4. bölüm / 6
GECEYE DÜŞEN GÖLGELERBilinmezlik
Bölümler 6Şu an: Bilinmezlik
- 1 Özgürlük533 kelime
- 2 Çatışma412 kelime
- 3 Kaçış490 kelime
- 4 Bilinmezlik595 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Gerçekler...469 kelime
- 6 Çaresiz Gözler565 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Terk edilmiş fabrikanın zeminindeki paslı kapak, açılırken çığlık atar gibi inledi. Aşağıdan yukarıya doğru yayılan hava; küf, nem ve yüzlerce yıllık rutubet kokuyordu.
Doruk, belinden çıkardığı el fenerini yakıp karanlık boşluğa tuttu. "Sıkı tutunun," dedi aşağıya inen dik demir merdiveni işaret ederek. "Burası 'Eski Şehir' kanalizasyon sistemi. Yıllar önce şehir yenilenirken üzeri kapatıldı. Haritalarda bile görünmez."
Önce Doruk indi, ardından Güneş ve en son Gece. Merdivenin son basamağına bastıklarında ayakkabıları birkaç santim derinliğindeki durgun suya gömüldü. Fenerin ışığı, kemerli taş duvarları ve duvarların üzerindeki tuhaf yosun tutmuş oymaları aydınlatıyordu.
Güneş üstünü başını süzerek Gece’ye yaklaştı. "Yetimhanenin tavan arasındaki tozlu köşelerini özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi," diye fısıldadı.
Gece gülümsedi ama gözleri tünelin karanlık derinliklerindeydi. "Geri dönmek için çok geç Güneş. Hem bak, yalnız değiliz."
Doruk tünelin duvarındaki bir oyukta durmuş, parmaklarını taşın üzerindeki bir sembolün üstünde gezdiriyordu. Bu, Gece'nin kolyelisindekine benzeyen ama biraz daha yıpranmış bir üçgendi.
"Doğru yoldayız," dedi Doruk sesi tünelde yankılanırken. "Babam anlatırdı. Kasa’ya giden tüneller tek bir yol değil, bir labirenttir. Yanlış bir sapak seni şehrin altındaki kör kuyulara götürür ve oradan bir daha çıkamazsın."
"Sen daha önce hiç oraya kadar gittin mi?" diye sordu Gece.
Doruk başını iki yana salladı. Bakışlarında geçmişin gölgesi belirdi. "Hayır. Babam beni buraya getirecek kadar büyüdüğümde... o yangın oldu. O günden beri haritayı ezberlemekten başka bir şey yapmadım."
Tünelde ilerlemeye başladılar. Adımlarının su şapırtısı karanlığa ritim tutuyordu. Yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra tünel aniden genişledi ve devasa bir dairesel odaya açıldı. Odanın ortasında, birbirine bağlı dişlilerden oluşan dev bir taş mekanizma duruyordu. Ama en garibi, odanın tam ortasında suyun içinden yükselen iki ayrı taş sütundu.
Doruk durdu ve feneri sütunların üzerine doğrulttu. "İşte ilk engel."
Sütunların üzerinde küçük, üçgen şeklinde oyuklar vardı.
"Mekanizmayı çalıştırmadan karşıdaki kapı açılmaz," dedi Doruk. "Ve mekanizma sadece iki anahtar aynı anda yerleştirilip çevrildiğinde devreye girer. Yani Gece, sen ve ben... Aynı anda hareket etmek zorundayız."
Gece kolyeyi boynundan çıkardı. Doruk da cebindeki parçayı aldı. İkisi de sütunlara doğru birer adım attı. Ancak tam o sırada, geldikleri tünelin girişinden bir ses yükseldi. Taşlara basan ağır bot sesleri...
"Bizi buraya kadar nasıl takip edebildiler?" diye dehşetle fısıldadı Güneş.
Doruk anahtarı sütuna yerleştirirken arkasına bakmadan bağırdı: "Dükkandaki takip cihazı değil... Onlar bizi değil, haritadaki belirli rotaları izliyorlar! Kasanın yerini onlar da biliyor ama anahtarları yok!"
Tünelin ağzında siyah paltolu üç adam belirdi. Önlerindeki adamın elinde parıldayan bir bıçak vardı. "Anahtarları bırakın ve sessizce kenara çekilin!" diye gürledi adam.
Gece, Doruk’a baktı. Doruk da ona. İkisinin de gözlerinde aynı karar vardı. Kaçmayacaklardı.
"Şimdi!" diye bağırdı Gece.
İkisi de ellerindeki parçaları sütunlardaki oyuklara sokup aynı anda saat yönünde çevirdiler. Dev taş dişliler gürültüyle dönmeye başladı, tünelin tavanından küçük taş parçaları döküldü. Odanın karşı tarafındaki devasa demir kapı zincir gıcırtılarıyla yukarı doğru kalkmaya başladı.
Ama aynı anda, mekanizmanın hareketiyle tünelin tavanındaki eski bir su borusu patladı ve odaya gürültüyle su dolmaya başladı!
"Aşağı kayıyoruz, kapıya koşun!" diye bağırdı Doruk.
Adamlar üzerlerine doğru atılırken, Güneş yerdeki ağır bir taş parçasını alıp en öndeki adama doğru fırlattı. Adam sendeleyip suya düşerken Doruk, Gece ve Güneş’i açılan kapının altına doğru itti.
Kapı yarıya kadar yükselmişti ama borudan akan su odayı hızla dolduruyordu. Yükselen sular ve arkalarındaki tehlike arasında, üçü birden kalkan demir kapının altından karşı tarafa atladılar.
Doruk son anda kapının altından geçerken, mekanizmanın tersine dönmesiyle ağır demir kapı büyük bir gürültüyle arkalarından kapandı. Adamlar dışarıda, suyun diğer tarafında kalmıştı.
Zifiri karanlıkta sadece üçünün hızlı nefes sesleri duyuluyordu. Doruk feneri tekrar yaktığında, karşılardındaki manzara hepsinin nefesini kesti.
Geniş bir salonun ortasında, duvarları eski haritalar ve aile fotoğraflarıyla kaplı devasa bir çelik kasa duruyordu. Ve kasanın üzerindeki levhada Gece’nin soyadı yazıyordu.
Bölüm etkileşimi
