9. bölüm / 8
Eskici Vakti : Ajanlık Bu Kadar Zor OlmamalıFrekans Karışıklığı ve İngiliz Anahtarı Sanatı
Bölümler 8Şu an: Frekans Karışıklığı ve İngiliz Anahtarı Sanatı
- 1 İkinci El Hayatlar ve Birinci Sınıf Sakarlıklar465 kelime
- 2 Tozlu Raflar ve Paslı Sırlar523 kelime
- 3 Yağmur, Kaçış ve Bayat Simit Kokusu552 kelime
- 4 Windows Güncellemesi ve Geçmişin Yankısı598 kelime
- 5 Havada Asılı Kalanlar ve Yanan Kelimeler680 kelime
- 6 Oklava Savunması ve Saatin Kalbi493 kelime
- 7 Sarnıç, Fareler ve Bir Adet Islak Tamirci478 kelime
- 8 Frekans Karışıklığı ve İngiliz Anahtarı Sanatı498 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sinan, gri takımlı adamın üzerine bir çuval gibi yığıldığında, kulaklıktan gelen ses bir anda değişti. Az önceki sert dövüş komutları gitmiş, yerine 1980’lerin popüler bir aerobik videosunun müziği gelmişti. Sinan, adamın kollarında istemsizce bir-ki-üç-dört temposuyla sağa sola esnemeye başladı.
"Neler oluyor? Sinan, adamı etkisiz hale getir!" diye bağırdı Leyla, sarnıcın yankılı boşluğunda.
"Elimde değil Leyla!" dedi Sinan, adamın göğsünde ritmik bir şekilde dizlerini karnına çekerken. "Frekans karıştı! Şu an bir ajan gibi değil, bir fitness eğitmeni gibi dövüşüyorum!"
Gri takımlı adam, Sinan’ın bu absürt hareketleri karşısında o kadar şaşırdı ki, silahını doğrultmayı unuttu. Sinan, aerobik adımlarıyla adamın etrafında bir tur attı ve kulaklıktaki ses "Ve şimdi esniyoruz!" dediği anda, elindeki İngiliz anahtarını adamın diz kapağına hafifçe dokundurdu. Adam acıyla yere yığılırken, Sinan hala ritim tutuyordu.
Dram, tam o sırada sarnıcın girişinde beliren diğer üç adamla birlikte derinleşti. Bu seferkiler sadece gri takımlı değildi; içlerinden biri, yüzünde derin bir yara izi olan ve Leyla’nın gördüğü an nefesinin kesilmesine neden olan o adamdı: Müsteşar.
"Yeter artık bu maskaralık," dedi Müsteşar, sesi buz gibi sarnıç sularından daha soğuktu. "Leyla, babanın o kutuya ne sakladığını biliyorum. O anahtar, sadece bir enerji projesini değil, zamanın akışını değiştirebilecek bir prototipi açıyor. Onu bize ver ve bu sakar tamirciyi evine, musluklarını tamir etmeye gönderelim."
Leyla, elindeki çelik kutuya daha sıkı sarıldı. "Babam bu projeyi sizin gibi adamlar dünyayı yönetmesin diye sakladı. Sinan sadece bir tamirci değil, o bu emanetin koruyucusu!"
Sinan, o an kulaklıkları kulaklarından hırsla çekip attı. Aerobik müziği kesildi, yerini sarnıcın derin sessizliği aldı. Sinan, ıslak saçlarını geriye itti ve Müsteşar’ın gözlerinin içine baktı. Sakarlığı bir kenara bırakmıştı; on yıl boyunca tamir ettiği binlerce saat ona bir şey öğretmişti: Her mekanizmanın zayıf bir noktası vardır.
"Bak Müsteşar mısın, nesin," dedi Sinan, elindeki İngiliz anahtarını bir satranç ustası gibi parmaklarında çevirerek. "Ben ajanlıktan anlamam. Ama şu arkanda duran sütunun statik dengesinin ne kadar bozuk olduğunu, tavandaki çatlağın suyun basıncıyla ne zaman patlayacağını ve senin o pahalı saatinin saniyesinin neden geri kaldığını görebiliyorum. Zamanı değiştirmekten bahsediyorsun ama daha kolundaki saati kurmayı beceremiyorsun."
Komedi, Sinan’ın bu havalı konuşmasının hemen ardından sarnıcın tavanından dev bir su kütlesinin tam Müsteşar’ın üzerine boşalmasıyla zirveye ulaştı. Sinan’ın az önce bahsettiği çatlak, sanki onun emrindeymiş gibi tam zamanında pes etmişti.
"Şimdi!" diye bağırdı Sinan. Leyla’nın elini tuttu ve sütunun arkasındaki o karanlık dehlize doğru koştular.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Leyla nefes nefese.
"Kutudaki anahtara bak Leyla! Üzerinde ne yazıyor?"
Leyla, sarsılarak koşarken kutunun içindeki anahtarı çıkardı. Anahtarın üzerinde küçük, pirinç harflerle bir adres kazınmıştı: "Galata Kulesi - Saat Odası."
Sinan, bir yandan koşarken bir yandan da sırılsıklam halini süzdü. "Harika. Önce yeraltı sarnıcı, şimdi Galata Kulesi. Bir sonraki durak neresi? Mars mı? Ajanlık gerçekten çok yorucuymuş, ben yarın dükkanı açıp sadece pilli saatlerin pillerini değiştirmek istiyorum."
Dehlizin sonundaki ışık göründüğünde, kendilerini rıhtımın en karanlık köşesinde, bir balıkçı teknesinin yanında buldular. Teknenin üzerinde tanıdık bir silüet vardı. Necmi, başında bir kaptan şapkasıyla dümendeydi.
"Sisteme giriş yapıldı beyler ve bayanlar!" dedi Necmi sırıtırken. "Bin bin! Motoru modifiye ettim, sahil güvenliği bile geride bırakırız!"
Bölüm etkileşimi
