7. bölüm / 8
Eskici Vakti : Ajanlık Bu Kadar Zor OlmamalıOklava Savunması ve Saatin Kalbi
Bölümler 8Şu an: Oklava Savunması ve Saatin Kalbi
- 1 İkinci El Hayatlar ve Birinci Sınıf Sakarlıklar465 kelime
- 2 Tozlu Raflar ve Paslı Sırlar523 kelime
- 3 Yağmur, Kaçış ve Bayat Simit Kokusu552 kelime
- 4 Windows Güncellemesi ve Geçmişin Yankısı598 kelime
- 5 Havada Asılı Kalanlar ve Yanan Kelimeler680 kelime
- 6 Oklava Savunması ve Saatin Kalbi493 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Sarnıç, Fareler ve Bir Adet Islak Tamirci478 kelime
- 8 Frekans Karışıklığı ve İngiliz Anahtarı Sanatı498 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yukarıdan gelen sesler, "Eskici Vakti"nin sakin tarihini bir savaş alanına çevirmişti. Gri takımlı adamların ağır botları, Sinan’ın her santimetrekaresini bildiği gıcırdayan parkelerde yankılanıyordu. Ancak unuttukları bir şey vardı: Kadıköy’ün ara sokaklarında büyümüş, emekli bir edebiyat öğretmeni olan Mualla Teyze’nin hiddeti.
"Hop hop! Nereye böyle beyzadeler? Ayakkabıyla girilir mi buraya? Daha yeni sildim o yerleri!" Mualla Teyze’nin sesi bodrumun tavanından yankılanıyordu.
Sinan, bodrumun karanlığında Leyla’ya "Mualla Teyze onları oyalar ama çok vaktimiz yok," diye fısıldadı. Elindeki cımbızla, yanan mektuptan çıkan o saç teli kadar ince metal şeridi tutuyordu. "Bu şerit... Bu bir anahtar değil Leyla, bu bir iletken. Saatin zembereğine dolanması gerekiyor."
"Yapabilir misin?" diye sordu Leyla. Gözleri karanlıkta birer elmas gibi parlıyordu.
"Bir saatin kalbine dokunmak, bir insanın ruhuna dokunmak gibidir," dedi Sinan, bir yandan el fenerini dişlerinin arasına sıkıştırıp Omega saatin içine odaklanırken. "Hata payım bir mikron. Eğer elim titrerse, babanın mirası bir metal yığınına dönüşür."
Yukarıda işler karışıyordu. Bir adamın "Çekil önümüzden yaşlı kadın!" dediği, ardından da Mualla Teyze’nin meşhur oklavasının bir kafa tasına çarparken çıkardığı o tok çat sesi duyuldu.
"Kime yaşlı diyorsun sen züppe! Al sana organik darbe!"
Komedi, o kritik anda Sinan’ın tam metal şeridi yerleştirirken Mualla Teyze’nin zafer çığlığıyla irkilmesiydi. Sinan’ın eli kaydı, şerit saatin içine düştü. "Hadi ama! Mualla Teyze, şu an vatanı değil, benim sinir sistemimi koruman lazım!"
"Sakin ol Sinan," dedi Leyla, elini Sinan’ın titreyen elinin üzerine koyarak. "Zaman senin dostun, düşmanın değil."
Leyla’nın elinin sıcaklığı Sinan’ın tüm gerginliğini aldı. Şeridi tekrar yakaladı ve zembereğin etrafına, sanki bir sarmaşık gibi doladı. O an, saatin içinden daha önce hiç duyulmamış, kristal bir çınlama sesi yükseldi. Saatin yelkovanı, fizik kurallarına aykırı bir hızla dönmeye başladı ve akrep tam 12’nin üzerinde durdu.
Saatin cam yüzeyinde, küçük bir projeksiyon gibi ışık hüzmeleri belirdi. Tavana yansıyan görüntüler, bir haritanın koordinatlarını ve karmaşık matematiksel formülleri gösteriyordu.
"Bu... Bu babamın gizli projesi," diye fısıldadı Leyla. "Sürdürülebilir enerji için atomik bir saat frekansı. Dünyanın enerji krizini bitirebilecek bir şey."
Dram, bu muazzam keşfin ortasında bodrum kapağının büyük bir gürültüyle sarsılmasıydı. Gri takımlı adamlar Mualla Teyze’yi bir şekilde saf dışı bırakmış (muhtemelen onu bir dolaba kilitlemişlerdi) ve şimdi kapağı kırmaya çalışıyorlardı.
"Kapağı açın! Kaçacak yeriniz yok!"
Sinan haritadaki koordinatlara baktı. "Koordinatlar... Kadıköy rıhtımdaki o eski deniz fenerini gösteriyor. Hayır, fener değil, onun altındaki eski sarnıcı!"
"Nasıl çıkacağız buradan?"
Sinan gülümsedi. Bu, bir tamircinin "çözülemeyecek arıza yoktur" gülümsemesiydi. Bodrumun köşesindeki eski, paslı bir boruyu işaret etti. "Bu dükkanın altında, 19. yüzyıldan kalma bir tahliye kanalı var. Mualla Teyze’nin su baskınlarının nereye gittiğini sanıyorsun? Çamurlu olacak ama hayatta kalacağız."
Tam kapak kırılmak üzereyken Sinan borunun kapağını tekmeleyerek açtı. "Önce hanımlar, ama dikkat et, aşağısı biraz... nostaljik kokuyor."
Leyla boruya süzülürken Sinan son kez saate baktı. Görüntü kaybolmuştu ama saat şimdi bir pusula gibi rıhtım yönünü göstererek titriyordu. Sinan da boruya atladı ve tam o sırada bodrumun kapağı parçalanarak açıldı.
Karanlık, ıslak ve dar tünelde ilerlerken Sinan’ın tek düşündüğü şuydu: Yarın sabah bu çamurla dükkana dönerse Mualla Teyze onu kesinlikle oklavayla değil, bu sefer paspasla kovalayacaktı.
Bölüm etkileşimi
