22. bölüm · Gecenin Kusursuz Lekesi*gerçek ailem

22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi

Siyah Zambak

Aydemir malikanesinin o huzurlu konağının önündeydik.

Henüz içeri girememiş, kapıda bekliyorduk.

İçim korku doluydu; beni böyle kabul edip edemeyeceklerini bilmiyordum ama onların sevgisine çok ihtiyacım vardı.

Tereddütle kapıyı çaldım. Aden elimi tutuyordu, abilerim bir adım arkamdaydı.

Bu sefer yalnız değildim.

Kapıyı Emir açtı. Gözleri eskisi kadar neşeli bakmıyordu; sanırım bir haftalık yokluğum onu sarsmıştı.

Bakışlarını yüzüme çevirdi, korkuyla geri çekildi.

"A... Abla..."

Yüzümü temizlemeyi unutmuştum, büyük ihtimalle hâlâ kan lekeleri vardı.

Kardeşim benden korkmuştu...

Gözlerim doldu, yüzümü yere çevirdim.

"Çekil Emir, herkes evde mi?"

Emir, sesi hafif titreyerek, "Salondalar," dedi.

Beraber içeri geçtik. Aden hâlâ elimi tutuyordu, abilerim bu sefer önüme geçmişti.

Salona geçtiğimizde herkes oradaydı; çaylarını içiyor, büyük ihtimalle iş hakkında konuşuyorlardı.

Huzurluydular ve ben bu huzuru bozacaktım.

Beni yine ilk Açelya Hanım fark etti. Yüzüm öne eğikti, kollarını bana sardı.

"Annemmm...Hoş geldin."

Fehmi Bey, yani babam, yüzümü fark etmişti.

"Dolunay... Kızım, ne oldu sana?"

O sırada Açelya Hanım gözlerini bana çevirdi.

"Dolunay, yüzüne ne oldu?"

Diğerlerine bakacak cesareti hâlâ kendimde bulamıyordum; ağlamamak için büyük bir mücadele veriyordum kendi içimde.

Tunç abim, "Anne, şöyle bir oturun," dedi.

Fehmi Bey ve Açelya Hanım yerlerine geçti, benden bir açıklama bekliyorlardı.

Tunç ve Kuzey abim de oturdu. Aden hâlâ destek olmak istercesine yanımdaydı.

Herkesin beni görebileceği bir yerdeydim.

Nasıl başlayacağımı bilemiyordum ancak herkes konuşmamı bekliyordu.

Bakışlarım hâlâ yerdeydi; onları kaldırdım ve tepkilerini ölçtüm. Korkuyla bakıyorlardı bana...

"Bakmayın bana öyle... Ne olur bana korkuyla bakmayın," dedim, sesim beklemediğim kadar çaresiz çıkarak.

Gözlerim tek tek üzerlerinde gezindi.

"Biliyorum, siz iyi insanlarsınız. Tertemiz bir kalbiniz, bembeyaz bir dünyanız var. Beni oraya ait sandınız. Beni Zorluların elinden kurtardığınızı sandınız. Ama..."

Derin, sarsıntılı bir nefes aldım. Aden’in elimi sıktığını hissettim. Bana güç veriyordu.

"Ben o tertemiz evde büyümedim anne," dedim, gözlerim annemin gözyaşlarına kilitlenerek.

"Ben o parıltılı masalları dinleyerek uyumadım baba. Zorlu konağında geçen her gün, her gece bir hayatta kalma savaşıydı. Remzi Zorlu’nun öfkesi, Leyla’nın bakışları altında büyütüldüm ben... Hiç sevgi görmedim. Bazen sevilmeye layık olmadığımı düşündüm, kendimi sorguladım: Ben kötü bir çocuk muydum?"

Kimse sözümü kesmiyor, merakla ve acıyla dinliyorlardı sadece.

"Değildim. Ben Leyla’nın dediği her şeyi yapar, Remzi’nin yanında dolanmazdım. Hatta istemedikleri için onlara 'anne', 'baba' bile demezdim. Ancak çocuk aklı işte, bir çocuk annesini, babasını nasıl sevmezdi?"

Açelya Hanım'ın hıçkırık sesini duydum. Başımı yere eğdim ve konuşmaya devam ettim.

"O adam, yani Remzi, daha küçükken başlamıştı şiddetine. Ben ona hiç karşılık veremezdim, hem korkardım...

Leyla desen zaten nefret ederdi benden. Psikolojim onun sayesinde pek de iyi değil tabii."

Sonra Aden’e baktım.

"Bir gün, altı yaşındayım o zamanlar..."

