ELA GÖZLÜM kitap kapağı

8. bölüm / 9

ELA GÖZLÜM

6.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Hem okur/ Hem yazar🫶🏻 💍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 6.BÖLÜM

PLAN…

Bazen herkesin yeni bir başlangıç yapması gerekebilir. Yeni bir PLAN gibi bir başlangıç…

GÖKÇE İLAY AKSOY

Bazen yalnız kalırsın, kafanı dinlersin. Bir oh çekersin. Ama bende öyle işlemiyor.
Ben çok korkarım yalnızlıktan. Benimde sınavım bu ya.
Yalnızlık…
Üzerimde yoğun bir uyuşukluk, ellerimi kontrol edeme-
yecek kadar yoğun. Hasta yatağında kıvranıyorum. Aklım hâlâ evde.
Bana ne olmuştu? Ben neden bu hale geldim. Neden uzun süre sonra tekrardan öfke nöbeti geçirdim? Hiçbir fikrim yok. Ben sanırdım ki ben sadece Atlas için deliririm. Yanlışmışım, ben beni terk eden ve yalnızlığa boğan herkes için deli olurmuşum.
Ve bu yaptığım BERBAT ötesi.
Ellerimi yatağın kenarlarındaki demirlere atıp kendimi dikleştirdim. Hiçbir şeyim yoktu sadece uyuşuktum.
Dik durdum ve etrafıma baktım. Kimsecikler yok. Tekim. Yalnızım…
Başımı yere eğdim, yaşadıklarım bir bir aklıma geldi. Ve ne yazık ki sadece bir an benim için çok önemliydi. Değerli olduğu kadar.
Ben öfke nöbeti geçirirken, Atlas beni sakinleştirmek amacıyla öpmüştü. Ve gayet başarılı olmuştu.
Başımı tekrar kaldırdım ve o an kapı yavaşça aralandı. Gözlerimi kapıya çevirdim. Büyük, damarlı bir el gördüm, daha sonra kapı tamamen açıldı.
Boylu poslu, beyaz gömlekli, gayet dikkat çeken, yakışıklı bir adam. Atlas Yalın Çağlayan.
Onu görünce gülümsedim. O da gülümsedi ve gelip başımda duran sandalyeye oturdu.
“Benim küçük psikopatım ne yapıyor?” diye sordu. Kıkırdayarak güldüm. Elini uzatıp sarılı elimi tuttu.
Evet, elim sarılıydı. Önüme geleni, cam veya tahta demeden yıkıp geçmiştim. Ve bunun bedelini ise ellerim ödemişti. “Ben psikopat değilim,” dedim.
Üzerime doğru eğildi, “ ben miyim, psikopat?” diye sordu. Yüzüne dikkatlice baktım. Okyanus mavisi gözleri parlıyordu. Yüz hatları belirgin ve keskindi. Saçları dağılmıştı.
Elimi uzatıp yüzüne dokundum. Hafif çıkmaya başlayan sakalların hissedebiliyordum.
“Sen beni böyle incelersen, benim gözler başka yerlere kayar. Ona göre Gökçe Hanım.” dedi. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Artık nefesini hissediyordum.
“Bu kadar yakışıklı olma, bende incelemeyeyim.” diye mırıldandım. Yarım gülümseyip yüzünü iyice yüzüme yanaştırdı. “Ben senin güzelliğinden ötürü gözlerimi senden alamıyorum, incelemek az kalır.” dedi etkileyici bir ses tonuyla. Gülmeme engel olamadım. Küçük bir kahkaha attım. Ters gülerek bana bakıyordu.
“Öpeyim mi?” diye sordu hiç beklemediğim anda. Kaşlarım çatıldı. “Ne?” diye sordum hayretle.
“Öpeyim mi seni? Dudak ama başka kabul etmiyorum,” dedi daha da yakınlaşıp. Göz kırptım ve hızlıca dudağı-
na bir öpücük kondurup kendimi geri çektim. Bu onu tatmin etmemişti ama benden bu kadardı.
“Bu kadar mı? Ee, ben ateşi hissetmedim.” diye mırıl-
dandı, sıkıldığını belli edip.
Yatağa tekrar yaslandım. “Benden bu kadar Atlas Bey.” dedim. Somurtup yerine yaslandı.
Somurtmasını istemiyordum. Gülmesini istiyordum. Kaşlarımı tekrardan çattım. “Biraz güler yüzlü ol, karşın-
da bir psikopat var. Saygıda kusur etme.” dedim. Gülmeye tenezzül bile etmedi. Gözlerimi devirdim ve hastanenin dışarıyı gösteren penceresine döndüm.
Ben döndüğüm gibi kapı çalındı. “Gel!” diye seslendi Atlas. Kapı hızlıca açıldı ve içeriye telefonla konuşan Arda girdi. Son bir kelime söyleyip telefonu Atlas’a uzattı.
“Abi, aradım ayarladım her şeyi. Aras abim seni istiyor şimdi de.” dedi Arda. Atlas telefonu alıp kulağına dayadı ve hiçbir şey demeden çıktı. Neydi bu şimdi? Arda neyi ayarlamıştı? Neden Atlas’ı istedi? Kafamda onlarca soru var, cevapsız.

