ELA GÖZLÜM kitap kapağı

9. bölüm / 9

ELA GÖZLÜM

7.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Hem okur/ Hem yazar🫶🏻 💍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 7.BÖLÜM

YENİ BİR HAYATIN DOĞUŞU

Bazen iki seçenek arasında kalırsın, işte o zaman senin seçeneği değil, seçeneğin seni seçmesi gerekir…

YAZAR ANLATIMIYLA

“Umarım güzellik uykumu boş bir şey için bölmemişsin-
dir.” Sabah saat altı buçuk civarı. Bazılarını uyku tutmamış olacak ki, milleti sabahın köründe bir araya toplamış.
“Aslı Hanım gelirse anlatacağım.” Atlas bir o yana bir bu yana dönüyor. Milletin gözü açılmıyor, adam gözünü bile kırpmıyor. “Geldim abi, geldim,” diyerek odaya girdi Aslı. Koşarak, uykulu gözlerini açamayan Esila'nın yanına oturdu. Arda her şeyden haberdardı o yüzden pek bir heyecanı yoktu, durumundan da şikayetçi değildi.
“Anlat bakalım karın ağrını.” Mert oturduğu yere iyice yayılıp Atlas'ın gözlerine odaklandı.
“Gökçe'yi kaçıracağım,” dedi Atlas nefes almayı bırakıp.
Esila'nın gözleri kocaman aralandı. Mert'in kaşlar havalandı. Aslı esnerken yakalanmıştı, ağzı açık kaldı.
“Ne?”
“Neee?”
“NEE? NEE? NEE?” Şaşkın bakışlar Atlas'ı süzüyordu. “Ne ne?” dedi Atlas yerine oturup. “Lan mal! Gökçe'yi niye kaçırıyorsun? Kız seviyor ya seni!” Mert bağırarak konuşuyordu, sesi bir gitse kapıda olacak Gökçe'den haberleri olmayacaktı. “Sus lan! Uyandırma kızı, biteriz,” dedi Atlas eliyle Mert'in susmasını söylerken.
“Abi, açıkça anlat da öğrenelim.” Aslı sakin bir tavırla abisine bakıyordu. “Şimdi hepiniz susun ben konuşaca-
ğım.” dedi Atlas. Sırayla başlarıyla onayladılar.
“Bakın bana, Gökçe hastanede yatarken kim geldi? Hakan Aksoy. Ve ben adama demedik laf bırakmadım. Eğer Gökçe babasının geldiğini ve benim onu gönderdi-
ğimi öğrenirse ben biterim. Babasını çok seviyor bana tercih edebilir. Ve ben tekrar onsuz kalmak istemiyorum. Hem siz Hakan Aksoy'un giderken ne dediğini duymadı-
nız mı? Adam benle Gökçe'yi ayırmak için elinden geleni yapar. Ben hissediyorum.” Şaşkın şaşkın Atlas'a bakı-
yorlardı. “Biraz daha anlat hele, anlayayım azıcık daha,” diye mırıldandı Mert. “Ben sadede geleyim. Kaçıyoruz hem, hemde kaçırıyoruz. Beraber kaçacağız. Ya tek gideceğim ya sizde geleceksiniz. Ya tek yanacağım ya da benle yanacaksınız, seçim sizin.”
“Abi ben dünden razıyım. Zaten planı dün yaptık,” dedi Arda. Mert duraksadı. Gidecek miydi? Dostu değil mi? Evet öyle ama sırf onun sevdiği için ailesini bırakacak mıydı. “Abi bende varım. Ama nereye gideceğiz?”
“En son söylerim onu.”
Odaya sessizlik çöktü. Mert, Atlas'ı süzüyordu. Esila düşünüyor ama karar veremiyordu.
“Bende varım. Seni yakacağıma seninle yanarım.” diye mırıldandı Mert. “Hakan Aksoy’dan kızını kaçırıyoruz ama kaçıyoruz da,” diye mırıldandı Esila. “Bende varım.”
Herkes onaylanmıştı. Kabul etmişlerdi. Tek yanmaya-
caktı. “Eminsiniz değil mi?” diye ağzından küçük bir fısıltı çıktı. “Eminiz.”
“Eminiz.”
“EMİNİZ.”
“Ne zaman kaçırıyoruz kızı, nereye kaçırıyoruz?” diye sordu Mert. “Antep’e kaçırıyoruz, tabii bizde kaçıyoruz. Abim ve yengem de orada. Almanya’dan döndüler. Bizim için.” dedi Atlas. Aslı kocaman gülümsedi. “Ayy, çok güzel. Düşünsene bebek doğuyormuş,” dedi.
Arda birden duraksadı. “YAĞMUR!” diye bağırdı. Hepsi birden ona döndü. Arda’nın gözleri kocamandı. “Ne oldu, Yağmur’a?” diye sordu Esila. “O ne olacak? Ben daha yeni, ruh eşimi buldum, bırakmam.” dedi Arda.
“Kaçırırız onu da.” dedi Mert keyifle. “Vallahi mi? Yapar mıyız?” diye sordu Arda. “Yaparız, yaparız. O kolay olur.” dedi Atlas. “Öncelikle sizinle en ince ayrıntıya kadar konuşmamız gerek.” dedi Atlas. Nasıl kaçıracak-
larını konuşacaklardı.

