3. bölüm / 6
GECEYE DÜŞEN GÖLGELERKaçış
Bölümler 6Şu an: Kaçış
- 1 Özgürlük533 kelime
- 2 Çatışma412 kelime
- 3 Kaçış490 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bilinmezlik595 kelime
- 5 Gerçekler...469 kelime
- 6 Çaresiz Gözler565 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kırılan vitrin camlarının şakırtısı dükkanın içinde yankılanırken toz ve fırtına birbirine karıştı. Siyah paltolu iki adam içeri adım attığı an, Doruk bir saniye bile tereddüt etmedi. Tezgahın altındaki ağır ahşap sandığı devirerek adamlara doğru itti ve arkaya doğru bağırdı:
"Eğilin ve beni takip edin!"
Güneş korkuyla çığlık atsa da Gece onun elini sıkıca yakaladı. Yetimhane yıllarında tek bir şey öğrenmişlerdi: Birbirlerini asla bırakmamak. Birlikte Doruk’un peşinden antikacının karanlık, dar arka koridoruna daldılar.
Doruk, koridorun sonundaki paslı demir kapıyı sert bir tekmeyle açtı. Dışarıda sağanak yağmur tüm şiddetiyle devam ediyordu. Islak, dar ve çıkmaz gibi görünen bir arka sokağa fırladılar. Arkalarından gelen bot sesleri, takipçilerin pes etmeye niyeti olmadığını gösteriyordu.
"Bizi buraya sıkıştıracaklar!" dedi Güneş, nefes nefese.
"Bu sokakları benim kadar kimse bilemez," dedi Doruk soğukkanlılıkla. Sokağın kenarındaki havalandırma borusuna tutunup hızlıca yukarı tırmandı ve yukarıdaki eski yangın merdivenini aşağı indirdi. "Çabuk, yukarı!"
Gece, Güneş’i öne itti. "Tırman Güneş, durma!"
İkisi de merdivenlerden yukarı tırmanırken Gece son bir kez arkasına baktı. Siyah paltolu adamlardan biri sokağın köşesinden belirdi ve belinden metalik bir şey çıkardı. Gece hızlıca yukarı çekildi. Doruk merdiven mekanizmasını kilitleyip onları binaların bitişik durduğu çatıların arasına yönlendirdi.
Yağmurun altında, şehrin yüksek binalarının çatılarında koşmaya başladılar. Su birikintileri ayaklarının altında sıçrıyor, soğuk rüzgar yüzlerini kesiyordu. Birkaç çatı atlattıktan sonra Doruk, havalandırma kapağı açık olan eski bir tekstil fabrikasının çatısında durdu.
"Buradan aşağı," dedi ve kapağı kenara çekip karanlığa doğru atladı. Gece ve Güneş de vakit kaybetmeden peşinden indiler.
İçerisi terk edilmiş, tozlu makinelerle dolu devasa bir hangardı. Yağmurun çatıdaki saclara vuran ritmik sesi dışında çıt çıkmıyordu. Sonunda güvenli bir yere ulaştıklarında üçü de yere çöktü, derin derin nefes alıyorlardı.
Güneş elleri titreyerek yüzünü kapattı. "Neredeyse ölüyorduk... Bunlar kimdi Gece?"
"Kül Muhafızları," dedi Doruk, ıslak ceketini çıkarıp kenara koyarken. "Gece’nin kolyeyi açtığı anı bekliyorlardı sanki. O dükkan izleniyordu."
Gece göğsünde sakladığı kolyeyi çıkardı. Yağmur damlaları gümüşün üzerinde parıldıyordu. Bakışlarını Doruk’a çevirdi. "Bize 'Kasa'dan bahsettin. Annem ve babamın koruduğu o kasa nerede?"
Doruk cebinden çıkardığı paslı metal parçayı ve eski haritayı fabrikanın ortasındaki tahta masanın üzerine serdi. Haritada şehrin altındaki eski kanalizasyon ve tünel ağları çizilmişti.
"Şehrin tam altında, 'Eski Şehir' denilen unutulmuş bir katman var," dedi Doruk haritadaki bir noktayı işaret ederek. "Kasa orada. Ama oraya ulaşmak tek başına yetmiyor. İki anahtar parçası birleştiğinde bile bir mekanizmayı çalıştırmak zorundayız. Ve en önemlisi... Kasa açıldığında, sadece ailenin ölüm emrini verenlerin isimleri değil, bu şehri yönetenlerin gizlediği tüm kirli oyunlar ortaya çıkacak."
Gece, kolyedeki üçgen sembolü Doruk’un masaya koyduğu parçanın yanına getirdi. İki parça birbirine tık diye oturduğunda, eksik olan desen tamamlandı.
"Ben sadece gerçeği istemiyordum," dedi Gece, sesi karanlık fabrikanın içinde çınlarken. "Ben adalet istiyorum Doruk. Annemin o yangındaki son nefesi için, yetimhanede geçen yalnız yıllarım için... O kasayı açacağız."
Güneş ayağa kalktı, korkusu yerini kararlılığa bırakmıştı. Gece’nin elini tuttu. "Seni bu yolda asla yalnız bırakmayacağım. Nereye gidiyorsak, birlikte."
Doruk iki kızın gözlerindeki sarsılmaz bağı gördü. Yüzünde ilk kez hafif, samimi bir tebessüm belirdi.
"O zaman hazırlanın," dedi Doruk. "Şehrin altına iniyoruz."
Bölüm etkileşimi
