7. bölüm · Emre Ile Görev arasında
bölüm 7
"Sil."
"Hayır."
"Zeynep."
"Hayır."
---
Bahçede yaklaşık beş dakikadır aynı tartışma dönüyordu.
Sonuç değişmiyordu.
Çünkü Zeynep bir şeyi yapmamaya karar verdiyse ikna etmek mümkündü.
Ama yapmaya karar verdiyse imkânsızdı.
---
"Harika çıkmışsınız."
dedi telefonunu havaya kaldırarak.
"Bakın."
---
Ben bakmadım.
Elif baktı.
Sonra istemeden gülümsedi.
---
"Gerçekten güzel olmuş."
---
İhanet.
Tam anlamıyla ihanet.
---
"Sen de mi?"
---
Elif kahkaha attı.
---
Zeynep zafer kazanmış komutan gibi telefonu cebine koydu.
"Tamam."
"Neyi tamam?"
"Şimdilik paylaşmıyorum."
---
Şimdilik.
Bu kelime hiç hoşuma gitmedi.
---
Öğleden sonra aile ziyaretleri başladı.
Mahalle yıllardır değişmemiş gibiydi.
Aynı sokaklar.
Aynı insanlar.
Aynı sıcaklık.
---
Nereye gitsek aynı sorular soruluyordu.
---
"Bu kim?"
---
"Arkadaşımız."
diyordum.
---
Kimse inanmıyordu.
---
Özellikle mahalle teyzeleri.
---
Bir teyze Elif'e bakıp gülümsedi.
Sonra bana döndü.
---
"Çok yakışıyorsunuz."
---
Ben konuşamadan Elif teşekkür etti.
---
Bu da işleri daha kötü yaptı.
---
Akşam eve döndüğümüzde hepimiz yorulmuştuk.
---
Annem mutfakta çay hazırlıyordu.
Onur babamla sohbet ediyordu.
Zeynep ise şüpheli derecede sessizdi.
---
Bu kötüye işaretti.
---
Çünkü Zeynep sessizse kesin bir plan yapıyordu.
---
Ve haklı çıktım.
---
Yaklaşık yarım saat sonra salona elinde eski bir albümle geldi.
---
"Bakın ne buldum."
---
"Hayır."
dedim.
---
"Henüz göstermedim."
---
"Yine de hayır."
---
Albümü açtı.
---
İlk fotoğraf benim ilkokul yıllarıma aitti.
---
İkinci fotoğraf daha kötüydü.
---
Üçüncü fotoğraf ise felaketti.
---
Salonda kahkahalar yükselmeye başladı.
---
Elif gözlerinden yaş gelene kadar gülüyordu.
---
"Bu saç modeli ne?"
---
"Moda."
dedim.
---
"Kesinlikle değildi."
dedi Onur.
---
Babam bile gülümsemişti.
---
Bu ailede insanın geçmişinden kaçması mümkün değildi.
---
Saat ilerledikçe sohbet sakinleşti.
---
Bir süre sonra bahçeye çıktım.
Biraz sessizlik istiyordum.
---
Gökyüzü açıktı.
Yıldızlar görünüyordu.
---
Arkamdan kapı açıldı.
---
Dönmeden kimin geldiğini anladım.
---
Elif.
---
Yanıma geldi.
Bahçedeki salıncağın yanına oturdu.
---
"Kaçıyorsunuz."
---
"Biraz."
---
Gülümsedi.
---
"Ben de."
---
Birkaç saniye sessizlik oldu.
---
Evden gelen kahkahalar uzaktan duyuluyordu.
---
Sonra Elif konuştu.
---
"Bugün çok güzeldi."
---
"Benim için de."
---
Başını gökyüzüne kaldırdı.
---
"Sanırım artık neden burayı sevdiğinizi anlıyorum."
---
"Evi mi?"
---
"Hayır."
---
Yüzüme baktı.
---
"Aileni."
