ELA GÖZLÜM kitap kapağı

7. bölüm / 9

ELA GÖZLÜM

5.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Hem okur/ Hem yazar🫶🏻 💍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 5.BÖLÜM

ÖFKE NÖBETİ

“İnsan, öz evladına bunu yapar mı!” Elime aldığım vazoyu yere fırlattım. Değer miydi? Değmezdi.
“Anlatsan, anlardım. Ama sen ne yaptın?” Masayı iterek devirdim. “Gökçe, dur!” Atlas ellerini koluma attı, beni tutmak için. İzin vermedim.
“Allah, senin belanı versin!” Elime geçen her şeyi, bir o yana bir bu yana fırlatıyordum. Atlas beni tutmaya çalışıyordu. “Öleydim ya! Öleydim de tekrar görmeyeyim bu günleri!”
Atlas kollarını belimden sardı, engel olmaya çalıştım, izin vermedi. Sıkı sıkı tuttu,kurtulamadım.
“Gökçe!” diye bağırarak odaya daldı, kuzenim Uzay.
Atlas’la göz göze geldiler.
“Aaaaaa!” diye bağırdım. Sesim etrafı inletti. Atlas, beni iyice sıktı. Kollarının arasında eriyip gitmek istedim. Olmadı. Yok olmak istedim. Olmadı.
“Ela gözlüm, lütfen dur!” Atlas’ın sesi kulaklarıma battı.
“Gökçe'ye ne oldu? Neden bu halde? Cevap ver lan?” Uzay, Atlas’ın üzerine doğru yürüyordu, bağırarak.
“Anneeeee!” diye bağırdım.
Komşular içeriye doluşmaya başlamıştı.
“Çıkın!” diye bağırdı Atlas. “Çık!” Sesi odaya yayıldı, ama kimse onu dinlemedi.
“Sen çık! Kimsin? Ne işin var kuzenimle?” dedi Uzay bağırarak.
Artık nefes alamıyorum, boğazım düğümleniyordu. Kalbimin atış hızını hissedebiliyordum. Çok hızlıydı, hiç olmayacak kadar hızlı.
“Ambulansı arayın!” diye bağırdı Atlas. İçeride çok fazla kişi vardı. Etraf cam kırıklarıyla doluydu, ellerimse kesiklerle.
Uzay arkasını döndü ve bağırdı, “Ambulansı arayın!”
Komşulardan bazıları çıktı, ama içerisi hâlâ çok kalabalıktı.
“Atlas, nefes alamıyorum.” dedim tek solukta, nefese almak için çabalıyordum.
“Çıkın!” diye bağırdı. Uzay, komşulara çıkmaları için bağırıyordu. “Dayan Gökçe’m, dayan.” dedi Atlas. Dayanma gibi bir şansım olsaydı dayanırdım, ama yoktu. Dizlerimin bağı çözüldü, Atlas sayesinde ayakta duruyordum. Ellerimi kaldırdım, kan içindeydiler. Atlas’ın kollarına tutundum. “Dayanamıyorum!” diye bağırdım.
Öfkeden mi? Acıdan mı? Yoksa içimi tekrardan kaplayan yalnızlık hissinden mi? Bilmiyorum.
“Aaaaaa!” diye bağırdım tekrardan. İstemsizce bağırıyordum. Atlas beni bıraksaydı, evde tek sağlam eşya kalmayacaktı ama bırakmadı. Kendimi iyice sıktım. Ayakta durmaya çalışıyordum.
İçerisi tamamen boşaldı, dışarıdan sesler geliyordu. Uzay koşarak yanımıza geldi. Gözlerim kayıp gidiyordu. “Gökçe!” diye bağırdı Atlas. Yavaş yavaş kollarının arasından kayıp gidiyordum. Dizlerinin üzerine çöktü.
Dengem iyice bozulmuştu, sadece kayıp gitmekle kalmadım, dizlerinin arasında iki büklüm oldum. Belimden çektiği elleri, kollarımın altına gitti beni yavaşça dikleştirdi. Başım geriye doğru gitti.
Dik durmak zor geliyordu.
“Gökçe’m, dayan yavrum, dayan.” Atlas’ın sesi çok kötü geliyordu. Söyleyin bana ben n’için ağlayayım? N’için?
Artık annemin gidişi değil, Atlas'ın sesi yakıyordu beni.
“Dayan.” diye fısıldadığını işittim.
Bir eli belimdeydi, diğeri yüzümdeydi.
“Sen kimsin?” diye sordu Uzay sesini yükseltip.