ATLAS YALIN ÇAĞLAYAN

Hızlı adımlarla koridorda yürüyor, hastanenin bahçesine doğru ilerliyordum. Aras abimle konuşacaktım. Bu ne kadar benim için önemli bir işse, onun içinde öyleydi.
“Abi seni iki dakika bekleteceğim.” diye mırıldandım.
“Tamam abiciğim,” dedi Aras abim karşılık olarak.
Adımlarımı iyice hızlandırdım. Bahçeye varmıştım ve bankalardan birine doğru ilerliyordum.
Vardığım banka oturdum.
“He, tamam abi şimdi konuşabiliriz.” dedim. Abimin sesini işittim, boğazını temizliyordu. “Kardeşim, yarın uçağım var Antep’e. İki günü almaz diye planlıyorum. Yalıdaki hizmetlileri de uyardım. ‘Tek bir toz bile görmek istemiyorum,’ dedim.” dedi. Gülümsedim, ne kadar o görmese bile. “İyi etmişsin abim, sen Antep’e vardın mı bana yaz. Ben plan’ı uygulayacağım.” diye mırıldandım.
“Tamam abiciğim, şimdi kapatıyorum yengen çağırıyor.” dedi abim ve hızlıca telefonu kapattı. Telefonun yüzüme kapatılmasından hiç hoşlanmam ama umursamadım.
Elimdeki, Arda’nın telefonuydu. Ve açıktı. Bir an şeytan dürttü. ‘Aç bak içine, kardeşin ne işler karıştırıyor?’ Ama sonra yok oldu o his. Benim kardeşim benden gizli bir iş çevirmezdi. Hele ki o Arda Kutay ise. Telefonu kapatıp cebime attım. Benim şu anlık işim bitmişti, ama her şey daha yeni başlıyordu. Olanlar ve olacaklar…

GÖKÇE İLAY AKSOY

“Atlas neden gitti? Bizden gizli ne konuşuyor olabilir?” diye sordum Arda’ya. Esila, Mert ve Aslı da yanımızday-
dı. “Yav yenge, ne koca meraklısı çıktın sen! Valla bez-
dim!” diye isyan etti Arda. “Ne kocası be!” dedim.
“Hem ben neden hâlâ buradayım? Gayet iyiyim ben.”
Sıkılmanın ötesindeydim, bunalmıştım. Hastane kokusu, bunaltıcı hava… Bıkkınlık.
“Hadi, kalkın gidiyoruz.” diyerek içeriye girdi Atlas. Ayaklarımı yatağın üzerinden atıp Atlas'a döndüm. “Nereye gittin sen?” diye sordum. Kaşları havalandı.
“Nasıl?” diye sordu. “Nereye gittin? N’için gittin?” Soruları art arda sorunca garip garip baktı bana. “Telefonla konuşuyordum.” diye yanıtladı. Ellerimden destek alıp ayağa kalktım. “O telefonu bizim yanımızda konuşamıyor musun?” diye sordum. Gülerek yanıma geldi ve koluma girdi. “He konuşamıyorum, utanıyorum.” dedi.
“Oo, yenge sen şimdiden hesap sormaya başlamışsın.” dedi Arda oturduğu yerden kalkıp.
Göz devirip, Atlas'ın kolundan çıktım. “Ben yürüyebiliyor-
um.” dedim. “Yürü bakalım.” dedi rahat bir tavırla. Hızlı adımlarla kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açıp çıktım.
Peşimden geliyorlardı. “Bu niye böyle yapıyor?” Arkamdan konuşuyorlardı. “Sinirini bizden çıkarmaya karar verdi. Tabii evde kıracak bir şey kalmadı.”