---
Kalbim yine beklenmedik şekilde hızlandı.
---
Çünkü bunu söylerken gözlerinde gördüğüm şey sadece hayranlık değildi.
---
Daha derin bir şeydi.
---
Tam o sırada evin penceresi açıldı.
---
Ve bütün romantik atmosfer bir saniyede yok oldu.
---
"BEN SİZİ GÖRÜYORUM!"
---
Zeynep.
---
Elinde telefon.
---
Her zamanki gibi.
---
Elif gülmeye başladı.
Ben ise başımı iki yana salladım.
---
Çünkü bazı insanlar hayatınızı zorlaştırıyordu.
---
Ama aynı zamanda güzelleştiriyordu da.
---
Ve Zeynep...
Bunu herkesten iyi başarıyordu.
"BEN SİZİ GÖRÜYORUM!"
Zeynep'in sesi bütün mahallede yankılandı.
---
Elif kahkahasını tutamadı.
Ben ise pencereye baktım.
---
"Bir gün o telefonu elinden alacağım."
---
"Başaramazsınız."
dedi Elif.
---
"Herkes aynı şeyi söylüyor."
---
İkimiz de güldük.
---
Birkaç saniye sonra pencere kapandı.
Muhtemelen annem Zeynep'i içeri çekmişti.
Mahallenin huzuru adına doğru bir karardı.
---
Bahçe yeniden sessizleşti.
---
Gece serinlemişti.
Rüzgâr hafif hafif esiyordu.
---
Evden gelen sesler artık daha uzaktı.
Sanki bütün dünya yavaşlamış gibiydi.
---
Elif gökyüzüne baktı.
---
"Burada yıldızlar daha net görünüyor."
---
"Şehirden uzak."
dedim.
---
"Bazı şeyleri görmek kolaylaşıyor."
---
Sözler ağzımdan çıktıktan sonra ikimiz de sustuk.
Çünkü sadece gökyüzünden bahsetmediğimi biliyordum.
---
Elif de biliyordu.
---
Bir süre sonra sessizce konuştu.
---
"Mert."
---
İlk zamanlar ismimi söylemesine alışmak zordu.
Şimdi ise duymayı seviyordum.
---
"Efendim?"
---
"Bir şey soracağım."
---
"Dinliyorum."
---
Derin bir nefes aldı.
---
"Ben gitseydim..."
---
Sustu.
---
"...beni unutur muydun?"
---
Soruyu beklemiyordum.
---
Gerçekten beklemiyordum.
---
Birkaç saniye boyunca cevap veremedim.
---
Çünkü bazı soruların hazır cevabı olmuyordu.
---
Sonunda başımı iki yana salladım.
---
"Hayır."
---
Tek kelime.
---
Ama bütün doğruluğuyla.
---
Elif gözlerini benden ayırmadı.
---
"Neden?"
---
Bu kez düşünmedim.
---
"Çünkü bazı insanlar unutulmaz."
---
Sessizlik.
---
Rüzgâr.
---
Uzaklardan gelen kahkahalar.
---
Ve ikimizin arasında duran o cümle.
---
Elif'in gözlerinde farklı bir ifade oluştu.
---
Duygusal.
Sıcak.
Kırılgan.
---
Belki de ilk kez birbirimizi asker olarak değil...
Sadece insan olarak görüyorduk.
---
"Ben de unutmazdım."
dedi sessizce.
---
Kalbim hızlandı.
---
Bu kez bunu inkâr edecek değildim.
---
Çünkü artık kaçmayı bırakmıştım.
---
Tam o sırada bahçe kapısı açıldı.
---
İkimiz de başımızı çevirdik.
---
Babam.
---
Elinde iki bardak çay vardı.
---
Bize doğru yürüdü.
---
Sonra hiç konuşmadan bardaklardan birini bana uzattı.
Diğerini Elif'e.
---
Ve yanımıza oturdu.