GÖKÇE İLAY AKSOY

Yattığım yatakta debelenip duruyorum. İçimde bir sıkıntı vardı. Bir şey olacaktı. Hislerim kuvvetlidir, bilirim.
Yattığım yerden doğruldum, kalbim sıkışıyordu. Ayağa kalkıp odanın kapısına doğru ilerledim. Üzerimi bile değişmeden kapıyı açıp çıktım. Odadan sesler geliyordu. “Bu işte biriz, tamam mı?” diye bir ses.
Atlas’ın sesiydi. “Biriz…” diye dört ses daha. Kapıya doğru yaklaştım, içeriye göz attım. Atlas, Arda, Aslı, Mert ve Esila bir arada oturmuş konuşuyorlardı.
Arda’nın gözü bana değdi. “Desturrrr!” diye bağırdı. Hepsi aynı anda kapıya döndü. Gözlerimi kırparak onlara baktım. Ellerimle yüzümdeki saçları kulağımın arkasına sıkıştırdım. “Yavru kedi gibi ya,” dedi Atlas gülerek. Tabii ki öyle değilim, bence. “Değilim, yavru kedi gibi değilim.” diye mırıldandım. Küçük adımlarla onlara doğru yürüdüm. Dizlerim titriyordu, yeni uyandım mı pek kendimde olamıyorum. “Gel bakalım kedicik,” dedi Atlas kollarını iki yana açıp. Kaşlarımı kaldırdım yanına doğru yürüdüm. Arkamdan gelen gülüşmeleri dikkate almadan Atlas’ın kollarının arasına girdim.
“Yenge ‘yavru kedi değilim,’ diyorsun ama bence pek bir farkın yok.” dedi Arda kıkırdayıp. Kendimi iyice Atlas’a çektim duymuyormuş gibi yaptım. Sonra gözlerim kocaman açıldı. Ellerimi Atlas’dan alıp bedenimi dikleştirdim. “Siz ney de birsiniz?” diye sordum. Durak-
sadılar, kimseden ses çıkmadı. “Cevap?” dedim. Sesim bir tık yükseldi. “Sen neden pijamalarla geldin, gidip giyin. Böyle olmaz.” dedi Atlas. Konuyu değiştirmeye çalışıyordu. “Cevap!” dedim iyice sesimi yükselterek.
“Yenge öyle rastgele konuşuyorduk, kendi kendimize dedik. Önemli bir şey değil,” diye mırıldandı Aslı.
“Yenge senin evin işi bitmiş, ne zaman istersen gidersin. Tabii sana bağlı istersen hiç gitme.” dedi Arda. Gözlerimi ona çevirdim. “Giderim hemen. Benim ne işim var bura-
da?” diye mırıldandım. Sesim çok kısık çıktı ama duydu-
lar. “Ne demek ne işim var?” diye sordu Atlas.
Oturduğum yerden kalktım. “Ben gidip üzerimi giyine-
yim. Sonra da giderim.” dedim ve kapıya doğru yürü-
düm. “Gidemezsin. Öyle hemen nereye gidiyorsun?” dedi Atlas ayağa kalkıp peşimden gelmeye başlayıp.
Hızlı adımlarla Aslı’nın odasına çıktım, hâlâ peşimdeydi. Odaya girdiğim gibi o gelmeden kapıyı çarpıp kilitledim.
“Gökçe açsana kapıyı,” diye seslendi Atlas. Umursamadan dün çıkardığım elbiselerime doğru ilerledim. O kapıda beklerken hızlıca giyindim. Koşar adımlarla kapıya doğru ilerledim, hâlâ kapıdaydı Atlas. Elimi kapının kulpuna attım. Kapıyı açtığım gibi Atlas ellerini belime atıp beni kendine yapıştırdı. Elime aldığım pijamalar, elimden kayıp yere düştü. “Bırak…” diye fısıldadım. Cevap vermedi ve bir adım ileri gitti. Bir adım daha ve bir adım daha. Son bir adım daha attığında diz kapağımın arkası yatağın kenarına değdi. Yutkundum. Gözlerini gözlerimden ayırmadan üzerime eğildi. Bedenim yavaşça yatağa oturdu. Tek eliyle göğsümün altından itti. Yatakta uzanıyordum tam üzerimde duruyordu. İyice eğildi. Nefesi yüzüme vuruyordu.
Tek elini yatağa yasladı, diğerini ise saçlarıma attı.
“Neden? Neden gitmek istiyorsun?” diye fısıldadı. Ellerimi kaldırdım yanaklarını avuçlarımın içine aldım.
