5. bölüm / 9
ELA GÖZLÜM3.BÖLÜM
Bölümler 9Şu an: 3.BÖLÜM
YAZLIK DA BİR GECE
Yuva gibi hissettiren o kişinin yanında olmak, heleki ku-
cağında oturmak. Bana verilen en büyük nimet olabilir.
Yirmi dakika gibi bir süredir, Ardaları bekliyoruz.
Atlas'ın her kucağından kalkmaya çalıştığımda, beni kendine geri çekiyor. İnmem mümkün değil, ama rezil olmam mümkün.
“Atlas, gelirler şimdi.” dedim bir kez daha kalkmaya çalıştım. “Gelsinler.” dedi rahatça.
“Rezil olacağız, ayıp diye bir şey var sonuçta.” dedim.
“Onlara ayıp olmaz.” dedi profesyonelce.
“Ya sen beni utandırmaya, yemin mi ettin?” diye bağırdım dayanamayıp. Gülmeye başladı. “Utanmanı istemem. Ama şu an en rahat olabilecek yerdesin neden bu kadar sinirlisin?” dedi gülmeye devam ederek.
Derin bir nefes aldım ve verdim. Öfkemi kontrol etmem lazım. Şu an yanında olmayı en çok istediğim kişinin yanındayım, sakin olmalıyım.
“Keyiflere bak sen!” diye bir ses geldi arkamızdan.
Gözlerim faltaşı gibi açıldı, kendimi olabildiğince hızlı bir şekilde öne attım. Atlas zorluk çıkarmadı, bu sefer.
Kalktığım gibi onlarla karşılaştım. Mert, Esila, Aslı ve Arda.
Atlas bankdan kalkmadı gülüyordu.
“Abi, biz bozmasaydık.” dedi Arda gülerek.
Mert gülerek gelip Atlas’ın yanına oturdu.
“Abi, nasıl korktu ama?” dedi Mert gülmeye devam edip.
“Salak salak konuşmayın be. Bozduk işte en güzel anı ben dedim, biraz daha geç gidelim diye.” dedi Esila yanımda durup. Aslı da geldi tam Esila’nın yanında durdu ve Esila’nın omzuna yaslandı.
“Hadi, gitmiyor muyuz?” diye sordu. Atlas oturduğu yerden kalktı ve arabaları işaret etti. “Hadi, gidelim.” dedi.
Arda bir adım öne atıldı. “Abi, ben sizinle geleyim mi?” diye sordu. “Gelme.” dedim göz devirip. Kaşlarını çattı.
Yanıma doğru birkaç adım atıp, gülümsedi.
“Neden yengeciğim?” diye sordu.
Aklıma bir şey geldi. Ne diyeceğini çok merak ettim.
“Öpeceğim lan, abini!” diye bağırdım.
“Yapışacağım dudağına! Eğer tanıklık etmek istemezsen gelme.” dedim.
Arda’nın ağzı yarım metre açıldı. Hepsi birden şoka girdi. Atlas cilveli cilveli bana bakıyordu.
“Abi yürüyün gidelim. Burada durdukça imanımız bozuluyor.” dedi Arda arabaya doğru ilerleyip.
“Gökçe, ciddi misin?” diye sordu Esila.
Bir süre cevap vermedim, Arda'nın arabaya binmesini bekledim. “Yok.” dedim. “Arda bizimle gelmesin diye, dedim.”
Atlas’ın bakışları değişti. “Nasıl ya?” diye sordu Atlas.
“Öpmeyecek misin?”
Saçımı savurup yanına yaklaştım. “Senin yapman gerek sanki, ama ben üstlendim görevi.” dedim.
“Ooo yengem fazla cilveli.” dedi Aslı gülerek. “Kızım diva mısın?” diye sordu Esila.
“Hadi, gidelim ya sıkıldım.” dedim. Mert oturduğu yerde kalktı ve Esila’nın elinden tuttu. “Hadi, gidelim.” dedi.
Arabaya doğru ilerledik. Kapımı açıp arabaya bindim.
Atlas da hemen bindi ve arabayı çalıştırdı.
“Siz bekleyin Gökçe Hanım, ben size öpmek neymiş göstereceğim.” dedi ve gaza bastı.
“Öpsene beni.” dedim cilveli bir sesle. Çapkın bir bakış attı. “Öpeceğim kız seni.” dedi.
Gülmeye başladım. “Baya uzadı bu muhabbet.” dedim.
“Ben ciddiyim.” dedi.
“Bende ciddiyim.” dedim.
“Ben öpme konusunda ciddiyim.”
“Bende.”
“Gel öpeyim o zaman.”
“Daha çok erken.”
“Yok valla ben iki yıldır reşitim. Ne istersem yaparım.”
“Ama ben daha yeni reşit oldum.”
“Yerim senin reşitliğini.”
“Seninki yenmez, bayatlamış.”
Atlas son sözümün üzerine gülmeye başladı.
