11. bölüm · Emre Ile Görev arasında
Bölüm 11
Yer altındaki odada sessizlik hâkimdi.
---
Herkes Kerem'e bakıyordu.
---
Kerem ise bize.
---
Sanki günlerdir bu anı bekliyormuş gibiydi.
---
Elimdeki kâğıda tekrar baktım.
---
Koordinatlar.
---
Yarın için işaretlenmiş bir tarih.
---
Ve hiçbir açıklama yoktu.
---
"Bu bilgiyi nereden aldın?"
diye sordum.
---
Kerem gözlerini kaçırmadı.
---
"Çünkü içlerindeydim."
---
Odanın içindeki hava değişti.
---
Burak'ın kaşları çatıldı.
---
Serkan bir adım öne çıktı.
---
"Ne demek içlerindeydim?"
---
Kerem birkaç saniye sustu.
---
Sonra ağır bir nefes verdi.
---
"Uzun hikâye."
---
"Vaktimiz var."
dedim.
---
Kerem duvardaki haritaya baktı.
---
"Hayır."
---
Sonra yeniden bize döndü.
---
"Tam tersine. Çok az vaktimiz var."
---
Bu cevap hoşuma gitmedi.
---
Ama yüzündeki ifade yalan söyleyen birine benzemiyordu.
---
Yine de görevde hisler değil gerçekler önemliydi.
---
"Bu koordinatlarda ne var?"
---
Kerem'in cevabı gecikmedi.
---
"Buluşma."
---
"Kimlerin?"
---
"Onu bilseydim burada olmazdım."
---
Burak usulca söylendi.
---
"Harika. Yine gizemli cevaplar."
---
Bu kez Kerem hafifçe gülümsedi.
---
İlk kez.
---
Ama o gülümseme bile yorgundu.
---
"İnan bana asker."
dedi Burak'a.
---
"Ben de her şeyi bilmek isterdim."
---
Sessizlik oluştu.
---
Sonunda karar vermem gerekiyordu.
---
Telsize uzandım.
---
Merkeze ulaştım.
---
Bulduklarımızı aktardım.
---
Koordinatları.
---
Haritayı.
---
Kerem'i.
---
Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu.
---
Sonra emir geldi.
---
"Şahsı gözlem altında tutun."
---
"Anlaşıldı."
---
"Koordinatlar doğrulanmaya çalışılıyor."
---
"Emredersiniz."
---
Bağlantı kesildi.
---
Kerem duvara yaslandı.
---
İlk kez gerçekten yorgun görünüyordu.
---
Sanki günlerdir uyumamış gibiydi.
---
Belki de uyumamıştı.
---
Elif sessizce yanıma geldi.
---
"Ne düşünüyorsun?"
---
Kısık sesle konuşuyordu.
---
Kimsenin duymamasını istiyordu.
---
"Henüz bilmiyorum."
---
"Yalan söylüyor olabilir mi?"
---
Kerem'e baktım.
---
Sonra elimdeki kâğıda.
---
"Olabilir."
---
"Doğru söylüyor olabilir mi?"
---
"Bu da olabilir."
---
Elif başını salladı.
---
İkimizin de hoşlanmadığı durum buydu.
---
Belirsizlik.
---
Akşam saatlerine doğru tim tesisin çevresinde güvenlik oluşturdu.
---
Kimse yer altından ayrılmak istemiyordu.
---
Çünkü elimizdeki en büyük ipucu buradaydı.
---
Gece çökmeye başladığında herkes sırayla dinlenmeye geçti.
---
Ama ben uyuyamadım.
---
Haritaya bakıyordum.
---
Koordinatlara.
---
Yarının tarihine.
---
Ve Kerem'in son cümlesine.
---
"Geç kaldınız sanmıştım."
---
Bu söz kafama takılmıştı.
---
Çünkü yardım isteyen biri gibi değil...
---
Bir şeyden korkan biri gibi söylemişti.
---
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
---
Elif.
---
Elinde iki bardak kahve vardı.
---
Birini bana uzattı.
---
"Yine düşünüyorsun."
---
Bardağı aldım.
---
"Görünüşe göre."
---
Yanıma oturdu.
---
Yer altındaki beton koridor sessizdi.
---
Sadece uzaklardan gelen nöbet sesleri duyuluyordu.
---
"Bazen."
dedi Elif.