“Evim orası, gitmek istiyorum. Başka nedeni mi var?” dedim. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı, daha sonra gözleri boynuma kaydı. Ellerimi yüzünden çektim. Saçlarımla oynayan eli kenarı çekildi. İki eliyle şınav çeker pozisyo-
na geldi. Üzerime doğru tekrar eğildi. Dudaklarını boy-
numa yaklaştırdı. Sıcacık dudaklarını boynuma öyle bir bastırdı ki, iğne acısı çektim. Dudaklarını çekti, bu sefer boynumun öbür ucuna baktı. Elleriyle önce yükseldi sonra eğilip tekrar boynumdan öptü. Tekrar yükseldi, mavi gözleri koyulaştı. Okyanusuna baktım. Fırtınalı bir hava vardı. “Gemiler…” diye fısıldadım. “Ne gemisi?”
“Gemiler okyanusunda boğulacak…”
Yutkundu, âdemelması aşağı yukarı doğru hareket etti.
“Toprağına boğsana o gemileri,” diye mırıldandı ve göz kırptı. Kaşlarım havalandı, yüzümde ters bir gülüş oluş-
tu. Ellerimi sırtına attım. Kendimi üzerine doğru çektim. Dudaklarım yanağına yaklaştı. Önce nefesim deydi yüzüne sonra dudaklarım. Bir dakika boyunca dudakları-
mı ayırmadım. Artık tutunamayacak duruma geldiğim için ellerimi serbest bıraktım ve yavaşça yatağa düştüm.
“Abi!” Bir ses geldi kapıdan. Atlas başını kaldırıp kapıya döndü, kapı sonuna kadar açıktı ve Arda kocaman gözlerle bize bakıyordu. “Kahvaltı hazır diyecektim de, siz doymuşsunuzdur.” diye mırıldandı.
Atlas kaşları havada Arda'ya bakıyordu. “Ben hiçbir şey görmedim, duymadım ve bilmiyorum.” dedi Arda ve kapıyı sertçe çarptı. Atlas anlamayarak doğruldu.
Dirseklerimi yatağa yaslayıp ayağa kalktım. “Ne dedi o?” diye sordu Atlas gözlerini kapıdan alıp. Ellerimi bilmiyor-
um, der gibi kaldırdım. Aslında anlamıştım ama bunu söyleyerek keyfimizi kaçıramazdım.
Atlas'a yaklaşıp, koluna girdim. “Gidelim mi?” diye sor-
dum. Yan bir bakış atıp gözlerini gözlerime dikti. “Bu kadar mıydı?” diye sordu. “Ne bu kadar mıydı?” diye sordum. “Arda bozdu ya,” mızmızlanarak yüzüme baktı.
“Şoka soktuk çocuğu,” dedim gülerek. “Ben daha şoka girmemiştim,” dedi dudak büzerek. “Başka zaman soka-
rım ben seni şoka.” dedim gülerek ve kolundan çıkıp yerdeki pijama takımını aldım. Gözlerini üzerimde hissetmek zor olmuyordu. Kapıya koştum, açıp çıktım. Alt kata indim. Mutfağa doğru ilerledim. Kızlar orada olmalıydı. Doğru bilmiştim. Aslı ve Esila mutfakta kahvaltı ile ilgileniyorlardı. “Ben çıkıyorum da, senin şu pijamaları nereye bırakayım?” diye sordum. Aslı bana döndü. “Hiçbir yere gitmek yok Gökçe Hanım. Kahvaltı-
dan sonra abim seni bırakır.” dedi Aslı. Bir süre yüzüne baktım. Gözlerini dikmiş beni süzüyordu. “Tamam, sen bana şunları nereye indireceğim söyle.” dedim. “Giyinme odama bırak.” dedi. Başımı sallayıp koşar adımlarla giyinme odasına gittim. Kapıyı açıp pijamaları düzgün bir yere bıraktım.
Aşağıya inerken Arda ile karşılaştım. “Yenge iki dakika boş bırakmaya gelmiyorsunuz,” dedi. Gülerek odaya gittik. Mert’le Atlas karşılıklı oturmuş konuşuyorlardı.
Onlara görünmeden çıkmak istiyordum. Tek başıma eve kadar yürümek. Belki kafamı dağıtacak şeyler düşün-
mek. Arda koltuğa doğru ilerleyip oturdu. Bana döndü-