Hastaneden çıkmıştık, arabaya doğru ilerliyorduk.
“Yavaş kızım yavaş.” diyerek yanıma geldi Atlas. Yüzüne bakmadım, trip modum açıktı.
Erkekti, tribimi çekecekti buna mecbur. Hızlı adımlarla yürüyüp, arabanın arka kapısını açıp içeri girdim. Oturduğum gibi kapıyı sertçe çarptım. Atlas oturduğum yerin kapısına gelip kapımı açtı. Arabanın içine eğilip, beni kendine çekip kucağına aldı. “Ne yapıyorsun!” dedim sesimi yükselterek. “Kaçıracağım seni,” dedi. “Öne oturmak varken, arkayı seçen tek genç kızsın. Hem ben seni arkaya oturtmam.” Ayağıyla kapıyı sertçe kapattı. Göz devirip beni ön koltuğuna indirmesini bekledim.

“Abi, bu ne aşk acısı mı çekiyorsun? Bu şarkı ne? Aşk acısı çekiyorsan, yanında işte manitan siktir git özür dile!” Arda arkada sıkıla sıkıla konuşurken, Atlas onu duymamazlıktan geliyordu.
Arda'nın sıkıldığı şarkı şöyleydi, “Sevmesen de beni, özledim sesini.”
“Git desemde yine gitmesen,” ve bu şekil devam ediyor-
du.
“Lan yavşak! Ben mi dedim bu çıksın? Radyoyu açtım denk geldi.” dedi Atlas dikiz aynasından Arda’ya bakarken. Arda eline telefonunu alıp gülümsedi.
“Çıtır, aç bakalım Bluetooth’u.” Göz kırptı, Atlas'a. Atlas, Arda'ya dönüp cilveli bir bakış attı ve Bluetooth’u açtı.
“Ben bu kadar cilve yapamıyorum,” dedi Esila. Gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum.
Arda, Atlas, Mert ve Aslı aynı anda kahkaha patlattılar.
Daha fazla onlara bakmadım, önüme döndüm dışarıyı izledim.
Tam o an kulaklarımızı inleten bir ses.

“Hadi o zaman, bensiz dünya,”
“Cehennemmiş demişsin,”
“Madem öyle yan o zaman.”
“Atma içine söyle. Yapma bana gönderme!”

