2. bölüm / 17
Düşler Mezarlığı1.Acının Durağında İlk Nefes
Bölümler 17Şu an: 1.Acının Durağında İlk Nefes
- 1 Ruhun paslı kapıları/ Giriş449 kelime
- 2 1.Acının Durağında İlk Nefes5.565 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.Kaderin Mührü4.651 kelime
- 4 3.Kırık Pusula6.514 kelime
- 5 4.kardeş kanunu7.413 kelime
- 6 5.Düşman Çizgisi6.295 kelime
- 7 6.Kalbin Kara Noktası7.110 kelime
- 8 7.Ruhun Aynasında7.983 kelime
- 9 8. En büyük Günah: Hissetmek11.194 kelime
- 10 9.Birbirine Dokunan İki Kıyı8.461 kelime
- 11 10.Karanlığın Bana Bıraktığı Adam8.859 kelime
- 12 11.Külün Altındaki Yeminler9.158 kelime
- 13 12.Sesimin Karanlık Yankısı8.200 kelime
- 14 13. Yabancı Aynalar9.242 kelime
- 15 14. Kağıttan Hayaller9.264 kelime
- 16 15. Yaşamın doruğunda İntihari Ruhlar9.855 kelime
- 17 KARAKTERLER39 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her sayfasında intikam yazıyordu. Benim kaderim ise satır aralarında gizliydi."
🌑🌑
Kalabalığın içinde yazılmayan bir kaderin, öylesine nokta konulmuş karakteriydim. Hani kitapta başrollerin öylesine göz göze geldiği ya da üstüne yanlışlıkla içecek döküp bir daha anılmayan silik kişisiydim.
Renksizliklerim vardı benim siyahın bile kabul gördüğü dünyada sokağı olmayan bir caddeydim. Yanımdan geçseniz görmezdiniz belki de kör bir dilenci zannederdiniz bakışlarımdaki hiçliği görüp.
Sırf bu yüzden, öfke beslemek isterdim elinde mutluluğu tutup, acizce ağlayan insanlara bir mendili hor görenleri. Belki de bu yüzdendir hep muhabir olmanın hayali. Ben ,Tanrının insanları gözlemek için gönderdiği içi boşlukları kapatmaya değmeyecek kadar küçük bir dürbündüm , evet kendimi öyle götürürdüm. Çünkü öfkesiyle, iyiliğiyle, özgürlüğüyle, tutsaklığıyla dolu bu dünyada renksizdim ben.
Ne zaman bunu fark ettiniz diye sorarsanız cevabı içimde saklıydı lakin göremeyecek kadar mezarını kazıyıp selasıyla birlikte toprak atmıştım çoktan tüm renklerime. O günden sonra tek bir görev edinmiştim; ışığı söndürülmek istenen kaybolmuş insanların, sesiyle dualarının aracısı olmak.
"İzel hâlâ dosyanın maili gelmedi , iki gündür süre tanıyorum bitiremedin mi daha?" Sergen Bey'in sesini duymamla ellerimi klavyenin üzerinden çektim. Kendisi yeni işe başladığım kanalın haberleşme departmanının müdürüydü.
Gazetecilik bölümünden üçüncülükle mezun olduğum da bir yıl boyunca iş aramıştım. Bölümü ne kadar dereceyle bitirsemde sektöre hemen atılmak kolay değildi, üstelik benim gibi yeni mezunlar saha görevi dışında her yerde kullanılıyordu.
"Bitti Sergen bey, sadece haberini yaptığımız eski vali Tufan Şeref'in geçen yıllar da verdiği röportaj ve kendisine ait hayır kurumunun yolsuzluklarına dair kayıtları da arşivden alarak dosyaya ekledim o yüzden biraz gecikme oldu." Sergen bey işe girdiğimden beri tüm işlerini bana yığıyordu hatta çoğu zaman saha görevinde yer alan muhabirlerden daha fazla ajansta sabahladığım olmuştu. Sırf ona katlanma sebebim bir gün hayalini kurduğum savaş muhabirliğini hakkımla elde etmekti.
