9. bölüm · Gecenin Kusursuz Lekesi*gerçek ailem

9.Bölüm/Nutella

Siyah Zambak

"Pişt dolunay, uyan!" diyen bir sesle gözlerimi araladım.

"Ne var sarı civciv?"

"Kahvaltı yapacağız."

"Eee?"

"E'si, gelmiyor musun?"

"Yok, ben sabah kahvaltısı yapmam."

"Tamam ama annem çağırıyor."

"Kahvaltıda çikolata var mı?"

"Nutella sever misin?"

Nutella lafını duyar duymaz ayaklanmıştım. Velet bu halime güldü.

"Hadi inelim koçum."

"Adım Emir, farkında mısın?"

"Eee?"

"Emir dışında her şeyi söylüyorsun da..."

"Ağzın çok laf yapıyor bücür."

Kıkırdayarak aşağı kata gittik. Bakışlar bize dönmüştü, özellikle de o muşmula suratın...

Şunun adını da bir öğreneyim artık!

"Görüyorum da Dolunay ablana bayağı alışmışsın Emir," dedi. "Abla" kısmını bastırarak söylemişti, sesindeki tehditkar tınıyı fark etmiştim.

Emir yutkundu.

"Yok abi, sadece kahvaltıya çağırdım."

"Öyle olsun," deyip tekrar önüne dönecekken,

"Emir, benim yanıma otur," dedi.

"Tamam abi."

Sanırım benimle yakınlaşmasından pek haz etmemişti beyefendi.

Çok da tın yani!

Ama nedense bu sefer biraz incitmişti. Benden uzak duruyor, durduğu gibi de sanki bir tehditmişim gibi kardeşlerini de benden uzaklaştırıyordu.

Oysa ben onlara karşı tehdit oluşturacak bir unsur değildim.

Olsun, böylesi daha iyiydi, değil mi?

Daha fazla düşünmeden Tolga'nın yanına geçtim.

"Günaydın," dedi. Başımı salladım. O sırada Fehmi Bey ile Açelya Hanım içeri geçti.

"Günaydın kızım."

"Günaydın Fehmi Bey."

Ağzının içinden "Ne beymiş arkadaş..." diye mırıldandığını duymuş fakat pek de umursamamıştım.

Baba lafını kimse benden duyamayacaktı.

Sende kimseye 'baba' diyemeyeceksin Dolunay...

Sessizce önüme döndüm ve Nutella kavanozunu tam önüme çektim.

Garip bakışlar eşliğinde kocaman lokmalarla Nutella'mı kaşıklıyordum.

Açelya Hanım sanki garip ve incelenmesi gereken bir deney faresiymişim gibi bana bakıyordu.

"Kızım, yemek yemeyecek misin?"

Ağzımdaki lokmayı yutmaya çalışırken,

"Dediğim gibi Açelya Hanım, ana öğünüm çikolatadır," dedim.

Çok uzatmadan önüne döndü.

O katil panda ise hâlâ bana bakıyordu.

"Ne var?" dedim tek kaşımı havaya kaldırarak.

"İlk kez mi çikolata yiyen kız görüyorsun?"

"Hayır, ilk kez senin gibi çikolata yiyen bir kız görüyorum."

"Pardon, ne varmış benim çikolata yememde?

"Yüzüne bakmanı öneririm."

Bunu derken gülmemek için kendini zor tutuyordu.

Telefonumun kamerasından yüzüme baktım.

Ağzım, burnum ve —nasıl oraya sürdüm bilmiyorum ama— alnıma kadar çikolata olmuştum!

Utanmıştım ama sanki hiçbir şey olmamış gibi yüzümü peçeteyle silmeye çalışıyordum.

"İnsan gibi bir çikolata yedirmedi, boğazıma dizdin be!" diye mırıldanıyordum sinirle.

Tabii bunu söylerken kavanozun yarısından fazlasını bitirdiğimi fark etmemiştim.

Ben hâlâ yüzümü silmeye çalışırken Tolga elimden peçeteyi alıp yüzümü silmeye başladı

. Garip garip ona bakıyordum.

Hayır, doğru tabir bu değil; mala bakar gibi ona bakıyordum.

"Ben yaparım."

"Ama ben yapıyorum."

Bu inatlaşmayla genlerimin kökü belli olmuştu!

