Sarnıç, Fareler ve Bir Adet Islak Tamirci

Vaveyla Yazarı: Yazar Anne

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Sarnıç, Fareler ve Bir Adet Islak Tamirci

Tahliye borusunun sonu, Sinan’ın hayal ettiği gibi bir gizli ajanın havalı çıkışına hiç benzemiyordu. Leyla, bir kedi çevikliğiyle tünelden fırlayıp ayaklarının üzerine düşerken; Sinan, borunun sonundaki balçık birikintisinin üzerine yüzüstü "laps" diye yapıştı.
"Ajanlık filmlerinde o tünellerden çıkan adamların takım elbiseleri neden ütülü kalıyor Leyla?" dedi Sinan, ağzına giren çamuru tükürerek. "Ben şu an daha çok lağım faresiyle akraba olmuş bir paspasa benziyorum."
Leyla, Sinan’ı yakasından tutup ayağa kaldırdı. "Şşşt, sessiz ol. Burası Bizans’tan kalma eski bir sarnıç. Ses burada öyle bir yankılanır ki, hapşırırsan karşı taraftan gök gürültüsü olarak duyulur."
Sarnıcın içi, devasa mermer sütunlarla doluydu. Suyun üzerindeki ince sis tabakası ve sütunların gölgeleri, mekanı hem büyüleyici hem de ürkütücü kılıyordu. Sinan’ın elindeki saat, Leyla’nın babasının yaptığı o metal şerit sayesinde şimdi daha güçlü bir ışık saçıyordu. Saat resmen bir projektöre dönüşmüştü; ışık, sarnıcın en karanlık köşesindeki bir sütunu işaret ediyordu.
"İşte orada," dedi Leyla.
Sütuna yaklaştıklarında, üzerinde diğerlerinden farklı olarak bir "Ağlayan Göz" kabartması gördüler. Sinan, tamirci içgüdüsüyle kabartmanın etrafını yokladı. "Bak burası... Burası harçla kapatılmamış. Bir mekanizma var."
Dram, Sinan’ın o kabartmaya dokunduğu an yaşandı. Leyla’nın babasının sesini sarnıcın derinliklerinde yankılanırken duydular. Bir ses kaydı daha değil, sanki bir anıydı bu: "Zamanı durduramazsın Leyla, ama doğru anahtarla onu bekletebilirsin." Leyla’nın gözleri doldu, sarnıcın rutubeti sanki bir anda kalbine oturdu.
Komedi ise tam bu duygusal atmosferin ortasında patlak verdi. Sinan, gizli bölmeyi açmak için "Ağlayan Göz"ün tam ortasına parmağını bastırdığında, mekanizma çalıştı ama beklediği gibi bir kapı açılmadı. Onun yerine, sütunun üstündeki gizli bir fıskiyeden Sinan’ın suratına tazyikli bir su fışkırdı.
"Yine mi su? Gerçekten mi?" diye bağırdı Sinan, sırılsıklam halde. "Babanın benimle derdi ne Leyla? Adam resmen beni yıkamadan bu sırrı vermeyecek!"
"Sanırım yanlış vidayı sıktın tamirci," dedi Leyla kıkırdayarak.
Sinan, sırılsıklam olmuş gözlüğünü silip tekrar denedi. Bu sefer "gözün" altındaki küçük bir çıkıntıyı saatteki kurma koluyla aynı hizada çevirdi. Büyük bir gürültüyle sütun yana kaydı ve içinden küçük, çelik bir kutu çıktı. Kutunun üzerinde Sinan’ın dükkanının adı yazılıydı: Eskici Vakti.
"On yıl öncesinden bana bir kargo," dedi Sinan hayretle. Kutuyu açtığında içinde bir çift eski usul kulaklık ve garip bir anahtar buldu.
Tam o sırada, sarnıcın girişinde fener ışıkları göründü. Gri takımlı adamlar tüneli bulmuştu. "Oradalar! Kıpırdamayın!"
"Sinan, kulaklığı tak!" diye bağırdı Leyla.
Sinan kulaklığı takar takmaz, kulaklarından beynine doğru tuhaf bir frekans yayılmaya başladı. Bu bir müzik değildi, bir çeşit komuttu. Sinan aniden, hiç bilmediği bir savunma sanatı ustasıymış gibi hareket etmeye başladı. Elindeki İngiliz anahtarını havada bir kılıç gibi çevirdi.
"Leyla, kutuyu al ve arkamda dur," dedi Sinan. Sesi artık titrek değil, bir aksiyon kahramanı gibi vakurdu. "Ajanlık bu kadar zor olmamalı demiştik ama sanırım şimdi biraz eğleneceğiz."
Komedi, Sinan’ın bu havalı girişinden hemen sonra, ilk hamlesini yaparken ayağının altındaki bir yosuna basıp gri takımlı adamın üzerine "uçan tekme" yerine "uçan kucaklama" şeklinde düşmesiyle devam etti. Adam şaşkınlıktan ne yapacağını bilemezken, Sinan adamın kulağına fısıldadı:
"Kusura bakma dostum, frekans biraz cızırtılı geliyor!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.