Kırık bir tebessüm yolladım dudaklarımdan.

"Remzi eve geldiğinde sinirliydi, korkmuştum ama sonuçta o benim babamdı değil mi?"

Kafamı yeniden kaldırdım ve boş bir noktaya kilitledim.

"Çalışma odasına girmişti, peşinden gittim çünkü onu üzgün görmeyi sevmezdim. Odasına girdiğimde bana nefretle baktı, bütün öfkesini bana çevirdi."

Gözlerimden usulca bir yaş fırladı.

"Bana hiç yapmadığı kadar şiddet gösterdi o gün ve ben ona -onun kızmasını bile bile- 'Yapma baba,' dedim...

Hani belki içi acır da beni bırakır diye."

Kalbim sanki o günü tekrar yaşıyor gibi ağrıyordu.

"Ama o beni sokağa bıraktı. Halsiz bedenimle kapının önünde kıvrılmış, aç bir şekilde bekliyordum."

Aden’e baktım ve gözyaşlarımın arasından gülümsedim.

"Sonra o geldi,Aden...bir parça ekmeğini çıkardı, verdi bana. Yanımda sessizce oturdu. Bir süre sonra Işıl ve Berke ile tanıştırdı beni. Çok sevinmiştim, ilk kez aile kadar sıcak dostlarım olmuştu. Aden o zamanlar dövüşle ilgileniyordu ve bana da öğretmeyi teklif etti çünkü o da bir şeylerin ters gittiğini biliyordu. Beni eğitti, artık kendimi savunacak kadar bir şeyler biliyordum."

Sonra yüzümdeki tebessüm silindi, yerini kapkara bir üzüntü aldı. Artık sesim titriyordu.

"Remzi bendeki bu değişimi fark etti. Oysa ben onu hâlâ seviyor, gerekmedikçe karşılık vermiyordum da... Sonra nasıl oldu bilinmez, Aden’i buldu. Tabii ki onu benden ayırmak ve ona bir ceza vermek istiyordu."

Hafif duraksadım.

"Aden’in babasını öldürdü ve annesiyle onu başka bir şehre gönderdi. O günden sonra Aden’i hiç görmedim."

Gözlerim nefretle karardı.

"Ve o gün Aden gittiğinde, masumiyeti tamamen bir kenara bıraktı. Artık eski saf Dolunay tamamen gitmişti. Öldürmüşlerdi benim çocukluğumu.

Aden’i bekledim. O zamanlar hâlâ çocuğum, 12-13 yaşlarındayım."

Gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu.

"Aden’in gittiğini yaklaşık 2-3 ay kabullenemedim. Ama kabullendiğimde..." Derin bir nefes aldım, belki de tepkilerinden korkuyordum.

"Kendimi kafes dövüşlerinde ve pek çok kötü işte buldum. Bunları yapmamın tek sebebi güçlenip Remzi’yi yenme isteğiydi. Ve sonuçta ben 'Gece Yargıcı' oldum."

Hepsinin bakışları bana döndü. Açelya Hanım kıpkırmızıydı ve hâlâ yanaklarından yaşlar süzülüyordu.

Fehmi Bey şok olmuş, dolu gözleriyle bana bakıyordu.

Diğerlerinin ifadesine bakacak yüzü kendimde bulamadım ve derin bir nefes alıp devam ettim.

"Remzi’nin bundan haberi yok sanıyordum ancak öğrenmiş ve beni bir tehdit olarak algılamış. Beni Yavuz Karadağ ile nişanlamış, bunu ben de yeni öğrendim. Ve sizi daha çok ilgilendiren kısımsa, bizim de bir planın içinde olduğumuz. Manolya zaten öz olmadığını biliyor ve size zarar vermeye çalışıyordu. Remzi de bana zaten zarar veriyordu. Bunun sebebi size acı çektirmekti aslında. Şirketinizi batırmak da istedi ancak Manolya bunu bir türlü beceremedi. Planlarını bozan şey ise sizin beni bulmanızdı."

Salonda mezarlık sessizliği hakimdi. Anlattıklarımın ağırlığı o kadar büyüktü ki, kimse nefes almaya bile cesaret edemiyor gibiydi.

Gözlerimi hâlâ yerden kaldırmamıştım. Titriyordum ama bu sefer korkudan değil, yılların biriktirdiği o zehri sonunda kusmanın verdiği bitkinliktendi.

Aden’in eli elimi daha sıkı kavradı. Arkamdaki Kuzey abimin derin bir nefes aldığını, Tunç’un ise öfkeyle soluduğunu duyuyordum.

İlk tepki annemden geldi. Açelya Hanım...

