6. bölüm · ELA GÖZLÜM
4.BÖLÜM
YALNIZLIK
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açtım. Etraf zifiri karanlıktı. Yattığım yerden doğruldum.
Etrafıma bakındım. Sokak lambaları hâlâ yanıyordu.
Üzerimde hafif bir ağırlık vardı. Zar zor araladığım gözlerimi, üzerime çevirdim.
Atlas'ın kolu üzerimdeydi, sarıyordu beni.
Elimle kolunu tutup kaldırmaya çalıştım. Daha yeni uyandığım için, vücudum uyuşuktu. Atlas'ın kolu çok ağır geldi. Kolunu yanıma indirip, ayağa kalktım.
Dengemi zor koruyordum, her an düşebilirdim.
Ayaktayken etrafa bakındım. Herkes bir tarafa dağılmıştı.
Aslı ile Arda neredeyse üst üsteydi. Birkaç adım attım.
“Nereye?” diye bir ses geldi. Uyuşuk adımlarım yavaşladı. Arkamı döndüm. Atlas uykulu gözlerle bana bakıyordu. “Bilmiyorum.” dedim.
Evet, bilmiyorum. Nereye gittiğim hakkında en ufak fikrim yok, ama gidiyorum işte.
“Ne demek bilmiyorum?” diye sordu Atlas yerinden doğrulup.
Durduğum yerde eğildim ve oturdum.
“Bilmiyorum. Neden kalktım onuda bilmiyorum.” diye mırıldandım.
“Senin belanı sikeyim!” diye bir ses geldi.
Sesin geldiği yere döndüm. Arda kendi kendine küfür ediyordu, ya da rüyasında gördüğü şeye.
“Gelsene,” diye mırıldandı Atlas.
“Nereye geleyim?” diye sordum. Kollarını iki yana açtı.
“Kollarıma.” dedi. Gülümsedim. Ellerimden destek alarak ona yaklaştım, kollarının arasına girdim. Kollarıyla üzerimi sardı. Gözleri kayıp gidiyordu.
Yavaşça yere uzandı. Otomatikmen bende uzandım.
Bir eli üzerimde, diğer eli altımda. Tek bacağı üzerimdeydi. Kollarımla belini sarmaya çalıştım. Ne kadar ellerim birbirine yetişmese de, bir şekilde sarılmıştım.
“Gel lan, oruspu evladı!” diye bir küfür daha geldi, Arda'dan. Başımı kaldırıp Arda'ya bakmaya çalıştım. Atlas kalkmama engel oldu. “Yat sen, boşver onu.” dedi.
4 SAAT SONRA
“Kalkın lan! Fazla zıbardınız!” diyen bir ses kulağımı inletti. Gözlerimi araladım.
Arda tam başımızda duruyordu. Doğrulup yanıma baktım. Atlas, Aslı ve Mert uyuyordu.
Esila da benim gibi ayıkmıştı. “Bak yengelerim hemen uyanıyor. Ama bu öküzler?” dedi Arda ve ayağıyla Mert'e tekme attı. Mert olduğu yerden bağırarak sıçradı. “Ağğ!” Sesi etrafı inletti.
“Arda! Sıçtım ağzına!” diye haykırıp, büyük bir hışımla ayağa kalktı.
Arda’nın kaçmasına vakit kalmadan Mert, yakasına yapıştı. “Lan!” diye bir ses yükseldi yanımdan.
Atlas, bağırarak yattığı yerden kalktı. “Bu ne sabah sabah? Ruh hastaları! Sizin derdiniz ne?” diye bağırdı.
Mert ve Arda, Atlas’a döndü. Mert tekrar, Arda’ya döndü.
Arda’yı sertçe geriye itti, Arda itmenin etkisiyle yere yapıştı. “Acımak yok!” diye bağırdı ve düştüğü yerden kalktı. Kalktığı gibi Mert’i tuttu. Mert ne olduğunu anlamadan, Arda iki eliyle itti. Bu sefer düşen, Mert oldu.
“Yeter!” diye bağırdı Aslı. Arda hızını alamayıp, Mert’e bir tekme indirdi. Mert tekmenin ardından bağırarak ayağa kalktı. Arda’yı tutup, Havuza kadar çekti. Arda elinden kurtulmak için çırpınıyordu.
Mert havuzun dibine getirdiği, Arda’yı havuza doğru itti.
Arda düşerken, Mert’in kolundan tuttu. Mert, Arda’yla birlikte suya düştü. Büyük bir gürültü koptu.
