18. bölüm · Fırtına ve sükunet
ON SEKİZİNCİ BÖLÜM - Dalgaların Arasında
Denizin sesi ikimizin de konuşmadığı anları dolduruyordu.
Yan yana oturuyorduk.
Garip olan şey şuydu…
Normalde sessizlik beni rahatsız ederdi.
Ama Barlas’ın yanında öyle değildi.
Sanki konuşmasak bile birbirimizi anlıyorduk.
Barlas kumla oynarken bir süre düşündü.
“Biliyor musun Marsel?”
“Ne?”
“Bazen her şeyi çözmek zorunda değilmişiz gibi geliyor.”
Ona baktım.
“Ne demek istiyorsun?”
Omuzlarını kaldırdı.
“Yani… ailelerimizin geçmişi, yaşananlar… hepsi çok büyük.”
Bir an durdu.
“Ama biz onların yaptığı hatalar değiliz.”
Bu cümle içime dokundu.
Çünkü son zamanlarda kendimi hep geçmişin içinde sıkışmış hissediyordum.
Babamın hikâyesi.
Elif.
Barlas’ın ailesi.
Sanki onların yaşadıkları bizim de kaderimizmiş gibi.
“Belki de haklısın.” dedim.
Barlas bana baktı.
“İnanılmaz.”
“Ne?”
“İlk defa bana hak verdin.”
Gözlerimi devirdim.
“Abartma.”
Güldü.
O güldüğünde yüzündeki o ciddi ifade kayboluyordu.
Ve nedense bunu fark etmeye başlamıştım.
Bir süre sonra Barlas ayağa kalktı.
“Yürüyelim mi?”
Başımı salladım.
Sahilin kenarında yürümeye başladık.
Hava soğumaya başlamıştı.
Ben kollarımı birbirine dolamış yürürken Barlas fark etti.
“Üşüdün mü?”
“Biraz.”
Hiçbir şey demeden montunu çıkardı.
“Al.”
“Hayır, gerek yok.”
“İnat etme Marsel.”
“Sen üşürsün.”
Gülümsedi.
“Ben dayanırım.”
Montu aldım.
Küçük bir şeydi belki.
Ama o an garip şekilde mutlu oldum.
Yürümeye devam ettik.
Bu sefer geçmişten konuşmadık.
Ne Elif'ten.
Ne babalarımızdan.
Ne de cevaplanmamış sorulardan.
Sadece biz vardık.
Eve dönerken içimde garip bir huzur vardı.
Sorular hâlâ vardı.
Geçmiş hâlâ oradaydı.
Ama artık tek başıma değildim.
Ve belki de en önemli şey buydu.
