2.Kaderin Mührü

Vaveyla Yazarı: Zelzele Hanım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 2.Kaderin Mührü

Ona göre yalan, benim için nefestin. Benim gerçeğim, abimin yıkımı olacaktı."

🌒🌒

Şeytanın mahkemesinde yargılanmayı bekleyen, karanlık bir zindana hapsolmuş melek yanım artık kötülüğü benimseye başlamışken "sen en büyük cezanı aldın." Diye fısıldıyordu iblisler. Tanrının iyilikle yarattığı bedenim zıtlığına kucak açıyor " sen nurla yaratılmışken niçin karanlığa aşık oldun" hesabını soruyordu bana. Bilmiyorlardı ki onlar. Ben ölerek kurtulmak için zıtlığıma sığınıp bırakıyordum kopmuş kanatlarımı. Yok oluşumun en güzel haliydi ızdırabı..

Zaten her şey zıtlığa muhtaç değil miydi? İçinde yaşadığımız evren bile önce yaşatmak için kendini yakmadı mı, Şeytanın ateşi harlaması için toprağın can bulması gerekmemiş miydi? Bu yüzden insanoğlu kötülüğe muhtaçı, bir şeyden korkup kaçmak onu bir bütünden ayırmak demek değildi, ışığın bile kendisini göstermesi için önce karanlığın yansımasına ihtiyacı vardı.

Yazdığım bu makalenin son satırlarını tamamladığım da oturduğum yerden kalkıp mutfağa geçtim. Yeni demlediğim çayımı bardağıma dökerken hâlâ Kutay'dan gelecek haberi bekliyordum. Dün abimin nerede olduğuna dair öğrendiğimiz haber elimiz de patlamıştı çünkü kendisi sabit durmuyor sürekli geçici yerlerde konaklıyordu. Kendim de şuan için neler yapacağımı bilmiyordum, şimdilik planımı sadece abimi bulmaktı. Devamını düşünmek baş ağrısından başka bir şey getirmiyordu.
Sıcak demli çayımı yudumlarken kızıla dönen gökyüzünde ki bulutların aldığı şekilleri izlerken Yusuf amcanın vefat eden eşi Gülsüm ablanın küçükken bize anlattığı bulutun hikayesini hatırladım. Benim öyle eski yöresel hikayeleri dinlemeyi sevdiğim için her gece baş ucuma çöker usanmadan anlatırdı, kısa süreli de olsa huzur bulduğum tek anlardı.

Kapımın çalmasıyla gözlerimi camdan çekerek çayı tezgaha bıraktım. Muhtemelen gelen kişi Kutaydı, ondan başka tanıdığım kişi yoktu burada. Kontol etmeden açtığım kapıda Kutay'ın asık suratının aldığı şekille ne o dercesine omzum silktim.

"Kızım ne olursan olsun kontrol etmeden açmasana şu kapıyı. İstanbul'da da böyleydin. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı biliyorsun düzelt şu huyunu " her ne kadar dediklerine hak versem de burnumdan kıl aldırmamaya meyilli yanım ağır bastı.

"Çok konuşmada gir hadi" köşe de hâlâ içeri girmesini bekliyordum. Diliyle bana tın tın çekerek içeri girdi.

"Nasıl beğendin mi evi? Küçük az eşyalı daireleri sevdiğin için ilk burayı ayarladım. Her hangi bir sorunu var mı?"

" Yok beğendim tam benlik sadece L koltuk takımı almaya karar verdim. Biliyorsun böyle takım şeklinde koltukları sevmiyorum. " Bir kaç eksiğim vardı ama onlar da hal edilmeyecek şeyler değildi, sadece yatak için bir kaç çarsaf ve özel ihtiyaçlardı. Onun dışında geri kalan eskileri Kutay ben gelmeden hal etmişti.

Kutay mutfağa girip kendime kahve hazırlamaya başladığında , çay sevmeyen huyuna homurdandım. Üniversitede sürekli çay kahve konusunda kavga ederdik, tamam bende kahve severdim ama bir Türk gencinin çay sevmemesini anlayamıyordum.

"Abimden yeni bir haber alabildin mi?" Sorumla kahveyi hazırlamaya devam ederken bana bakmamıştı.

"Araştırıyorum, adam eski polis kendini gizlemekte profesyoneldir. Üstelik çoktan benim onu araştırdığımın farkına varmıştır." Haklıydı, dün bu konuyu küçükte olsa çıtlatmıştık aramızda.
"Hem İzel bilmiyorum ya abinin dediği gibi başka şeyler varsa ?" Sesindeki imadan ne olduğunu anlamıştım.

" Düşünmedim mi sanıyorsun Kutay. Başta acaba özel göreve mi katıldı da istifa etmiş gibi davranıyor dedim ama kendisi sırf Kara harp okulu Ankara'da diye asker olmaktan vazgeçmiş biri." Dayandığım tezaghtan uzaklaşıp saçlarımı karıştırarak oturma odasına yürüdüm. Zaten Amerikan mutfak olduğu için bir kaç saniyede tekli koltuklardan birine oturmuştum
" Benim bile yüksek puanıma rağmen Ankara'da okumamam için diretmiş bu şehrin varlığını kendi zihinin deki haritadan silmiş biri bir anda buraya gelmesi hiç mantıklı değil."

Kutay dediklerimle karşımda oturduğu koltuktan dizlerine kadar eğilip başını ellerinin arasına aldı. Bazen bu adam neden sürekli bana yardım ediyor, her zorlu anımda dinlediğim durak oluyor diyordum. İlk zamanlar benden hoşlandığını düşünmüştüm ama ilerleyen süreçlerde aksi olduğunu, bana karşı daha çok onun için kardeş, koruması gereken biri gibi hissettiğinden bahsetmişti.

