14. bölüm · Emre Ile Görev arasında

Bölüm 14

CEPHEKALEMI 19

"Geldiler."

---

Hakan'ın sesi ilk kez bu kadar ağır çıkmıştı.

---

Vadinin karşı yamacına bakıyordu.

---

Gözlerinde yılların yorgunluğu vardı.

---

Ama daha çok...

---

Yıllardır kaçtığı bir kâbusla yeniden karşılaşan bir adamın bakışı.

---

Ben dürbünü kaldırdım.

---

Karşı sırt boyunca siyah araçlar görünüyordu.

---

Bir.

---

İki.

---

Üç.

---

Ardından dördüncü.

---

Ve daha fazlası.

---

Düzenli ilerliyorlardı.

---

Profesyonelce.

---

Sessizce.

---

Burak yanımda durdu.

---

"Bu normal değil."

---

Haklıydı.

---

Bu insanlar acele etmiyordu.

---

Çünkü kazanacaklarından emindiler.

---

Elif hâlâ babasının mektubunu elinde tutuyordu.

---

Ama gözleri artık uzaktaki araçlardaydı.

---

"Babam bunlardan mı kaçıyordu?"

---

Hakan yavaşça başını salladı.

---

"Evet."

---

"Yıllardır."

---

Sessizlik.

---

Sonra Elif'in sesi duyuldu.

---

"Kimsiniz siz?"

---

Bu soru aslında hepimizin sorusuydu.

---

Hakan derin bir nefes aldı.

---

Ardından yıllardır sakladığı gerçeği söyledi.

---

"Onların adı resmî kayıtlarda geçmez."

---

"Hiçbir belgede bulamazsınız."

---

"Çünkü onlar görünmez olmayı tercih eder."

---

Burak sabırsızlandı.

---

"İsim."

---

Hakan gözlerini araçlardan ayırmadan konuştu.

---

"Kod adları..."

---

"ANKA."

---

O an rüzgâr bile durmuş gibi geldi.

---

ANKA.

---

Daha önce hiçbirimiz duymamıştık.

---

Ama Hakan'ın ses tonu bunun sıradan bir isim olmadığını anlatıyordu.

---

"Yıllarca bilgi topladılar."

---

"Gizli dosyalar."

---

"Operasyon kayıtları."

---

"Kayıp arşivler."

---

"Ve bu bilgileri kullanarak insanları kontrol ettiler."

---

Ali kaşlarını çattı.

---

"Devlet içinde mi?"

---

Hakan cevap vermedi.

---

Bu bile yeterliydi.

---

Çünkü bazen sessizlik...

---

Verilen en net cevaptı.

---

Tam o sırada Elif elindeki mektuba baktı.

---

Mektubun alt kısmında daha önce fark etmediği bir satır vardı.

---

Kaşları çatıldı.

---

"Bir dakika."

---

Hepimiz ona döndük.

---

Elif mektubu biraz daha açtı.

---

Son satırlar katlanmış kısmın altında kalmıştı.

---

Yavaşça okumaya başladı.

---

Ve yüzündeki ifade değişti.

---

Şaşkınlık.

---

İnanamama.

---

Sonra bana baktı.

---

"Mert..."

---

"Ne oldu?"

---

Elif'in sesi titriyordu.

---

"Babam..."

---

"...bir koordinat bırakmış."

---

O anda herkes sustu.

---

Hakan bile.

---

"Ne koordinatı?"

---

Elif satıra tekrar baktı.

---

Sonra okudu.

---

"Gerçeği bulmak istiyorsan..."

---

"...Kuzey Kapısı'nı aç."

---

Kalbim hızlandı.

---

"Kuzey Kapısı?"

---

Hakan'ın yüzündeki renk çekildi.

---

İlk kez.

---

Gerçek anlamda.

---

Çünkü o da bu ifadeyi tanıyordu.

---

Ve belli ki...

---

Hiç duymamızı istemiyordu.

---

Burak bunu fark etti.

---

"Hakan."

---

"Bu ne demek?"

---

Hakan birkaç saniye sustu.

---

Sonra fısıltıyla konuştu.

---

"Hayır..."