ğünde, gülümseyip kapıdan uzaklaştım. Arkamdan baktı bir süre ama ses çıkarmadı. Koşarak kapıya doğru iler-
ledim. Kapıyı açtığım gibi elimi ayakkabılarıma attım. Hızlıca giyinip bahçeye çıktım. Kapıya doğru yürüyüp yazlıkdan çıktım. Koşarak yola çıktım. Yolun kenarında ki kaldırımda yürüyordum. Ellerimi cebime attım. Telefonu mu çıkardım. Ekrana baktığım gibi Atlas'dan beş mesaj geldi.
Atlas: Neredesin?
Atlas: Ne ara çıktın?
Atlas: Gökçe neredesin?
Atlas: Gökçe cevap ver!
Atlas: Ela gözlüm, cevap verir misin?
Son mesajında duraksadım. Cevap yazacaktım.
Gökçe: Eve gidiyorum.
Mesajımı yazıp telefonu cebime koydum. Cebimde titreşmeye başladı.
Çok fazla titreyince, çıkarıp mesajlarına baktım.
Atlas: Ne demek eve gidiyorum?
Atlas: Ben seni bırakacaktım.
Atlas: Offf Gökçe'm, biraz söz dinle!
Atlas: Sevgilim neredesin şu an? Alacağım seni.
Atlas: Cevap vermezsen geberirim!!!
Bir insanın seni önemsemesi ne kadar güzel şey ya, ya herkes annem gibi olsaydı? Vay benim halime.
Cevap yazmaya başladım. Gelmemesi için ikna edici olmalıydı.
Gökçe: Tek kalmak istiyorum, sevgilim. Kafamı dinlemek. Yarın görüşsek?
Önce görüldü sonra yazmaya başladı.
Atlas: Seni tek bırakamam, ağlarsın içim yanar. Hissederim.
Atlas: Beraber kalsak?
Gözlerim hafiften doldu. Onun gibi seven başka kim var diye düşünmeye başladım.
Gökçe: Beni seviyorsan tek kalmama izin ver, aksi takdirde ben diye bir şey kalmaz.
Yazdığım gibi telefonu kapattım. Ellerimle gözyaşlarımı sildim, yürümeye devam ettim. Telefonum durmadan öttü. En sonunda çalınca dayanamayıp açtım.
“Efendim?”
“Ne demek sen diye bir şey kalmaz? Gökçe sen ne yapmaya çalışıyorsun?”
“Altas bir şey yapmaya çalışmıyorum. Sadece uyardım. Kafayı yememe az kaldı, lütfen izin ver. Yarın okulda buluşuruz sakın kapıma gelme.” dedim ve telefonu yüzüne kapattım. Pek hoşuna gitmedi eminim ama daha fazla ne bir şey yazdı ne de aradı.
Son kez mesajlarına bakmaya karar verdim. Bir şeyler atmıştı.
Atlas: Sevgilim, bak artık.
Atlas: Ben senden o kadar ayrı kalamam.
Atlas: Ağlama ha, bak dayanamam hissederim ben.
Atlas: Bir şey yapmaya da çalışma, yarın okula gelene dek seni tek parça görmek istiyorum.
Atlas: Eline de dikkat et, fazla yüklenme. Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara on dakikaya oradayım.
Atlas: Kendine dikkat et sevgilimmmmmmm
Mesajların hepsine teker teker kalp koydum. Gözlerim telefonda, yürürken birden başımı bir şeye çarptım.
“Ahh, dikkat etsene be!” Kendimi geriye çekip çarptığım kişiye baktım. “Yaman?” Sorgulayan gözlerle süzdüm.
“Gökçe, şey ben özür dilerim.” Elini saçına atıp karıştır-
dı. “Önemli değil de, sen nereden çıktın? Siz buraya yakın mıydınız?” diye sordum. Elini saçından çekti, hafif bir gülümseme oluştu yüzünde. “Bizim yazlık buraya yakın. Bende öyle geziyordum. Sen nereye gidiyorsun? Atlas’ı göremedim yanından ayrılmaz diye, biliyorum.”
Kaşlarım havalandı. Neden bu kadar çok soru sormuştu. Ya da bana mı öyle geliyordu. “Ben eve gidiyordum. Atlas’a gelmemesini ben söyledim. Hem sen neden bu kadar çok soru soruyorsun?” dedim.
Bir an utandı mı çekindi mi emin değilim ama yüzü birdenbire değişti.