"Haklı olabilirsin ama bu sayfalarda ki eksikliği abini bulduğunda çözemezsin. O da eksikleri tamamla diye en çok seninle savaşabilir, buna hazırlıklı mısın?"

" Olmasam buraya gelmek için uğraşmazdım." Benim son konuşmamla aramızda derin bir sessizlik oluştu. İkimiz de ne diyeceğimizi bilmiyorduk. Bir yanım Kutay'ı nasıl abimle olan kaderimden uzak tutarım diye hesaplamalar yapıyordu ama kendisi çoktan bile isteye içine girdiğini belli ediyordu

"Yarın ilk iş günüm" sessizliği bozmamla gülerek bana baktı, bazen onun gülüşü bulaşıcı olabiliyordu o da bu anlardan biriydi.

"Ankara insanı senin gibi iş dışında samimi olmayı, konuşmayı sevmez o yüzden alışırsın hemen. Sadece siyasi etkenler yoracaktır seni, özellikle öğrenciler çok propaganda düzenliyor, polisler onları durdurmak için müdahale ettiğin de gazetecilerin de arada kaynadığı oluyor." Bildiğim, duyduğum şeylerdi bunlar.

"Hatırladığım kadarıyla belediye başkanından Halk memnun değilmiş, sürekli grev yaptıklarını okudum çalışacağım ajansı araştırırken."

"Evet Halk ve bazı milletvekilleri aralarında imza toplayıp meclise taşısı da oy birliğiyle iptal edildi. Ama duyduğum kadarıyla ülkedeki ünlü iş adamlarından biri başkanlığa talipmiş, gücü ağır basarsa bakarsın mecliste tekrardan gündeme gelebilir. Senin çalışacağın ajans bu olayla baya ilgileniyor."
İlgim anında artarken Kutay'ın yanına gidip bir türlü içmediği kahvesini elinden aldım. Soğursa içilmezdi yani..

"Neden ajans bu kadar ilgileniyor ki bu adamla." Dudaklarını büküp içtiğim kahveyi dil çıkarıp elimden aldığında

" Tam bilmiyorum ama sonuçta adam Zengin parası konuşuyordur. Artık sen detaylarına hakim olursun gittiğinde."

Ne diyeceğimi bilmediğim için ona bakmaya devam ettim. Bu sırada çalan telefonu aramızda ki sessizliği kırmıştı.

Efendim dede" Kutay'ın dedesi emekli bir askerdi. Bir kere tanışma fırsatımız olmuştu, sert tavrının aksine babacan bir tarafı vardı.

"Emin misin bundan?" Gergin gelen sesiyle istememsiz yüzüne baktığımda kaslarını çatmış dudaklarını emiyordu. Genelde stresli ya da gergin olduğun da yaptığı yaptığı bir harekettti. "Tamam dede sağol baktığın için ben İzel'e iletirim zaten yanındayım."

Telefonu kapattığında konunun abimle alakalı olduğunu anlayabilmiştim.
"Dedem eli biraz uzun biliyorsun ondan yardım alıyorum. Başta istifasına dair araştırma yapmış ama nedense bir sorun bulamamış. Nerede olduğu konusuna gelirsek haftanın belirli günlerinde Bahçeli'de bir barda gözüktüğü oluyormuş." Öğrendiklerim stresimi arttırırken aklıma sadece hiç bir sorun çıkmamış cümlesin de kalmıştı.

" Nasıl hiç bir sorun çıkmamış " dedim gergin bir tonda.

"Yani istifa edecek her hangi bir sorunu yokmuş eminiyette. Amirleri bile şaşırmış bu duruma. Üstüne iki arkadaşı da onunla birlikte istifa edince bir çok kişinin aklını bulanmış durumdaymış." Kısa bir anda olsa bir hafta önce Sevde Nur ablanın istifa etmiş arkadaşlarıyla dediğini anımsadım. O an üstüne çok duramamıştım ama önemsenmeyecek bir bilgi değildi.
"İzel acaba hani tek başına istifa etse anlarım ama iki arkadaşının da olaya dahil olması başka bir mesele olduğunu göster mi?"

Sol elimle yanağımdan başlayıp saçlarıma kadar sertçe okşarken "bilmiyorum Kutay, hiç bir şey anlamıyorum. Yani şu son bir kaç günde öğrendiklerimle kafam çorba oldu.. odaklanmamaya çalışıyorum eğer çok düşünürsem patlayacağımı biliyorum. O yüzden abimi bulana kadar normalmiş gibi davranmak zorundayım."

" Biliyorum İzel farkındayım. Başkası yerimde olsa seni korumak için bu teklifi yapmazdı ama dilersen bu akşam o bara gidelim belki abinden iz buluruz. " Bende ilk duyduğumda aklıma gelen bir şeydi. Kutay'ın sesli dile getirmesiyle harekete geçirilmesine yardımı olmuştu sadece.

"Nasıl bir mekan bilgin var mı hiç? " Sormamın nedeni tekinsiz bir yer olup olmadığını anlamak istememdi, bu sayede abimin gittiği yol hakkında tahminlerim olacaktı.

"Endişe etme Bahçeli genelde elit inslarin yaşadığı bir semt. Mekanları da öyledir. Ki içine girmesem de bar hakkında bir şeyler duymuşluğum var. Bildiğimiz barlar gibi alkol alan,delice dans edip bir yerele kusan gençler yokmuş. Elit kesimin takıldığı yerler diyebiliriz. Jazz müziğin hakim olduğu Amerikan Kulübü işte. " İçime komikte olsa bir rahatlama gelmişti.