"Sende sadece istenileni yere getirmeni kaç kez söyleyeceğim. Fazladan bilgiye ne gerek var. Üstelik adam eli kolu uzun biri, ekmeğimizden mi olmayı istiyorsun?" Söyledikleriyle ellerimi yumruk yapıp yere indirdim. Bu ülkede adilce haber yapan tek bir kanal olamaz mıydı? Sırf parası ve gücü var diye Tufan gibilerine medya sektöründe tarafsız haber yaptırılıyor, işin sonunda haklanırsa diye ekmeğine yağ sürülüyordu. Ama nerede sesini duyurmak isteyen işçi, fakir halk olsa geçmişi didik didik aranıyor eli kanasa katil diye yaftalama iddiaları sunuluyordu.
"Sadece işimize yarar bilgi sunmak istedim Sergen bey üstelik polis tarafından yakalanma kararı çıktı bile ellerinde çoktan Kara para akladığı belgeler mevcutmuş..." Sözümü tamamlama fırsat vermeden konuştu
" İzel ne zamandır bu ajanstasın da habercilik hakkında tecrüben varmış gibi davranıyorsun. Kaç aydır seni eğitmeye çalışıyorum şurada. Tufan Bey'in aklanacağını tüm haber kanalları biliyor hakkında polis bile açıklama yapmıyor. Sadece Halk sussun diye arama kararı olduğunu sende benim gibi iyi biliyorsun. Şans eseri işe girdim diye sevinme böyle devam ederse kapının önünde bulacaksın kendini. Şimdi dosyayı istediğim şekilde yolla ve işine devam et." Cevap vermemi beklemeden odasının kapısını sertçe kapattığın da içimden ona bir ton küfür saydırdım.
Üstelik işe şans eseri felan da girmemiştim. Üniversiteden birlikte mezun olduğum Kutay ile YouTube de açtığımız kanalda kendi çapımızda mülteci kamplarına gidip vlog çekiyorduk üstelik sokakta yaşayan insanların hikayelerini ve doğuda ki kadınların hayatlarını anlattığımız belgesel tezimiz çok rağbet gördüğü için ajans yeteneğimi görmüştü yani bileğimin hakkıyla kazanmıştım işimi.
Sergen beye istediği şekilde düzenlemeyi yapıp mail attıktan sonra sigara molası için dışarı çıktım. Mart ayında olmamıza rağmen kış ayının soğukluğu ilk gün ki devam ediyordu. Ceketimin cebinden çıkardığım paketimden bir dalı dudaklarım yerleştirip, abimden yürüttüğüm polis akademisinin damgası olan Zippoyla sigaramı yaktım. Duman kapalı gökyüzüne bulut olmak istermişcisine uçtuğun da karşı kaldırım da yürüyen insanları izledim. Her birinin kendi hikayeleri vardı ve biliyordum ki çoğu kendi romanın yan karakterleri olmaya mahkum edilmişti. Şuan hepsinin bir ortak noktası vardı.. parasızlık. Ceplerinde biraz daha fazla paraları kalsın diye taksiye ya da otobüse binmemek için yürüyorlardı ve işin komik yanı bunu kendilerine bile itiraf edemeyecek kadar kördüler. "Sağlık olsun diye yürüyorum, iş yerim yakın otobüse binmeye ne gerek var, karı seviyorum, soğuk beni dinç tutuyor..." gibi bahanelerinin arkalarını sığınırlardı hep.
"Yine dalmışsın, Sergen yüzünden mi ?" Yasemin ablanın aniden gelen sesiyle irkildim ve bedenimi hareket ettirmeden göz ucuyla ona baktım.
"Her zaman ki Sergen bey, artık çok fazla kızamıyorum da sayesinde sabırlı olmak için vücudum antikor sargılıyor " dediğim Yasemin ablayı güldürmüş olacak ki omzuma dokundu bir kaç kez.
"Ona en uzun katlanan genç muhabir oldun, ajans yöneticileri bunu bilseydi kariyerine erkenden başlamış olurdun."
Cevabına karşın sadece tebbesüm ettim. Yasemin ablayı severdim kendisi buradaki sekreterlerden biriydi ama ben öyle herkesle içli dışlı olan biri değildim. Gazeteci olmama karşın işim dışında insanlar ile beş dakikayı geçmeyen sohbetler ederdim bu yüzden sektör de yaşını almış insanlar dışındaki yeni nesil beni pek sevmezdi. Onlara hak verdiğim de oluyordu esasında, başka biri benim gibi bana davransaydı onu kibirli bulabilirdim.