Su da hâlâ çırpınmalar oluyordu.
Esila, koşarak havuzun başına gitti. Peşinden koştum.
Derken bir ses geldi. “Açılın!” diye bağırdı Atlas. Sese döndüğüm gibi Atlas koşarak, havuzun içine atladı.
Havuzda ki bütün su üzerimize geldi. Aslı koşarak yanımıza geldi. “Ne durumdalar, gerizekalılar?” diye sordu.
“İyiler, iyi.” dedi Esila.
“Suç senin.” dedi Mert eliyle, Arda'yı gösterip. “Senin asıl.” dedi Arda. “Tamam. Suç ikinizin de değil, benim.” dedi Atlas. Olaylar bir anda gerçekleşmişti.
Hepsi sırıl sıklamdı. Çimlerin üzerine, ıslak elbiselerle uzanmışlardı. Ben, Esila ve Aslı başlarında bekliyorduk.
Hiçbir şey umurlarında değilmiş gibi keyif yapıyorlardı.
“Şimdi, suçlu Atlas. Değil mi?” diye sordu Mert.
“Sıçın birde!” diyerek sesini yükselti Atlas.
“Yeter ya! Bir susun.” dedi Aslı. Hepsi aynı anda doğruldu. Aslı'ya döndüler. “Niye kızıyorsun? Biz birbirimizi dövdük rahatladık, olay bitti.” dedi Atlas.
Pek düzgün insanlar olmadıklarını, her halikârda belli ediyorlardı. “Dövdük bitti ne ya? Allah aşkına, siz adam olmayacak mısınız?” diye sordu Aslı.
Cevap belliydi. ‘Asla’ olamayacaklar. “O değilde, ne vurdum sana.” dedi Mert, Arda'ya dönüp.
“Yalnız, bende az dövmedim seni.” dedi Arda.
“Ona bakarsanız, benim sizin kafanızı havuzda tokuşturmam da baya iyiydi.” dedi Atlas.
Birbirleriyle nasıl kavga ettiklerini, konuşan üç arkadaşı kim düzeltebilir ki? Kimse.
“Yav yeter. Hadi kalkın kahvaltı yapalım, gidelim.” dedi Aslı ve arkasını dönüp balkona doğru ilerledi.
Atlas'a döndüm. “Kalk artık! Seninle uğraşamam.” dedim.
“Gel, seninle biraz yüzelim. O zaman benim seninle uğraşamam gerekir.” dedi çapkın bir bakış atıp.
“Yenge, abim büyük oynuyor.” dedi Arda?
Göz devirip, balkona doğru ilerledim. Onunla daha fazla uğraşamayacaktım. Balkonun kapısını aralayıp içeriye girdim. Esila koşarak yanıma geldi. “Aslı kesin mutfakta, onun yanına gidelim.” dedi. Başımla onayladım.
Mutfağın yerini dün öğrenmiştik.
Mutfağın kapısından girdik. Aslı tavada bir şeyler karıştırıyordu. Yanında durdum. “Ne yapıyorsun?” diye sordum. “Menemen yapacağım.” dedi.
“Soğansız yapar mısın?” diye sordu Esila.
“Zaten, soğansız yapacağım.” dedi Aslı. Tezgahın üzerinde duran, domateslere baktım daha sonra bıçağa.
Elimi uzatıp domateslerden birini aldım. Bıçağıda elime alıp, tezgahta duran tahtada doğramaya başladım.
Aslı bana bakıyordu. “Yenge, biberler kavrulduğun da, koyar mısın domatesleri? Ben masayı hazırlayayım.” dedi. “Koyarım. Sen git, masayı hazırla.” dedim.
Aslı arkasını dönüp, Esila’nın yanına gitti.
Ben domatesleri doğramaya devam ettim. Hepsi bitince biberlere baktım. Domatesleri atma vakti gelmişti. Doğradığım domatesleri, biberlerin üzerine döktüm ve bir kez karıştırıp üzerine kapak örttüm.
Esila yanıma doğru elinde üç tane yumurtayla geldi.
Yumurtaları tezgaha bıraktı.
“Gökçe, menemen olmaya yakın bu yumurtaları kır.” dedi. “Tamam, kırarım.” dedim.
Esila başını onaylar gibi sallayıp yanımdan ayrıldı.
Bir süre sonra menemen olmuştu, tek eksiği yumurtaydı.
Yumurtaları teker teker içine kırdım ve yavaş yavaş karıştırdım.
Elimde ki kaşığı kenarı bıraktığım an belimde bir el hissettim. Önce belime geldi, daha sonra beni sardı.