Kendimi tutamayıp bende gülmeye başladım.
Elini uzatıp elimi tuttu. “Ela gözlüm, seni 12 yıl sonra görebilmek benim için büyük bir nimet, iyiki varsın.” dedi.
Gülümsedim. “Sende iyiki varsın, Mavişim.” dedim.
Pek hoşuna gitmedi gibi ama sesini çıkarmadı.
***
Saatler sonra büyük bir villanın önünde duruyorduk.
Beyaz duvarlarla örülü, iki katlı, büyük bir cam terasa sahip şık bir villa. Burası Atlasların yazlığı.
Villanın önünde büyük bir havuz var ve onun yanında da küçük bir havuz.
Etrafıma biraz bakındım. Çimenler, güneş, sessizlik, palmiyeler ve en önemlisi şezlonglar. Şezlong da uzanıp güneşlenmeyi çok severim. Bronzlaşmak bana iyi geliyor, tenim baya bir açık, biraz koyulaşmam gerek.
“Abi, geçen babam hizmetlileri görevlendirmiş etraf tertemiz. Rahat rahat yayılabiliriz.” dedi Arda yazlığın önündeki bahçe takımına oturup. “Bence ilk içeriye geçelim Ardacığım.” dedi Atlas kapıya doğru ilerleyip.
Atlas anahtarları cebinden çıkardı ve kapıyı açtı.
İçeriye girdiğinde, bizde sırayla onun peşinden gittik.
Büyük bir salon karşıladı bizi. Led ışıklarla süslenmiş, tavanında çiçekler.Yerde beyaz bir halı vardı.
Salonun ortalarında bir kapı vardı. Kapıyı açıp içeriye girdik. Odaya biraz daha göz attım. Cam bir balkon vardı, dışarıda çimenler görünüyordu. Büyük ekran bir televizyon ve altında PlayStation 5 vardı.
Arda birkaç adım atıp kendini kanepeye attı.
Tam yanına Mert oturdu.
Atlas diğer kanepeye doğru ilerleyip kendini Arda'nın yaptığı gibi kanepeye attı.
“Abi, yoruldunuz mu şu kadarcık yolda?” diye sordu Aslı boş koltuklardan birine oturup.
“Yok, sadece rahat diye attım ben kendimi.” dedi Arda yayıldığı yerden doğrulup.
Esila, Mert’in yanına oturdu. Boş koltuklardan diğerine ise ben geçtim. “Abi, yemek sipariş etsene ben acıktım.” dedi Aslı.
Atlas cebinden telefonunu çıkardı ve Aslı'ya fırlattı.
Aslı telefonu son anda tuttu. “Al, sen et.” dedi Atlas.
“Abi, ne fırlatıyorsun ya düşseydi?” dedi Aslı.
Atlas sırıtarak cevap verdi. “Tutamadığın için sana yenisini aldırırdım.” dedi.
Aslı kendi cebinden telefonunu çıkarıp, Atlas'a telefonunu geri fırlattı. “Ben kendi telefonumdan veririm. Senden hayır gelmez.” dedi ve oturduğu yerden kalkıp odadan çıktı. “Bu niye gitti. Odada sipariş veremiyor mu?” diye sordu Mert. “Adama yürüyecek, ondan yanımızda konuşmadı.” dedi Arda rahat bir tavırla.
“Abi, duyuyorum seni!” diye bağırdı Aslı.
“Abi, biz oturmaya mı geldik.” diye sordu Mert.
“Yok.”
“Neden kalkıp bir şeyler yapmıyoruz?”
“Ne yapalım karar verin yapalım.”
“Yüzelim!” diye bağırdı Arda. “Bağırma lan, duyuyoruz!”
dedi Atlas öfkeyle.
“Okul formalarıyla mı yüzeceğiz?” diye sordu Mert.
Arda oturduğu yerden kalktı. “Valla ben donumla bile yüzerim.” dedi.
“Mal havuz şortu varken, donunla mı yüzeceksin? Yani eğer yüzeceksen, o senin gerizekalılığın.” dedi Atlas.
“Karar ver, mal mıyım? Gerizekalı mı?” diye sordu Arda.
“Yav başlayacağım sizin konuşmanıza. Hadi siz donunuzla bile girersiniz, ya biz?” diye sordu Esila.
Esila’nın cümlesi biter bitmez Aslı gülerek içeri girdi.
Atlas, Aslı’ya döndü. “Aha, bak tavlamış adamı.” dedi.
Aslı göz devirip, yerine oturdu. “Sizin ne giyeceğinizi ben çok iyi biliyorum, merak etmeyin.” dedi bize dönüp.
“Aslı, seni gebertirim!” dedi Atlas ve kanepenin üzerindeki yastığı Aslı’ya fırlattı.
Aslı yüzüne gelen yastığı alıp, Atlas’a geri fırlattı. “Bir daha bana bulaşırsan, babamı ararım!” diye bağırdı.