Sigaramı için biraz hava aldıktan sonra masama gelmemle işlerime tekrardan döndüm. Çoğu zaman isyan edecek notaya gelsem de sahaya katılmam için sabretmem gerektiğini, benim gibi bu yollardan geçen bir çok meslektaşımın olduğunu kendime telkin etmeye çalışıyordum. Bölümü okurken böyle olacağımı, bir çok öğrenci arkadaşım gibi hayallere kendimi çabucak kaptırmamaya özen göstersem de bazen faydasızdı duygularım, neticesinde hırsları olan bir insandım bende.
Masamda ki telefonum çaldığında her ne kadar cevaplamak istemesem de Sevde Nur'un ismini görmemle cevapladım.
"Alo efendim abla" kendisi zamanında abimle bana kol kanaat geren, küçük yaştan itibaren bizi okutan Yusuf amcanın kızıydı. Kendisinden pek haz etmesem de sırf Yusuf amcaya olan mahcubiyetim yenik düşmeme neden oluyordu.
"İzelciğim canım nasılsın iyi misin, aradım ama müsait miydin?" Bilerek yapıyordu, işte olduğumu biliyor ama sırf babasına olan zaafımı bildiğinden böyleydi tavırları.
"Kısa bir mola vermiştim, üstüne aradın tamda." Yalan yok Sevde beni bir şey olmadığı sürece aramızdı biraz da bu yüzden aramasını cevaplamıştım.
"İyi sevindim bende abin için aradım malum istifa etmiş ya, bende seni teselli etmek için aradım valla yeni öğrendim yoksa önceden arardım ablacım." Bir an duyduklarım anlamasam da idrak etmemle önümdeki bilgisayarı sertçe kapadım.
"Ne diyorsun abla ne istifası abime bir şey mi oldu yoksa!" Sesim haddinden yüksek çıktığın da herkes dönüp bana bakmıştı ama bu çokta umurumda değildi. Sergen Bey'in bir anda odada çıkmasıyla onunla muhatap olmamak için ajansın boş bir alanına hızla yürüdüm
"Aa İzel ben haberin vardır diye biliyordum. Biz de yeni öğrendik, daha doğrusu babam Ankara'da olduğunu işi bıraktığını haber almış . Anladığım kadarıyla bir kaç ay olmuş bende sen biliyorsundur diye şey etmişim." Bal gibi de biliyordu haberimin olmadığını sırf yetiştirmek için üzülmüş numarası yapıyordu, şeytanın yan çarı..
" Ne diyorsun abla bana şu işi düzgünce anlatsana.." derin bir nefes verdim " söz kimseye senden duyduğumu ötmem."
Cevabımı alır almaz ötmeye başladı. " Valla izelciğim bende Muhsin amcamla konuşurken duydum babamı. Meğersem bir kaç ay önce istifa etmiş arkadaşlarıyla sonra da Ankara'ya yerleşmişler orada iş mi kurmuşlar valla yalan olmasını orasını anlayamadım. Babam da nasıl öğrendi bilmiyorum köpürüyordu evde. Benim de aklıma sen geldin abin senden gizli iş yapmaz diye.." kahkaha atmak istedim o an. Abim benden aldığı nefesi bile gizleyen bir insandı. Sevdeye sinirden ne dediğimi hatırlamayıp yüzüne kapattıktan sonra Sergen Bey'in yüksek sesli konuşup insanları rahatsız ettiğim için bir ton azar işitmiş, üstüne tek tek herkesten rahatsız ettiğim için özür dilemiştim.
Haberi aldığımdan beri sayısız kez abimi arayıp açmadığı için mesaj atmıştım. Ne olmuştu da işten istifa etmişti. Kendisi mesleğine aşık biriydi, özel harekat olduğunda beni aramış ilk defa hayalleri hakkında benimle saatlerce konuşmuştu aksi olsa bu kadar sorgulamazdım. Hem Ankara'da ne işi vardı. Hisleri kuvvetli bir insandım, abimin başında bir iş olduğunu barış şekilde hissedebiliyordum. Onun dışında Ankara bizim için lanetli bir şehirdi, yaşadıklarımızdan sonra abim bir daha oraya ayak basmayacağına dair yeminler etmişti, ne olmuştu da küçüklüğünü, gençliğini çalan şehire yerleşmişti.