Şarkı yetmiyormuş gibi Arda da eşlik ediyordu.
“Senin sesini sikeyim!” Bir bağırtı. “Canım abim, çok güzel söylüyorum değil mi?” Ciddi ciddi sesi bok gibiydi.
“Abi şimdi burada sana, roman havası söylemeyeyim.” dedi Arda gülerek. “Allah korusun,” diye mırıldandı Aslı.
“O kadar kötü değil ya sesi, abartmayın.” diye mırıldan-
dım kendi kendime. Duymayacaklarını düşünmüyordum, ama duydular. “Yengem be, haklı kadın ya.” Arda biraz daha bağırdı. Sesini bok gibi buluyordum ama Atlas'a inat söylesin diye öyle demiştim.
“Ya ne zaman varacağız, göt kadar alan ya. Arda da bağırıyor. Kulaklarımız bozuldu,” dedi Esila sızlanarak.
“Yolu uzatıcam, sen daha çok sıkış diye. Canım yen-
gem.” dedi Atlas gülümseyip. Mert oturduğu yerden uzanıp Atlas'ın kafasına vurdu. “Yengeni dinle lan, it!” dedi sesini yükseltip. Hepsi sırayla seslerini yükseltiyor-
du. Kafam kaldırmıyordu artık. “YETER!!!” diye bağır-
dım. “Bir susun ya, siktiniz beynimi!” Sesim arabada yankılandı. Aynı anda bana döndüler.
“Siktik beynini?” dedi Atlas sorar gibi. “Evet, öyle yaptı-
nız.” Atlas elini radyoya götürüp kapattı. İçerisi aniden sessizleşti. “Nasıl yavrum, iyi mi?” diye sordu. “Sizin sesiniz gidiyor, beynim konuşuyor.” dedim sıkılarak. Gerçekten öyleydi. Kafamın içinde savaş yapıyordum âdeta. “O da mı bizim suçumuz?” dedi Arda. Kaşlarımı çatıp ona döndüm. “Sizin suçunuz mu dedim?” diye sordum. Öyle bir bakış atmıştım ki, Arda yerinden irkilmişti. “Yok yenge, estağfurullah,” diye mırıldandı Arda. Gözlerimi kısıp, önüme döndüm. “Az hızlı sür be.” dedim. Atlas ayağını gaza koydu. “Git gide abime benzi-
yor, korkuyorum.” Arda'nın Mert'e bir şeyler fısıldadığını fark ettim, hatta duydum. Mert gülüp bana baktı. “Yenge duydun, değil mi?” dedi. Hafif kıkırdayıp, Mert’e baktım. “Duydum duydum,” dedim. “Bana benzemesi avantaj. En azından nerede patlaması gerektiğini bilir.” dedi Atlas dönüp gözlerime bakıp. “Şu an patlamalı mıyım? Çünkü hâlâ bitmedi şu yolculuk.” dedim kısık gözlerle.
“Kaza yaparak son bulsun istersen. Şu an hız sınırını geçtik, en az on bin lira kitledin bana.” dedi Atlas. Arkama iyice yaslandım, yerime yerleşip Atlas'a döndüm. “Bana uyar. Yaşama gibi bir isteğim yok. Siz bilirsiniz.” dedim. “Abi çarp şuraya, en azından beraber gideriz.” Arda eliyle yanda duran ağacı gösterdi.
“Ya ben ölmezsem ve bilerek çarptığım için, hapis yatarsam?” Mantıklı ama çarpsa ölüm tehlikesi en yüksek olan o. “Olsun ölmesen, ben seni öldürürüm. Tek sıkılırım orada.” Atlas gülmeye başladı. Mert arkadan elini uzattı. “Tek başına oynaşamıyor tabii, yanında onuda götürsün gece gündüz.” dedi. Mert’in uzattığı eline uzanıp çimdikledim. “Ah,” diyerek elini çekti.
“Protez birde ya,” dedi elime bakıp. Gülerek tırnaklarıma baktım. Sarılı elimde sadece parmaklarım açıktı.
Birden nedensizce gözlerim yaşardı.
Hayatı sorguladım. Her şey bir anda gerçekleşti. Ben farkına varamadan. Kadermiş ya, olacakmış.