Bu bir tehditti ve bu tehdit hepimiz etkiliyordu.
“Hadi ama, çıkalım dışarı havuza temizse yüzelim, değilse hemen boşaltır doldururuz.” dedi Arda.
“Abi, havuz temiz. Gelirken görmedin mi?” diye sordu Aslı. “Tamam, Aslı bize bir şeyler versin, sizde gidin ne gidiyorsanız giyin. Çıkalım artık.” dedi Esila yerinden kalkıp. Atlas ayağa kalktı ve yanıma gelip kolumdan tuttu. “Ben kabul etmiyorum. Senin o iki parça şeyini, Gökçe giyemez.” dedi. Oturduğum yerden kalktım.
“Sen tek parça şey giy, ben bir şey demeyeyim. Ama ben iki parça giyince sen boş boş konuş. Oldu canım, başka isteğin?” dedim öfkeyle.
“Benim tek parça, senin iki parçadan çok.” dedi kolumu iyice kavrayıp.
“Valla bende kabul etmiyorum.” dedi Mert, Esila'ya dönüp. Esila hafifçe gülümsedi. “Bir yıllık ilişkimizde, ilk kavgamızı benim giyeceğim iki parça şey üzerine yapacaksak, ben yokum bil.” dedi Esila.
Mert kaşlarını çattı. “Ne demek yoksun?” diye sordu.
“Yokum. O kadar.” dedi Esila.
“Tamam be. En ince noktamdan vuruyorsun bilesin.” dedi Mert. Esila gülümseyerek Mert’in yanına geldi ve koluna girdi.
“Siz kabul ediyor musunuz, Atlas Bey? Yoksa ben mi kabul edeyim?” diye sordum.
“Neyi?” diye sordu Atlas. “Sensizliği.”
“Beni terk edeceksin ha? Doğru mu düşünüyorum?”
“Çok doğru düşünüyorsun.”
“Abart.”
“Abartmayı sevmem, ama önümde iki şık var. Ya seni terk edeceğim, kısıtlılığın yüzünden. Ya da sende o şortu giymeyeceksin, benim kısıtlılığım sayesinde.”
dedim tek nefeste.
Arda eliyle kapak yapıp Atlas'a döndü. “Al sana, kapak!” diye bağırdı.
Aslı, Mert ve Esila aynı anda gülmeye başladılar.
Atlas tek kaşı havada bana bakıyordu.
“12 yıl sonra bulmuşum, bırakırmıyım sanıyorsun?” diye sordu Atlas. “Enayi değilsen bırakmazsın.” dedim.
“Sıkıldım.” dedi Aslı. “Güldük, anlaştık, bitti. Hadi, kızlar gelin benimle.”
Aslı yavaş yavaş kapıya doğru yürümeye başladı. Küçük adımlarla koşarak Atlas'ın önünde durdum. Parmak uçlarımda durup yanağından öptüm ve kapıya doğru koştum. “Kaptı öpücüğü piç.” diye bir ses duydum koşarken.
Bir süreden sonra koşmayı bıraktım ve Aslı'yı hızlı adımlarla takip etmeye başladım. En üst kata çıktı. Benim tam arkamda Esila vardı. Koşarak bana yetişti. “Ne bitmez şeymiş bu.” dedi yanımda durarak.
“Harbi. Bir bitmedi.” dedim.
Sonunda bir odanın önünde durdu, Aslı. Kapıyı açıp bize döndü. “Gelin.” dedi ve odaya girdi. Arkasından sırayla girdik. İçeride kocaman gardolaplar vardı.
Kimisi camlıydı, kimisi normal dolap kapağı.
“Burası benim giyinme odam.” dedi gülümseyip.
“Hepinizde bu odadan bir tane var mı?” diye sordu Esila.
“Hayır. Sadece bende var. Babam abimlere yaptırmadı. ‘Siz bir bok hak etmiyorsunuz’ dedi onlara.” dedi Aslı.
Esila’yla aynı anda gülmeye başladık.
Aslı dolaplardan birine uzanıp, açtı. İçinde renkli renkli, çeşit çeşit bikini vardı. Hepsinin birbirinden hoş tasarımları vardı. “Aşırı güzel, bunlar.” dedi Esila bikinilere bakıp. “Hepsi özel dikim. Sizin için en güzellerini seçeyim.” dedi Aslı.
Elini uzatıp hepsine sırayla baktı. Dolabın içinden, mavi ve beyaz renklerinde, dalga desenlerine sahip bir bikini çıkardı. Çıkardığı bikiniyi Esila'ya uzattı. “Bu sana, yakışır.” dedi. Esila bikiniyi Aslı’nın elinden aldı ve göz attı. “Nereden anladın, bana yakışacağını?” diye sordu.
“Sarı saçlarının altına güzel durur, diye düşündüm.” dedi.
Bu kız gerçekten modadan anlıyor.
“Yakışır sana.” dedim. Esila bir bana bir Aslı'ya baktı.