Saat 19:00'a yaklaşırken ilk defa erkenden çıkmak için Sergen beye türlü bir bahane bulup işten çıkmıştım. Bu işin peşini bırakmaya hiç mi hiç niyetim yoktu. Büyüdükçe abimle hayatlarımız hakkında konuşmasakta bu başkaydı. Ankara benimde sınır çizgimdi , bir söz vermiştik küçükken, geçmişi silip mutlu olacaktık eğer yemini bozarsa ve bir bataklığa bulaştıysa ya onu kurtaracaktım ya da onunla bakacaktım. Benim ondan başka kimsem yoktu çünkü.
Binadan çıkıp metro istasyonuna indiğimde şansıma iki dakika içinde gelen trene bindikten sonra boş yer bulamayacağımı bildiğimden yaslanabileceğim bir yer bulup beklemeye başladım. Çalıştığım yer Taksimdeydi, evim ise Gayrettepedeydi. Uzun bir yolculuğun ardından iner inmez bir sigara yakmış ve Yusuf amcayı aramıştım.
"Alo Yusuf amca uzatılmasını sevmezsin o yüzden direkt konuya giriyorum abime olanlar hakkında ne biliyorsun." Telefonu açar açmaz konuşmuştum, neden aradığımı anlar anlamaz verdiği sert nefesinden duyacaklarıma kendimi hazırladım.
"İzel bende yeni öğrendim Ankara'daki bir dostumdan öğrendiğimi bilsen yeterli. O sinirle abini aradım ama açmadı. Sonunda dayanamayıp haber gönderdim açmak zorunda kaldı. Bana sadece işime karışmayın deyip durdu hiç bir şey söylemedi kızım." Nereden öğrendimi sorgulamamıştı tabi biliyordu kızının ardında olduğunu, tanıyordu onu.
"Yusuf amca eğer düşündüğüm şeyse bu işin işinde başka bir şey de var. Abim yıllar önce söz vermişti beni korumak için geçmişi ardında bıraktığı. " Nefes almadan söylediklerimi kendim bile sorgulamadan direkt konuşmuştum. Şuan sadece odaklandığım abimdi , Yusuf amcanın bile nereden öğrendiğini sorgulayacak akıl bile uçup gitmişti bende.
"Bilmiyorum kızım tek bildiğim senden saklayacak değilim" sustu . Konuşsun istedim , böyle yaptıkça içimdeki yangına kömür eklemekten başka bir şey yapmıyordu. Eve doğru yürürken bedenime çarpan insanlara bile odaklanamıyor, bacaklarım gücünü kaydercesine titriyordu. Eğer aklımdaki kıyamet düşüncelerimi ele geçirmeye başlarsa olacaklardan çok korkuyordum. Ne komikti uzun yıllardır tek bir duyguyu bile barındırmayan ruhum şuan ızdırbabın pençesini bastırmıştı yüreğime. " Demek ki abin hiç bir zaman işin peşini bırakmamış hep bugünü saklamış zihinin bir köşesine." Tekrardan konuştuğun da olduğum yere çökeceğimi, düştüğüm yerde melekler ve şeytanlar birlik olup mezarımı kazacağını hissettim belki de çoktan başlamışlardı kazmaya.
"Olmaz, olamaz Yusuf amca" sesim ilk defa titriyordu. Hiç anlam veremezdim buna, meğersem kelimelerin dilden çıkamama ihanetine bende yakalanmıştım an itibariyle. " Eğer dediğin gibiyse 'o an yüreğim de hissettim bugünün geleceğini meğersem içten içe bilincim hazırlıyormus yangınımıda ben kör kalmışım.' bende bataklıkta yerimi almış vaziyetteyim. " Son dediklerim kendinden emin çıkarken adımlarımı savaşa koşan asker edasında güçlendirdim.
"Saçmalama kızım eğer amacınız beni kalpten götürmekse başarıyorsunuz. Abin kendini kör kuyuya atmaya hazırsa sen yapma bari yüreğim ikinizinde çıkacak ateşte yanmasına dayanamaz. Evlatlarımın acısını bu yaşta bir kez daha tattırmayın bana." Aniden olduğum yerde durdum, eğer ağlayabilseydim göz yaşlarım firar ederdi. Evlatlarım demişti bize, çoğu zaman bilirdik babamız gibi olduğunu ama dile getiremezdik. Kalbimin eğer ruhu olsaydı şuan intihar etmişti duyduklarına.