“Hiç gelemeyeceğiz sandım,” dedi Arda arabadan inip. Tekrardan yazlığa gelmiştik. Ben o eve biraz zor dönerdim, ama illa bir yolunu bulup dönerdim.
Esila ve Mert’i evlerine bırakmıştık. Aileleri biraz sinirlenmişti. Benim sinirlenecek bir ailem yoktu.
Atlas yanıma gelip elini belime doladı. “Bir süre buradayız bebeğim. En kısa sürede evini temizleyece-
ğiz, öyle gidersin.” dedi. Başımı öne doğru salladım.
Hızlıca içeriye geçip, yemek hazırlamaya başlamıştık. Uzun süre aç kalmıştık haliyle hepimiz kurt gibi açtık.
Aslı bir yandan pilava bakıyordu bir yandan sofrayı kuruyordu. Bende salatayı yapıyordum. Dolap ağzına kadar doluydu. Ne arasam çıkıyordu. “Al ben kazandım!” Büyük bir kapak sesi. Ses Arda'dan gelmişti.
“Lan sekiz el oynadık, kazandığın tek el.” Uno oynuyor-
lardı. Tabii ki Atlas yine fark atıyordu.
Salatayı bitirir bitirmez, tabaklayıp, masanın ortasına koydum. “Açlıktan öldüm ya, bugün baya yorulduk.” dedi Arda yemeğini yerken. “O değilde, evde ne yaşandı? Meraktan soruyorum.” dedi Aslı. “Harbi abi, doktor olay yerinde ilk müdahale edilmiş dedi, nasıl oldu?” diye sordu Arda. Atlas elindeki kaşığı yere düşürdü ve birdenbire kesintisiz öksürmeye başladı. Sorduğu soruya bak!
“Abi, iyi misin?” Arda ayağa kalkıp, Atlas'a bir bardak su uzattı. Atlas suyu elinden kaptığı gibi kafaya dikti.
“Soracağın soruyu sikeyim!” Atlas bir küfür savurup bardağı sertçe masaya bıraktı. Arda bana döndü. Dikkatle gözlerime baktı. Otomatikmen kızarmaya başladım. Kocaman sırıttı. “Öpmüş! Valla öpmüş!” Sandalyesini geriye itip devirdi. Eliyle bir beni bir Atlas'ı işaret ediyordu. Aslı'nın gözleri kocaman oldu.
“Öptü, öptü, öptü!” Arda kendi kendine gülüp oynarken ben domatese dönmüştüm. “Lan! Otur yerine eşek eşek hareketler yapma!” Atlas eliyle Arda'nın sandalyesini işaret ediyordu. “Kabullen önce,” dedi Arda gülerek.
“Arda otur!” Dinlemedi. “Kabullen!” Arda da bağırmaya başladı.
“Bu ne ses be?” Hepimiz soruyla aynı yere kitlendik. Mert’le Esila karşımızda duruyor bize garip garip bakıyorlardı. “Abi itiraf et, herkes duysun.”
“Arda otur yerine!” Oturduğum yerden büyük bir hışımla kalktım. Elimle Arda’nın yerini işaret ediyordum.
“Yenge bırak ya, eğleniyorum.” İnat ediyordu birde.
“Öptüm lan öptüm!” Atlas’ın sesi öyle çok şıkıştıki âdeta bütün mahalleye yayıldı. “Öptüm! Bir daha olsa yine yaparım!” Oturduğum yerde, ateş gibi yanıyordum.
“Kim kimi öptü?” Mert'ten gelen soruyla iyice kafayı yedi Atlas. “Otur kardeşim. Bir soru daha duyarsam kafala-
rınızı birbirine vurarak parçalarım!” Mert irkildi.
“Siz abime bakmayın, geçin oturun.” dedi Aslı eliyle masayı işaret edip. Mert ve Esila seslerini çıkarmadan, masadaki boş sandalyelere oturdular. Arda bana döndü, yüzüm kıpkırmızı, ellerim utançtan tir tir titriyor.
“Yengem domates olmuş, yakında salça yaparız.” dedi gülerek beni işaret edip. Sıkıntılı bir nefes verdim.
“Ardacığım tek bir laf daha duyarsam, bu masadan sağ çıkamazsın.” dedim sinirle. Arda tüm dişleri görünecek şekilde sırıttı ve yerine oturdu. “Esila, Mert ben size bir tabak getireyim bir şeyler yeyin.” dedi Aslı ayağa kalkıp.
“Valla ben yeyip geldim, tokum.” dedi Esila.
“Bende aynı durum.” dedi Mert. “Bir şey olmaz biraz da burada yeyin.” Aslı balkonun kapısına doğru ilerledi.