---
"Her şeyi tek başına çözmeye çalışıyorsun."
---
Ona baktım.
---
"Komutanlık meslek hastalığı."
---
Gülümsedi.
---
"Belki de."
---
Sonra omzunu hafifçe benimkine değdirdi.
---
Küçük bir hareketti.
---
Ama günün bütün gerginliğini azaltmaya yetmişti.
---
"Yarın ne olursa olsun."
dedi.
---
"Bu tim bunun üstesinden gelir."
---
Başımı salladım.
---
Çünkü buna inanıyordum.
---
Ekibime güveniyordum.
---
Ve ona.
---
Belki de en çok ona.
---
Ama içimdeki his hâlâ susmuyordu.
---
Çünkü yarın...
---
Sadece bir görevin devamı olmayacaktı.
---
Yarın, günlerdir peşinden koştuğumuz bütün soruların cevapları ortaya çıkacaktı.
---
Ve bazen...
---
Gerçekler, insanın beklediğinden çok daha ağır olabiliyordu.
Sabah gün doğmadan uyandık.
---
Yer altındaki tesis sessizdi.
---
Ama bu sessizlik uzun sürmeyecekti.
---
Bugün hedefe ulaşacaktık.
---
Kerem'in verdiği koordinatlara.
---
Kimse tam olarak neyle karşılaşacağımızı bilmiyordu.
---
Belki bir buluşma.
---
Belki bir tuzak.
---
Belki de günlerdir peşinde koştuğumuz soruların cevabı.
---
Ekipmanlarımızı kontrol ettik.
---
Haritalar toplandı.
---
Telsizler test edildi.
---
Ve güneş dağların arkasından yükselmeye başladığında hareket ettik.
---
Kerem öndeydi.
---
Ama yalnız değildi.
---
Burak ve Serkan iki yanında ilerliyordu.
---
Kimse ona tam olarak güvenmiyordu.
---
Ben de dahil.
---
Ancak şu an için elimizdeki en iyi rehber oydu.
---
Yaklaşık üç saat boyunca zorlu arazide yürüdük.
---
Yollar gittikçe daralıyordu.
---
Dağların arasındaki geçitler daha sıklaşıyordu.
---
Ve içimdeki huzursuzluk her kilometrede biraz daha büyüyordu.
---
Öğleye doğru Kerem durdu.
---
Önümüzdeki kayalık bölgeyi işaret etti.
---
"Orası."
---
Herkes bakışlarını aynı noktaya çevirdi.
---
İlk bakışta sıradan görünüyordu.
---
Yüksek kayalar.
---
Kurumuş çalılar.
---
Boş arazi.
---
Ama dürbünü kaldırınca fark ettim.
---
Kayalıkların arasında eski bir taş köprü vardı.
---
Yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünüyordu.
---
Ama görünüş bazen yanıltıcıydı.
---
Elif dürbününü indirdi.
---
"Bir şey görüyorum."
---
"Ne?"
---
"Köprünün altında hareket var."
---
Kalbim hızlandı.
---
Herkes pozisyon aldı.
---
Dürbünümü tekrar kaldırdım.
---
Bu kez ben de gördüm.
---
İki kişi.
---
Sonra üçüncü.
---
Sonra dördüncü.
---
Gizlenmeye çalışmıyorlardı.
---
Bekliyorlardı.
---
Kerem sessizce konuştu.
---
"Başlamış."
---
Gözlerimi ondan ayırmadım.
---
"Neyin başladığını açıklamanın zamanı geldi."
---
Kerem birkaç saniye sustu.
---
Sonra ilk kez gerçekten ciddi bir ifadeyle bana baktı.
---
"Bu sadece bir buluşma değil."
---
"Öyleyse ne?"
---
Derin bir nefes aldı.
---
"Bir teslimat."
---
Odanın içindeki sessizlik gibi ağır bir sessizlik çöktü.
---
"Ne teslimatı?"
---
Kerem başını salladı.
---
"Bilmiyorum."
---
Bu cevap yine hoşuma gitmedi.
---
Ama yüzündeki gerginlik gerçekti.
---
Tam o sırada telsizim hafifçe cızırdadı.
---
Merkezden gelen ses normalden daha sertti.
---
"Alfa Tim."
---
"Dinliyorum."
---
"Yeni bilgi."
---
Herkes bana döndü.
---
Telsizdeki görevli birkaç saniye sustu.