" Yusuf amca" her ne kadar baba demek istesemde babamın varlığına ihanet edecekmiş gibi hissettiğim için sustum.
" Kadın olabilirim ama abimle aynı ateşte yandık biz, eğer sende biliyorsun ben ya da o tek başımıza kalsaydık çoktan çıkaracağımız kıyamet gerçekleşmiş olurdu. Eğer zamanında bir yemin ettiysek bu birbirimizin canları içindi ama şuan abim nefeslerimizi ayırdıysa
beni de savaşa ortak etmeyi bilecek. " Telefonu kapattığımda duyacaklarımı hazmedememdi.
Eski apartmanların olduğu mahalleye geldiğimde yokuşun ucunda durdum. Şimdi eve gidip girersem tüm duyduklarım, geçmişim bir enkaz gibi ruhumu emmeye başlayacaktı, peki ben buna hazır mıydım? Meğersem insan bir günde öğrendikleriyle yıkılabiliyormuş. Acı bir gülüş resmettim gökyüzüne armağan olarak. " Kendimi toparlamam yıllar sürdü şimdi iyileştiğim yaramı kanatmanın saniyeler sürmesi hiç adil değil." Gözlerimi kapatıp burnumu çekerek yokuşu tırmanmaya başladım. Yaşadığım eve bakamıyordum, ezbere gidiyordum öylece. Hiç orası evim bile değildi, sahi doğduğumdan beri anne karnı dışında evim olmuş muydu? Geçmişimde ki evi kül ettiğim de bile orası yuvam denilecek bir alan değildi. Adımlarım kendiliğinden durduğunda geldiğimi anlamıştım ama apartmana bakmamaya yemin ediyordum. Dış kapının anahtarını çantamdan çıkarırken elimde sanki koca bir kaya tutuyormuş gibi ağırlaştı yüklerim.
Ucunda Nergis çiçeğinin olduğu anahtarlığı bulmamla kilidi açtım. Eski yarı sıvası soyulmuş mavi kapı açılırken gıcırdayan ses her zaman ki gibi dişlerimi huylandırdı, bazı şeyler aynıydı ama ben yıkılmıştım. Beş katlı binanın üçüncü katına merdivenlerden ağır ağır çıkarken sırtıma yüklenen dertler yağmur damlası gibi giderek üzerime akıyordu, tek fark su değil dikenli çivilerdi yağan..
Kapımın önünde durduğum da anahtarlığımda ki ikinci kilidi alıp açarak içeri girdiğim an ne olduğunu anlamadan yere çömeldim. Ne bağırabiliyor, ağlayabiliyor ne de her hangi bir tepki verebiliyordum. Öylece duvara monte edilmiş taştan bir heykel gibi hareketsiz duruyordum. Bir süre hareketsizlikten boynuma giren sızıyı gidermek için başımı sağa sola hareket ettirdiğim de karşımda oturma odasında ki perdeleri açık cama baktım. Yarım ay tam da karşımda kendini sergiliyordu. Kısa bir an olsa da kulağımda bir kadının türküsü gelip geçti ;"Dağlar harâmi açma yaramı perişânım ben" belki de zihnimin bana oynadığı bir oyundu o an.
Ama yinede o kadının sesi güç vermişti duvarlara tutunarak kalktığımda odama doğru ilerlerken hâlâ duvardan yardım alır vaziyetteydim.
Hafif kapısı aralıklı odamın kapısını omzumla itip içeri girdiğim de ayakta kalmaya çalıştım, biliyordum eğer kendimi bırakırsam kalkmam zor olacaktı. Çantamı yatağımın üzerine fırlatıp üzerimdekileri çıkarmaya başladım. İç çamaşırlarımla kaldığımda her ne kadar duş almak istesem de sabaha bıraktım ve sabah çıkardığım geceliklerimi giyindim. Peki şimdi ne yapmam gerekiyordu, üzerimi değiştirmiştim . Önceden olsa ne yapardım, hatırlamıyordum. Sanki şuan doğmadan büyümeden dünyaya bırakılmış bir bedendim. Düşünmeyi bırakıp iç güdülerime uyarak camın önüne geldim ve yıldızsız gökyüzüne baktım, bu sefer ayı göremiyordum. Sadece siyah kumaştan farksız karanlığa bakarak düşündüm, düşündüm, düşündüm..
