Tozlu Raflar ve Paslı Sırlar

Vaveyla Yazarı: Yazar Anne

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Tozlu Raflar ve Paslı Sırlar

Sinan, Leyla dükkandan çıktığından beri elindeki cımbızı bir kenara bırakamamıştı. Omega saatin içindeki o minik çarklar sanki Leyla’nın sesiyle ritim tutuyordu. Dışarıda İstanbul’un bitmek bilmeyen gürültüsü devam ederken, "Eskici Vakti"nin içinde zaman, saatin yelkovanı gibi asılı kalmıştı.

Dükkanın üst katındaki Mualla Teyze, her zamanki gibi sabahki su baskını yetmezmiş gibi bu kez de süpürgeyle tavana vurmaya başlamıştı. Sinan, tavana bakıp "Tamam Mualla Teyze, mesaj alındı! Musluğu tamir edeceğim!" diye bağırdı. Ama içinden bir ses, o musluğun tamir edilmekten çok daha derin bir sorunu olduğunu söylüyordu; tıpkı Sinan’ın kalbi gibi.

Sinan, tezgahın altındaki eski ahşap kapağı gıcırdatarak açtı. Burası dükkanın "Araf" dediği bodrum katıydı. Tamir edilemeyecek kadar bozuk, ama atılamayacak kadar anı yüklü eşyaların sürgün yeri. Elinde fenerle toz bulutlarının arasından geçerken, köşede duran, üzeri eski bir kilimle örtülmüş o sandığı gördü. Kalbi, bir tamircinin en korktuğu ses olan "yanlış yerleştirilmiş dişli gıcırtısı" gibi tekledi.

Sandığın üzerindeki tozu üflediğinde, geniz yakan o eski kağıt kokusu odayı sardı. Kilidi zorlayarak açtı. İçinde sararmış mektup zarfları, kırık bir gözlük çerçevesi ve on yıl öncesine ait bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta Sinan, üniversite yıllarının o dağınık saçlı ve hayalperest haliyle, arkasında bir sahaf dükkanı önünde gülümseyen bir kıza bakıyordu. O kız Leyla değildi... Ama Leyla, o kıza dair her şeyi hatırlatacak kadar "tanıdık" bir yabancıydı.

"Neden şimdi?" diye fısıldadı Sinan. "On yıl sonra neden bu saat ve neden bu koku?"

O sırada dükkanın kapısındaki çan, sanki bir yangın alarmıymış gibi çılgınca çalmaya başladı. Sinan aceleyle yukarı fırladı, kafasını az kalsın bodrum kapağına çarpıyordu. Kapıda duran Leyla değildi; mahallenin her işe burnunu sokan, "Ayaklı Gazete" lakaplı Bakkal Nuri’ydi.

"Sinan! Evladım, dükkanı su basıyor diyorlar, sen aşağıda define mi arıyorsun?" dedi Nuri, içeri süzülerek. Gözleri anında Sinan’ın elindeki tozlu fotoğrafa kaydı. "Ooo, yine mi eski defterler? Bak evladım, paslanmış vidayı yağlarsın döner ama paslanmış aşkı yağlarsan sadece elin kirlenir."

Sinan fotoğrafı cebine tıkıştırırken, "Nuri amca, senin bakkalda satacak sütün mü bitti? Ne suyu, ne definesi?" dedi ters ters.

Nuri, dükkanın tavanından sızan ve tam da Sinan’ın en pahalı antika radyosunun üzerine damlayan suyu işaret etti. Mualla Teyze’nin çamaşır suyu operasyonu, dükkanın tavanını delmişti.

"Hay aksi!" Sinan hemen bir kova kapıp radyonun altına koydu. Tam o sırada telefonuna bir mesaj düştü. Bilinmeyen bir numaraydı:

> "Saatin içinde bir not olması lazımdı Sinan. Babam onu sadece gerçek bir 'zaman ustasının' bulabileceğini söylerdi. Buldun mu?"

Sinan’ın elleri titredi. Saate tekrar baktı. Arka kapağı henüz açmamıştı. Cımbızı aldı, saatin altın kaplama kapağını büyük bir titizlikle kanırttı. Kapak "tık" diye açıldığında, içinden mikroskobik boyutlarda katlanmış, ipek kağıda yazılı bir not düştü. Notta sadece tek bir cümle yazıyordu:

"Zamanı tamir edemezsin Sinan, sadece içinde kaybolabilirsin."

Sinan şok içindeyken dükkanın kapısı tekrar açıldı. Bu sefer gelen gerçekten Leyla’ydı. Ama bu sefer üzerinde o vintage elbise yoktu; üzerinde çamur lekeleri olan modern bir yağmurluk ve gözlerinde büyük bir korku vardı.

"Sinan, peşimdeler," dedi nefes nefese. "Saati tamir etme. Onu yok et."

Dram, Leyla’nın titreyen ellerindeydi. Komedi ise, o sırada Nuri amcanın elindeki taze ekmeği korkudan havaya fırlatıp "Aman yarabbi, ajan filmi mi çekiyoruz!" diye bağırmasıydı. Sinan ise elindeki not ve karşısındaki kadına bakarken tek bir şey düşündü: Kırık bir plak takılmıştı ve hayatı artık hep aynı nakaratı çalacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.