“Ben- şey… özür dilerim,” bir şeyler gevelemeye çalışıyordu. “Tamam, anladım ben sen zorlama.” dedim. Tam o an telefonun tekrar titreşmeye başladı.
ARAYAN ATLAS
Bu niye arıyordu? Neden? Diyeceğini demişti zaten.
“Alo, Atlas…” diye mırıldandım. “O ite söyle yanından defolup gitmezse, tek parça kalamaz!” Sesi öfke doluy-
du. Bu bizi izliyordu! Peki neredeydi? Beni takip mi etmişti? “Atlas, sen peşimden mi geldin?” Sesim yüksel-
di. Yaman kaşları havada bana bakıyordu. “Evet bebe-
ğim, iyi yapmışım değil mi? Belki kaldığımız yerden devam ederiz, ne dersin? Yansın mı etraf?” Yüzüm kızarmaya başladı. Ellerim titriyordu. Telefonda dediklerine bak! Allah'ın delisi, manyak! “Yakarım seni Atlas! Dediklerine bak ya, utanma yok mu sende?” Sesim iyice yükseldi.
Gülüş sesi kulağıma geldi. Birde gülüyor Allah'ın cezası.
“Yaksana beni,” dedi cilveli cilveli. Gözlerim Yaman’a çarptı. Kaşları iyice çatılmış bana bakıyordu. “Atlas kap-
at!” Tekrar gülüş sesleri geldi.
“Ben ancak günü kapatırım. Ve sensiz bir günü kapata-
cağımı düşünme bile,” tekrar güldü. Ben bu adamı ne yapacağım? Deli oldum ya, biraz da rezil.
“Neredesin yavrum,” dedim.
Yaman'nın kaşları havalandı. Garip garip baktı bana.
Tek çözüm yolu buydu. “Valla hemen şu arkadaki ağaçta olabilirim, bebeğim,” dedi. Arkamı döndüm. Biraz ileride büyük bir çınar vardı. Atlas dallardan birine oturmuş bana bakıyordu, kulağında ise telefon vardı. Yaman baktığım yöne baktı. “Sevgilim, gelir misin yanıma. Öpeceğim.” dedim. Gözlerine baktım, kocamanlardı.
“Geliyorum!” dedi ve kendini ağaçtan attı. Koşar adım-
larla yanıma geldi. Geldiği gibi önce Yaman’a baktı.
“Senin burada ne işin var? Siktir git!” dedi sesini yükseltip. “Bak ikidir bana bulaşıyorsun, en sonunda kötü olacak!” Yaman lafını edip elini salladı. Daha sonra arkasını dönüp uzaklaştı. Atlas’a döndüm. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. “Öpeceksin, zorundasın.” dedi.
Elimi uzatıp elini tuttum. “Hadi eve gidelim.” dedim. Kocaman gülümsedim. Gözlerime odaklandı. Israr etmesini bekliyordum ama bir şey demedi. Yürümeye başladı. Yolda giderken arada durup gözlerime bakıyor-
du. “Atlas…” diye fısıldadım. “Efendim, ela gözlüm?” dedi. Yüzümü hafif buruşturdum. “Acaba annem iki yıl evli olduğunu nasıl saklamış?” diye sordum. Kaşları çatıldı. “Nereden çıktı bu?” diye sordu. Gözlerimi kırpıştırdım. Önüne geçip durdurdum. Başını sola yatırıp, beni süzdü. “Sence? Sence nasıl sakladı?” dedim. Yüzüme eğilip gözlerimi inceledi. “Gözlerin dolu-
yor, ağlayacaksın.” diye fısıldadı. Ellerimi gözlerime atıp yaşları elimle sildim. “Ağlamayacağım, sadece sordum.”
Gözlerinde acıyan bir bakış vardı. Bana acıyor muydu? Ben acınacak biri miydim? Değilim!
“Ya, Atlas bana acıyorsun. Ben istemiyorum bana acımanı.” dedim. Ellerini saçlarıma attı. Saçlarımdaki elleri yavaşça yüzüme kaydı. Çenemde tutup yüzümü kavradı. Üzerime doğru eğilip yanağımdan öptü.
“Benim güzeller güzeli, bir tanecik aşkım. Ben sana neden acıyayım? Allah'a şükür güçlü kızsın. Sevgimden baktım ben sana.” dedi. “Şimdi yürü bakalım, evine gide-
lim.” Başımla onayladım ve yoluma devam ettim.