"Ne zaman çıkarız peki? " Bana kalsa anında çıkar, mekanın önünde abimi görene kadar kamp kurabilirdim.

Kutay sorum ile saatine bakmış " akşam sekiz dokuz gibi geçeriz. Ama yarın işin olduğu için çok geç saatlere kadar kalamayız biliyorsun. " Tam itiraz edecek gibi olduğum da " biliyorum sabırsızsın ama bir şeyi çok hızlı öğrenmeye kalkarsan o kadar çok enkaz altında kalırsın. Anlıyorsun değil mi?" Başımı sallamakla yetindim . " O zaman ben eve gidip hazırlanayım sonra seni almaya gelirim. Sende biraz şık giyin gideceğimiz mekan klas bir yer. "Kaşlarım çatıp ruhsuz bir bakış attığım da " niye kıyafet zorunluluğumu mu var? Eşofman ya da Spor giyinip gittiğimde mekana taş mı yağacak?" İş dışında süslenmeyi sevmezdim hatta çoğu kıyafetim ofis tarzındaydı. Kutay'ın zoruyla dışarı çıktığım zamanlar da hep eşofman nadir de olsa tayt giyiyordum. Bacaklarım ince ama ayak bileklerim kalın olduğundan tayt bana çok yakışmıyordu

"İzel bana kalsa sürekli giydiğin mavili beyazlı eşofmanı giy derdimde. Oradaki inslardan abin hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorsan kâlâ alınman gerek bunun içinde giyimin önemli." Oflayıp ayağa kalktığımda el mecbur dediğini yapmalıydım.

"Tamam daha üç saatimiz var hazırlanırım ben bir şekilde." Ardından biraz daha sohbet etmiş sonra da Kutay'ı uğurlayıp aç karnımı doyurmak için sebzeli bulgur pilavı yapıp yemiştim. Akşam yemeklerine önem verirdim, mutlaka sulu bir yemek ya da pilav olurdu listem de. Öyle benim gibi tek yaşayıp tost, makarna gibi basit öğünlerle atlatmayı sevmezdim günümü.
Kalan pilavı dolaba kaldırıp bulaşığı da yıkadıktan sonra akşam dolabıma yerleştirdiğim eşyalarıma bakınmaya başladım.
Kumaş pantolonlar, blazer ceketler, gömleklerden oluşuyordu dolabım. Bir kaç tane kot pantolonum olsa da onları giydiğim de üniversite öğrencisinden farkım olmuyordu. Ki ben tarz olarak bol, kumaş, klâsik giyimi tercih eden biriydim. Eteklerim de vardı ama ya çok yazlık ya da kışlıktı. Aslında Ankara soğuktu kışlık etek giyse miydim ama etek üstüne ne giyecektim, gömlek olmazdı. Kazaklarım çok kalındı badi giysem absürt mü olurdu alt kışlık üst baharlık düşününce göz devirdim. İlk defa hiç kıyafetim yok diyen kızlar gibi yerde oturup tepinebilirdim. Sonunda böyle olmayacak deyip süt kahve tonunda diz üstü bir etek, üstüne omuzları açık bol koyu kahve bir kazak çıkardım. Eteği giymeden önce kalın kahverengi kilotlu çorabımı da giydikten sonra kendime baktım, bence olmuştu. Son dokunuş olarak deri acı kahve bir kemeri takıp kazağın ortasından eteğimin içine soktuğumda her ne kadar farklı kahve renklerini üzerimde taşısam da göz yormuyordu. Saçlarımı doğal dalgalı tonların da bırakarak makyaj masama oturdum. Çok abartı istemediğimden sadece kapatıcı ve pudra sürmüştüm, yanaklarıma allık yerine açık renk bornzur geçerken, rimerimle de dokunuşlarm bittiğinde dudaklarımın boş kalması gözüme batmış açık bir ton parlatıcıyıda üzerinden geçmiştim. Kutay beni aradığın da uzun kahve çizmelerimi giyip eteğimle aynı tonda çantamı koluma takarak binadan çıktım. İlk katta oturduğum için asansörü kullanmaya gerek duymadım.

Dışarı da çok kalmayacağımı bildiğimden ceket almadığım için apartmandan çıkınca bir an üşüdüm. Ankara'nın soğu sertti. Hemen ilerde lacivert fordu görmemle topuklu çizmelerimi umursamadan arabaya koşup hızla bindim. Emniyet kemerimi takarken Kutay'ın bakışlarını üzerim de hissediyordum. "Eşofmanlı gelinime yaptın söyle hemen"

Göz devirip ona döndüğüm de " bir daha dalga geçersen yeminle gider mavili beyazlı eşofman takımı giyerim " pes dercesine ağzını çekip ellerini yukarı kaldırdığında huysuzca ona bakmaya devam ettim. Elleri direksiyona indiğinde de bu sefer bende onu süzdüm.
Siyah bol bir keten pantolon, beyaz boğazlı kazak ve üzerine bej renginde bir ceket giymişti. Yalan yok baya şıktı bugün. "Elit kızları etkileyecem diye kendine çeki düzen vermişsin ilk defa sweatshirt giymemişsin" bana yandan çapkın bir bakış atıp " kurban olsun o kızlar bana şu yakışıklılığıma bak" parmaklarını saçlarının arasından geçirdikten sonra aynadan kendine göz kırptı. Kutay yaklaşıklı bir çocuktu. Babası doğulu annesi de lazdı. Teni esmer olmasına rağmen gözleri mas maviydi. Uzun yıllardır yüzme ile de ilgilendiğinden sportif bir vücudu vardı. Bazı zamanlar bizi sevgili sandıkları için kızlar onunla flört etmeye çekindiğinden onun işine geliyordu çünkü gönlünde unutamadığı sevgilisi Gamze vardı. Her ne kadar konusunu açmasa da dalıp giden gözlerden onu düşündüğünü gördüğüm zamanlar oluyordu.