Daha fazla uzatmadım çünkü utançtan yanaklarımın kıpkırmızı olduğunun bilincindeydim.

En azından çikolata yanaklarımı da kapatıyordu, kimsenin görmemesini umuyordum.

Tolga'nın işi bittiğinde, "Afiyet olsun," deyip hızla sofrayı terk ettim.

Arkamdan gülüşmelerinin sesini duyuyordum.

Arkamdan yükselen o hafif kahkahalar sırtıma iğne gibi batarken adımlarımı daha da hızlandırdım.

Merdivenleri ikişer ikişer tırmanıp kendimi odaya attığımda, sırtımı kapıya dayayıp derin bir nefes aldım.

Kalbim sanki maraton koşmuşum gibi güm güm çarpıyordu.

"Harika Dolunay," diye mırıldandım kendi kendime, parmaklarımla şakaklarımı ovarak.

"Onları kendinden soğut dedik,rezil et demedik!"

Odada turlamaya başladım.

Ayna karşısına geçip yüzüme baktığımda Tolga'nın peçeteyle ulaşamadığı, saç çizgimin hemen altında kalmış küçük bir çikolata lekesi daha gördüm.

Hırsla elimle sildim. O katil pandanın o alaycı gülüşü gözümün önünden gitmiyordu. Bana bakışındaki o mesafeli, hatta nefret dolu ifade... Kardeşini koruma içgüdüsüydü belki de.

Ama beni ne sanıyordu ki?

Şatoya sızıp hepsini uykusunda avlayacak bir ejderha falan mı?

Yatağın üzerine büzülüp oturdum. Dizlerimi çeneme çekip kollarımı etrafına doladım.

Fehmi Bey'in "Günaydın kızım" derkenki o umut dolu sesi,

Açelya Hanım'ın şaşkın ama şefkat bulmaya çalışan bakışları...

Hepsini hafızamdan silmek istiyordum.

Onlar için bu bir "yeniden birleşme" hikayesiydi belki ama benim için sadece yabancılarla dolu bir evde hayatta kalma mücadelesiydi.

Tam o sırada kapı hafifçe çalındı.

Sertçe yerimde doğrulup sesimi topladım.

"Kim o?"

Kapı yavaşça aralandı. İçeriye önce sarı kafası, sonra ürkek bakışlarıyla Emir süzüldü.

Elinde küçük bir cam bardak tutuyordu.

"Benim... Şey, abim yollamadı valla, kendim geldim," dedi hemen savunmaya geçerek.

Elindeki bardağı uzattı.

"Sana ılık süt getirdim. Annem dediklerine alındı sanma ama çikolata midene oturur diye düşündüm."

Ona bakarken içimdeki o sert kabuk hafifçe çatlayacak gibi oldu ama çaktırmadım. Tek kaşımı kaldırdım.

"Bücür, sen abinden dayak yemekten korkmuyor musun?"

Emir odaya bir adım daha atıp kapıyı arkasından kapattı.

Bardağı komodinin üzerine bırakıp yatağın ucuna ilişti.

"Tunç abim sert görünür ama kötü biri değildir. Sadece... Bizi çok korur. Sen aniden çıkıp gelince ne yapacağını bilemedi."

"Tunç demek..." diye mırıldandım. Muşmula suratın, katil pandanın bir adı vardı demek sonunda.

"Benden korumasına gerek yok. Onu söyle o abine. Benim kimsenin ailesinde gözüm yok."

Emir gözlerini bana dikip başını yana eğdi.

"Sen zaten bizim ailemizdensin ki. Tolga abim öyle söyledi."

Bu cümlenin ağırlığı odadaki havayı bir anda yoğunlaştırdı.

Bir şey diyemedim, boğazıma bir yumru oturdu.

Cevap veremeyişimi fırsat bilen Emir yüzünde kocaman bir gülücükle ayağa kalktı.

"Bu arada," dedi kapıya doğru yürürken.

"Alnındaki çikolatayı hâlâ tam silememişsin abla."

ABLA?

Bu, çok tuhaf bir histi hem rahatsız edici

hemde 'aile' gibi içim yumuşamıştı

Ne ara gözlerimin dolduğunu bilmiyordum onları sessizce sildim

Hayır Dolunay gardını indirme, çok yakında burdan ayrılacaksın...