“Ben bunu giyeyim o zaman. Nerede giyeceğim?” diye sordu. Aslı eliyle ilerde duran kabini gösterdi. Esila başını salladı ve kabine doğru ilerledi. Kabinin kırmızı perdesini çekip içine girdi.
Aslı'ya döndüm, bikinilere bakınıyordu.
Bir süre bekledim.
Aslı bana döndü ve elindeki bikiniyi gösterdi.
Bikiniye baktım. Beyaz renkteydi ve üzerinde papatyalar vardı. “Abim, senin papatyaları çok sevdiğini söylerdi bana. Bunuda seversin herhalde?” dedi gülümseyip.
O kadar güzel görünüyordu ki, direkt Aslı'nın elinden aldım.
“Çok beğendim.” dedim. “Esila, çıktımı sen girip giyin.”
dedi. Başımla onayladım.
Biraz daha bekledim. Aslı kendine bikini arıyordu.
Gözlerim kabindeydi. Sonunda kabinin perdesi aralandı. Tamamen açıldığında Esila içinde gülerek çıktı.
Üzerindeki bikini ona çok yakışmıştı. Fiziği ortaya çıkmıştı. “Bu ne güzellik.” dedim gülerek.
Hafif cilveyle saçlarını savurdu. “Bizde dikkat ettik kendimize.” dedi.
“Gerçekten çok yakışmış.” dedi Aslı. “Teşekkür ederim.”
dedi Esila.
“Bende artık giyeyim şunu.” dedim ve kabine doğru ilerledim.
Hiç vakit kaybetmeden üzerimi çıkardım ve bikiniyi giyindim. Çıkmam Esila'nın çıkmasından daha kısa bir süre aldı. “Mükemmelsin.” dedi Esila.
“Yengelerim halis.” dedi Aslı gülerek.
“İltifatlar için teşekkür ederim, ama hızlı olmayız bizi bekliyorlar.” dedim.
Aslı koşarak kabine girdi.
Birkaç dakika sonra çıktı. Üzerinde, toz pembe renginde, kare desenleri olan bir bikini vardı. “Kızım bu ne güzellik? Gözlerim kamaştı.” dedim mütevazi bir gülüşle. “Ay çok güzelsin.” dedi Esila.
Aslı gülerek dolaba yaklaştı. Dolaptan üç tane dantel hırka çıkardı. Birini bana diğerini Esila’ya verdi, sonuncusunu ise kendi giydi. Hırkayı hızlıca giydim. Diz kapağımın tam üzerindeydi. “Şimdi tam olduk.” dedi Aslı.
***
Aşağıya doğru hızlı adımlarla iniyorduk. Tam yirmi dakikamızı almıştı giyinmemiz. En alt kata indiğimizde kimse yoktu. Büyük ihtimalle dışarı çıkmışlardı.
Cam balkonun kapısına doğru ilerledik.
Aslı kapıyı açıp çıktı, ardından Esila çıktı, ben ise en arkadan çıktım.
Dışarı çıkar çıkmaz rüzgarın hafif esintisi yüzümüze vurdu.
Villanın önünde havuz olduğu için oraya gidecektik.
Aslı'yı takip edip ön tarafa geldik.
Kocaman havuz ve başında bekleyen üç kişi.
Hepsini arkası dönüktü havuzun başında oturuyorlardı.
“Biz geldik!” diye seslendi Aslı. Üçüde aynı anda bize döndü. Arda'nın gözleri kocaman oldu. “Abi, bak iki parça değilmiş, üç parçaymış.” dedi gülerek.
Hızlı adımlarla yanlarına geldik. Mert oturduğu yerden kalktı. “Bunun için mi ilişkimizi bitirmeye kalkıştın?” diye sordu. “Evet.” dedi Esila tebessüm dolu bakışlarla.
“Rahatladın mı?” dedi Atlas yerinden kalkıp.
“Çok rahatladım.” dedim. “Yine papatya.” dedi.
“Seviyorum, suç mu?” diye sordum.
“Hepiniz geldiğinize göre artık eğlenmeye başlayabiliriz.” dedi Arda ve geriye doğru açıldı. Hepimiz onu izliyorduk.
Koşarak kendini suyun içine attı. Üzerimize bütün suyu sıçrattı. Arda sudan kafasını çıkardığı gibi Mert tam Arda'nın üzerine atladı. “Ahğ,” diye bir ses geldi Arda'dan. Aslı kenarı geçti, hırkasını çıkardı ve suya balıklama atladı.
Mert, kenarına doğru yüzdü. Esila üzerindeki hırkayı çıkardı kenarı fırlattı ve tam Mert'in olduğu yere atladı. Gülerek onları izliyordum ki birden arkadan biri gelip önce belimden tuttu, sonra ellerini bacağıma atıp, beni tekte kucağına aldı. “Yer açın!” diye bağırdı.