Yarım saatlik yolculuğun ardından araba barın kendine ait park alanında durdu. İndiğimiz de dikkatimi çeken dışarısının siyah camlarla kaplı olmasıydı. Sadece Speakeasy Spirits tabelası Beyazlar içindeydi. Kutay ile girişteki iki tane korumaya kimliklerimizi gösterip içeri girdik. İç mekan dekorasyonu dışarının siyahlığına tezat cam masalardan ve karvan gibi satış tezgahından oluştuyordu. Sandalyeler eski usulde yuvarlak oturakları vardı. Normal barların dışında beyaz ve siyah ışıklandırmayla aydınlatılıyordu içersi. Kutayla önce barmenin olduğu tezgahın önüne geçip sipariş verdik. Ben çok alkol tüketen biri olmadığım için alkolsüz bir kokteyl söylerken, Kutay ise isteğini votkadan yana kullanmıştı. Siparişlerimiz geldiğinde ortaki yan masalardan birine geçtik.

"Beklediğimden güzel bir yermiş. Arada gelinir." Bende onu onaylayarak karşılık vermiştim ama gözüm hep etraftaydı. Geldiğimizden beri abimi görürüm umuduyla her yeri kolaçan ediyordum, tıpkı mekanı soyar gibi gözüm her noktaydı.

Bryan Adams'ın Straight From the Heart şarkısının çalmasıyla gerginliğim biraz olsun eridi. Sevdiğim eski bir parçaydı, böyle bir mekanda çalınmış olması şaşırtmıştı beni. O sırada bakışlarım mekanın giriş kapısında durduğun da içeri giren adamla bakışlarım orada asılı kalırken 'Bir başka zaman seni sokakalarda görüyorum ve tüm sözcükler çizgi dışında kalıyor' şarkının sözleri araya girdi. Tanımıştım bu adamı, erkekler tuvaletinde karşılaştığım zengin façalı herifin ta kendisiydi. O günkü utancım birebir yanaklarımı kaplarken başımı yere eğdim, Allah'tan uzakta olduğum için beni göremezdim.

"Ne oldu kız deve kuşu gibi başını yere gömdün, yoksa abin mi burada?" Hızla başımı doğrultup kafamı salladım.
"Yok hayır uzun zamandır böyle yerlere ayak basmadığım için başıma ağrı girer gibi oldu." Adamın burada olduğunu söylersem kesinkes yine anırmaya başlar herkesin bakışını üstümüze toplardı.

" Yanakların niye kızardı bakayım senin" avuç içleriyle yüzümü tutup çocukmuşum gibi sallarken " Çek ellerini makyajımı bozacaksın" deyip ellerini ittim.

" Ne yaptın kızım boya küpüne mi düştün Çinli karılara dönmüşsün" ters bir bakış atıp yanımıza gelen garsonla ciddileştik

" Başka bir şey arzu eder miydiniz?" Bize tatlı bir çifte bakar gibi süzerken muhtemelen az önce ki davranışlarımızdan sevgili sanmıştı bizi.

" İki bira alalım " Kutay bana döndüğünde onay bekler gibi bakarken kısaca" olur " dedim. Bu esnada nedensiz bir şekilde izlendiğimizi hissedip bir ürperti geçti sırtımdan. Garson kız masadan ayrılırken "kısmetimi kapıyorsun " diye homurdandı

"Alnına bacımdır deyip ok işareti çizdir o zaman" deyip Kutay'ın dibinde kalan votkasını diktim kafaya. Sevdiğim insanların içtikleri içecekleri içmek gibi huyum vardı Kutay ise bunu bildiğinden ses etmezdi. Kutay paketinden sigara yakacakken " lavaboya gidip geliyorum" deyip ayaklandım. Asıl amacım etrafı yakından izleyip abimi kontrol etmekti.
Masadan ayaklandığımda çantamı almaya gerek duymadan yürümeye başladım. Garsonlardan birinden tuvaletin yerini öğrenip sağa sola bakmayı ihmal etmiyordum. Tezgahın solunda yukarı çıkan merdivenlere yönelerek üst katlara bakma bahanesiyle lavaboya çıkmaya başladım. Ayağım daki çizmenin topukları, kulaklarımda bomba gibi yankılanırken sesi sadece ben duyabiliyordum.

Üst kata ulaştığımda yapmacık şekilde oyunculuğumu konuşturarak odalara bakmaya başladım. Son sınıfta staj yaptığım, ünlülerin dedikodusu ile ilgilinen gazeteci Fahri Onat sayesinde, az çok tecrübeliydim. Bir keresinde ünlü bir oyuncunun ilişkisini yakalmam için tüm gece kulübünü turlatmıştı bana. Üç kapı kaldığında , son açtığım odada çıplak bir kadının adamın kucağında seks yaparken yakalamamla "pardon" deyip hızlıca çıktım. Duvarın dibine girip ellerimle yüzüme kapattım, gördüklerimi unutmalıydım. Porno izlerken öğretmenine yakalanmış öğrenci arsızlığı vardı şuan üzerimde.
Ellerimle yüzümü tokatlayarak adımlarıma devam ettim. Üzerimi sirkeleyip , kulpa uzanacakken açılan kapılya üç dört adım geriledim. Yukarı adamlara bakamadığım için ayakkabılardan anladığım kadarıyla iki erkek kundura ve bir tane de uzun topuk kadın ayakkabısı vardı. "Ne yani grup mu" aklımdaki arsız görüntüyü silmek için dudaklarım büzüşürken başımı kaldırdığımda gördüğüm manzarayla derince yutkundum sesli olmuş olacak ki adam kısa süreli olarak boynuma baktı.

