Havada Asılı Kalanlar ve Yanan Kelimeler

Vaveyla Yazarı: Yazar Anne

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Havada Asılı Kalanlar ve Yanan Kelimeler

Sinan’ın ayakkabıları yangın merdiveninin paslı demirlerine çarptığında çıkan o metalik çınlama, gecenin sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Bir anlığına dengesini kaybetti, elleri kaygan demirlere tutunmaya çalışırken boşluğa doğru yalpaladı. Leyla, çevik bir hareketle Sinan’ın ceketinin yakasından yakalayıp onu içeri çekti.
"Ölmek için çok kötü bir gece Sinan," dedi Leyla nefes nefese. "Hem daha saati tamir etmedin."
"Ölürsem saati yanıma alırım, öbür tarafta zamanın hesabını sorarım," diye hırıldadı Sinan, kalbi göğüs kafesini zorlarken.
Arka tarafta, Necmi’nin dükkanının çatısında gri takımlı adamlardan biri belirdi. Adam, sanki bir binadan diğerine atlamak onun için sabah sporuymuş gibi duruyordu. Sinan ve Leyla, yangın merdiveninden aşağı hızla inmeye başladılar. Merdivenlerin her basamağı, sanki "ben buradayım" dercesine gürültüyle inliyordu.
Sokağa indiklerinde Sinan, Leyla’yı dar bir çıkmaza yönlendirdi. "Benim dükkana dönmeliyiz."
"Delirdin mi? İlk bakacakları yer orası!"
"En güvenli yer, avcının 'burada olamazlar' dediği yerdir," dedi Sinan, aslında bu cümleyi bir aksiyon filminde duyduğunu ve şu an kulağa çok havalı geldiğini düşünerek. "Ayrıca, o mektup orada. Babanın 'yak' dediği o lanetli kağıt parçası. Onu almadan bu iş bitmez."
Kısa yollardan, arka bahçelerden geçerek "Eskici Vakti"nin arka kapısına ulaştılar. Sinan anahtarı titreyen elleriyle çevirdi. İçerisi hala bıraktıkları gibiydi: Toz, yağ kokusu ve tavanın sızdırdığı suyun kovaya düşerken çıkardığı tıp tıp sesi.
Sinan hemen bodruma indi. O sandığı tekrar açtı. On yıl önce yazdığı ama hiç gönderemediği, içinde gençlik ateşinin, hayal kırıklığının ve o sahaf dükkanının önündeki kıza duyduğu imkansız aşkın itiraflarının olduğu o mektubu buldu. Zarfa dokunduğunda parmak uçları karıncalandı.
"Bu mu?" diye sordu Leyla, başucunda belirerek.
"Bu," dedi Sinan. "Baban bunu neden yakmamı istedi anlamıyorum. İçinde sadece... aptalca bir gencin itirafları var."
"Oku," dedi Leyla kısık bir sesle. "Bence babam içinde senin bile bilmediğin bir şey gördü."
Sinan titreyen ellerle zarfı açtı. Kağıt sararmıştı. Okumaya başladı: "Sevgili Leyla, bugün dükkanın önünden geçerken babanın bana verdiği o eski köstekli saati kurdum. Zamanın bizi bir gün birleştireceğine inanıyorum. Babana, saatlerin içindeki o gizli odayı bulduğumu söyleme sakın..."
Sinan durdu. "Gizli oda mı? Ben böyle bir şey yazdığımı hatırlamıyorum!"
"Devam et," dedi Leyla.
"...O odada sakladığı mikrofilm, ancak benim yaptığım o özel alaşımlı zemberekle açılabilir. Eğer bu mektup eline geçerse, bil ki ben seni hep o sahaf dükkanının önündeki halinle sevdim."
Sinan kağıdı indirdi. "Ben... Ben bu son iki paragrafı yazmadım Leyla. Bu benim el yazımdan çok daha zarif, sanki... sanki birisi benim yazımı taklit etmiş ya da ben o gün çok sarhoştum."
Komedi, tam bu romantik ve gizemli anda devreye girdi. Dükkanın üst katından bir gürültü koptu. Mualla Teyze elinde bir oklavayla bodrum merdivenlerinin başında belirdi. Başında yün bonesi, üzerinde pazen geceliğiyle bir savaşçı gibi duruyordu.
"Sinan! Hırsız mı girdi evladım? Alın size! Alın!" diyerek oklavayı rastgele sallamaya başladı.
"Teyze yapma, benim! Sinan!" Sinan oklavadan kaçmak için eğilirken kafasını yine o meşhur rafın kenarına vurdu. "Ah! Kafamda yeni bir kıta oluştu resmen."
"Aman Sinan, sen miydin? Yanındaki bu afet kim? Yine mi borçluların peşinde?" Mualla Teyze, Leyla’yı görünce oklavayı indirip bir anda görücü usulü teyze moduna geçti. "Kızım, bu çocuk biraz sakardır ama altın kalbi vardır. Biraz da kafası çatlak işte, raflarla dövüşür."
"Mualla Teyze, şimdi sırası değil!" Sinan elindeki mektubu çakmağıyla tutuşturdu. Alevler sarı kağıdı hızla yutarken, küller bodrumun nemli zeminine düştü. Ama kağıt tamamen yanmadan hemen önce, küllerin arasında metalik bir parlaklık belirdi.
Mektubun içine incecik, saç teli kadar zarif bir metal şerit gizlenmişti.
"Bu o alaşım," dedi Sinan, yerdeki parçayı cımbızla alarak. "Baban bu mektubu sadece bir kurye olarak kullanmış. On yıl boyunca bu mektubun benim dükkanımda kalacağını biliyordu. En güvenli yer, unutulmuş bir aşk mektubunun içidir."
Dram, o yanan kağıdın aslında Sinan’ın gençliğinin ve hiç söylenmemiş sözlerinin sonu olmasıydı. Sinan küllere bakarken içinden bir parçanın da onlarla birlikte yandığını hissetti.
Tam o sırada, dükkanın ön kapısı büyük bir gürültüyle kırıldı. Gri takımlı adamlar içeri girmişti.
"Kapağı kapat!" diye bağırdı Sinan. Leyla ile birlikte bodrumun kapağını içeriden kilitlediler. Ama yukarıdan gelen sesler, adamların pes etmeye niyetli olmadığını gösteriyordu.
"Sinan," dedi Leyla karanlıkta, burnu Sinan’ın burnuna değecek kadar yakınken. "Eğer buradan çıkamazsak... o mektubun geri kalanında ne yazdığını bilmek isterdim."
"Eğer buradan çıkarsak," dedi Sinan, sesi hiç olmadığı kadar ciddiydi, "sana bizzat kendim, taklit edilemez bir mektup yazacağım."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.