---
Yaklaşık otuz saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
---
Bu da oldukça normaldi.
---
Sonra sakin bir sesle konuştu.
---
"Yarın dönüyorsunuz."
---
"Evet baba."
---
Başını salladı.
---
Bir süre daha sessizlik oldu.
---
Sonra beklenmedik şekilde Elif'e döndü.
---
"Kızım."
---
Elif dikkatle baktı.
---
"Bu evin kapısı sana her zaman açık."
---
Bahçedeki sessizlik derinleşti.
---
Babam kolay kolay böyle cümleler kurmazdı.
---
Ben biliyordum.
Onur biliyordu.
Zeynep biliyordu.
---
Bu yüzden o cümlenin ağırlığını hepimiz hissederdik.
---
Elif birkaç saniye konuşamadı.
---
Sonra gözleri hafifçe doldu.
---
"Teşekkür ederim komutanım."
---
Babam başını salladı.
---
"Komutan değil."
---
Kısa bir duraksama oldu.
---
Sonra ilk kez yüzünde belirgin bir tebessüm oluştu.
---
"Baba diyebilirsin."
---
Evin içinden gelen çığlık bütün sokağı inletti.
---
"ANNEEEEE!"
---
Zeynep.
---
Dinliyormuş.
Tabii ki dinliyormuş.
---
Babam gözlerini kapattı.
Ben başımı eğdim.
Elif ise gülmekle ağlamak arasında kaldı.
---
Ve o an...
Uzun zamandır ilk kez herkesin aynı şeyi hissettiğini fark ettim.
---
Bu artık sadece bir misafirlik değildi.
---
Elif...
Gerçekten ailemizin bir parçası olmaya başlamıştı.
Bazı vedalar vardır.
İnsan onları sever.
Çünkü sonunda kavuşmak vardır.
Bazı vedalar ise zordur.
Çünkü geride bırakılan şey sadece bir yer değildir.
Bir his olur.
---
Bayramın son sabahı ev her zamankinden daha sessizdi.
Belki de herkes dönüş saatinin geldiğini biliyordu.
---
Annem kahvaltıyı hazırlarken normal görünmeye çalışıyordu.
Başarılı olamıyordu.
---
Onur gazeteye bakıyormuş gibi yapıyordu.
Aslında kimse okumuyordu.
---
Babam her zamanki sakin hâlindeydi.
Ama onu tanıyan biri fark ederdi.
O da üzgündü.
---
Ve Zeynep...
---
Zeynep ilk kez sessizdi.
---
Bu gerçekten endişe vericiydi.
---
Kahvaltı boyunca birkaç kez konuşmaya çalıştı.
Sonra sustu.
---
En sonunda dayanamadı.
---
"Gitmeseniz olmaz mı?"
---
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
---
Annem gülümsedi.
---
"Zeynep."
---
"Ne var?"
---
"İkinizin de görevi var."
---
Zeynep iç çekti.
---
"Biliyorum."
---
Sonra Elif'e baktı.
---
"Ama alıştım."
---
Bu cümle herkesi susturdu.
---
Çünkü hepimiz aynı şeyi hissediyorduk.
---
Kahvaltıdan sonra eşyalar hazırlandı.
Valizler kapının önüne konuldu.
---
Ve sonunda gitme vakti geldi.
---
Annem önce bana sarıldı.
Sonra Elif'e.
---
Normal bir sarılma olması gerekiyordu.
---
Ama annem normal bir insan değildi.
---
"Kendine dikkat et kızım."
---
"Edeceğim."
---
"Yemeklerini düzenli ye."
---
"Yerim."
---
"Üşütme."
---
"Üşütmem."
---
"Aramayı unutma."
---
Bu noktada Elif bile gülmeye başladı.
---
Babam ise her zamanki gibi kısa konuştu.
---
"Kendine dikkat et."
---
Sonra Elif'e baktı.
---
"Sana da."