“Getirme Aslı, getirme. Tokuz ya yemeyiz.” Esila eliyle Aslı'yı durdurdu. “Ya bir parça yeseydiniz?” Aslı intala yerine geçmedi. “Abiciğim aç değiliz. Sen geç otur yemeğini ye,” dedi Mert. Aslı daha fazla ısrar etmedi. Yerine oturdu ve yemeğine döndü. Yemekten sonra sofrayı toplayıp bulaşıkları yıkadık. Bahçe takımına oturup çay içiyorduk. Arda elinde telefon Yağmur'la konuşuyordu.
“Ya hadi gel, olmazsa abinde gelsin.” Yağmur'u buraya gelmesi için ikna etmeye çalışıyordu.
Başımı Atlas'ın omzuna yaslandım, Arda'yı dinliyordum.
“Tamam, geliyorsun kesin. Oh rahatladım ya.” Arda biraz daha konuşup telefonu kapattı.
“Yağmur geliyor, ama tek değil.” dedi.
“Kiminle?” diye sordum. “Abileriyle geliyor. Üç abisi var normalde ama ikisiyle gelecek. Yazlıkları bizim yazlığa biraz uzakta,” dedi. “Gelsin bakalım, görelim yeni eltimizi.” dedim gülerek. “Ben görümce oluyorum, değil mi?” diye sordu Aslı. “Evet abim, sen görümce oluyor-
sun.” Atlas onaylayarak başını salladı. “Benim kötü bir görümce olmam mı gerek?”
“Hayatta kalma oranın çok düşük.” dedi Mert gülerek.
“Yenge kalkın bir daha çay demleyin. Geliyorlar.” dedi Arda. “Siktir git, sen demle.” dedim elimle kapıyı işaret edip. Arda göz devirip ayağa kalktı ve içeriye gitti. “Bu kadar çabuk kabul edeceğini düşünmemiştim.” Arkasında bakarak güldüm. “Sevmiş kızı belli.” Esila gülümseyerek yanıtladı. “İlk defa yaşıyor çocuk.” Mert, Esila’ya döndü. “Senin ilk değil mi?” diye sordu Esila.
“İlk ve tek.” Güzel bir yanıttı. Acaba Atlas da romantiklik yapabilir mi? “Senin Atlas?” dedim ona dönüp.
“Benim ne?”
“Seninde ilk ve tek miyim?”
“İlkimsin ve sonum olacaksın, Allah nasip ederse.” Kocaman gülümsedim. Romantik en azından.
“Benim hiçbiri olmayacak galiba. Önceden üç abim vardı, şimdi dört.” Aslı üzülerek bize döndü.
“Aynen öyle canım kardeşim.” Atlas kocaman gülümseyip Aslı'ya baktı. “Allah cezanızı versin!” Aslı kollarını göğsünde birleştirip arkasına yaslandı.
Kısa bir süre geçti aradan. Arda önünde çaydanlık ve demlikle bekliyordu. Başımı yola doğru çevirdim geliyorlar mı diye baktım. Evet geliyorlardı. Yağmur ve yanında iki kişi. İkiside uzun ve esmer. “Arda geldiler git, kapıyı aç.” dedim. Arda baktığım yöne baktı ve koşar adımlarla bahçenin giriş kapısını açmaya gitti. İki dakika sonra Yağmur, yanındakiler ve Arda göründü. Oturduğumuz yerden kalktık selam vermek için. Biri dikkatimi çekti. Aslı’ya bakıyordu. Aslı'ya döndüm, o da ona bakıyordu. Geri önüme döndüm.
“Gelin, şöyle oturun.” dedi Arda boş sandalyeleri işaret edip. Bir diğerinin gözleri üzerimdeydi. Yemyeşildi gözleri. Gözlerimi kaçırıp yerime oturdum. Başımı tekrardan Atlas’ın omzuna yasladım. “Hoş geldiniz.” dedi Aslı gülümseyip. “Hoş bulduk.” dedi Yağmur otururken.
Arda hemen çayları doldurdu. “Dağıt bakalım gelin Hanım çayları. Ama bak kahve daha uygun olurdu.” dedim Arda’ya bakıp sırıtarak. “Yenge, yapma ya.” Arda bana döndü kızarak. “Tanışalım Yağmur Hanım.” dedi Esila elini uzatıp. “Esila Yıldız ben.” Daha sonra Aslı elini uzattı. “Aslı Çağlayan bende.” dedi gülümseyip. Son olarak ben elimi uzattım. “Gökçe İlay Aksoy, memnun oldum.” dedim. Yağmur teker teker elimizi sıkıp, ‘memnun oldum’ dedi. “Yenge Hanım, bizde tanışalım sizinle. Mert Solak ben.” Mert elini uzattı. “Atlas Yalın Çağlayan, bende.” Atlas da elini uzattı. Yağmur ellerini sıkıp tekrardan ‘memnun oldum’ dedi.
Arda çayları dağıtıp yerine geçti. “Abilerisiniz sanırım.” dedi eliyle Yağmur’un yanındakileri işaret edip.
“Evet, Yaman Bozan ben.”
“Yavuz Bozan, bende.”