---
Sonra konuştu.
---
"Bulunduğunuz bölgeye doğru başka bir grup da hareket ediyor."
---
Kanım dondu.
---
"Kim oldukları belli mi?"
---
"Hayır."
---
"Kaç kişi?"
---
"Kesin değil."
---
Bağlantı birkaç saniye parazit yaptı.
---
Sonra son cümle duyuldu.
---
"Ama dost unsur olarak görünmüyorlar."
---
Telsiz sustu.
---
Kimse konuşmadı.
---
Çünkü hepimiz aynı şeyi anlamıştık.
---
Artık sadece köprünün altındaki kişiler yoktu.
---
Başka bir ekip daha bölgeye geliyordu.
---
Ve onların niyeti bilinmiyordu.
---
Elif sessizce yanıma yaklaştı.
---
"Bu kötü."
---
Başımı salladım.
---
"Evet."
---
Burak çevreyi tarıyordu.
---
Serkan çoktan savunma pozisyonlarını belirlemeye başlamıştı.
---
Ali haritayı açmıştı.
---
Ve ben...
---
Ben içimdeki o hissin sonunda haklı çıktığını anlıyordum.
---
Bu görev hiçbir zaman basit bir takip görevi olmamıştı.
---
Şimdi ise her şey aynı noktada birleşiyordu.
---
Eski taş ev.
---
Yer altındaki tesis.
---
Haritadaki işaretler.
---
Kerem.
---
Ve şu an önümüzde duran köprü.
---
Tam o sırada köprünün altındaki adamlardan biri yukarı baktı.
---
Doğrudan bizim bulunduğumuz kayalığa.
---
Sonra yavaşça elini kaldırdı.
---
Ve cebinden küçük siyah bir çanta çıkardı.
---
Teslimat başlamıştı.
---
Ama asıl soru şuydu...
---
O çantanın içinde ne vardı?
Köprünün altındaki adam siyah çantayı eline aldı.
---
Hepimiz nefesimizi tuttuk.
---
Çünkü günlerdir peşinde olduğumuz her şey...
Belki de o çantanın içindeydi.
---
Dürbünümü biraz daha odakladım.
---
Adam yalnız değildi.
---
Yanında üç kişi daha vardı.
---
Hepsi çevreyi dikkatle izliyordu.
---
Ama henüz teslim alacak kişi görünmüyordu.
---
Bu da demekti ki...
Karşı taraf henüz gelmemişti.
---
Tam o sırada telsizim tekrar cızırdadı.
---
"Alfa Tim."
---
"Dinliyorum."
---
"İkinci grup bölgeye yaklaşıyor."
---
"Mesafe?"
---
"Yaklaşık iki kilometre."
---
Kalbim biraz daha hızlandı.
---
İki kilometre.
---
Dağ arazisinde çok kısa bir mesafe.
---
Yani dakikalar içinde burada olabilirlerdi.
---
Telsiz sustu.
---
Ben haritaya baktım.
---
Sonra çevredeki kayalıklara.
---
Ve bir gerçeği fark ettim.
---
Eğer ikinci grup köprüye ulaşırsa...
---
Biz tam ortada kalacaktık.
---
Elif yanıma yaklaştı.
---
"Ne yapıyoruz?"
---
Derin bir nefes aldım.
---
"İzlemeye devam."
---
Burak hemen itiraz etti.
---
"Komutanım, geç kalabiliriz."
---
"Hata yapmaktansa geç kalmayı tercih ederim."
---
Burak sustu.
---
Çünkü haklı olduğumu biliyordu.
---
Şu an elimizde çok az bilgi vardı.
---
Ve bilinmeyen bir çatışmanın ortasına atlamak istemiyordum.
---
Dakikalar geçti.
---
Sonra Serkan konuştu.
---
"Temas."
---
Herkes aynı anda döndü.
---
Vadinin kuzey girişinde hareket vardı.
---
İkinci grup.
---
Sonunda görünmüşlerdi.
---
Dört kişi.
---
Hayır...
---
Beş.
---
Son kişi biraz geride yürüyordu.
---
Ve doğruca köprüye doğru ilerliyorlardı.
---
Köprünün altındaki adamlar da onları fark etmişti.
---
Siyah çantayı taşıyan kişi birkaç adım öne çıktı.
---
Ortam bir anda gerildi.