Ben şok içinde Atlas’ın yüzüne bakarken, Atlas yavaş yavaş geriye çekildi ve koşarak suya atladı. “Ayyy,” diye bağırdım. Bir anda nefesim kesildi ama kısa süre içerisinde geri geldi. Islanan saçlarım yüzüme düştü.
“Atlas!” diye bağırdım. Tam karşımda duruyordu hatta eli belimdeydi. “Ne!” diye bağırdı. “Hayvan!”
“Bebeğim.”
“Siz kavga etmeyin.” diye bir ses geldi arkamdan.
“Ya hırka hep su oldu.” dedim üzülerek. Atlas elini belimden çekip kolumdan tuttu. Hırkayı çekti ve bir kolumdan çıktı. Diğer koluma baktı. O kolumdan da hırkayı çıkarıp eline aldı. Top haline getirip havuzun dışına fırlattı. Elini belime tekrar attı. Elimle yüzümdeki saçları çektim. Yüzümü açıkta görünce gülümsedi ve yanağımdan öptü.
“Fırsat kolluyor piç.” dedi Arda gülerek.
Atlas eliyle suya vurdu. Su Arda’nın yüzüne sıçradı.
“Bu bir savaş ilanıdır!” diye bağırdı Arda.
Atlas sırıtmaya başladı. Arda suya eliyle sertçe vurup sıçratmaya başladı. Su Atlas'dan çok bana geliyordu.
Aralarından geçip gitmeye çalıştım. Atlas belimden sertçe kavrayıp, arkasını döndü. Onunla beraber döndüğüm için su artık bana gelmiyordu.
“Bu tarafı boş mu sandın, sen?” dedi Mert gülerek ve suya eliyle vurdu. Sıra ona gelmişti. Esila da ona eşlik ediyordu. “Aaaa,” diye bağırdım. Atlas arkamdan gülü-
yordu.
“Gülme!” diye haykırdım. Gülmeye devam etti.
Belime tutan elini iyice kavradım. Onu kendimden itmeye çalışıyordum. Ama olmadı, çok sert kavrıyordu.
“Atlas, bırak yav. Ağzıma su giriyor!” dedim sertçe, ama umursamadı. Tek koluyla havuzun kenarına doğru yüzmeye başladı. En azından sudan kurtulacaktım.
Tek kolu bendeyken, havuzun kenarına tutundu. Fırsat bu dedim ve kenarlara tutunup kendimi üste çektim.
Atlas’ın kolunun arasından sıyrılıp, gittim. Havuzun yanları hep su olmuştu, baya kaygandı. Kenarı oturdum onları izliyordum. Aslı zaten havuzdan çıkmıştı, şezlongda güneşleniyordu. Arda, Mert ve Esila'ya bulaşıyordu. Atlas havuzun yanına tutunmuş bana bakıyordu. Sanki oltasından kaçırdığı balıkmışım gibi bakıyordu. “Derdin neydi kaçtın?” diye sordu.
“Aranızda nefes alamıyordum. Ağzıma su giriyordu.” dedim. Atlas kaşları havada beni izlemeye devam etti.
“Ben nefes verirdim sana.” dedi. Gülmeye başladım.
***
Yaklaşık bir saat olmuştu havuzdan çıkalı. Saat öğleden sonra 13.05'i gösteriyordu Aslı'nın kıyafetlerinden giymiştik, okul formalarını tekrardan giymedik. Aslı rahat etmemiz için bana bir, şort ve rahat bir üste vermişti. Esila’ya ise rahat bir eşofmanla, geniş bir üst vermişti.
Yemeğimize kadar yemiş, dışarıda çimenlerin üzerinde oturuyorduk.
İçim pek rahat değildi, her an biri gelecekmiş gibi hissediyordum. Ama belli etmemeye çalışıyordum.
“Ne güzel yüzdük ama,” diye söze girdi Arda.
“Aynen çok güzel yüzdük, bir dakika üzerimize su atmazsan olmuyor, abi.” dedi Aslı.
Arda, Aslı’ya göz devirip bana döndü. “Bundan daha çok yengemin şikayetçi olması gerekiyordu, ama neyse.” dedi.
Evet benim şikayetçi olmam gerekiyordu, çünkü nereye gitsem beni ıslatıyordu.
“Arda, sen niye bu kadar genişsin kardeşim?” diye sordu Mert. “Nasıl?” dedi Arda şaşkın bakışlarla.
“Oğlum hepimizin başı bağlı. Ya senin? Hani Aslı daha çok genç bulur illa birini ya sen? 20 yaşına geldin, hâlâ ortalıkda kimse yok.” dedi Mert.
Arda'nın bakışları birdenbire değişti. Düşmanına bakar gibi bakıyordu Mert’e.
“Lan, benim yaşımda ne var? Atlas bile daha yeni buldu Gökçe'yi ne ara oklar bana yöneldi?” diye sordu.
