11. bölüm · Gecenin Kusursuz Lekesi*gerçek ailem

11.Bölüm/Karıcığım

Siyah Zambak

Arka koridora çıkan o loş ışıklı kapıdan geçtiğimde salonun gürültüsü bir anda bıçak gibi kesildi.

Yüksek topuklarımın mermer zeminde çıkardığı yankı, boş koridorda adeta ritmik bir tehdit gibi çınlıyordu.

Yavuz Karadağ, bahçeye açılan cam kapının önünde durmuş, elindeki gümüş bağcık ucunu parmaklarının arasında çevirerek beni bekliyordu.

"Geleceğini biliyordum," dedi arkasını dönmeden.

Sesi sakin, kendinden emin ve sinir bozucu derecede rahatlatıcıydı.

"O elindeki sana ait değil," dedim, adımlarımı tam karşısında duracak şekilde yavaşlatıp çenemi dikleştirerek.

"Ve dün gece o kasaya giren gölge de ben değildim. Biri beni kurguladığı o ucuz tiyatronun içine çekmeye çalışıyor."

Yavuz yavaşça bana döndü. Loş ışık, yüzünün keskin hatlarını ve gözlerindeki o karanlık, alaycı ifadeyi belirginleştiriyordu.

Birkaç adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattı.

Boy farkımız yüzünden başımı hafifçe kaldırmak zorunda kaldım ama bakışlarımı milim kaçırmadım.

"Kasanın önündeki gölgenin sen olmadığını zaten biliyorum Dolunay," dedi, dudaklarında çarpık bir tebessüm belirdi.

"Çünkü o kasayı kimin zorladığını sana bu oyunu kuran kişi de biliyor, ben de biliyorum. Ama senin henüz bilmediğin çok daha büyük bir detay var."

Cebinden çıkarıp bana uzattığı şey sadece hırkamın bağcığı değildi; arkasında mühürlü, siyah bir zarf duruyordu.

"Ne saçmalıyorsun sen?" dedim buz gibi bir tonla.

"Benim sizin holding savaşlarınızla, kirli oyunlarınızla işim olmaz."

"Bu bir holding savaşı değil küçük hanım," dedi Yavuz, sesi bir an için derinleşti ve gözlerindeki alay yerini tuhaf, ağır bir ciddiyete bıraktı.

"Bu, doğduğun gün baban Remzi Bey ile benim arandaki kader anlaşması."

Kaşlarım çatıldı. İçimde bir şeylerin titrediğini hissettim.

"Ne anlaşması?"

"Zorlunun bugün sahip olduğu o devasa imparatorluğun temeli, yirmi yıl önce benim ailemle yaptığı o gizli ortaklığa dayanıyor," dedi Yavuz, yüzüme doğru biraz daha eğilerek. "Ve o ortaklığın en büyük maddesi... Senin 18 yaşına bastığın gün benimle evlenmen."

Nefesim boğazımda tıkandı. Odadaki o buz gibi sessizlik bir kez daha üzerime çöktü.

"Sen... sen ne saçmalıyorsun be adam? Nişanlı mı? Ben kimsenin malı veya anlaşma maddesi değilim!Ayrıca ben artık zorlunun kızı değilim!"

"Evet, bu beni biraz üzdü karıcığım."

"Bana karım deme pis mendebur!"

Dediklerimi çok takmadan konuşmaya devam etti:

"Aslında benim o Manolya denen kızla evlenmem gerekiyor, biliyorsun."

"Eee?"

"Ama ben seni istiyorum, Dolunay."

"Sen... Sen ne saçmalıyorsun be?"

"Aydemirlere kendini nişanlım olarak tanıtacaksın."

Gürültülü bir kahkaha attım.

"Nedenmiş o?"

Sinsice sırıtarak bana baktı:

"Bir süredir seni izliyorum canım nişanlım... Ve eminim ki ailenin 'Gece Yargıcı'nı tanımasını istemezsin."

"Sen..."

"Eee, ne diyorsun? Benimle evlenecek misin, yoksa onlara gerçek Dolunay'ı göstereyim mi?"