Ne kadar öyle ayakta kaldım bilmiyorum ama telefonumun yanıp sönen ışığıyla ne ara sessize aldığımı bilmediğim telefonuma uzandım. Arayan abimdi. İşte duran yangım tekrardan patlamaya başladı. Beklemeden telefonu açıp kulağıma götürdüm ve sustum. O da konuşmadı halbu ki bağırmasını, bana hesap sorma demesine hazırlamıştım kendimi. Şimdi böyle yenilmiş sessizliği beni hazırlıksız yakalamıştı.
"Yeminim geçerli sadece başka şeyler var , sorgulama İzel." Uzun sessizliğin ardından dediği cevap ile kısık bir sesle güldüm.
"Kardeşini küçük avuntularla kandırmayacağını öğrenecek kadar büyüdüğümü görmüyor musun abi?" Bastıra bastıra abi demiştim ve artık büyüdüğümü daha doğrusu hiç çocuk olamadığımı kabullenmesi gerekiyordu.
"İzel ne zamandır beni sorgular oldun, rahat bırakın peşimi saygı duyun kararlarıma. " Sesinin beklediğim şekilde yükselmesiyle içimdeki kilidi yeniden açtım.
" Sorun aldığın kararlar değil abi sorun yaptığın. Hayali özel harekat olmak isteyen sen istifa ediyorsun ve " nefesim boğazım da kaldı ve öksürdüm. " Ve o şehre gidiyorsun hemde bunu aylar sonra öğreniyoruz. Abi abi çocuk değilim ben o şehir benden çok senin canını aldı. Yusuf amca benden oraya gitmemi beklerdi hatta sen bile.." son söylediklerimi haykırırken evin içinde tur attığımı fark ettim. Aklım gibi bedenimde kontrolden çıkmıştı sonunda.
"Yeter İzel bıktım. Ben senin abinken bana sürekli ablamışsın hatta annemişsin gibi davrnmadan bıktım. Sorgulama beni hatta sanane kızım. Belki geçmişi sildim öylesine geldim sanane yeter artık anlıyor musun kendi yolumu sizden ayrı çizmek istiyorum, belki yeni bir hayat kurabilmem için geçmişle yüzleşmeye geldim." Dedikleriyle dumura uğrarken düşmemek için kapının koluna tutundum. Abim ne diyordu böyle, neye inanmalıydım aklıma mı, kalbime mi?
"Ne zamandır içinde tutuyorsun bana olan kinini, hatta sana ayak bağı olmuşumdur abi, sonuçta benim yüzümden intikam alamadın, beni o yangından çıkarmak için canını yakıtlar da sustun.. doğru ayak bağı oldum sana o yüzden büyürken kendimi sana adadım bu yüzden anne gibi olduysam özür dilerim abi ." Böyle konuşmak istemedim ama dilim benden önce davranmıştı.
"İzel öyle demek istemedim.." sesinden pişman olduğunu anlıyordum ama kırgınlığım ona değildi ki, başına iş almasından endişelendiğimdendi bencilceydi biliyordum hayatta bir tek ona sahiptim.
"Abi yakarım seni, boğuldumuz o yangında ilk seni harcarım. Eğer hissettiğim şeyler olursa, benim için kaçtığın yolda kaybettiğin ben olurum bilesin.." evet bir tehditti bu, eğer bu yola başvurduysa ilk yüzleşiği canını yaktığı ben olurdum. Öyle naif , birine bir şey olmasın diye biri değildim, sevdiğim biri kurtulacaksa eğer o yolda kişiyi yaralamaktan, canını yakmaktan bir an olsun çekinmezdim. Ben İzel Tanay Doğandım, adım gibi yaralı bir bırakarım bir olsun pişman olmam.
