba," diye fısıldadım titrek sesimle. "Katilin kimse onu bulacağım."
Bir an arabada yalnız olmadığımı unutmuştum. Hızla sağıma baktığımda Leyla'nın uyuduğunu görünce rahatladım.
Ağlarsam yalnız ağlar, kimseye belli etmezdim. Zaten ağlamak da her zaman yaptığım bir eylem değildi. Ağladığım zamanlarda tek bir kişi için ağlardım: Babam için... Kusursuz işlenen bir cinayette öldürülen babam için.
Erzurum'da askeriyedeyken bir haber gelmişti: Babamın ölümü. Benden önce komutanlarım ve asker arkadaşlarım bu haberi almışlardı. Haberi öğrenir öğrenmez alelacele görev yaptığım yerden, Ardahan Göle'den memleketim Erzurum'a gittim.
O gün babamın bir cinayete kurban gittiğini öğrendim. Cenazesinde ise intikam isteğiyle dolup taştım.
O hırsla askerliği bıraktım. Artık eski bir askeri istihbaratçıydım.
Erzurum'dayken kuzenimle bir karar aldık: Bu cinayeti kimin işlediğini bulmak.
Şu an ise Erzurum'dan İstanbul'a gidiyoruz. Daha varmadık. Buralara yakın bir yerde otel ayarladık, birkaç gün orada kalacağız.
Yorulduğumu fark edince arabayı sağa çekip Leyla'yı uyandırmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü uyanmıyor prenses...
Kolunu dürterek, "Leyla, Leyla... Uyan, yoruldum, biraz da sen kullan," dedim.
"Hı hım," gibi anlamsız mırıltılar çıkardı.
"Alooo! Kime diyorum ben?"
Ses gelmedi.
"Leyla! Uyansana be!" diye çirkefleştim.
"Hamam geleyorm..." Ne dedi, ne dedi?
Kafam karışmış bir şekilde, "Hamam ne Leyla? Bu saatte hamam mı olur? Saat 22.47," dedim.
"Hamam deyerm..." Evet memur bey, uyurken güzelim Türkçemizi katleden Allah'ın kulu bu şahıs.
"Deyerm ne Allah aşkına?"
Ses gelmedi.
Birkaç saniye düşündükten sonra, "Hee, o tamam... 'Tamam geliyorum' ve 'Tamam diyorum' demek istiyor. Şimdi anladım," dedim aydınlanarak.
"Hı hı..."
Yanağına sert olmayan bir tokat attım. "Kalk kalk, geldik otele."
Bir anda sıçradı. "Ne? Geldik mi? Ciddi misin?"
Az önceden beri uyandırmaya çalışıyorum, cidden buna mı uyandın be? Yazıklar olsun sende olan emeklerime! Varsa tabii...
"Değilim ciddi falan," sesim kızgın çıkmıştı. "Yoruldum. Biraz da sen geç direksiyona," dedim kemeri çıkarırken.
"Azıcık daha sürsen elin kopardı zaten," diyen homurtusunu duydum ama kimin umurunda?
Cevap vermeden arabadan indim. Ben inince o da indi. Yerleri değiştirdikten sonra uyuyan güzel arabayı kullanmaya başladı.
Uyumak için gözlerimi kapattım. Uyuma sırası bendeydi çok şükür. Ne kadar da yorulmuşum be...
...
"Alara, uyan," diyen Leyla'nın sesini duyunca irkildim. "Geldik otele hadi." İnşallah beni kandırmıyordur.
Yavaşça gözlerimi açtığımda beni bir çift göz karşıladı. Siktir, Leyla neden yüzüme bu kadar yakın duruyor?
Hemen kafasını geriye doğru hafifçe ittim. "Korkarak soruyorum ama amacın beni öpmek miydi?"
Yüzünde dünyanın en anlamsız sorusu sorulmuş gibi bana baktı. "Anlamadım?"
"Yüzün diyorum, gereğinden fazla yakındı bana."
"Kaşındaki yaraya bakıyordum." Evet, sol kaşımın hemen üstünde bir yerde kısa ama derin bir çizik vardı.
"Ne zaman oldu o yara?" diye sordu.
Arabadan çıkıp otele doğru yürürken anlatmaya başladım:
"Normalde istihbaratçılar direkt savaşa katılmazlar. Katılsalar bile amaçları hayatta kalıp içeriden dışarıya bilgi sızdırmaktır. Ama bir gün diğerleri gibi benim de savaşa katılmam gerekmişti. Her şey yolunda giderken elimdeki silahın mermisi ve üstümde taşıdığım bütün yedek mermiler bitti. Tabii üstünde cephanesi biten tek kişi ben değildim, rakibimin de bitmişti. Hal böyle olunca yakın dövüşe geçtik. O ara dövüşürken elindeki bıçak kaşıma kaydı," diye açıkladım.
Resepsiyondan odanın anahtarını alıp yorgun argın odaya geçmiştik. Artık nasıl bir yorgunluksa üst baş değiştirmeden koltuklara yığılıp kaldık.
Yarın öğleden sonra İstanbul'a gidecektik. Artık babamın intikamını almaya daha yakındım. Duyduğuma göre olay yerinde ekipler hâlâ araştırma yapıyorlarmış.
Babamın cinayetinin ardından üç gün geçmişti. Yani bu demek oluyordu ki üç gündür hâlâ üzerinde çalışıyorlar.
İyi, çalışsınlar bakalım. Cinayeti işleyen kişiyi onlar mı bulacak, yoksa ben mi?
Bölüm etkileşimi