---
Ama gözlerinde çok daha fazlası vardı.
---
Onur tokalaştı.
---
"Tekrar bekliyoruz."
---
"Memnuniyetle."
---
Sonra sıra Zeynep'e geldi.
---
İşte zor kısım buydu.
---
Çünkü Zeynep'in gözleri dolmuştu.
---
"Ya ağlama."
dedim.
---
"Ağlamıyorum."
---
"Şu an ağlıyorsun."
---
"Hayır."
---
Tam o sırada burnunu çekti.
---
Elif kahkahayı bastı.
---
Sonra Zeynep ona sarıldı.
---
Uzun uzun.
---
"Tekrar geleceksin değil mi?"
---
"Elbette."
---
"Bak söz."
---
"Söz."
---
Ancak o zaman bıraktı.
---
Arabaya bindiğimizde ev yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.
---
Dikiz aynasından baktım.
---
Annem el sallıyordu.
---
Babam ayakta duruyordu.
---
Onur gülümsüyordu.
---
Zeynep ise hâlâ bağırıyordu.
---
"FOTOĞRAFLARI GÖNDERECEĞİM!"
---
Gülümsedim.
---
Bazı şeyler gerçekten değişmiyordu.
---
Yolun ilk kısmı sessiz geçti.
---
İkimiz de düşünüyorduk.
---
Sonunda Elif konuştu.
---
"Ailen çok güzel."
---
Başımı salladım.
---
"Evet."
---
Bir süre sonra ekledi.
---
"Uzun zamandır kendimi bir yere ait hissetmemiştim."
---
Ona baktım.
---
Camdan dışarıyı izliyordu.
---
Ama gözlerinde farklı bir huzur vardı.
---
"Şimdi hissediyor musun?"
---
Soruyu düşünmeden sormuştum.
---
Elif bana döndü.
---
Ve yavaşça gülümsedi.
---
"Evet."
---
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
---
Ve ardından ekledi.
---
"Özellikle senin yanındayken."
---
O an zaman yavaşladı.
---
Yol.
Gökyüzü.
Motor sesi.
Hepsi uzaklaştı.
---
Sadece onun söylediği cümle kaldı.
---
Ve ilk kez...
Ne söylemem gerektiğini biliyordum.
---
Elimi uzattım.
---
Direksiyonun yanındaki eline dokundum.
---
Nazikçe.
Çekinmeden.
---
Elif geri çekmedi.
---
Tam tersine...
Parmaklarını benimkilerin arasına geçirdi.
---
Ve ikimiz de sustuk.
---
Çünkü bazen bazı duyguların kelimelere ihtiyacı yoktur.
---
Bazen sadece hissedilmeleri yeterlidir.
---
Önümüzde uzun bir yol vardı.
---
Ama artık...
Bu yolu yalnız yürümeyeceğimi biliyordum.
Kışlanın kapısından içeri girdiğimizde öğleden sonra olmuştu.
Bayramın sıcaklığı yavaş yavaş geride kalıyordu.
Yerini yine disipline, göreve ve günlük düzene bırakıyordu.
---
Ama bazı şeyler değişmişti.
Bunu ikimiz de hissediyorduk.
---
Aracı park ettim.
Bagajdan eşyaları çıkardım.
Elif de valizini aldı.
---
Birkaç saniye sessizce birbirimize baktık.
---
Bayram boyunca aynı evde kalmıştık.
Aynı sofraya oturmuştuk.
Aynı kahkahalara ortak olmuştuk.
---
Şimdi yeniden görev yerine dönüyorduk.
---
Ama artık birbirimize yabancı değildik.
---
Tam o sırada tanıdık bir ses duyuldu.
---
"Komutanıııım!"
---
Gözlerimi kapattım.
---
Burak.
---
Tabii ki.
---
Koşarak yanımıza geldi.
Arkasında Emre ve Ali vardı.
---
Üçünün yüzündeki ifade aynıydı.