Bu o adamdı. Bakışları üzerimde sorgular gibi dolaşırken ağzının içindeki sarı renkli lolipopu çıkardığında anlamsızca şekere baktım. Garip bir hissiyat yayıldı kalbime. Adam elinde ki şekere baktığımı anlayınca "sennn" dedi son harfi uzatırken. Bu sırada arkasındaki adam ve kadın anlamaya çalışırcasına bizi izliyordu.

"Şey lavaboyu arıyordum, burası değilmiş ben kaçar." Arkamı dönüp kaçacakken "bir dakika" boriton sesle durdum. "Boğaç, Sibel gidin siz"
Boğaç denen adam itiraz edecek gibi olduğunda adamın ikinci uyarısıyla bir şey demeden yola devam ettiler. Ben ise hâlâ arkam dönük olduğu için önümden geçen kadın ve erkeğin bana bakmasıyla yönümü döndüm. Adamın tekrardan ayak seslerini duyduğum da neden gerildiğimi anlamdıramazken duvar tarafına dönmemle burnum hafiften onun giydiği gömleğe çarptı. Gerilerek yarım adım uzaklaşırken burnuma gelen kokusuyla midem bulandı. Hayır kötü bir koku değildi sadece sandal ağacı ve anlamıdıramadığım farklı bir kokusu vardı, çok güzeldi kendisi gibi. Başımı kaldırmamla tavandan yayılan ışık tam ikimizin yüzlerine yansıyordu.

Benim tedirgin bakışlarımın aksine o şüphe ve öfke dolu izliyordu yüzümü. Limonlu lolipopu sağ yanağına son kez alıp emip çöpe attı. Böyle dev gibi bir adamın basit bir şekerle ne işi olurdu diye düşünmeden edemedim.
"Kimsin sen!" İki kelimelik cümlesi dakikalarca sürmüş gibi boğazım da takılı kaldı. " Cevap verecek misin yoksa ben mi öttüreyim seni!" Yüzüme doğru eğilirken başımı istemsiz sola doğru eğip gözlerine baktım, bu onu kısa süreli sarssa da ışığın vurduğu yeşil gözleri griye döndü. " Kimsem kimim bu sizi ne alâkadar eder!" Oldukça düz tonda çıkan sesimle alayla sırıttı.

"Lavaboyu aradığına inanmı beklemiyorsum değil mi? Üstelik" son taraftaki kapılara bakıp bana döndü "ilerde girişte lavabonun yerini gösteren tabele dururken." İçimden bir hassiktir Çekip ne yalan atacağımı düşündüm.

"Diyelim başka bir iş peşindeyim sizi hiç mi hiç ilgilendirmez. " Daha fazla onunla muhattap olmak istemediğimden tam dönüp gidecekken elini duvara uzatıp geçmemi engelledi.
"Bir kaç gün önce karşıma çıkıyorsun üstelik önemli bir telefon ederken hemde yanlışlıkla erkekler tuvaletinde" yüzüme doğru eğilmesiyle aramız da hâlâ mesafe kalsa da nefesinin sıcaklığını sus çizgimde hissettim. " Şimdi ise benim mekanım da şüpheli hareketlerle odaları geziyorsun." Onun muydu bu mekan, gözlerimi kısıp mimiklerini kontrol ettim. Acaba abimi tanıyor olabilir miydim? Yüzümde ki tedirginliği silerkek ciddi bir ifadeyle yüzüne baktım

" Eğer senin peşinde olsaydım bunu acemi bir şekilde yapmazdım ki sende buna eminsin ki hala karşındayım aksi halde beni bir depoya indiriyor olurdun" kimdi bu adam eğer abim bu mekana düzenli gelip gidiyorsa bir şekilde tanışıyor olabilirlerdi. Söylediklerim yüzünde mimik oynatmazken benden uzaklaşıp histerik şekilde dudakları kıvrıldı. Eliyle burnunu sıkıp baştan aşağı tekrardan beni süzerken boynumda kulağımın hemen altında ki güneş ve ayın Birleşiminden oluşan minimal dövmeyi gördüğünde duraksadı , hemen dibime girip çenemi tutmasıyla kalbim gümbürdemeye başladı. Korkudan ya da tiksintiden değildi bu his garipti sırf yaklaşıklı diye dokunuşundan etkilenemezdim. Parmakları soğuktu ve içimdeki yangını biraz olsun dondurmuştum. Kendime kısa sürede gelirken elini çekmeye çalışsam da çenemden tutup gözlerimizi sabitledi. Tavandan sarkan ışığın yoğunluğu o an sanki bizim için daha artmıştı. "Kivi şekeri?" Ne demişti o, kivi şekeri mi.

Göğsüne bastırıp onu iterken "bana sakın bir daha dokunma, ayrıca ne saçmalıyorsun kivi şeker felan sarhoş musun be adam.!" Halbuki teninden hiç alkol kokusu yoktu ama nedensizce hem bana dokunmasından hemde bilmediğim bir histen ötürü sinirlenmiştim. Dediklerimle gözlerinde ki merak silindiğinde kaslarını yukarı kaldırıp gözlerini devirirken usulca başını salladı.