“Kes sesini!” diye bağırdım.
“Atlas…” diye mırıldandım. “Efendim güzelim?” dedi. Sesi bir kez daha içimi yaktı. “Deliriyorum, ben.” dedim.
Tekrardan içimde büyük bir öfke oluştu. Kalp atışlarım hızlandı. Elimle, Atlas'ın elini tuttum.
“Bıktım!” diye haykırdım. “Yalnızlıktan, bıktım. Terk edilmekten, bıktım.” Sesim tekrar evi inletti.
Ağlıyordum ama hissedemiyorum. Yüreğim yanıyor ama ateşi hissetmiyorum.
Büyük bir hışımla kendimi öne doğru attım.
Bağırabileceğim kadar bağırdım. Derken dudaklarıma bir şey temas etti. Gözlerim kapandı. Yüreğimdeki ateş söndü. Nefes alıyordum. Dudaklarıma temas eden, Atlas'ın dudaklarıydı. Beni öpüyordu. Dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Tekrardan nefesim kesildi, ama kendimi çok sakin ve huzurlu hissediyordum. Bağırışlar susmuştu.
Ellerimi boynuna sardım, elleri kalçama doğru indi ve beni sıkıca tuttu. Dudaklarıyla, dudaklarım bütünleşti âdeta.
Gözlerimi yavaşça araladım, gözleri kapalıydı.
Dudaklarından, dudaklarımı ayırdım. “Teşekkür ederim.” diye mırıldandım. Gözlerinden bir damla yaş aktı yüzüme düştü. Ellerini yavaşça kalçamdan çekti ve geriye çekildi. Ellerim istemsizce boynundan ayrıldı.
Yanıma döndüm, Uzay öfke dolu bakışlarla bize bakıyordu. Öyle bir bakıyordu ki nefret kusuyordu âdeta. “Lan! Sen ne haltsın!” diye bağırarak Atlas’ın üzerine doğru, yürüdü. Atlas diz çöktüğü yerden kalktı. “Tanışalım mı? Ben Atlas Yalın Çağlayan.” dedi elini, Uzay'a uzatıp. Uzay'ın gözlerin fal taşı gibi açıldı.
Atlas'dan ona çok bahsetmiştim. Benim onunla görüşmeme her seferinde, kötü gözle bakmıştı. “Lan sen hani gitmiştin! Yoktun, ayrılmıştınız?” dedi bağırarak.
Atlas konuşacakken koşarak içeriye komşulardan biri girdi, o girdikten sonra ambulansın sesi girdi. “Gökçe, sen iyi misin?” dedi şaşkın bakışlarla. “He iyi Hanım-
efendi. Atlas Bey yaptı ona ilk müdahaleyi.” dedi Uzay gıcık bir tavırlar, daha sonra arkasını dönüp dışarıya çıktı. Oturduğum yerden kalkmak için ellerimi yere koydum, destek alarak kalkmaya çalıştım. Ellerim kan içindeydi. Ellerimi Atlas’ın, boynuna atmıştım. Atlas'a döndüm, ensesinde kanlar vardı.
“Aaa,” diye tiz bir ses çıktı ağzımdan. Atlas bana döndü. Ayağa kalkmaya çalıştığımı fark etti, yanıma gelip ellerini diz kapağımın altına koydu, diğer elinide belime, sıkıca kavradı ve beni kucağına aldı.
İçeriye, iki tane sağlık çalışanı ve bir sedye girdi. Atlas sedyeye yaklaştı ve beni sedyenin üzerine indirdi. “Acil bir sakinleştiriceye ihtiyacı var, birde elleri kan içinde. Kesikleri var. Onlara da pansuman yaparsanız iyi olur.” dedi. Sağlıkçılardan biri başını onaylayarak salladı ve sedyenin bir ucundan tuttu.
Diğeride diğer ucundan tuttu, odanın kapısına doğru götürmeye başladılar. Atlas peşimizden geliyordu.
Dışarıya çıktığımızda, evin önü çok kalabalıktı.
Gözlerim Uzay’ı aradı. Nereye gitmişti?
Sedyeyi ambulansın içine koyup, kapıyı kapattılar.
Yanımda kadın bir sağlıkçı vardı. Ambulans hareket etmeye başladı. “Şey, ben iyiyim. Neden gidiyoruz?” diye sordum. “Büyük bir öfke nöbeti geçirdiniz, kontroller yapmamız gerek.” dedi. Başımı onaylayarak salladım.

