1. bölüm · Fırtına ve sükunet
BİRİNCİ BÖLÜM: Kırık Bir Yaz
22 yıl önce..
Sahil, her zamanki gibi sakindi. Dalgalar kıyıya usulca vuruyor, hafif bir rüzgar sıcak havayı taşıyordu. Serhat, elinde ayakkabıları, çıplak ayakla kumların üzerinde yürüyordu. Kafasında bin bir düşünce... Bir yandan hayatın ağırlığını omuzlarında hissediyor, bir yandan geleceğe dair silik hayaller kuruyordu.
O anda onu gördü.
Kumsalın sonunda, eski fenerin yanında duran bir kızı...
Güneşin altında saçları parlıyordu; adeta bir anlık bir rüya gibiydi. Serhat, nefesini tutarak izledi onu.
Kimdi? Nereden gelmişti?
Sadece birkaç saniyelik bir bakış, Serhat'ın kalbinde bir fırtına koparmaya yetmişti.
Yeni taşınmışlardı kasabaya, sonradan öğrenecekti bunu.
Şimdilik bildiği tek şey, o kızın bakışıyla, hayatının bambaşka bir yöne savrulduğuydu.
Serhat yavaşça bakışlarını ondan çekti kumsaldan çıkıp eve doğru gitmeye başladı güneş'in batmasına az bir zaman kalmıştı. Yolda yürürken hiçbir şey düşünmüyor gibi görünsede aklımda tek bir kişi vardı;Sahilde gördüğü o kız
...
Birkaç gün sonra, yazın kavurucu sıcağında, kasabanın çocukları sahilde maç yapıyordu.
Ferhat, Serhat'ın en yakın dostuydu; her zaman birlikte oynar, birlikte gülerlerdi.
O gün, maçın ortasında başını kaldırdığında onu gördü.
Sahanın biraz ilerisinde, dizlerine kadar suya girmiş bir kız, ayak parmaklarını dalgaların içinde oynatıyordu.
Gülüyordu, rüzgar saçlarını uçuruyordu.
Ferhat, o anda, sanki bütün dünya durmuş gibi hissetti.
Kalbi bir anlığına sendeledi.
"Kim bu kız?" diye geçirdi içinden.
Bilmiyordu. Bilmek istiyordu.
Ve bilmiyordu ki, en yakın dostunun kalbinde de aynı fırtına çoktan kopmuştu.
...
Günler geçti.
Ne Serhat ne Ferhat hislerini birbirine açtı.
İkisi de içine attı duygularını; utangaç bir sessizliğin ardına saklandı aşkları.
Bir gün, Serhat ile Ferhat , akşamüzeri eski iskelede buluştular.
Güneş denize ağır ağır batarken, Serhat hafifçe gülümsedi:
Biliyor musun Ferhat ," dedi,
"Hayatımda ilk kez biri için böyle hissediyorum."
Ferhat şaşırmıştı ama sormadı.
Serhat hangi kızdan bahsettiğini söylemedi.
İçinde bir kıvılcım çaktı Ferhat'ın... ama dostluk gururunu susturdu.
"Ben de..." dedi Ferhat içinden, sessizce.
Ama kelimeler dudaklarına ulaşmadı.
O gece kader, en zalim oyununu oynadı.
Serhat, ertesi günün akşamında sahilde tek başına yürürken, uzakta bir siluete takıldı gözü.
İnce bir kız ve onun yanında bir erkek...
Gülüşler, denizin sesine karışıyordu.
Adımlarını hızlandırdı.
Yaklaştığında, gördü.
Ferhat...
Ve o kız.
Kız, kahkahalarla Ferhat’ın anlattığı bir şeye gülüyordu.
Ferhat ise onun gözlerine bakıyordu; sanki dünya sadece ikisinden ibaretmiş gibi.
Serhat’ın içinde bir şey koptu.
Sanki boğazına bir taş oturdu.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece geri döndü.
İçinde yükselen fırtına, dalgaların sesini bile bastırıyordu artık.
O gece Serhat anladı:
Sevdiği, güvendiği her şey... aynı anda ellerinden kayıp gitmişti.
Ve işte o gün, iki dostun arasına sonsuz bir sessizlik girdi.
Adına fırtına dediler.
Sükûnet bir daha hiç uğramadı.
Bazen en büyük fırtınalar, tek bir sessizlikle başlardı.