“Ela gözlüm, menemen işini sen mi üstlendin?” dedi Atlas. Başımı hafifçe çevirdim. Atlas hemen dibimdeydi, onunla göz göze geldik. “Aslı, biberleri doğramıştı, geri kalanıda ben yaptım.” dedim.
Gülerek yanağımdan öptü. “Zehirlenmeyiz değil mi?” diye sordu alaycı bir tavırla.
Göz devirip önüme döndüm. “Laf edeceksen, yeme.” dedim.
Başını eğip, boynumdan öptü. “Seni yesem? Nasıl olur sence?” diye sordu. “Atlas, çek git başımdan.” dedim. Dinlemedi, daha da yaklaştırdı kendini, bana.
“Gökçe! Menemen olduysa getir.” diye bağırdı Aslı.
Menemenin altını söndürdüm ve tavanın kulpundan tuttum.
Yanıma döndüm, Atlas’ın elleri hâlâ üzerimdeydi. “Bırak.” dedim sakince. Ellerini yavaşça üzerimden çekti.
“Hadi bakalım, küçük Hanım.” dedi kapıyı gösterip.
Kapıya doğru ilerledim ve balkona çıktım. Balkondaki masanın başında bekliyorlardı. Menemeni en ortada ayırdıkları yere koydum ve boş yerlerden birine geçtim.
Atlas gelip yanıma oturdu.
“Ooo kahvaltı mükemmel duruyor.” dedi Arda.
“Bence okul çok boş bir yer.”
“Neden?”
“Çünkü, iki sene üst üste sınıfta kaldık. Kopya çekmeye izin yok.”
“Fark edersen, beraber çektik kopyayı.”
Arda ile Mert kendi aralarında konuşuyorlardı.
Kahvaltımızı yapmış, masanın başında oturuyorduk.
Kimse konuşmuyordu, Arda ile Mert'ten başka.
Aralarında dönen saçma muhabbeti dinliyorduk.
“Delirir insan! Oğlum bu nasıl muhabbet?” dedi Atlas elindeki çay bardağını, masaya indirip.
“Nesi varmış, muhabbetimizin?” diye sordu Arda.
“Sizden başka kim, kedilerin çiftleşme dönemini konuşuyor?” diye sordu Atlas.
Arda ile Mert’in maksimum ettikleri sohbet.
“Döllenme oluyor mu kedilerde?” diye sordu Arda
“Tabii oluyor.” dedi Mert.
Esila derin bir of çekti. Aslı kaşları havada, Mert ve Arda’ya bakıyordu. Atlas ise çay bardağıyla uğraşıyordu.
“Ne saçma bir ortam.” dedim. Hepsi birden bana döndü.
“Yenge, mis gibi ortam. Sende, abimde bahane bulu-
yorsunuz.” dedi Arda. “Yav sıkıcı.” dedim.
“Dünün eğlencesi yok.” dedi Esila.
“Gel atayım seni suya, eğlenirsin.” dedi Mert, Esila’ya dönüp. Esila göz devirip bana döndü. “Bence şurayı toplayıp evlere dağılalım.” dedi. “Bencede.” dedim.
“Siz, bizden sıkıldınız mı?” diye sordu Atlas.
“Hayır, sizden sıkılmadık. Ortam sarmıyor artık.” dedim. Aslı oturduğu yerden kalktı ve masayı toplamaya başladı. “Bencede, artık şurayı toplayıp evlere dağılalım.” dedi. Ayağa kalktım ve ona yardım etmeye başladım.
Esila da kalktı ve toplamaya başladı.
Kısa sürede mutfakta, balkonda tertemiz olmuştu. Artık eve dönebilirdik.
Atlas beni bırakacaktı, Arda ise, Mert ve Esila'yı.
Arabanın kapısına doğru hızlıca ilerliyordum. Atlas tam arkamdaydı.
Kapının önüne vardığım gibi kapıyı açıp içeriye girdim.
Atlas da bindiği gibi kapılar kilitlendi.
Arabayı hızlıca çalıştırdı.
Kısa sürede yola çıkmıştık. “Atlas, sence babam şu an ne durumdadır?” diye sordum. Böyle bir soruyu o da beklemiyordu. Ama benim içimden sormak geldi.
Babamla, annem ayrıldığından beri bir kez olsun babamı göremedim. “Bilmem. Ben en son iki hafta önce gördüm, Hakan amcayı.” dedi.