---

"Bu mümkün değil."

---

"Hakan."

---

Başını kaldırdı.

---

Gözlerinde korku vardı.

---

"Ahmet onu bulmuş."

---

O an uzaktan yeni bir ses duyuldu.

---

Motor sesleri.

---

Araçlar hızlanıyordu.

---

ANKA artık beklemiyordu.

---

Geliyorlardı.

---

Ve belli ki...

---

Babamın mektubunda yazan o koordinata ulaşmadan önce bizi durdurmak istiyorlardı.

---

Çünkü "Kuzey Kapısı"...

---

Yıllardır saklanan bütün gerçeklerin anahtarıydı.

"Ahmet onu bulmuş."

---

Hakan'ın sözleri havada asılı kaldı.

---

Kimse konuşamadı.

---

Çünkü ilk kez...

---

Hakan Yıldırım korkuyordu.

---

Ve bu durum hiç iyiye işaret değildi.

---

Uzaktan gelen motor sesleri giderek yaklaşıyordu.

---

ANKA harekete geçmişti.

---

Beklemiyorlardı artık.

---

Geliyorlardı.

---

Ben gözlerimi Hakan'a çevirdim.

---

"Kuzey Kapısı nedir?"

---

Hakan birkaç saniye sustu.

---

Sonra derin bir nefes aldı.

---

"Yıllardır varlığından bile bahsedilmemesi gereken bir yer."

---

Burak sinirlendi.

---

"Yeter artık."

---

"Yarım cevaplar istemiyoruz."

---

Haklıydı.

---

Bu kadar olaydan sonra hâlâ bilmece çözemezdik.

---

Hakan başını salladı.

---

"Tamam."

---

"Dinleyin."

---

Hepimiz ona döndük.

---

"Yirmi sekiz yıl önce Ahmet Karaca ve ben bir arşivin peşindeydik."

---

"Nasıl bir arşiv?"

diye sordum.

---

"Türkiye'nin en gizli operasyon kayıtlarının bulunduğu bir arşiv."

---

Ali'nin kaşları çatıldı.

---

"Devlet arşivi mi?"

---

"Evet."

---

"Ama resmî olanlardan değil."

---

Sessizlik.

---

Hakan devam etti.

---

"Yıllar boyunca bazı operasyonlar hiçbir zaman kayıtlara geçirilmedi."

---

"Çünkü ortaya çıkmaları çok tehlikeliydi."

---

"Ve bu bilgilerin tamamı tek bir yerde toplandı."

---

"Kuzey Kapısı."

---

Elif elindeki mektuba baktı.

---

Demek babası orayı biliyordu.

---

Hem de ölümünden önce.

---

Bu tesadüf değildi.

---

Kesinlikle değildi.

---

Tam o sırada Ali'nin sesi duyuldu.

---

"Komutanım."

---

"Nedir?"

---

"Yaklaşıyorlar."

---

Dürbünü kaldırdım.

---

Araçlar artık çok daha net görünüyordu.

---

Siyah zırhlı araçlar.

---

Düzenli bir hat halinde ilerliyorlardı.

---

Profesyonel.

---

Sessiz.

---

Tehlikeli.

---

Burak silahını omzuna aldı.

---

"Karar verelim."

---

"Hemen."

---

Haklıydı.

---

Burada kalırsak kuşatılacaktık.

---

Ama gidersek...

---

Bütün cevapları geride bırakabilirdik.

---

Tam düşünürken Elif konuştu.

---

İlk kez bu kadar net.

---

Bu kadar kararlı.

---

"Gitmeliyiz."

---

Herkes ona baktı.

---

Elif gözlerini mektuptan ayırmadı.

---

"Babam bunu bana boşuna bırakmadı."

---

"Kuzey Kapısı'nı bulmamız gerekiyor."

---

Sessizlik.

---

Sonra Kaan başını salladı.

---

"Katılıyorum."

---

Hakan ise uzun süre konuşmadı.

---

Sanki yıllardır kaçtığı yere dönmek zorundaymış gibi görünüyordu.

---

Sonunda başını kaldırdı.

---

Ve bana baktı.

---

"Oraya gidersek..."