“Arda bence biraz çapkınlık yap. Mesela buralarda çok kız bulunur, tatil yeri ya bir bak etrafına ilk gelen kıza yürü.” dedi Atlas. Bundan böyle bir fikir çıkacağını hiç beklemezdim. Kendiside mi aynısını yapıyordu?
“Tamam lan, kabul!” dedi Arda öfkeyle.
Hızlıca oturduğu yerden kalktı. Villanın etrafına kapatan tellerin yanına gitti. Etrafa bakındı biraz, pek bir insan yoktu. “Arda bak şuradan bir kız geliyor.” diye seslendi Mert. Arda, Mert'e döndü daha sonra gözleriyle Mert’in işaret ettiği yere.
Orta boylarda, esmer, hoş giyimli bir kız vardı. Kolunda küçük bir bez çanta, saçlarında güneş gözlüğü, elinde ise telefonu. Arda kızı direkt gözüne kestirdi.
“Güzel kızmış. Ben gidiyorum kızın yanına.” dedi ve bahçenin giriş kapısına koştu. Kız yavaş adımlarla gidiyordu, bazen durup fotoğraf çekiyordu.
Arda'nın tam kızın karşısında olduğunu fark ettim.
“Selam!” dedi kocaman gülümseyerek.
Kız tebessümle Arda'nın yüzüne baktı. Gayet tatlı birine benziyordu, uzaktan. “Selam!” dedi.
“Şurada arkadaşlarımla oturuyordum, gözüme takıldınız, konuşmak istedim. Acaba tanışabilir miyiz?” diye sordu Arda, elini uzatıp. Kız gülümsedi ve elini sıktı.
“Yağmur ben. Sen?” diye sordu. Arda'nın yüzünde heyecan vardı. “Kendimi takdim edeyim. Arda Kutay Çağlayan ben. Memnun oldum, Yağmur Hanım.” dedi.
Olabildiğince yumuşak olmaya çalışıyordu.
“Memnun oldum bende, Arda Bey.” dedi kız.
“Beye ne gerek var canım. Arda desen yeter.” dedi Arda.
Evet, mükemmel ilerliyor ama inşallah bozmaz.
“Arkadaş grubumuzla oturmak ister misin? Yani istersen.” dedi Arda. Kız dönüp bize baktı. Mert ve Atlas'a gözüm kaydı. Mert, Esila'ya bakıyordu, Atlas ise bana. “Bana niye bakıyorsun? Dönüp kıza gülümse-
sene,” diye mırıldandım. Atlas başını iki yana salladı. “Olmaz. Sen dururken elin kızına mı gülümseyeceğim.” dedi.
Etkilenmedim değil, her daim beni düşünmesi çok hoşuma gidiyordu.
Tekrardan kıza döndüm. “Yani bilemedim ki. Ben abilerimle geldim bir şey derlerse.” dedi kız.
Arda'nın yüz hatlar bir anda değişti. “Abilerin mi?” diye sordu.
“Yağmur, abiciğim neredesin gelsene!” diye bir ses geldi.
“A, abim beni çağırıyor. İstersen ben sana numaramı vereyim, bir ara konuşalım.” dedi kız.
Kesin Arda'dan etkilendi. Arda sırıtarak telefonunu çıkardı. “Söyle yazayım.” dedi. Kız numarasını Arda'ya verdikten sonra yanından ayrıldı. Arda ayağındaki terliklerle koşarak yanımıza geri geldi. Öyle komik duruyorduki gülmemek için elimle ağzımi kapadım.
“Tavladım, valla tavladım!” diye haykırdı.
“Arda bak bu güzel kızmış. Eğer üzersen birlik olup seni döveriz.” dedi Esila.
“Yok ne üzmesi. Bende baya beğendim, harbiden güzel kızmış.” dedi.
Buna sevindim, çünkü kız çok tatlı birine benziyordu. Arda'nın bu kızı üzmesi beni deli edebilirdi.
Tabii kız Arda'yla sevgili olmayı kabul ederse.
Bir süre daha oturup konuştuk artık saat geç oluyordu. Okul çıkış saatini geçeli baya oluyordu.
Saat tamı tamına 17.33'e geliyordu. Annemi arayıp geç geleceğimi söylemiştim. Neden diye sormuştu. Atlas ve Alper amcayla konuşacağımı söylemiştim. Ne kadar yalanda olsa bu beni idare etmişti. “Geç oldu baya. Biz artık gitsek mi?” diye sordu Esila. Atlas, Arda ve Mert'in, aynı anda üçününde kaşları havalandı. Sanki ikiz değilde üçüzler. Her şeyleri aynıydı.
“Gideceğimizi kim söyledi?” diye sordu Mert.
“Nasıl?” dedim kaşlarımı çatıp.
“Bu akşam buradayız. Hiçbir yere gitmek yok.” dedi Atlas.
Aslı bakıp göz kırptı. “Bence akşam dışarıda çimenlerde oturup, yatabiliriz.” dedi Arda.