---
Merak.
---
Tehlikeli seviyede merak.
---
"Hoş geldiniz."
dedi Burak.
---
"Hoş bulduk."
---
"Yol nasıl geçti?"
---
"Güzel."
---
"Bayram nasıl geçti?"
---
"Güzel."
---
"Başka?"
---
"Hayır."
---
Burak'ın hayalleri birer birer yıkılıyordu.
---
Ama pes etmedi.
---
"Aslında ben başka şeyler de soracaktım."
---
"Biliyorum."
---
"Ve?"
---
"Sorma."
---
Emre kahkaha attı.
---
Ali başını salladı.
---
Tam o sırada Burak'ın gözleri aşağı kaydı.
---
Sonra tekrar yukarı çıktı.
---
Sonra tekrar aşağı.
---
Ve yüzündeki sırıtış yavaş yavaş büyümeye başladı.
---
Bu hiç iyi değildi.
---
"Komutanım."
---
"Ne?"
---
"Siz gülümsemeye başlamışsınız."
---
Sessizlik.
---
Tam bir sessizlik.
---
Emre'nin ağzı açık kalmıştı.
Ali bile şaşırmıştı.
---
Çünkü Burak haklıydı.
---
Eskiden bunu söyleyemezdi.
---
Ama şimdi...
---
Ben de farkındaydım.
---
Hayatımda bazı şeyler değişmişti.
---
Ve insanlar bunu görmeye başlamıştı.
---
Elif başını çevirip gülmemeye çalışıyordu.
Başarılı olamıyordu.
---
"Burak."
---
"Efendim?"
---
"Git işine."
---
"Tamam."
---
İki adım attı.
---
Sonra geri döndü.
---
"Bu arada."
---
"Burak."
---
"Teğmenim, Demir ailesi nasılmış?"
---
Bu kez Elif cevap verdi.
---
"Çok güzeller."
---
Burak'ın yüzündeki ifade görülmeye değerdi.
---
Çünkü artık şüphe değil, kanıt arıyordu.
---
Ve galiba yeterince bulmuştu.
---
Akşam olduğunda tim odasında tekrar toplandık.
Yeni görev planlamaları yapılıyordu.
---
Her şey normal görünüyordu.
---
Ama arada sırada göz göze geliyorduk.
---
Ve istemsizce gülümsüyorduk.
---
Bunu sadece Burak fark etmedi.
---
Serkan da fark etti.
---
Toplantı bitince herkes çıktı.
---
Serkan birkaç saniye içeride kaldı.
---
Kapıya yönelirken durdu.
---
Sonra bana baktı.
---
"Mutlusun."
---
Bu aileden sonra şimdi de Serkan başlamıştı.
---
"Evet."
dedim.
---
İlk kez saklamadan.
---
İlk kez çekinmeden.
---
Serkan başını salladı.
---
Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
---
"Yakışmış."
---
Sonra çıktı.
---
Odanın kapısı kapandı.
---
Ve ben masamda yalnız kaldım.
---
Telefonum titredi.
---
Mesaj.
---
Elif.
---
Ekranı açtım.
---
Tek bir fotoğraf göndermişti.
---
Bahçedeki o gün.
---
İki bardak çay.
---
Yan yana oturduğumuz an.
---
Zeynep'in çektiği fotoğraf.
---
Altında tek bir cümle vardı.
---
"İyi ki silmemiş."
---
İstemeden gülümsedim.
---
Sonra cevap yazdım.
---
"Bu konuda ilk kez haklı olabilir."
---
Mesaj gönderildikten birkaç saniye sonra cevap geldi.
---
"İlk kez mi?"
---
Kahkaha attım.
---
Ve o an fark ettim.
---
Görevler devam edecekti.
Zorluklar da.
---
Ama artık günün sonunda mesaj atmak istediğim biri vardı.
---
Ve bazen...
İnsanın ihtiyacı olan tek şey buydu.