---

"...geri dönüş olmayabilir."

---

"Sebebi?"

---

Çünkü Hakan'ın cevabı bütün timi susturdu.

---

"Çünkü Kuzey Kapısı sadece bir arşiv değil."

---

Kalbim hızlandı.

---

"Nedir o zaman?"

---

Hakan gözlerini uzak dağlara çevirdi.

---

Ve sessizce konuştu.

---

"Ahmet Karaca'nın son sakladığı sır."

---

Tam o anda...

---

BOOM!

---

Tesisin dış tarafında şiddetli bir patlama meydana geldi.

---

Yer sarsıldı.

---

Camlar parçalandı.

---

Ali küfür etti.

---

Burak pozisyon aldı.

---

Serkan silahını kaldırdı.

---

Çünkü artık zaman bitmişti.

---

ANKA tesise ulaşmıştı.

---

Ve ilk kurşunlar yağmaya başladı.

---

PAT!

---

PAT!

---

PAT!

---

Mermiler duvarlara çarpıyordu.

---

Saldırı başlamıştı.

---

Ben silahımı kaldırdım.

---

Sonra timime baktım.

---

Burak.

---

Ali.

---

Serkan.

---

Kaan.

---

Hakan.

---

Ve Elif.

---

Artık tek bir seçeneğimiz vardı.

---

Hem hayatta kalmak.

---

Hem de Kuzey Kapısı'na ulaşmak.

---

Çünkü birileri yıllardır o sırrı koruyordu.

---

Birileri ise onu yok etmeye çalışıyordu.

---

Ve biz...

---

Tam ortasında kalmıştık.

PAT!

---

PAT!

---

PAT!

---

Kurşunlar tesisin duvarlarını parçalıyordu.

---

ANKA artık saklanmıyordu.

---

Bizi tamamen kuşatmışlardı.

---

Ali üst kattan ateş desteği veriyordu.

---

Burak giriş hattını tutuyordu.

---

Serkan doğu tarafındaki yaklaşma koridorunu kapatmıştı.

---

Ama sayı üstünlüğü onlardaydı.

---

Ve bunu biliyorduk.

---

Bir mermi pencerenin kenarını parçaladı.

---

Taş parçaları yüzüme çarptı.

---

Hemen geri çekildim.

---

"Durum!"

---

Ali telsizden cevap verdi.

---

"En az yirmi kişi."

---

Lanet olsun.

---

Bu sayı sürekli artıyordu.

---

Çünkü ANKA bütün gücüyle gelmişti.

---

Tam o sırada Hakan yanıma geldi.

---

Elindeki haritayı yere serdi.

---

"Buradan çıkmalıyız."

---

"Güneyden mi?"

---

Başını salladı.

---

"Hayır."

---

Parmağını haritada farklı bir noktaya koydu.

---

"Kuzey yamacı."

---

Burak haritaya baktı.

---

"Orası uçurum."

---

"Tam da bu yüzden."

dedi Hakan.

---

"Onlar güneyden saldırıyor."

---

"Kuzey tarafını kapatmazlar."

---

Mantıklıydı.

---

Ama riskliydi.

---

Çok riskli.

---

Elif o sırada hâlâ mektubu inceliyordu.

---

Birden kaşları çatıldı.

---

"Bir dakika."

---

Herkes ona döndü.

---

Mektubu ışığa doğru kaldırdı.

---

"Burada başka bir şey var."

---

Yanına gittim.

---

Kâğıdın alt kısmında silik izler görünüyordu.

---

Sanki görünmez mürekkeple yazılmış gibiydi.

---

Hakan mektubu görünce bir anda irkildi.

---

"Ahmet..."

---

Elif dikkatlice satırları okumaya çalıştı.

---

Sonra yavaşça konuştu.

---

"Dağın gölgesi..."

---

Herkes sustu.

---

Elif okumaya devam etti.

---

"Dağın gölgesi ay taşıyla birleştiğinde..."

---

"...kapı açılır."

---

Sessizlik.

---

Burak başını kaşıdı.

---

"Ben hiçbir şey anlamadım."

---

Ali'nin sesi yukarıdan geldi.