“Neden? Neden burada kalıyoruz? Hem ben anneme geleceğimi söyledim beni gebertir.” dedim korkuyla.
“Anneni ararsın. Aslı onlarda kalmamı istedi dersin. Olur biter.” dedi Atlas rahat rahat. “Annem inanır mı?” diye sordum. Atlas elini uzanıp dizime koydu. Daha sonra eli cebime uzandı, telefonumu cebimden çıkardı.
“Aç şunu.” dedi telefonu bana çevirip.
“Neden?”
“Anneni arayacağım.” dedi.
“Atlas izin vermez.”
“Sen aç!” dedi ısrarla. Sıkıntılı bir nefes verdim ve elimi telefona attım. Şifreyi girmeye başladım.
Ben şifreyi girerken Atlas da şifreye bakıyordu.
Şifrem şuydu: AYTALLAISN
Atlas şifreye garip garip baktı. “Bu nasıl şifre?” diye sordu. “Fark etmemen beni üzdü.” dedim.
Anlamaz bir bakış attı. Şifreyi tekrar girmemi istedi. Tekrardan girdim. “AYTALLAISN ne demek?” diye sordu. “Yenge random mu attın?” dedi Arda gülerek.
“Atlas harflere dikkatli bak.” dedim.
“Ben buldum!” dedi Esila. Esila’ya döndüm.
“Ney peki söylesene.” dedim. “Bence bırak, tahmin etsin.” dedi.
Tekrardan Atlas'a döndüm. “Et tahminini.” dedim.
Ekrana boş boş baktı. Cevap vermedi.
“Bende buldum.” dedi Aslı.
“Helal sana Atlas! Neredeyse Arda bile buldu, sen bulamadın.” dedim öfkeyle.
Bir ses daha geldi. “Valla bende buldum.” dedi Mert.
Telefonu hafifçe elimle itekledim. Atlas gülmeye başladı.
“İsmimi şifre yapıyorsun, ben bunu fark etmeyecek miyim sence?” diye sordu.
Kaşlarım havalandı. Gülen gözlerine gözlerimi yerleştirdim. “Nasıl yani? Sen anladın mı?” diye sordum.
“Sen koyacaksın ve ben anlamayacağım. Senin her şeyini bilirim, Gökçe. Her ayrıntını fark ederim, Gökçe.” dedi Atlas. Sesinden mi etkilendim? Sözlerinden mi etkilendim? Yoksa gözlerinden mi etkilendim? Bilemiyorum ama ben bu çocuğun bir şeyinden etkilendim…
“Abi nasıl yani? Senin ismin mi yazıyor orada?” diye sordu Arda.
Her arkadaş grubunda olur ya, en romantik, en güzel anı saçma salak bir soruyla bölen arkadaş. İşte bizim grubun o kişisi, Arda.
“İki ismim varya benim, Arda. İsimlerimin baş harfleri geliyor başta. Sonra ikinci, sonra üçüncü. Böyle ilerliyor.” dedi Atlas. Sakin bir cevap vermişti, ben küfür etmesini beklerdim. Aslı oturduğu yerden kalktı. “Şimdi burada boş boş oturacak mıyız?” diye sordu.
“Abiciğim bekle ben önce kaynanamı arayayım, sonra ne yapacağımıza karar veririz.” dedi Atlas. Aslı kalktığı yere geri oturdu.
Atlas ilk önce Telefon uygulamasına girdi, daha sonra kişilere. Annemin numarası arıyordu.
“Burak, Adem, Uzay. Bunlar kim, Gökçe?” diye sordu.
“Kuzenlerim.” dedim.
“Uzay ve Adem baya uyumlu iki isim.” dedi.
“Sanane isimlerinden aileleri öyle koymuş.” dedim.
Atlas burnundan sıkıntılı bir nefes aldı, ağzından verdi.
“Ara hadi.” dedim. “Bekle.”
“Atlas, telefon rehberimi mi kontrol ediyorsun?”
“He, evet öyle yapıyorum.”
“Hızlı ara.”
Atlas Bey sonunda arama zahmetinde bulundu. Telefon iki kez çaldı sonra açıldı.
“Efendim kızım?” dedi annem.
“Gamze yenge, benim, Atlas.” dedi.
“Atlas mı? Alper Beyin oğlu, Atlas mı?” diye sordu annem.
“Hayatınızda başka kaç tane, Atlas var?” dedi Atlas. Sesi birdenbire değişti. “Atlas o nasıl soru?” dedim panikle.
“Oğlum bir sen varsın başka kim olacak.” dedi annem.
“Tamam Gamze yengeciğim. Ben bir şey için izin ala-
caktım, sizden.” dedi.
“Ne için, yavrum?” diye sordu annem.
“Kızın bu akşamlık bizde kalabilir mi? Aslı çok istedi de.” dedi Atlas.
Çok güzel yalan söylüyordu.
“Ben kimin istediğini gayet iyi biliyorum da neyse, kalsın oğlum kalsın. Sen istiyorsan kalsın. Ama bir şartım var.”