Daha fazla burada kalmak istemediğimden gitmek istesem de beni bırakıp bırakmayacağından tereddüt ediyordum. O sırada Kutay'ın sesinin gelmesiyle rahatladım. "İzel kızım nerdesin sen yine mi tuvalet deliğine..." O adamı girmesiyle adımları şaşkınlıktan durdu ve bir ona bir bana bakmaya başladı.. "yine erkekler tuvaletine mi girdin kız" alt dudağımı sinirden deşmeye başladığımda , gülmemek için kendini sıkan yüzüne bir yumruk atmak istedim.

"Sadece karşılaştık Kutay o kadar, basit bir tesadüftü" bana manalı manalı bakmaya devam ettiğinde koluna girip
"Yürü Kutay yoksa seni şu odalardan birine tıkar dayak yerken ki tüm anırmalarını mekanda dinletirim!" Konuşmalarımla pişkin pişkin sırıtmaya başladığında " size de iyi günler İzel hanım ve arkadaşı." Şaşkınla yanımızdan geçen adamın söylediklerini pek önemsemek istemesem de acaba Kutay'ın varlığı sebebiyle onu görmezden gelmem ayıp mı olmuştu dedim. Hem bu kadar miydi neden bu kadar çabuk beni sorgulamaktan vazgeçmişti? Ayrıca bahaneydi ya , elimle sinek kovar gibi sakladığımda Kutay anlamasızca bana baktı "sarhoş olacak kadar alkolde almadın" omzuyla omzuma dokunup "yoksa adamın kendisi mi sarhoş etti seni?"

"Ne saçmalıyorsun be!" Ani sinirli çıkışım yüzündeki alayı sildiğinde "ayrıca mekanın sahibi bu adammış abimle bir tanışıklığı olabilabileceğini düşünüyorum." Minikleri yüzünden gevşerken elini ensesine atıp düşünmeye başladı. "Olabilir de olmayabilir de. Adam buranın sahibi her giren çıkanı tanımak zorunda değil."

Bu ihtimal aklıma yatmış olsa da içimdeki ses kesin abimle bağlantısı olduğunu söylüyordu. Gidip bir yabancıya abimi tanıyor musun diye soramazdım, belki bu onu daha çok tehlikeye atardı.

"Yine de bu adamı araştıralım Kutay, fazladan bilgi göz çıkartmaz hem adam abimi tanımıyorsa bile abim kesin bu adamı tanıyordu yoksa bu mekana her hafta uğramaz."

"Hemen yapamayız adam buranın sahibi ise bizi enselediği an gözümüz yerine canımızı çıkartır. Üstelik adamla ikinci karşılaşman her ne kadar saçma bir anıdan ibaret olsa da " derin bir nefes alıp verdi " adamın giyiminden ve böyle bir mekân sahibi olduğundsn belli ki tekin bir tip değildir. Abini bulacağız diye başımıza ayrı bir iş almayalım. O yüzden şu tezcanlılığına gem vurman gerekiyor." Çok haklıydı. Ama değer verdiğim kim olsaydı yine aynı şekilde olayları biran önce çözmek isterdim.

" Biliyorum, dediklerini bende düşünüyorum ama .." elimi sıvazladığında yorgunlukla ona baktım.
" Anlıyorum İzel hadi gel çıkalım buradan. Hem yarın işin var , söz yine geleceğiz buraya." Üstelemek bende istemiyordum ayrıca dünde çok uyuyamadığım için bitkinlik vardı üzerimde.
Kutayla önce masamdan çantamı alıp hesabı ödedikten sonra dışarı çıktık. Kaç saattir sigara içmediğimi farketmemle çantamdan paketimi alıp sigara yaktım. O sırada omzuma birinin çarpıp çantamı çalmasıyla düşünmeden peşine koşmaya başladım.

Ardımdan Kutay'ın "İzel dur ben giderim " demesine rağmen onu takmamış çantamı çalan, siyahlar içinde ki herifin peşindeydim. Arka sokağı döndüğünde beni karşılayan karanlığı sadece eski bir sokak lambası aydınllattığı cılız ışıktı.
Herif nereye kaybolmuştu.

"Kızım manyak mısın ne diye bilmediğin sokaklar da adamın peşinden koşuyorsun!" Korhan nefes nefese karşımda durduğun da hemen yanındaki barın korumalarından birini gördüm. Muhtemelen olay mekanın önünde olduğu için kendileri el atmak istemişti. Gözlerim eski lambanın altındaki gölgeye kaydığında "Kutay telefonunun ışığını yaksana bir" itiraz edecek gibi olduğunda direteceğimi anladığından ışığı yakıp yeri aydınlattı. Gölgenin önüne yaklaşıp eğildiğinde çantam olduğunu anlayarak hemen alıp içini açtım. "Çok şükür anahtarlık duruyor." Nergis çiçekli anahtarımı yukarı kaldırmamla yüzümdeki rahatlamış gülüşün yayılmasını engelleyemedim.

"Bir anahtarlık için mi canını tehlikeye attın" kimin konuştuğunu umursamayacak kafada da değildim. Çantamı tekrardan kontrol ederken. " Her şeyim yerinde kartlarım ve param da dahil." O sırada elime gelen kağıt parçasıyla Kutay'a bakmak için hareketlendiğimde , onu görmemle elimdeki kağıt çantam içinde kaldı. Ne işi vardı burada?