Arda elini uzatıp ikisininde elini sıktı. “Dövmezsiniz değil mi beni?” diye sordu.
“Dövseniz çok iyi olur. Ben vuramıyorum kaçıyor. Bari siz vurun.” dedi Atlas. “Değişir duruma göre.” dedi ismi Yaman olan. “Enişte diyeyim mi size?” Arda’nın sorusuyla aynı anda gülmeye başladık. “De de,” dedi Yavuz gülerek. Arda gülümsedi. “Tamamdır, eniştem.”
Gülmekten yarılmak üzereydik.
“Ee, Yağmurcuğum nasılsın?” Arda hızla Yağmur'a dönüp sorusunu sordu. “İyiyim, sen?” Yağmur mütevazi bir gülüşle cevap verdi. “İyi bende canım, az daha dayak yiyordum ama kurtuldum çok şükür.” Arda sırıtıp Atlas’a döndü. Atlas sıkıntılı bir nefes verdi. “Sen onun dediklerine bakma, canı hâlâ dayak istiyor da.” Atlas kaşlarını çatıp Arda'ya baktı. “Birazdan biri havuza düşecek.” dedi Mert. Aslı oturduğu yerden kalktı ve arkasını dönüp içeriye doğru ilerledi. “Abiciğim nereye?” diye sordu Atlas arkasından. “Geleceğim abi, ufak bir işim var.” dedi. “Ben bir bakayım şuna.” dedi Esila ayağa kalkıp. Peşlerinden baktım. Gitmeli miyim? Gitmedim.
Yağmur’a döndüm. “Elti adayı olmaya hazır mısın?” diye sordum. “Kaç eltim olacağına bağlı.”
Atlas’a döndüm. “Aras evli miydi?” diye sordum.
“Evli evli, hatta kızı olacak.” dedi. “Ay ne güzel.”
Yağmur’a döndüm tekrardan. “Üç elti, bir görümce.” dedim. Yağmur dudaklarını ısırdı. “Yandık desene.” Gülümsedim. “Abartma yenge. Altı üstü adam yiyorlar o kadar.” Atlas bana bakıp sırıttı. Tek kaşım havada yüzünü süzdüm. “Ne yapmışız?” diye sordum. Atlas ellerime baktı. Sarılıydı. “Ellerin anlatıyor güzelim.” dedi.
“O benim kişisel sorunlarım.” dedim ellerimi göğsümde birleştirip. “Kişiselliğine karıştım desene.” dedi sırıtarak.
Mert sırıtarak ben ve Atlas’a bakıyordu.
“Abi tam olarak nasıl bir andı? Anlatsana.” dedi. Atlas çay bardağını uzandı. “Atayım mı? He?” dedi kaşları çatık. Mert, Arda'nın yanına doğru kaydı. “Ben daha çok gencim, şuna at.” dedi eliyle Arda'yı işaret edip.
“ÖRÜMCEKKK!” Esila balkondan koşarak yanımıza geldi. Mert oturduğu yerden büyük bir hışımla ayağa kalktı. Esila koşarak kendini Mert'in üzerine attı. Aslı da arkasından koşarak yanımıza geldi. “Abi kocaman bir örümcek var içeride!” dedi Atlas'a bakıp.
“Esila sakin,” dedi Mert, Esila'nın kollarından tutarak.
“Ya benim örümcek fobim var, öldürün onu!” dedi. Elleri ayakları titriyordu. Gülerek içeriye doğru ilerledim. Esila korkarak bana bakıyordu. Kapıdan girdim. Yerde çokta küçük olmayan bir örümcek gördüm. Masanın üzerinde duran peçetelikten peçete alıp, örümceği yakaladım. Peçeteyi fazla sıkmadan katladım. Dışarıya çıktığımda bakışlar üzerimdeydi. Örümceği peçeteyi açıp serbest bıraktım. “Bu kadar.” dedim ve yerime gelip oturdum. Atlas gülümseyerek bana bakıyordu. “Helal valla yenge. Bazıları inletiyor evi.” dedi Arda, Esila’ya dönüp.
“Benim fobim var!” Esila, Arda'ya bağırıyordu. Doğru söylüyordu. Fobisi vardı ve bence haklıydı.
“Benimde sana fobim var, görünce korkuyorum.” Arda, Esila'ya dil çıkarıp güldü. Mert sakince Esila’nın ellerini bıraktı. “Arda, Allah belanı versin!” diye bağırdı. Arda önce Yağmur’a döndü sonra Mert’e. “Hakkınızı helal edin.” dedi ve koşmaya başladı. Bu çocuk illa birini peşine takacak. Esila, bağırarak Arda'yı kovalıyordu.
“Kavga ediyorlar,” dedi Yağmur panikle.
“Arda için rutin. İlla birinden dayak yiyecek.” dedi Mert sakince yerine oturup.
“Merak etme yenge, yorulunca durarlar.” dedi Atlas gülerek. Yaman ve Yavuz garip garip bize bakıyorlardı.