---

"Ben de."

---

Ama Hakan anlamıştı.

---

Bunu yüzünden görebiliyordum.

---

"Kuzey Kapısı."

---

"Nedir?"

---

Hakan haritaya baktı.

---

Sonra parmağını dağ sırasının kuzey ucuna koydu.

---

"Bu bir koordinat değil."

---

"Bir işaret."

---

"Ahmet her zaman böyle yapardı."

---

Kalbim hızlandı.

---

Çünkü ilk kez gerçekten yaklaşıyorduk.

---

Yıllardır saklanan sırra.

---

Tam o sırada...

---

BOOM!

---

Tesisin dış duvarlarından biri çöktü.

---

Toz bulutu içeri doldu.

---

Ali bağırdı.

---

"İçeri giriyorlar!"

---

Artık bekleme şansımız kalmamıştı.

---

Silahımı kaldırdım.

---

"Alfa Tim!"

---

Herkes bana baktı.

---

"Çıkıyoruz."

---

Burak sırıttı.

---

"Nihayet."

---

Serkan şarjörünü değiştirdi.

---

Ali merdivenlerden aşağı indi.

---

Elif mektubu dikkatlice cebine koydu.

---

Hakan ise son kez tesise baktı.

---

Sanki geçmişini orada bırakıyordu.

---

Sonra başını kaldırdı.

---

"Ben önden gidiyorum."

---

"Hayır."

dedim.

---

Şaşkınlıkla bana baktı.

---

"Bu timde kimse tek başına gitmez."

---

Bir an sustu.

---

Sonra yıllar sonra ilk kez gülümsedi.

---

Küçük bir gülümsemeydi.

---

Ama samimiydi.

---

Ve o anda...

---

ANKA'nın adamları binaya girmeye başladı.

---

Silah sesleri koridorlarda yankılandı.

---

Yakın çatışma başlamıştı.

---

Ben ilk hedefe ateş ettim.

---

Burak hemen yanımda ilerledi.

---

Serkan ve Ali koridoru tuttu.

---

Elif ve Kaan arkamızdaydı.

---

Hakan çıkış yolunu gösteriyordu.

---

Ama tam kuzey tüneline ulaşacakken...

---

Koridorun sonunda bir adam belirdi.

---

Siyah takım elbiseli.

---

Silahsız.

---

Sakin.

---

Ve korkutucu derecede rahattı.

---

Bize baktı.

---

Sonra yalnızca tek bir cümle kurdu.

---

"Ahmet Karaca'nın bıraktığı şeyi bulduğunuzu biliyoruz."

---

Kalbim hızlandı.

---

Çünkü adamın gözlerinde gördüğüm şey...

---

Zaferdi.

---

Sanki oyunun sonunu çoktan biliyormuş gibiydi.

"Ahmet Karaca'nın bıraktığı şeyi bulduğunuzu biliyoruz."

---

Koridor sessizleşti.

---

Silah sesleri bile bir anlığına uzaklaşmış gibiydi.

---

Karşımızdaki adam son derece sakindi.

---

Sanki etrafında onlarca silah doğrultulmamıştı.

---

Sanki oyunu başından beri kontrol eden kişi oydu.

---

Silahımı ona doğrulttum.

---

"Kimsin sen?"

---

Adam hafifçe gülümsedi.

---

"Önemli olan benim kim olduğum değil."

---

"Önemli olan sizin ne kadarını öğrendiğiniz."

---

Burak sabırsızlandı.

---

"Komutanım, şu adama bir şey yapabilir miyim?"

---

Adam ilk kez Burak'a baktı.

---

"Hayır."

---

Bu cevabı verirken bile sakinliğini koruyordu.

---

Tam o sırada...

---

PAT!

---

Koridorun sonundaki lamba patladı.

---

Adam anında geri çekildi.

---

Duman.

---

Toz.

---

Karışıklık.

---

Ve birkaç saniye sonra ortadan kaybolmuştu.

---

"Lanet olsun!"

diye bağırdı Serkan.

---

Ama artık çok geçti.

---

Adam gitmişti.

---

Ali telsize sarıldı.