"İzel seni ben büyüttüm o yüzden beni kendinle tehdit etme , aklından önce zihinin ne düşüneceğini ben hissederim. Dediğim gibi yaptıklarımın geçmişle alakası yok yakın zamanda İstanbul'a geleceğim orada konuşuruz." telefonu kapatmadan önce uzaktan gelen bağırma ve silah sesiyle birlikte , tüm düşüncelerime darbe yemiştim. Çok geçti abi kararımdan ölmüş babam mezardan çıksa beni caydıramazdı. O yüzden en azından bu gece sakin kalmalı duyduğum o sesleri unutup ne yapacağıma odaklanmalıydım.
Odama gelip yatağıma çöktüğümde başımı ellerimin arasına aldım. Uyumaya ihtiyacım vardı, kısa sürede olsa aklımı susturmazsam olacaklar hiç iyi olmazdı. Ellerimi başımdan çekerken yatağımın yanında ki çekmeceden uzun zamandır içmediğim uyku haplarından birini aldım. Dünden kalan her gece baş ucuma bıraktığım su mataramda ki suyla içtiğimde üzerimi örtmeden yatağa uzandım. Üşüyor muydum, bilmiyordum ki umurumda da değildi. Tek istediğim kafamdaki seslerin susması, bugünün bir rüya olduğunu dilemekti. İlacın etkisi yavaşta olsa etkisinin gösteririken duvara doğru dönüp gözlerimi yumdum biliyordum birazdan yalancı huzur beni kollarının arasına alacaktı.
Sabah aynı saatler de duyduğum alarmın sesiyle gözlerimi baş ağrıma rağmen açmaya çalıştım. Beynime sızım sızım giren zonklamaya rağmen doğrulduğum da dün olanlar sırayla akmaya başlarken hızla acıya rağmen başımı salladım. Olmazdı hiç sırası değildi, kendimi oyalamak adına saate baktım, dün duş almadığım için kahvaltı yerine yıkanmayı tercih ettim.
Kendimi ılık suyun kollarına bıraktığımda baş ağrım biraz olsun hafiflerken , şampuana uzanıp saçlarımı yıkadım. Bu seferlik keselenmek yerine kısa duş Jeliyle hızlıca vücudumdan geçip kabinden çıktım.
Aynanın camında ki buharı elimle temizlediğim de normalde sarı tonuna yakın açık kahve gözlerim yorgunluğunda verdiği koyu mor altı torbalarım yüzünden daha koyu duruyordu. Bazı zamanlar da arkadaşlarım sarı tonların arasında küçük yeşil renginde güneste parladığını söylerdi. Yansımamdan gözlerimi ayırıp kurutma makinesine uzanıp hızla omuzlarım da biten dalgalı kızıl kahve saçlarımın nemini almaya başladım. Banyo da işim tamamlandığında odama geçip bugün giyeceklerimi yatağın üzerine bıraktım. Giyinmeden önce göz altlsrımı kapatıp, uzun kirpiklerimi kıvırıp rimel sürdüm. Allık vs süren biri değildim onun yerine koyu renginde kahve bir ruj sürdükten sonra yüzüm biraz toparlanmıştı. Daha sonra yatağın önüne gelip Krem rengi bol kot pantolonu yine aynı renkte badimi üzerime geçirdikten sonra kahverengi kayış ve kalın blazer tarzda ceketimi giyindikten sonra nemli dalgalı saçlarımı yarım topuz yapıp evden çıktım.
15 dk sürede metro istasyonuna indiğimde bir o kadar da treni gelmesini bekledikten sonra yolculuğum başladı.. içimden bir his işe son gidişin diyordu. Bir yanda da ne yapmam gerektiğini düşünüp duruyordum. Taksim'e geldiğimin anansonu duymamla sigara içmediğim için başıma giren ağrıyla perondan iner inmez durdum. Çantamın içinden paketimi ararken yavaştanda çıkışıya ilerliyordum. Abimden yürüttüğüm zippoyu da çıkardığım da yine düşünceler Akıncı gibi zihnimi işgal etmeye başladı. Açık alanın soğuk kokusunu aldığım da sigaramı ateşleyip kanalın yolunu tuttum. Muhtemelen sigaranın da verdiği yavaşlıkla ilerlediğim için işe çoktan geç kalmıştım.
