20. bölüm · Gecenin Kusursuz Lekesi*gerçek ailem

20.Bölüm/Abi

Siyah Zambak

Kuzey tek bir kelime bile etmedi. Tetiği çekmemi bekleyen o gergin duruşu yavaşça gevşedi, namluyu yere indirdi.

Bakışlarında ne bir itiraz ne de bir soru vardı; sadece kararımı sorgusuz sualsiz kabullenen, arkamda duran bir abinin sessiz itaati vardı.

Eliyle Tunç’un kolunu bastırdı, ona da 'dur' mesajını verdi.

Remzi titreyen dizlerinin üzerinde kapının koluna yapıştı.

Yağmurun ve gecenin karanlığının içine doğru, bir fare gibi kaçıp kayboldu.

Arkamı döndüm. Aden deponun girişindeki duvara yaslanmış, kanlı yüzüne rağmen gözlerindeki o sarsılmaz ışıkla beni izliyordu.

Bakışlarımız kesiştiğinde yılların yükü bir anlığına hafifledi. Yanına yürüyüp koluna girdim.

Kuzey ve Tunç, tek bir kelime dahi etmeden iki yanımızda birer siper gibi pozisyon aldılar.

Paşabahçe’deki o leş depodan, sağanak yağmurun altına birlikte adım attık.

İKİ SAAT SONRA - GİZLİ SIZINMA EVİ

Şehrin gürültüsünden uzak, korunaklı güvenli eve ulaştığımızda içeride ağır bir sessizlik hakimdi.

Aden’in kaşındaki ve dudağındaki yaraları pansuman etmiş, onu dinlenmesi için odaya almıştım.

Kuzey pencerenin kenarında durmuş, dışarıda süzülen yağmur damlalarını izliyordu.

Tunç ise masanın köşesine çökmüş, gözlerini halının üzerindeki tek bir noktaya dikmişti.

İkisi de sessizdi ama o sessizlik, deponun içindeki kurşun seslerinden bile daha ağırdı.

Aden’i odada uyuttuktan sonra salona geçtiğimde adımlarımı yavaşlattım.

Üzerimdeki kanlı deri ceketi çıkarıp bir kenara attım.

Yüzümdeki kurumuş kan lekeleri sızlıyordu ama içimdeki sızı kadar değil. Maske düşmüştü.

Yıllardır arkasına saklandığım o ölümcül Gece Yargıcı zırhı parçalanmış, ortada sadece abilerinin karşısında çaresizce duran o kayıp kız çocuğu kalmıştı.

Salona adım attığımda Kuzey yavaşça bana döndü.

Gözlerindeki o ifade...

Bir an için ciğerimdeki tüm nefes kesildi. Bana kızgın değildi. Nefret etmiyordu. Bakışlarında katıksız bir acı, telafi edilemeyecek bir pişmanlık ve mahcubiyet vardı.

"Sorun," dedim. Sesim ilk kez Gece Yargıcı’nın o soğuk tonundan uzaktı. Kısıktı, kırgındı.

"Bana nefretle bakın, bağırın, 'Sen nasıl bir canavara dönüştün?' diye yüzüme haykırın. Ama böyle bakmayın..."

Kuzey tek bir kelime etmeden bana doğru yürüdü. Her bir adımı zemin tahtalarını gıcırdatırken, kalbimin ritmi hızlandı. Tam önümde durdu. Ellerini kaldırdı, titreyen parmaklarıyla yüzümdeki kan sızıntısını ve yanağımdaki çamuru yavaşça sildi.

"Biz sana nasıl bağırabiliriz ki Dolunay?" dedi Kuzey. Sesi öyle kırık, öyle çaresiz çıktı ki omurgam titredi.

"Biz sen o şerefsizlerin elinde bir savaşçıya dönüşürken sıcak yatağımızda uyuyorduk... Biz seni koruyamadık. Söylesene biz sana nasıl kızalım?"

"Kuzey..." dedim, boğazıma koca bir düğüm oturdu.

"Sana 'O adamları nasıl katlettin?' diye soramam," diye devam etti Kuzey, gözlerinden süzülen bir damla yaşı gizlemeyerek.

"Çünkü seni o adamlardan koruyacak bir abin yoktu yanında. Seni o karanlığa biz terk ettik. Sen canavar olmadın Dolunay... Sen sadece yaşamak için, hayatta kalmak için o zırhı giydin. Ve biz o zırhı giymene seyirci kaldık."

Belkide duymam gereken tek şey buydu, ben bir canavar değildim

Tunç oturduğu yerden kalktı. Yanımıza gelip elimi tuttu. Parmakları buz gibiydi ama kavrayışı sarsılmazdı.

"Remzi’yi o yüzden vurmadın, değil mi?" dedi Tunç, gözlerimin içine bakarak.

"Onu vurmadın çünkü senin canını yakan tek şey o adamın varlığı değil... Senin canını yakan, senin çocukluğunu çalmış olması."

Gözlerimden süzülen yaşları artık tutamadım.

Yıllardır kafes dövüşlerinde, yeraltının kanlı sokaklarında tek bir damla yaş dökmeyen ben, abilerimin karşısında çocukluğuma dönmüştüm.

"Onu tek bir kurşunla öldürmek içimdeki o öfkeyi söndürmez," dedim, hıçkırıklarımın arasından. "O adam benim altı yaşımdaki masumiyetimi, on iki yaşımdaki Aden’imi, o adam benim benliğimi çaldı... Bir kurşun ona ödül olur. Ben onun nefes aldığı her günü bir cehenneme çevirmek istiyorum. Yaşadığına pişman olsun istiyorum... Bana ve Adene yapılan her şeyin hesabını, ona tek tek ödetmek istiyorum."

Kuzey aniden beni kollunun altına çekip göğsüne bastırdı. Yıllardır hissetmediğim, özlemini bile unutmayı seçtiğim o sıcacık abi sarılışı...

Çenemi omzuna yasladım. Tunç da arkamdan sarılıp bizi sarmaladı.

"O hesabı tek başına kesmeyeceksin artık," diye fısıldadı Kuzey, saçlarımı öperek.

"Sen o karanlıktan çıktın Dolunay. Şimdi o adamı o karanlığın içine biz gömeceğiz. Senin çocukluğundan çaldığı her bir gün için, ona dünyayı zindan edeceğiz."

O an anladım; Gece Yargıcı bu şehre intikam getirmek için doğmuştu ama Dolunay, yıllar sonra ilk kez abilerinin kollarında evine dönmüştü.

"Kuzey ben özür dilerim... Ben-ben böyle olsun istemedim. Ben sadece size zarar vermekten korktum. benim hiç ailem olmadı, ben aile ne demek hiç bilemedim...

ben sizi sevmekten korktum abi..."

İkiside gözlerini bana çevirdi

"Artık yalnız değilsin kardeşim... Ailen hep seninle, biz hep senin arkandayız ay ışığım"

Ve ben bugün iki abimide hayatıma kabul etmiş, ailemi benimsemiştim.

Ben artık yalnız değildim...