---

"Komutanım!"

---

"Nedir?"

---

"Dışarıdaki birlikler içeri giriyor."

---

"Kaç dakika?"

---

"İki."

---

Belki daha az.

---

Artık çıkmak zorundaydık.

---

Hakan öndeydi.

---

Kuzey tüneline doğru ilerliyorduk.

---

Tam o sırada benim telsizim cızırdadı.

---

Bu farklı bir frekanstı.

---

Çok tanıdık bir ses duyuldu.

---

"Abi."

---

Bir an durdum.

---

Çünkü bu sesi tanımamam mümkün değildi.

---

Onur.

---

"Onur?"

---

Telsizde kısa bir parazit oluştu.

---

Sonra sesi tekrar geldi.

---

"Konumunu aldık."

---

Şaşkınlıkla durdum.

---

Burak bana baktı.

---

"Kim?"

---

Gözlerim büyümüştü.

---

"Kardeşim."

---

Onur'un sesi yeniden duyuldu.

---

"Durumunuzu biliyoruz."

---

"Ve yalnız değilsiniz."

---

Kalbim hızlandı.

---

"Ne yaptın sen?"

---

Telsizden tanıdık bir kahkaha geldi.

---

Bu kez başka biri konuştu.

---

"Onur'u suçlama."

---

Zeynep.

---

Hepimiz bir an donup kaldık.

---

Burak kahkahayı patlattı.

---

"Hayır ya."

---

"Gerçekten mi?"

---

Telsizde Zeynep'in sesi yükseldi.

---

"Evet gerçekten."

---

"Ve bu arada komutan bey."

---

"Yine başınızı belaya sokmuşsunuz."

---

Bu kadar tehlikeli bir anda bile istemsizce gülümsedim.

---

Çünkü bu ses...

---

Ev demekti.

---

Aile demekti.

---

Zeynep devam etti.

---

"Konuşmayı sonra yaparız."

---

"Şu an size doğru geliyoruz."

---

"Ne?"

---

Bu kez sesim sertleşmişti.

---

"Buraya gelmiyorsunuz."

---

"Geç kaldın."

dedi Onur.

---

"Geliyoruz."

---

Telsiz kapandı.

---

Burak kahkahayı zor tuttu.

---

"Komutanım."

---

"Ne?"

---

"Sanırım emir dinlemiyorlar."

---

Haklıydı.

---

Çünkü Demir ailesinin inatçılığı meşhurdu.

---

Özellikle de Zeynep.

---

Tam o sırada Ali'nin sesi yükseldi.

---

"Temas!"

---

Dışarıdan yoğun ateş geliyordu.

---

ANKA içeri sızmaya başlamıştı.

---

Ama birkaç saniye sonra...

---

Uzaklardan yeni silah sesleri duyuldu.

---

Farklı yönden.

---

Arka sırtlardan.

---

PAT!

---

PAT!

---

PAT!

---

Sonra telsiz yeniden açıldı.

---

Onur'un sesi duyuldu.

---

Bu kez profesyoneldi.

---

Tam bir asker gibi.

---

"İki hedef etkisiz."

---

"Üçüncüye geçiyorum."

---

Burak'ın gözleri büyüdü.

---

"Vay arkadaş."

---

Ardından Zeynep'in sesi geldi.

---

"Nişancı saat iki yönünde."

---

"İşaretledim."

---

Benim yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

---

Çünkü artık yalnız değildik.

---

Demir ailesi savaşa katılmıştı.

---

Ve karşı taraftakiler henüz bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu bilmiyorlardı.

---

Tam o sırada Hakan durdu.

---

Önümüzdeki tünel duvarını işaret etti.

---

Taşların arasında eski bir sembol vardı.

---

Aynı sembol.

---

Defterdeki kurt başı.

---

Elif nefesini tuttu.

---

"Babam..."

---

Hakan başını salladı.

---

"Evet."

---

"Yaklaştık."

---

Ama o anda...

---

Tünelin derinliklerinden bir ses geldi.

---

Metalin sürtünme sesi.

---

Ağır bir kapı açılıyordu.

---

Ve yıllardır saklanan sır...

---

Yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.