Gözlerimi kırpıştırdım ve ona döndüm. “Nasıldı? Değişmiş miydi?” diye sordum. Yüzüme yaklaştı. “Hiç. Eskisi gibiydi.” dedi ve tekrar uzaklaştı.
“Peki onu görebilir miyim?” diye sordum.
“Bunu bana neden soruyorsun. Annene sorsana.” dedi.
Elbette anneme de soracaktım ama önce ona sormak istedim.
“Onada soracağım.” dedim ve yerime yaslandım.
“Sor, güzelim sor.” dedi. Gülümsedim ve derin bir nefes verdim.
Bir süre sonra araba durdu. “Geldik, bebeğim.” dedi Atlas.
Arabadan indim. “Görüşürüz, aşkım.” dedim. Gülümsedi.
Kapıyı çarpıp evin kapısını yöneldim. Kapıya yaklaşıp zile bastım. Kapı açılmadı. Tekrar bastım yine açılmadı.
Atlas hâlâ gitmemişti. Tekrardan bastım. Yine açılmadı.
“Anne!” diye seslendim. Cevap gelmedi. “Anne, açsana kapıyı.” dedim. Açılmadı. Biraz bekledim açar dedim, açmadı.
Atlas arabadan inip yanıma geldi. “Ne oldu güzelim?” diye sordu. “Annem, kapıyı açmıyor.” diye mırıldandım.
Elini uzatıp zile bastı, ama boşa kapı yine açılmadı.
Saatlerdir içimde olan o kötü his kuvvetlendi.
“Anne aç şu kapıyı.” Kendi kendime mırıldanıyordum. Atlas tekrar tekrar zile bastı. En sonunda kapı açılmayınca, geriye çekilmemi istedi. “Ne yapacaksın?” diye sordum. “Kapıyı kıracağım.” dedi. “Dur. Annemi arayayım, belki komşuya gitmiştir.” İçimde küçük bir umut vardı.
“Ara bakalım.” dedi Atlas. Telefonumu çıkarttım ve annemi aradım.
Telefon çalmadı bile. ‘Bu numara kullanılmıyor’ dedi.
Gözlerim dolmaya başladı. Annem benden habersiz numarasını değişmişti, bu işte bir iş var.
“Ne oldu?” diye sordu Atlas.
“Numarasını değişmiş.” Kelimeler ağzımdan zor çıkıyordu. “Kapıyı kırmak tek çare.” dedi Atlas.
Geriye çekildi ve hızlıca koşup kapıya omuz attı.
Bir kez daha yaptı ve kapı açıldı.
Koşarak içeriye girdim. “Anne!” diye seslendim.
“Gamze yenge!”
“Anne!”
“Yenge!”
“Anneeeee!”
Hepsi boşaydı, evde kimse yoktu.
“Kızım.” diye bir ses geldi arkamızdan.
Döndüm baktım. Komşumuz elinde bir notla bize doğru geliyordu.
Odanın tam ortasında duruyorduk ve kapı açıktı. Açık kapıyı görüp, gelmiş olmalıydı. Peki ya elindeki not neydi? “Kızım, annen sabah siyah bir arabayla gitti ve sana bu notu vermemi istedi.” dedi komşumuz.
Hemen elinden çekip aldım notu.
Mektup şeklinde paketlenmişti.
İçini açıp okumaya başladım.
Notun her bir satırı içimi yakıyordu. Gözlerim iyice doldu, ağlamama saniyeler kaldı.
“Biricik kızım, Gökçe. Bu sana annenden son not. Bir daha görüşmeyecek olmamız beni çok üzüyor, ama böyle gerekti. Sana yıllarca baktım, büyüttüm. Ama artık gerçeklerin vakti geldi, kızım. Ben tam iki senedir bir başkasıyla evliyim. Artık kendi başına bakabilecek yaşa geldin. Ne benim sana, ne de senin bana bir ihtiyacın kaldı. Kendine iyi bak güzel kızım… ANNEN.”
“Gitti…”
“Nereye?”
“Bıraktı beni…”
“Gökçe,güzelim ne yazıyor notta ne oldu?”
“Ben tekrardan yalnızım.”
Hiç kurtulamadım bu dertten.
Ben yalnızlıkta mahsur kaldım. Beni bulmasının, tek uzun sürmediği şey yalnızlıktı. Ben Gökçe İlay Aksoy.
Yalnızlığa mahkum edilmiş, her kurtulduğunda tekrar en dibe düşmüş o kız.
Artık, bir annem yok. Benim artık babamı görebilir miyim diye soracağım, bir annem de yok.
