İkinci El Hayatlar ve Birinci Sınıf Sakarlıklar

Vaveyla Yazarı: Yazar Anne

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: İkinci El Hayatlar ve Birinci Sınıf Sakarlıklar

İstanbul’un nemli, martı çığlıklarıyla uyanan sabahlarından biriydi. Sinan için ise "uyanmak" kelimesi, alarmın üçüncü kez ertelenmesi ve yataktan düşerken ayağını komodinin kenarına vurmasıyla eş anlamlıydı.

Sinan, otuzlarının başında, hayatını eski eşyaları tamir ederek kazanan ama kendi hayatındaki çatlakları bir türlü macunlayamayan bir adamdı. Kadıköy’ün arka sokaklarındaki dükkanı "Eskici Vakti", onun sığınağıydı.
Dükkanın kapısındaki çan, sabahın dokuzunda paslı bir ses çıkardı. İçeri giren rüzgarla birlikte, burnuna o çok sevdiği ama neredeyse unuttuğu bir koku çalındı: Hanımeli ve taze kahve.
"Burası... Burası gerçekten açık mı?" dedi bir ses.
Sinan, tezgahın altındaki bozuk bir pikapla boğuşurken kafasını çarparak doğruldu. Karşısında, sanki yanlışlıkla 1950'lerden fırlayıp 2026'nın karmaşasına düşmüş gibi duran Leyla vardı. Leyla, elinde kadife bir kutu tutuyordu ve yüzündeki ifade, sanki bir hazine haritasının son durağındaymış gibi hem umutlu hem de yorgundu.
"Teknik olarak evet, pratik olarak ise ruh halime bağlı," dedi Sinan, alnındaki gresi silmeye çalışırken daha da bulaştırarak. "Bir şey mi bozuldu, yoksa sadece antika kokusuna mı geldiniz?"
Leyla gülümsedi. O gülümseme, dükkanın tozlu raflarındaki her şeyi bir anlığına parlattı. "Babamdan kalan bir saat var. Kimse 'bunun parçası yok' demekten başka bir şey yapmadı. Ama mahalledeki bakkal, sizin imkansız vakaların doktoru olduğunuzu söyledi."
Sinan kutuyu aldı. İçinde, zembereği kopmuş, yelkovanı ise hayata küsmüş altın kaplama bir Omega duruyordu. "Bakkal Nuri amca mı? O herif geçen gün ona tamir etmem için ekmek kızartma makinesi getirdi, içinden fare ölüsü çıktı. Referanslarına pek güvenmem ama saate bir bakabilirim."
İşte her şey o an başladı. Dram, Sinan’ın saatin içindeki o minik vidayı gördüğü an kalbine saplanan o tanıdık yalnızlık hissiydi; çünkü saat, ölen bir babanın kızına bıraktığı tek "zaman"dı. Komedi ise, o sırada dükkanın üst katındaki komşusu Teyze Mualla’nın balkonundan sarkan kirli çamaşır suyunun, tam o sırada Sinan’ın kafasına damlamasıydı.
"Lanet olsun Mualla Teyze! Yine mi?" diye bağırdı Sinan yukarı doğru.
Leyla kahkahayı patlattı. Sinan, utançtan yerin dibine girmek isterken Leyla’nın gülüşünün ne kadar melodik olduğunu fark etti. Sanki dükkandaki tüm bozuk plaklar aynı anda akort edilmiş gibiydi.
"Tamir edebilir misiniz?" diye sordu Leyla, gözlerindeki nemi silerek.
Sinan, elindeki saate ve karşısındaki bu gizemli kadına baktı. "Bu saatin sadece çarkları değil, ruhu yorulmuş Leyla Hanım. Ama deneyeceğim. Yalnız uyarayım, ben biraz yavaş çalışırım. Malum, zamanla aram pek iyi değildir."
Leyla dükkandan çıkarken, Sinan arkasından bakakaldı. Tezgahın üzerindeki radyo aniden cızırtıyla çalışmaya başladı ve Zeki Müren'in o meşhur şarkısı yankılandı: "Şimdi uzaklardasın..."
Sinan kendi kendine mırıldandı: "Uzakta değil, tam karşımda duruyordu ama ben hala elimdeki İngiliz anahtarına bakıyorum. Aferin Sinan."
O akşam, Sinan dükkanı kapatmadı. Saatin içini açtı, büyüteçli gözlüğünü taktı ve mikroskobik dünyasına daldı. Leyla’nın getirdiği saat aslında sadece bir metal yığını değildi; o, kaybolmuş bir geçmişin ve belki de kurulacak bir geleceğin anahtarıydı. Ama Sinan’ın bilmediği bir şey vardı: Leyla, bu dükkana sadece saati tamir ettirmeye gelmemişti. O, Sinan’ın on yıl önce yazdığı ve hiç göndermediği o mektubun peşindeydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

38okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.