Aradan bir süre geçti. Esila küsmüştü, Mert’e. Nedeni ise Arda’ya vuramamıştı. Garip bir nedendi ama onun seçimiydi. Arda oturduğu yerde nefes nefeseydi. Yağmur, Arda'nın başında bekliyordu. “İyi misin?” diye sordu. Arda hafif sırıttı ve çapkın bir bakış attı. “Hiç olamayacak kadar iyiyim.” dedi.
Yağmur'un, Arda'ya bakışlarını dikkatle inceledim. Bu kadar belli olmaz ya. Seviyor işte. Bulmuşlar birbirlerini.
“Biz artık kalkalım, bence.” dedi Yavuz ayağa kalkıp. Atlas ayağa kalkıp, Yavuz'un üzerine doğru yürüdü. Elini omzuna atıp kulağına yaklaştı, “sabahtan beri kardeşimi dikizliyorsun. Gözlerine hakim ol.” dedi ve bir adım geriye attı. Aslı'nın yüzü kızardı. Atlas Bu sefer Yaman’a döndü. “Sende ayağını denk al. Gözlerine mukayyet ol. Sevgilimden de uzak dur.” Yaman kaşlarını çattı. “Gözlerim gayet yerinden, sevgiline de bakmadım.” dedi. Yağmur ayağa kalkıp, Yaman’ın kolundan tuttu.
“Abi bence hemen gidelim, siz başıma bela açmadan.” dedi. Atlas arkasına döndü ve yanıma doğru geldi. Eğilip tek koluyla beni omzuna attı. “Hadi, iyi akşamlar.” dedi ve balkon kapısına doğru yürümeye başladı.
“Abi bekle!” Aslı koşarak peşimizden geldi.
“Hadi, iyi akşamlar herkese. Bizde gidelim artık.” Giderken duyduğum tek ses Mert'in sesiydi. O da gideceklerini söylüyordu.

“Evet, şimdi Gökçe sen benim odamda kal. Ben baba-
mın odasında kalırım.”
“Tamam, bana uyar”
Saat 23.00'a geliyordu. Atlas ve Arda uymuştu. Benle Aslı salonda oturuyorduk. Ben onun odasında kalacaktım o da babasının odasında. Kanepeden kalktım. “Aslı odanı gösterebilir misin? Benim çok uykum var da.” dedim esneyerek. Aslı ayağa kalktı ve beraber odasına gittik. Ben onu beklerken o gidip bana bir pijama takımı getirdi. Hızlıca giyindim ve yatağa yattım.
Uykusuzluktan gözlerim şişmişti. Gözüm kapandığı gibi uykuya dalmıştım bile.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18