Yaklaşık iki saat oldu ben eve geleli. Atlas gitmişti. Tek başıma odamda oturuyordum. Ev çok sessizdi, bu beni ürkütüyordu. Ellerimle telefonumu sıkıca kavrıyordum. Battaniyemi kafama kadar çekmiştim. Korkmamam gerekiyordu ama olmuyordu. Dayanamıyordum.
Odanın ışığı kapalıydı.
Karanlık bir insanın gözünü kamaştırır mı? Benimkini kamaştırıyordu.
Üzerimdeki battaniyeyi kenarı fırlattım. Ayağa kalkıp önce ışığı açtım, sonra çalışma masama yaklaştım. Dolapları karıştırmaya başladım. Bir fotoğraf süzülerek düştü yere. Eğilip onu aldım. Bizim hepimizin bir arada olduğu son ve tek fotoğraf. Annem, babam, Alper amca, İlay yenge, Atlas, Arda, Aslı, Aras abi ve ben. Hepimiz bir arada.
Yüz yılda bir gerçekleşen o andı sanki. Fotoğrafa dikkatle baktım. Annemle babam çok mutlu görünüyor. İlay yenge sıkıca sarılmış Alper amcaya. Aras, Aslı’yı kucağına almıştı. Arda ekrana bakıp sırıtıyordu. Ve son olarak Atlas, beni öpmeye çalışıyordu. Küçükkende tek amacı oydu hâlâ tek amacı o. Tek değişmeyen huyu.
Bir an kendimi ağlarken buldum. Fotoğrafı kaç kez öpüp bağrıma bastığımı hesaplamak imkânsızdı. “Sizi çok özledim, eskileri özledim…” diye mırıldandım. Bunu duyan tek kişi olmak canımı acıtıyordu.
Fotoğrafa son kez bakıp yerine koydum. Ayağa kalkıp etrafa bakındım. Sessizlik ve peşimi hiç bırakmayan yalnızlık. Benim en büyük derdim, en büyük çaresizli-
ğim…
Yatağa yaklaşıp kenarına oturdum. Ellerime baktım.
Sargılardan kan sızmıştı. Tekrar kalkıp, masamda duran makası aldım. Ellerimdeki sargıları söküp bir kenarı fır-
lattım. Evde sargı bezi var mıydı, emin değildim. Daha fazla kafaya takacak değildim. Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım.