---
Hiç kimse konuşmuyordu.
---
Ama herkes hazırdı.
---
Elif dürbününü indirirken fısıldadı.
---
"Bu normal bir buluşma gibi görünmüyor."
---
"Çünkü değil."
dedim.
---
İkinci grubun lideri köprüye ulaştı.
---
İki taraf birkaç metre arayla durdu.
---
Ve ardından beklenmedik bir şey oldu.
---
Tokalaştılar.
---
Burak şaşkınlıkla baktı.
---
"Bu kadar mı?"
---
"Bekle."
dedim.
---
İçimdeki his henüz bitmediğini söylüyordu.
---
Gerçekten de bitmemişti.
---
Çünkü tokalaşmadan birkaç saniye sonra...
---
Vadinin diğer tarafından bir silah sesi duyuldu.
---
PAT!
---
Herkes irkildi.
---
Köprünün altındaki adamlar yere atladı.
---
İkinci grup dağıldı.
---
Panik başladı.
---
Bir silah sesi daha.
---
PAT!
---
Bu kez kurşun kayalıklardan birine çarptı.
---
Taş parçaları havaya saçıldı.
---
"Keskin nişancı!"
diye bağırdı Serkan.
---
Bir anda bütün plan değişmişti.
---
Üçüncü bir taraf vardı.
---
Ve onlar ateş açmıştı.
---
"Pozisyon alın!"
---
Alfa Tim anında dağıldı.
---
Burak sağ tarafa geçti.
---
Elif yanımdaki kayalığın arkasına girdi.
---
Ali ve Serkan çevreyi taramaya başladı.
---
Ama ateşin geldiği yeri bulmak kolay değildi.
---
Çünkü atıcı iyi saklanmıştı.
---
Aşağıdaki iki grup da şaşkındı.
---
Belli ki onlar da saldırıyı beklemiyordu.
---
Ve tam o anda...
---
Siyah çanta yere düştü.
---
Köprünün ortasında.
---
Sahipsiz.
---
Herkesin gözü aynı noktaya çevrildi.
---
Çünkü artık mesele insanlar değil...
---
O çantaydı.
---
Ve birden herkes ona ulaşmaya çalışmaya başladı.
---
Vadide kaos büyürken içimde tek bir düşünce vardı.
---
Bu görev artık kontrolden çıkıyordu.
---
Ve eğer hızlı davranmazsak...
---
Bugün çok daha büyük bir olayın başlangıcı olacaktı.
PAT!
Bir kurşun daha kayalıklara çarptı.
---
Taş parçaları etrafa saçıldı.
---
Vadide tam anlamıyla kaos başlamıştı.
---
Köprünün altındaki grup siper almıştı.
---
İkinci grup da dağılmıştı.
---
Ama hepsinin ortak bir noktası vardı.
---
Gözleri aynı yerdeydi.
---
Siyah çanta.
---
Köprünün tam ortasında duruyordu.
---
Sahipsiz.
---
Ve belli ki çok değerliydi.
---
"Komutanım!"
Burak'ın sesi geldi.
---
"Ne yapıyoruz?"
---
Dürbünümü kaldırdım.
---
Atışın geldiği noktayı bulmaya çalışıyordum.
---
Ama başarılı olan biri vardı.
---
Elif.
---
"Sağ yamaç."
dedi.
---
"Hangi nokta?"
---
Elif birkaç metre ilerideki kayalık çıkıntıyı gösterdi.
---
"Orası."
---
Dikkatlice baktım.
---
Ve sonunda gördüm.
---
Kısa bir hareket.
---
Sonra güneş ışığında parlayan metal.
---
Keskin nişancı.
---
"Temas doğrulandı."
---
Serkan hemen yön değiştirdi.
---
Ali de destek pozisyonu aldı.
---
Ama tam o sırada aşağıdaki gruplardan biri köprüye doğru koştu.
---
Çantaya ulaşmaya çalışıyordu.
---
PAT!
---
Yeni bir atış.
---
Adam yere düştü.
---
Hareket etmedi.
---
Vadideki herkes dondu.
---
Bu artık sadece takip görevi değildi.
---
Gerçek bir krizdi.
---
"Kim bu adamlar?"
Burak mırıldandı.
---
Kimse bilmiyordu.
---
Ama birileri çantanın ele geçirilmesini istemiyordu.