"Hanımefendi çığlığınızı duyar duymaz peşinizden koştuk." Şaşkınla öylece bakarken tepki vermiyordum. Hem her şeyim yerli yerindeydi üstüne bir kağıt vardı çantam da bir de o damı peşimden koşmuştu benim?

"Teşekkür ederim bir şeyim çalınmamış muhtemelen adam peşinden o kadar adam geldiği için korkup kaçtı. Size de zahmet oldu kusura bakmayın." Koruma anlayışla gülümsediğinde kağıdı almadan bıraktım. "Normalde mekanın çevresinden böyle şeyler olmaz, sıkı korunuyordu" bunu bana değilde patronuna mesaj verir bir tınıda söylemişti. Ona bakmamak için kutay'a baktığım da bir şeylerin ters gittiğini anladığını fark edince, bakışlarım anlatıcam dedim.

"Neyse sağolun biz artık gidelim İzel içinde yorucu oldu iyi akşamlar." Kutay bileğimden tutup beni götürürken

"Dilerseniz mekan araçlarından biriyle evlerinize kadar bıraktırıbilirim." Onun sesiyle başımı kaldırıp baktığım da şüpheyle beni süzüyordu. Haklıydı da.

"Gerek yok araba var zaten bizde." Kutay'ın biten cümlesini ben tamamlayarak "iyi geceler" dedim. İkimiz önde giderken varlıklarını arkamda hissedebiliyordum, muhtemelen varlığımı sorguluyordu. Eğer beni araştırırsa ki yapacağından emindim abimi tanıyorsa boştan yere şüphe çekebilirdik. İki gün içinde başıma bu kadar iş açmam hiç normal değildi. Daha bir hafta öncesine kadar normal bir işi, geleceği olan ben sırf bu şehrin laneti yüzünden başıma işler almaya başlamıştım yani kendimi geçtim sırf saçma sapan tesadüfler yüzünden abimin başına başka bellar açamazdım.

Arabanın önüne geldiğimiz de Kutay'ın yardımıyla yolcu koltuğuna oturdum. Kendisi de yerleşip kemerini taktıktan sonra muhtemelen konuşmak için mekândan uzaklaşmamıza karar kılmıştı. Elim çantaya uzanıp içindeki kağıdı açmadan çıkardım ve beklemeye başladım. İçinde okuyacaklarıma hazır mıydım bilmiyorum ama Kutay'ı artık bu meseleden Uzak tutmam gerektiğini anlıyordum. Bu şehire geldiğimden beridir alt üst olan duygularım onu da etkiliyordu üstüne üstelik tanımadığım bir adamın da dikkati altına girmiştim. Tecrübesiz, sırf salak cesaretim yüzünden hem abimin hemde Kutay'ın başına iş acamazdim, bugün bunun iyice farkına vardım. Arabanın olduğumuz yerde sallanmasıyla Kutay'a dönerek kağıdı kaldırdım.

"Kim bıraktı bilmiyorum ama kapkaç olayı ile alakası olduğu kesin " sadece biraz önceki tavrımı anlaması için kağıdı göstermiştim , eğer ondan saklarsam onu oyun dışı bırakacağımı anında anlar ve peşimden asla ayrılmazdı. Kağıdı elimden aldığında benim açmayacağımı anlamıştı. İkiye katlanmış kağıdı okumak için arabanın ışığını yaktı. Bu sırada pür dikkat onu izliyordum. Uzun değildi ki bir kaç saniye içinde yutkunma sesiyle bana bakmasını bekledim ama o inatla kağıda bakmaya devam ediyordu.
Hırsla kağıdı kapıp okumaya başladım;

" İzel burada olduğunu biliyorum, eğer benim başım belaya girsin istemiyorsan bu şehirden en kısa sürede ayrıl. Sakın ola peşime düşmeye kalkma ve kararlarımı sorgulama. Bir daha o mekana gidersen benimle birlikte arkadaşının da başını yakmış olacaksın. Tecrübesiz ve güçsüzsün özellikle de aptal cesaretin yüzünden benim burnum kanayacak senin değil! Şüphelerin var biliyorum artık onları silemem ama senden ricam git buradan..

Abimdi bu, neden böyle bir şekilde ulaşmayı tercih etmişti, başı büyük belada mıydı? Bana git diyordu ama nasıl giderdim çoktan bu oyuna katıldığımı hissediyordum, dönüşü olamazdı. Evet olayın ilk verdiği duyusal çöküşle saçma kararlar almış olabilirdim ama bundan sonrası yeni başlıyordu benim için. En büyük hatam ise Kutay'dan yardım alarak , başına dert açmamdı ve tahmin ettiğim gibi bu mekanda bir şeyler dönüyordu. O adam abimi tanımasa bile abim bu adamı kesin tanıyordu. Kağıdı kafamda ki düşüncelerle boğarken elimde buruşturarak büktüm.

"Ne düşünüyorsun abinin dedikleri hakkında?" Ona bakmadan
"Bilmiyorum sanırım en iyisi oturup sakin kafayla neler yapabileceğimi tartmalıyım." Hem doğruydu hemde yalandı.

"Bence en iyi kararı verdin. Tamam abini düşünüyorsun belki yerinde olsam onu dinlemezdim ama İzel abin özel hareket eğitimiyle yetiştirilmiş bir adam. Liseyi bile askeriye de okudu. Zekası, sezgileri hepsini tecrübe etmiş biriyken sen sadece yeni Üniversiteden mezun olmuş basit bir kızsın.." dediklerine sinirlensem de bir şey diyemedim çünkü yerimde olamazdı..