YAZARIN ANLATIMIYLA

Saatler birbirini kovalıyor, ama bazıları için zaman geçmiyor. Atlas Yalın Çağlayan. Ellerini birleştirmiş tek başına bir hastane koridorunda bekliyor. Henüz ortalıkta tek bir kişi yok.
Ela gözlüsü, tek başına bir hastane odasında uyutulu-
yor.
Canı acıyor içten içe, ama bir şey diyemiyor. Çünkü burada onu anlayacak tek bir kişi yok. Ne yıllarca onu dinleyecek bir ikiz, ne de susmadan konuşabileceği bir duvar. O ve sessizlik…. Tabii ki bu sessizlik bozulacak.
Ve bu sessizliği bozacak tek bir kişi var. Arda Kutay Çağlayan.
“Abiiiii!” diye bağırarak koridordan koşarak girdi Arda. Atlas oturduğu yerden kalktı, koşup Arda’ya sarıldı. Bir omuz buldu. Ağlayacak bir omuz. İkizinin omuzu. Belki onu bu dünyada en iyi anlayacak o kişinin.
Gözlerinden akan yaşlar, Arda’nın beyaz Gözlerinden süzülüp gitti. “Çok korktum. Ona bir şey olacak diye çok korktum.” diye fısıldadı Arda’nın kulağına.
“Olmadı ama, o çok iyi sadece uyuyor.”
“Elleri… Elleri kesildi, canı acıdı.” dedi. Sesi tir tir titriyordu. “Kıyamam ben, ona” dedi. Arda, ikizinin belini sıvazladı. “Ağlama abi, beni de ağlatacaksın…” dedi.
“Abi…” diye bir ses duyuldu arkadan. Aslı koşarak abilerine geliyordu. “Abi!” diye bağırdı. Arda yavaşça, Atlas’dan ayrıldı. Aslı kollarını iki yana açıp abisine kocaman sarıldı. “Abi, iyi misin? Gökçe iyi mi?”
Herkesin haberi vardı durumundan ama Aslı’nın yoktu. En son Aslı’ya söylemişlerdi, o da koşarak gelmişti.
Mert ve Esila ortalıkta yoktu. Onlar, Gökçe ve Atlas için temiz elbise almaya gitmişlerdi. Atlas’ın ensesi kan içindeydi, bu kan süzülüp üstüne gelmişti.
“Atlas!” diye bir ses duyuldu koridorun başında. Mert koşarak gelip Atlas’a sarıldı. “Abi, sen iyisin değil mi?” diye sordu. Atlas onayladı. Esila elindeki poşetlerden birini, Atlas’a uzattı. “Al şunları, git üstünü değiş.” dedi. Atlas poşeti alıp arkasını döndü, yavaşça uzaklaştı.
“Kızım!”
“Beyefendi sakin olun!”
“Kızım nerede?”
“Beyefendi göstereceğim size odasını.”
Hakan Aksoy. Koşarak geliyordu.
Kızının yanına; hastane de yatan, öfke nöbeti geçiren kızının yanına. “Hakan amca,” diye mırıldandı Arda.
Hakan koşarak yanlarına geldi. “Kızım nerede?” diye sordu.
“Çok mu seviyorsun kızını?”
“Atlas, oğlum nerede kızım?”
“Bizi ayırırken, hiç düşündün mü kızını?”
Hakan şoke oldu. Atlas haklı konuşuyordu, ama Hakan şu an bu küçük Beyin ondan hesap sormasına odaklanmıştı. “Düşün, Hakan Aksoy, düşün.” diye mırıldandı. “Düşün kızını, neler çektiğini.”
Etraf sessizleşti, ta ki hemşire elinde raporlarla gelene kadar. “Efendim, Gökçe Hanımın raporları.” dedi raporları Atlas’a uzatıp. Atlas raporları alıp inceledi.
Bir şey yazıyordu. “Efendim, hastanın bu ilk vakası değil. Daha önce üç kez öfke nöbeti geçirmiş.” dedi hemşire. Atlas'ın parmakları titremeye başladı. Ne demek üç kez?
“Nasıl yani?” diye sordu Arda.
“Hasta, daha önce üç kez aynı vaka üzerine bu hastaneye getirilmiş. Kayıtları var.” dedi hemşire.
Atlas elindeki dosyayı, hemşireye uzattı.
“Senin, haberin var mı bundan, Hakan Aksoy?” dedi Atlas, Hakan'ın üzerine bir adım atıp.
“Söyle! Senin haberin var mı bundan?” diye bağırdı. Sesi hastanenin boş koridorunda yankılandı.
Atlas bu sefer bir adım daha attı ve Hakan'ın ensesine yapıştı. “Sen nasıl bir babasın? Vicdansız! Bir kez olsun bizi görüştürmedin, neden? Kızın olaylardan etkilenme-
sin diye. Peki sonuç ne? Kızın daha beter oldu. Tebrikler Hakan Aksoy, kızının hayatını mahvettin.”
Hakan, Atlas'ın kollarından tuttu ve onu kendinden uzaklaştırdı. “Geride dur, terbiyeni bozma.” dedi eliyle geriyi işaret edip. Atlas yarım gülümseyip bir adım geriye attı. “Sen, baba olmayı hak etmiyorsun.” dedi.
“Sen, evlat olmayı becerebildin mi?” diye sordu.
Atlas'ın yüz hatları belirginleşti, vücudu kasılmaya başladı. “Bana, hesap soracak yüzün var mı senin?” diye sordu.
Hakan somurtarak arkasını döndü, “Sen bekle, Atlas Yalın Çağlayan. Büyüğüne saygısızlık etmek neymiş gör bakalım. Bir acıyı daha kaldırabilecek misin gör baka-
lım.” dedi Hakan. Yavaşça arkasını döndü ve uzaklaştı.
Kızını görmeden gitti…

