3. bölüm / 8
Eskici Vakti : Ajanlık Bu Kadar Zor OlmamalıYağmur, Kaçış ve Bayat Simit Kokusu
Bölümler 8Şu an: Yağmur, Kaçış ve Bayat Simit Kokusu
- 1 İkinci El Hayatlar ve Birinci Sınıf Sakarlıklar465 kelime
- 2 Tozlu Raflar ve Paslı Sırlar523 kelime
- 3 Yağmur, Kaçış ve Bayat Simit Kokusu552 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Windows Güncellemesi ve Geçmişin Yankısı598 kelime
- 5 Havada Asılı Kalanlar ve Yanan Kelimeler680 kelime
- 6 Oklava Savunması ve Saatin Kalbi493 kelime
- 7 Sarnıç, Fareler ve Bir Adet Islak Tamirci478 kelime
- 8 Frekans Karışıklığı ve İngiliz Anahtarı Sanatı498 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Peşimdeler mi?" Sinan elindeki cımbızı tezgahın üzerine bıraktı. "Leyla Hanım, burası bir antikacı dükkanı, 'Görevimiz Tehlike' seti değil. Nuri amca, lütfen o ekmeği yerden al, nimet o."
Nuri amca yerdeki simidi üfleyerek cebine koyarken, "Valla Sinan, kızın gözleri pek tekin bakmıyor. Ben gidip dükkanın kepengini indireyim, ne olur ne olmaz," diyerek dışarı süzüldü. Aslında yardımdan çok, mahalle kahvesinde anlatacağı yeni dedikodunun heyecanıyla koşuyordu.
Leyla, dükkanın camından dışarıyı kolaçan ediyordu. "Şaka yapmıyorum Sinan. O saatin içindeki sadece bir not değil. O, babamın üzerinde çalıştığı... bir şifreleme yönteminin anahtarı."
Sinan başını iki yana salladı. "Bakın, ben sadece dişli yağlarım, yay gererim. Şifreleme, ajanlık, bunlar beni aşar. Hem kim bu peşindekiler? Belediye ekipleri mi? Mualla Teyze'nin kaçak su hattını mı buldular?"
Tam o sırada, dükkanın önünde siyah, camları filmli bir SUV ani bir frenle durdu. İçinden, üzerlerine tam oturan gri takım elbiseleriyle, sanki bir katalog çekiminden fırlamış kadar kusursuz ama bir o kadar da soğuk görünen iki adam indi.
"İşte geldiler," diye fısıldadı Leyla. Sesi, kırılan bir porselen tabağın yere düşerken çıkardığı o tiz ses gibiydi.
"Arka kapı!" dedi Sinan aniden. "Bodrumdan geçip yan sokağa çıkabiliriz."
Leyla'nın elini tuttu. Leyla'nın eli buz gibiydi, Sinan'ınki ise hala saat yağı ve toz kokuyordu. Birlikte bodrumun gıcırdayan merdivenlerinden aşağı indiler. Sinan, az önce açtığı o tozlu sandığın üzerinden atlarken, fotoğrafın cebinde olduğunu hissetti.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Leyla karanlıkta.
"Eski bir dostun yanına. Eğer bu işin içinde bir şifre varsa, onu ancak o çözebilir."
Dükkanın arka kapısından, Kadıköy'ün o dar ve birbirine giren labirent sokaklarına fırladılar. Yağmur, şiddetini artırmıştı. Sinan, Leyla'yı dar bir geçide çekti. O sırada arkalarından bir ses yükseldi: "Durun! Sadece konuşmak istiyoruz!"
"Tabii, kesinlikle sadece çay içmek istiyorlardır," diye homurdandı Sinan. Koşarken ayağı bir su birikintisine girdi ve o meşhur sakarlığıyla sendeledi. Leyla onu kolundan tutup havada yakaladı.
"Sen her zaman bu kadar dengesiz misin?" diye sordu Leyla, gülümsemeye çalışarak.
"Sadece hayata karşı," dedi Sinan nefes nefese.
Sonunda, üzerinde "Gelecek Bilgisayar - 1998'den Beri" yazan, neon ışıkları sönen bir tabelanın önünde durdular. İçerisi eski işlemciler, tüplü monitörler ve her türden kablo yığınıyla doluydu. Dükkanın sahibi, Sinan'ın çocukluk arkadaşı, teknoloji dehası ama sosyal ilişkiler fakiri "İşlemci" lakaplı Necmi'ydi.
"Necmi! Aç kapıyı, acil durum!" Sinan camı yumrukladı.
Kapı aralandı ve karşısında pijama altı, üzerinde "Error 404: Sleep Not Found" yazan bir tişört ve elinde bir kase mısır gevreğiyle Necmi belirdi. Gözlüğünü düzelterek önce Sinan'a, sonra güzelliğiyle parlayan Leyla'ya baktı.
"Sinan? Bu saatte? Ve... bir kadınla? Kesinlikle bir simülasyon hatasındayız," dedi Necmi ifadesiz bir sesle.
"İçeri girebilir miyiz Necmi? Peşimizde birileri var ve bu elimdeki saatin içinde dünya barışını ya da en azından benim huzurumu bozacak bir şeyler var."
İçeri girdiklerinde Necmi hemen kepenkleri kapattı. Sinan saati ve içinden çıkan o gizemli ipek kağıdı masaya bıraktı. Leyla, Necmi'nin binlerce kablo arasından nasıl yolunu bulduğunu izlerken hayretler içindeydi.
Necmi, notu mikroskobun altına yerleştirdi. Bir süre sessizce inceledi. Sonra aniden durdu, yüzündeki o alaycı ifade bir anda ciddiyete büründü.
"Sinan, bu kağıt ipek değil," dedi Necmi. "Bu, biyometrik bir depolama birimi. Ve içinde... on yıl öncesine ait bir ses kaydı var."
Sinan'ın beyninde şimşekler çaktı. On yıl önce... Fotoğraftaki tarih.
"Dinleyelim mi?" diye sordu Leyla.
Dram, o ses kaydının başlamasını beklerken odadaki ağır sessizlikti. Komedi ise, o gergin anda Necmi'nin bilgisayarının aniden güncelleme başlatıp "Lütfen bilgisayarınızı kapatmayın" uyarısı vermesiydi.
"Hadi ama!" diye bağırdı Sinan. "Dünya batıyor, Windows hala güncelleme peşinde!"
Bölüm etkileşimi