“Ne şartı yengeciğim?”
“Dakika başı ellemeyeceksin, kızımı.” Gülmemek için kendimi zor tuttum. Mert ve Esila gülüyorlardı. Arda ise garip el hareketleri yapıyordu, Atlas'a.
“Yok, yengeciğim ne ellemesi?” dedi Atlas masum bir bakış attı bana. Annemin arkadan gülme sesi geldi.
“Tamam oğlum, kapatıyorum yemek yanıyor.” dedi annem ve telefonu kapattı. Atlas telefonu kapatır kapatmaz uzanıp yanağımdan öptü. “Çok söz dinliyor-
sun.” dedim. “Kaynana sözü dinlenmez.” dedi gülerek.
“Ben bundan korkuyorum. Yarın öbür gün yer.” dedi Arda. Hepimiz aynı anda gülmeye başladık.
Aslı tekrardan oturduğu yerden kalktı. “Ben gidip kutu oyunu getiriyorum.” dedi ve koşarak yanımızdan ayrıldı.
2 SAAT SONRA.
“Uno! Ve bitti.” dedi Atlas profesyonelce.
Tam on beşinci elimizdi ve çoğunu Atlas kazanmıştı.
“Ya bu hile yapıyor!” dedi Arda elindeki kartları fırlatıp.
“Oğlum yenilmeye doyamıyorsun, birde hile diyorsun.” dedi Atlas. “Abi benim uykum geliyor ya.” dedi Mert ve çimenlere yayıldı.
Esila tam Mert'in yanına uzandı. “Valla benimde uykum geldi. Bugün baya yorulduk. Erken ama uyusak mı?” diye sordu Esila. Saat 19.37'ydi. Geç değildi ama bugün yorulmuştuk. “O zaman gidip çarşafları getirelim şuraya serelim yatalım.” dedi Aslı. Her zamanki gibi çok enerjikti. “Bencede.” dedi Atlas.
Arda ve Atlas ayağa kalktılar ve Aslı'yla beraber içeriye gittiler.
Kısa süre içerisinde geri geldiler.
Arda'nın elinde yastıklar vardı. Atlas'ın elinde battaniyeler, Aslın’nın ise elinde iki tane çarşaf vardı. Ayağa kalktım ve Aslı'nın elinden çarşaflardan birini aldım. Çarşafın katlarını teker teker açtım. Düşündüğümden daha büyüktü, en az yedi kişi sığardı buna. Çarşafı yere serdim. Aslı diğer çarşafı getirip yere serdiğimin çarşafın, üzerine serdi. Arda elindeki yastıkları çarşafların üzerine boşalttı.
Esila sırayla yastıkları dizdi.
Daha sonra Atlas elindeki battaniyeleri yere attı. Altı yastık altı battaniye.
“Ben ortada yatmam.” dedim. “Tamam o zaman Gökçe sen şu kenarda yat. Yanında abim yatsın.”
“Allah Allah neden, abin?”
“Üşüyorsan ısıtayım diye.”
“Ya bir dinleyin.”
“Gökçe sen başta yat, abim yanında, abimin diğer yanına ben yatayım. Benim yanıma Arda abim yatsın. Arda'nın yanına, Mert, Mert'in yanınada Esila.” dedi Aslı.
“Bu ne ya menü gibi olduk.” dedi Arda.
“Yav dinleyin, kızı.” dedi Atlas. Ben direkt geçtim en baş köşeye, “Benim yerim burası, sizinkini de bilmem.” dedim. Atlas yanıma gelip uzandı. “Benimki de burası, kaldırabilen, kaldırsın.” dedi. Atlas'ın yanına Aslı uzandı. Aslı’nın yanına Arda. En son Mert'le Esila da uzandı ve yatak doldu. Altı kişi yedi kişilik yatağı doldurmuştuk.
Uzanıp battaniyemi açtım ve göğsümün üzerine kadar çektim. Atlas bana döndü ve elini üzerime koydu. “Sakın, kayıp gitmeyesin.” dedi. Gülümsedim. “Tutarsın artık beni.” dedim.
“Herkes sussun! Şimdi zıbarın!” diye bağırdı Arda. Atlas yerinden doğruldu. Üzerimden, yanda bıraktığı terliğine uzandı. Terliği eline alıp Arda’ya döndü. “Lan piç! Gece gece ne bağırıyorsun!” dedi öfkeyle ve elindeki terliği Arda’ya fırlattı. Arda battaniyesini başına kadar çekti ve sesini çıkarmadı. Atlas yerine geri uzandı ve tekrar bana döndü.
“Hadi iyi geceleri, ela gözlüm.” dedi.
“Sanada mav-” sözümü bitirmeden elini atıp ağzımı kapattı, sonra uzanıp yanağımdan öptü.
Elini geri çekti. Gözlerimi yumdum, uykunun beni bulması uzun sürmedi.
Bölüm etkileşimi