ERTESİ SABAH

Saat yediye geliyordu. Atlas'a okula geleceğim demiş-
tim. Okul kıyafetlerimin nerede olduğunu bilmiyordum.
Rastgele önüme geleni giydim. Siyah bir etek, diz kapağımın biraz üstünde. Üstüme beyaz bir t-shirt ve son olarak kısa beyaz çoraplar. Yatağıma bir göz attım. Yastığımda dahil her tarafı kan olmuştu. Ellerimle saçımı hızlıca at kuyruğu yaptım. Gözlerimin altı şişmiş ve morarmıştı. Ufak bir makyaj yaptım. Bugün hiç havamda değildim uğraşmak istemezdim. Keyfim yerinde olsa rimele kadar sürerdim. Tabii okul olduğu için de fazla abartmamıştım. Koşarak merdivenlerden indim. Çantam kolumdaydı. Alt kata indiğim gibi dış kapıya koştum. Sanki Bu evde kaldıkça bunalıma giriyorum.
Ayakkabılarımı giyip dışarıya çıktım. Etrafa bakındım benim gibi okula giden birkaç kişi daha vardı. Onlardan biri bana doğru geliyordu, pek tanıdığım biri değildi sadece ismini biliyordum. “Günaydın Gökçe.” dedi.
“Günaydın Gül.” dedim.
Gülümsedi. Gülümsemesine karşılık vermeye çalıştım, pek olmadı ama olan oydu.
Yolda beraber yürüyorduk.

ATLAS YALIN ÇAĞLAYAN

“Arda, yanında kız var!” Operasyonumuz başlamıştı. Arda, ben ve Mert. Önce Gökçe daha sonra Yağmur’u kaçıracaktık. Çalılıkların arasından eğilmiş, güzeller güzeli sevgilime bakıyordum. Yanında biri vardı.
Konuşarak gidiyorlardı. Mecbur o da tanıklık edecekti, kaçırılma anlarına. Elime aldığım beze biraz ilaç dök-
tüm. Arda yanımda bekliyordu, Mert ise yolda siyah bir arabayla bekliyordu. Şapkamı ve gözlüğümü taktım. Arda'ya döndüm, o da aynısını yapmıştı.
“Hazır mısın kardeşim?”
“Hazırım abim.”
Ayağa kalktım. Çalılardan çıkıp arkalarından yaklaştım. Arda benim tam yanımdan geliyordu. Koşarak belinden kavradım. Kolumu tuttuğu gibi diğer elimde ki bezi ağzına kapattım. Yanında duran kız korkuyla bağırdı. Arda koşarak kollarından tuttu ve ağzını kapattı. Gökçe’m, başta ellerimi itmeye çalıştı ama çok sıkı kavrıyordum, beceremedi.
Yavaşça yere doğru gidiyordu. Önce elimi diz kapağının altına attım, daha sonra ağzını kapattığım elimi çekip belinden kavradım. Tam ayarladıktan sonra ayağa kalktım. Bebeğim artık kucağımdaydı. Arda kızın ağzını kapamış bana bakıyordu. “Bacım, valla sanada ayıp oldu, ama almam gerekti.” dedim. Kız şoka uğramış bana bakıyordu. “Elimi çekeceğim bağırma,” dedi Arda.
Kız başını sallayarak onayladı. Arda elini çektiği gibi kız kendini geriye attı. Mert hızlıca arabayı yanımıza yaklaş-
tırdı. “Siz- siz… Bırakın onu!” Korkmasına rağmen hâlâ korumaya çalışıyordu. “Nereye bırakıyorum. Sevgilim değil mi? Kaçırırım da, severim de, Allah Allah.”
Koşarak arabaya bindim. Arda ardımdan bindi. “Bırakın onu!” Arabanın kapısı kapanırken duyduğum son ses.
“Abi, yürekli kızmış ha, korumaya çalıştı o kadar.” dedi Arda camdan kıza bakarken. Kucağımda hareketsiz duran prensese döndüm. Kollarıma nasılda yakışmıştı, ama. Hayranlıkla yüzünü inceledim. Arda bana bakıp gülüyordu.
Saçları, yumuşacık. Dudakları ‘gel bana yapış’ diyor. Tabii ki de şu an böyle bir şey yapamam.
Kirpikleri, upuzun. Kaşları incecik. Hele gözleri. O göremediğim gözleri. Ela gözleri. Gözlerimi gördüğü en güzel şeyler.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18