" Beni eve bırakır mısın, yarın işe gidip kafamı meşgul etmek istiyorum o yüzden dinlenmem gerekiyor. "

" Peki " deyip arabayı çalıştırdı. Yol boyunca sallanan cama kafamı yaslamış, hayatımız da hiç bir sorunun olmadığı abimin liseye benimde orta okula gittiğim anıları hayal etmiştim. O zamanlar da da hisserdim abimin çektiği acıları ama sormaya, yüzleşmeye cesaret bulamazdım. Korkardım. Eğer yüzleşirsem kapatmsya çalıştığı yaralarını açıp görmesini sağlar ve bu yüzden beni terk edeceğini düşünürdüm. Görüyorum ki öyle değilmiş, ben sormadıkça görmüş yaralarını da sarmaya kimsesi olmamış. Bir kere olsun yüzleşseydim sarsamydım acısını böyle olmazdı belki.

Araba durduğunda camı indirip kırmızı renkli eski apartmana baktım. Belki de gelecekte dökeceğim kanların kapatıcıydı, bir mesajdı evren tarafından. "Seninle gelmemi ister misin?" Buruk şekilde gülümseyerek baktım ona. "Yalnız kalmak istiyorum " inmeden önce tekrardan baktım " yarın yalnız gitmek istiyorum işe bu sayede güzergahı hemen öğrenmiş olurum lütfen beni almaya gelme itiraz istemiyorum."

Söylecekleri beni ikna etmeyeceğini bildiğinden " o zaman iş çıkışı yemek yeriz , o zaman seni alırım."

Arabadan indiğim de soğuk hava yüzümde tokat etkisi bırakırken
" haberleşiriz" demekle yetindim

Apartmana girdiğim de çantamdan anahtarlığı çıkartmış, ilk katta oturduğum için hemen eve girebilmiştim. Üzerimdekileri bile çıkarmadan yatağa uzandığımda duygularım yoğun baskısı yüzünden hemen uyumuştum.

"Sen ölmeliydin" diye bağırdığı bir kadın uzaktan. Sesi duyduğum da eski, yere düşmüş tahta kapının üzerinden doğrulduğumda , içimde oluşan morluklar tenimde gözükmese de aynı acıyla inletiyordu bedenimi. Çamurdan yapılmış duvara tutunarak kalktığımda, dışarı da Pembe arkası fiyonklu elbiseyle 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu koşarak uzaklaştı. Bu karanlıkta kaybolmasından korktuğum için "bekle " diye bağırıp bedenimde ki acıya rağmen dışarı attım kendimi

Soğuk hava tenimle raks ederken arkamda ki bina kaybolmuştu. Önümde yaprakları olmayan kuru bir sürü ağacın olduğu orman , rüzgarın etkisiyle dalları kavga edercesine sallanıyordu.

"Varlığın Tanrı'nın bize verdiği mahkumiyetti, sen aldın babanı bizden" kadının sesi kulaklarımda dolup çınlarken deli gibi sağa sola koşarak onu arıyordum. Küçük kız bir kaç metre ilerimde ormanda kaybolduğunda bende ona doğru koşmaya başladım . "Bekle kaybolacaksın, yanıma gel sana yardım edebilirim." Lakin ne beni dinliyor ne de duruyordu. Hiç mi korkmuyordu kaybolmaktan. Biraz sonra küçük kızın gülme sesi ağaçlarda ki dalların tek tek kırılıp yerlere düşmesine neden oldu. Kahkahası yüzünden başım deli gibi tırmalanmaya başlandığın da" sus lütfen." Dedim ellerimle kulaklarımı kapatırken.

"Bak o kıza neden kapatıyorsun gözlerini." Kadının nefret akan sözleriyle ağlayarak, önümde duran kıza baktım. Uzun kahverengi olduğunu tahmin ettiğim saçları iki yandan örülmüş, kenarlarından dağılmış tutamlara göz gezdirdiğim de gülen yüzüne nazaran gözlerinde gördüğüm siyah yaşlarla yere yığılıp ondan uzaklaşmaya çalıştım.
"Neden kaçıyorsun, is dolu yaşlarım mi korkuttu seni. " Bana yaklaşırken hiç bir şey yapamıyordum.
"Bu bizim lanetimiz " hıçkırık nefes boşluğumda firar olurken kızın arkasında ki kadını fark ettim. Kıvırcık dağınık saçları, üzerinde yırtık pırtık beyaz elbisesiyle öylece bizi izliyordu. Korkuyla elimi ona uzattığımda bir çığlık attı..

Gördüğüm rüyanın etkisiyle nefes nefese kalktığımda , boynum ve alnım ter içinde kalmıştı. Uzun zamandır böyle rüyalar bana uğramadığı için tekrardan kâbus görmem affalatmıştı beni. Yüreğim deli gibi göğüs kafesimi ezerken su içmek istedim , baş ucuma baktığım da su koymadığımı hatırlayınca odadan çıkıp mutfağa gittim. Hazır suyu açmaya üşendiğimden musluktan iki bardak su doldurup içtim. Sandalyeyenin birini çekip oturduğumda öylece yerdeki kilimi izlerken masanın üzerine bırakılmış bir adet kuru Nergis çiçeğini görmemle yutkunamadım bile. Sandalyeden nasıl kalktım odama nasıl geldim bilmiyorum ama çiçeğin kurumuş yaprakları elimde parçalanırken geçtiğimiz yerlere kırıntılarını bırakmıştı. İstemsizce ağlamaya başladım ve biliyordum ki geçmişin gölgesi çoktan kederime mührünü atmıştı..

Bölüm sonu

Lütfen yorumlarınızı esirgemeyin

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 29beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18