13 Mart 2017
İZMİR

“Yeter ama, Gökçe senin bu isyanından bıktım!” diye bağırdı Gamze elindeki pasta içini karıştırıp.
“Anne ya, ben pasta istemiyorum. Ben sadece Atlas'la bir kez olsun görüşmek konuşmak istiyorum.” dedi Gökçe oturduğu sandalyeden kalkıp. 15 yaşında genç bir kızdı. Herkesi anlayabilecek bir yaştaydı ama kimse onu anlamıyordu. “Atlas, matlas yok sana. Geç otur yerine!” dedi Gamze eliyle sandalyeyi işaret edip.
Gökçe göz devirip arkasını döndü, yavaş yavaş odasına doğru ilerledi. Annesi arkasından seslendi, ama o duymamış gibi yaptı.
Odasına girip kapısını üzerine kapattı. Anahtarını alıp, kapıyı üst üste üç kez kilitledi.
Yatağına doğru ilerleyip kendini yatağa attı. Gözünden bir damla yaş süzülüp yatağına damladı.
“Neden ya?”
“Neden bizim görüşmemize izin vermiyorlar?” dedi ağlayarak. O mavişini çok özlemişti. Senelerdir her ısrar ettiğinde aynı cevabı alıyor ve odasına gelip hüngür hüngür ağlıyordu. Kimsenin umurunda değildi.
Hiç kimse onu takmıyordu, ama o her şeyi çok kafasına takıyordu. Eli yavaşça gözlerine gitti. Ela gözlerini öfeledi.
Gözleri onu için çok değerliydi, çünkü Atlas ona ela gözlüm derdi. Ama o yıllardır ela gözlüm kelimesini duymuyordu. Sadece Atlas'a değil, onun ağzından çıkan o kelimelere de muhtaçtı. kendini iyice topladı, elleriyle gözlerini kapattı. Kimse yoktu odada ama ağlamaktan utanıyordu. Sanki sesi gidecekte, annesi yanına gelip neden ağladığını soracaktı. O öyle hissediyordu.
“Atlas, eğer beni özlediysen bir işaret gönder. Küçük de olsa bir işaret. Lütfen…” diye mırıldandı.
Ellerini gözlerinden çekti ve yatakta oturur pozisyona geldi. Etrafına bakındı bir işaret bekliyordu.
Hiçbir işaret yok. Ümitsizlik içini kapladı. Tekrardan gözleri doldu, ta ki masasının üzerinde duran, Atlas'dan ona hediye olan küpelerden biri yere düşene kadar. Ağlamayı durdurdu. Oturduğu yerden kalkıp küpelerin başına gitti. Biri yerdeydi.
Bu bir işaret miydi ona? Tekrar ümit doldu içi.
Bir gün ona kavuşacaktı, bunu hissediyordu. Yerde duran küpeye uzanıp eline aldı. Önce onu dikkatle inceledi, daha sonra kulağına taktı. Diğer tekini de kulağına takıp, büyük bir neşeyle odasının kapısına doğru ilerledi. Kilidi açıp odadan çıktı ve annesinin yanına gitti. Artık neşesi tekrar yerine gelmişti.
Atlas onu özlüyordu, o bunu hissediyordu.
Mavişi, ela gözlüsünü özlüyordu…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18