---
Ve bunu durdurmak için ateş açıyordu.
---
Tam o sırada Kerem konuştu.
---
İlk kez sesi bu kadar gergindi.
---
"Çanta alınırsa her şey biter."
---
Başımı ona çevirdim.
---
"Ne var içinde?"
---
Kerem birkaç saniye sustu.
---
Sonra cevap verdi.
---
"Bilmiyorum."
---
Öfkeyle baktım.
---
"Bu cevaptan sıkılmaya başladım."
---
Kerem gözlerini kaçırdı.
---
"Gerçekten bilmiyorum."
---
"Öyleyse nereden biliyorsun önemli olduğunu?"
---
"Çünkü herkes onun peşinde."
---
Bu cevap mantıklıydı.
---
Ama yeterli değildi.
---
PAT!
---
Yeni bir atış.
---
Bu kez kurşun bizim bulunduğumuz kayalığın yanına çarptı.
---
Keskin nişancı artık bizi de fark etmişti.
---
"Yer değiştirin!"
diye bağırdım.
---
Tim anında hareket etti.
---
Pozisyonlarımızı değiştirdik.
---
Aşağıdaki gruplar hâlâ çantaya ulaşmaya çalışıyordu.
---
Ama her yaklaşan ateş altında kalıyordu.
---
Bu da başka bir şeyi gösteriyordu.
---
Keskin nişancının asıl hedefi insanlar değil...
---
Çantaydı.
---
Birden Elif'in sesi duyuldu.
---
"Komutan."
---
Ona döndüm.
---
Yüzündeki ifade değişmişti.
---
"Neyi fark ettin?"
---
Elif dürbününü uzattı.
---
"Buna bak."
---
Dürbünü aldım.
---
Keskin nişancının bulunduğu bölgeye baktım.
---
İlk başta hiçbir şey göremedim.
---
Sonra...
---
İkinci bir hareket fark ettim.
---
Ve üçüncü.
---
Kanım dondu.
---
Çünkü orada tek kişi yoktu.
---
En az dört kişi vardı.
---
İyi gizlenmiş bir ekip.
---
Ve hepsi aynı bölgeyi kontrol ediyordu.
---
Burak küfretti.
---
"Harika."
---
"Ne oldu?"
---
"Keskin nişancı yalnız değilmiş."
---
O an hepimiz gerçeği anladık.
---
Vadide üç taraf yoktu.
---
Dört taraf vardı.
---
Ve hiçbiri birbirine güvenmiyordu.
---
Tam o sırada...
---
Köprünün ortasındaki siyah çanta hareket etti.
---
Herkes dondu.
---
Çünkü ona kimse dokunmamıştı.
---
Ama çanta yavaşça yana devrildi.
---
Kapağı açıldı.
---
İçinden birkaç belge rüzgârla dışarı savruldu.
---
Ve bir fotoğraf.
---
Fotoğraf havalanarak köprünün kenarına düştü.
---
Elif dürbününü kaldırdı.
---
Sonra yüzü bembeyaz oldu.
---
"Komutan..."
---
"Nedir?"
---
Elif gözlerini fotoğraftan ayırmadan konuştu.
---
"Sanırım..."
---
"...o fotoğraftaki kişiyi tanıyorum."
---
Kalbim hızlandı.
---
Çünkü Elif'in sesindeki şaşkınlık...
---
Görevin yönünü değiştirecek bir şey gördüğünü söylüyordu.
"Sanırım..."
---
"...o fotoğraftaki kişiyi tanıyorum."
---
Elif'in sesi titremiyordu.
---
Ama yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
---
Şaşkınlık.
---
İnanamama.
---
Ve biraz da korku.
---
Gözlerimi ona çevirdim.
---
"Kimi?"
---
Elif birkaç saniye konuşamadı.
---
Dürbünü elinden aldı.
---
Tekrar fotoğrafa baktı.
---
Sonra yavaşça cevap verdi.
---
"Emin değilim."
---
Bu cevap beni daha da gerdi.
---
"Emin değil misin?"
---
"Fotoğraf çok uzakta."
---
Derin bir nefes aldı.
---
"Ama benziyor."
---
"Kime?"
---
Elif gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
---
"Babamın eski bir arkadaşına."
---
Sessizlik.
---
Babası.
---
Elif bu konuda pek konuşmazdı.