Yerinden nasıl kalktığını, yanıma nasıl geldiğini anlamadım. Bir anda o sıcak, hasret kaldığım kokusunu hissettim. Titreyen elleriyle yüzümü kavradı. Yüzümdeki kan lekelerine, yara izlerine aldırmadan beni kendine çekti.

"Benim güzel kızım... Benim talihsiz yavrum..." diyordu, hıçkırıkları kelimelerini boğarken.

"Biz seni koruyamadık. Biz seni o canavarların elinde yapayalnız bıraktık."

Başım annemin omzuna düştü. Yıllardır koruduğum o sert kabuk, annemin şefkati karşısında mum gibi eriyordu.

Ben de ağlıyordum şimdi; sessizce, hıçkırmadan. Sadece akıyordu gözyaşlarım.

Fehmi Bey, babam... O da yanımıza geldi. Eli titreyerek saçlarıma dokundu. Gözlerindeki o yıkımı, o çaresizliği gördüm.

O güçlü, her şeyi halleden iş adamı gitmiş, yerine kızının acısı karşısında eriyen bir baba gelmişti.

"Affet bizi Dolunay," dedi, sesi boğuk ve kırıktı.

"Seni o cehennemden çekip alamadık. O 'Gece Yargıcı' zırhını giymene biz sebep olduk kızım."

Diğer abilerime baktım: Çağatay,Deniz, Tolga, küçük Emir... Hepsi donmuş kalmıştı. Emir’in gözlerindeki korkunun yerini büyük bir şaşkınlık ve acı almıştı.

Ve Deniz... İkizim. O hâlâ koltuğunda çakılı kalmıştı.

Bakışlarımız kesiştiğinde o ikiz bağını hissettim.

Benim hissettiğim her acıyı o da hissetmişti o an.

Ama o, her şeyi sindirmekte zorlanıyordu.

Nihayet başımı annemin omzundan kaldırdım, gözyaşlarımı sildim.

Sesimi tekrar toparlamaya çalıştım.

"Şimdi her şeyi biliyorsunuz," dedim aileme bakarak.

"Manolya’nın bu evde niye olduğunu, Remzi’nin beni neden buraya gönderdiğini... Ben buraya sizin huzurunuzu bozmak için gelmedim. Sizi korumak için geldim."

Öfkem tekrar alevlendi.

"Manolya şu an Riva’da, Remzi’nin yanında. Maskeleri düştü. Artık saklanma gereği duymuyorlar. Ve Yavuz... O psikopatın nişanı falan umurumda değil. Onu ve Remzi’yi, bana ve size yaptıkları her şey için kendi kanlarında boğacağım."

"Dolunay!" Kuzey abim sertçe araya girdi.

"Bu evde, bizim yanımızdasın. O hesabı sen tek başına kesmeyeceksin artık. Aydemirler olarak ne yapılması gerekiyorsa yapacağız."

Babama döndüm.

"Baba, Manolya bu şirketi batırmak için elinden geleni yaptı. Şimdi sizde Zorluları batırmak için elinizden geleni yapacaksınız..."

Aden’e baktım.

"Biz Riva’ya gidiyoruz. Remzi ile yüzleşme vakti geldi."

Annem elimi tuttu, bırakmak istemez gibiydi.

"Gitme... Yalvarırım gitme Dolunay. Seni yeni bulduk, tekrar o tehlikenin içine atma."

Acıyla gülümsedim.

"Anne, o tehlike beni bırakmaz. Yavuz benim için 'Gece Yargıcı'nı ifşa etmekle tehdit ediyor. Eğer ben gitmezsem, o gelecek."

Aden’e baktım, gözlerinde kararlılığı gördüm.

"Bunu bitirmem lazım. Hem kendi çocukluğum için hem de Aden’in babası için."

Tunç abim yanımıza geldi.

"Babanın haberi var mı Fehmi Bey?"

Fehmi Bey derin bir nefes aldı.

Gözlerindeki dolu dolu yaşları sildi ve ilk kez o Aydemir güç ve otoritesini gösterdi.

"Öz kızım cehennemden dönmüş, yanımda duruyor. O canavarların ne yaptığı umurumda değil. Dolunay, o hesabı sen değil, biz keseceğiz."

"Baba," dedim kararlı bir sesle. "Gece Yargıcı’nın hesabı, ancak Gece Yargıcı’nın elleriyle kesilir."

Salondaki hava değişmişti.

Şokun yerini Aydemirlerin o meşhur korumacı ve savaşçı ruhu alıyordu.

Ama ben biliyordum ki bu savaşın ön saflarında hep ben olacaktım.