---
Ama bildiğim kadarıyla babası yıllarca çeşitli görevlerde bulunmuştu.
---
Ve görev sırasında hayatını kaybetmişti.
---
Burak kaşlarını çattı.
---
"Bu adam neden burada olsun?"
---
Elif başını salladı.
---
"Bilmiyorum."
---
"Ama onu daha önce gördüğüme eminim."
---
Tam o sırada aşağıdaki hareketlilik yeniden başladı.
---
Fotoğrafın düştüğünü gören adamlardan biri köprüye doğru koştu.
---
Ama bu kez farklı bir şey oldu.
---
Keskin nişancı ateş etmedi.
---
Adam fotoğrafa ulaştı.
---
Yerden aldı.
---
Ve cebine koydu.
---
"İlginç."
dedim.
---
"Neden?"
diye sordu Serkan.
---
"Görünüşe göre fotoğraf onlar için çantadan daha önemli."
---
Bu söz herkesi düşündürdü.
---
Çünkü gerçekten de öyle görünüyordu.
---
Adam çantayı bırakmıştı.
---
Ama fotoğrafı almıştı.
---
Bu bir tesadüf değildi.
---
Tam o sırada çantaya başka biri ulaştı.
---
Bu kez ikinci gruptan biri.
---
Çantayı kaptığı gibi kayalıklara doğru koşmaya başladı.
---
PAT!
---
Yeni bir atış.
---
Adam sendeledi.
---
Ama düşmedi.
---
Koşmaya devam etti.
---
PAT!
---
İkinci atış.
---
Bu kez çanta elinden fırladı.
---
Yere yuvarlandı.
---
Vadinin ortasında yeniden yalnız kaldı.
---
Ve herkes ona bakıyordu.
---
Tam anlamıyla herkes.
---
O an bir karar vermem gerekiyordu.
---
Eğer beklemeye devam edersek...
---
Çanta ya kaybolacaktı.
---
Ya da tamamen yok edilecekti.
---
Telsizi elime aldım.
---
"Alfa Tim."
---
Herkes anında cevap verdi.
---
"Dinlemedeyiz komutanım."
---
Gözlerimi çantadan ayırmadan konuştum.
---
"Belgeyi alıyoruz."
---
Bir anlık sessizlik oldu.
---
Sonra Burak'ın sesi geldi.
---
"Nihayet."
---
Plan hızlıca kuruldu.
---
Serkan ve Ali destek sağlayacaktı.
---
Burak benimle gelecekti.
---
Elif ise yüksek noktadan çevreyi izleyecekti.
---
Hazırlıklar tamamlandı.
---
Kalbim sakinleşti.
---
Çünkü artık beklemek yoktu.
---
Hareket zamanıydı.
---
"Üç..."
---
Burak başını salladı.
---
"İki..."
---
Vadideki herkes farklı yönlere bakıyordu.
---
"Bir..."
---
Ve koşmaya başladık.
---
Kayalıkların arasından aşağı indik.
---
Rüzgâr yüzüme çarpıyordu.
---
Köprü her saniye biraz daha yaklaşıyordu.
---
Ama aynı anda başka bir şey fark ettim.
---
Karşı taraftan da biri koşuyordu.
---
Siyah kıyafetli.
---
Yüzü görünmüyordu.
---
Hedefi aynıydı.
---
Çanta.
---
Burak da onu görmüştü.
---
"Yarış başladı."
---
Evet.
---
Ve kazanan sadece belgeyi değil...
---
Belki de günlerdir peşinde olduğumuz bütün cevapları alacaktı.
---
Köprüye birkaç metre kalmıştı.
---
Çanta tam önümüzde duruyordu.
---
Ama siyah kıyafetli adam da aynı anda ulaşıyordu.
---
Göz göze geldik.
---
Bir saniye.
---
Belki daha kısa.
---
Ama o an...
---
Adamın gözlerinde gördüğüm şey nefret değildi.
---
Korku da değildi.
---
Sanki bizi tanıyormuş gibiydi.
---
Ve sonra beklenmedik bir şey yaptı.
---
Çantaya uzanmak yerine...
---
Bana baktı.
---
Ve tek bir kelime söyledi.
---
"Geç."
---
Donup kaldım.
---
Çünkü bu adam bizi durdurmaya çalışmıyordu.
---
Tam tersine.
---
Sanki çantayı özellikle bizim almamızı istiyordu.