Dudağıma giren hafif yanma hissiyle ama döndüğüm de sigarayı söndürüp çöpe attım. Hâlâ aklımda iş konusunda kararsızla binaya girdiğim de çantamdan kartı çıkarıp okuttuğumda yarım yamalak güvenlikçilere başımla selam verip masama gittim. İçeri girdiğim de üzerime düşen bakışları aldırmadan çantamı masaya koydum. Sergen bey birazdan geç kaldığım için başıma üşüşürdü ama kaç dakikadır beklesem de gelen olmamıştı.
Çay alır mısın ablam" başımı bilgisayarın klavyesinden kaldırıldığımda elinde tuttuğu büyük tepsinin üzerindeki çayları rahatlıkla tutan çaycımız Fuata hayır deyip " Sergen bey ofisinde mi neden hala sesi çıkmıyor" dedim
" Misafiri var sabah erkenden şehir dışından gelmiş." Demesine başımı salladıktan sonra diğer masalara yöneldi. İçeri girip girmemekte tereddüt ettiğim de Sergen Bey'in "İzel bir bakar mısın" demesiyle şaşırdım. Bir dakika bana rica da mı bulunmuştu o. Üzerimde ki ceketi sandalyenin üzerine örtüp Sergen Bey'in odasına girdim. İçeri girdiğim de masasının önündeki koltukların birinde oturan 40'lı yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir adamla göz göze geldik. Beni tanıyor gibi hali vardı bakışlarında. Adamdan gözlerimi kaçırdıktan sonra tekrardan masasına oturmuş Sergen beye baktım.
"Buyurun Sergen bey? Dedim kısık bir sesle.
" Şimdi İzel biliyorsun ki ajansta yeni işe başladın. Kanalda genç muhabirlerimize kendini göstermeleri için imkan sunmaya karar verdi. " Başka zaman olsa dedikleri beni heyecanlandırsa da şimdi hiç bir şey hissetmiyordum.
" Bu Haldun bey kendisi Kanal hisse sahiplerinden biridir. " Başımla tekrardan adama dönerken usulca baş selamı verdiğim de kendisi de bana aynı şekilde karşılık vermişti. Kendisini şöyle bir süzdüğümde yapılı ama çokta uzun olmadığını anlamıştım. Muhtemelen benden bir kaç santim uzundu. Sakalsız yüzüne rağmen bıraktığı bıyıkları ona genç bir hava katmıştı.
"Lafı dolandırmaya gerek yok, kendileri siyasete atılmak istiyor bu süreçte de röportajları ile ilgilinecek , kendisi hakkında makale vs yazacak bir kalem arıyor benimde aklıma sen geldin. Hem üniversite zamanında yaptığın belgesel tarzı haberlerin Haldun beyin reklamı için uygun olabileceğine karar verdik." Kaşlarım çatılarken şu zenginlerin siyasete atılma amaçlarını bir türlü anlamıdıramadım. Üstelik o kadar kişi varken ben mi gerçekten..
"Sergen bey güzel bir teklif ama ben Ankara'ya gitmem gerektiği için size danışacaktım . Beni Ankara şubesine transfer etme imkanınız var mı yoksa istifa mı etmeliyim?" Lafı dolandırmadan girmiştim eğer uzatsaydım naz yaptığımı düşünmelerini istemiyordum. Sergen Bey'in bakışları anında çatılırken yanındaki çok saygı değer geleceğin milletvekiline , bakanı da olabir, ona saygısızlık yapacağımı düşünmüş olacak ki öfkeyle bana baktı. Ne yapalım izel hiç değilse kovul bu sayede tazminat alabileyim değil mi dedim içimden.
"İzel sen ne.." Sergen Bey'in sesinin kesilmesini sağlayan Haldun Bey'in araya girmesiydi.
"Ne için Ankara'ya gitmek istiyorsunuz öğrenebilir miyim?" Adamın kalın sesi beni şaşırttı kesinlikle kürsüye çıksa bir çok kişiyi etkileyebilirdi. Yerinde böyle bir sese sahip olsam beni çoktan haber sunucusu yapmışlardı.
"Ailevi bir mesela efendim. Abim için gitmem gerekiyor." Bir nevi dürüsttüm.
Haldun bey başını sallarken düşünceli bir hale büründü.
"Eline geçen bir fırsattan daha mı önemli abim." Anlamsızca sorduğu soruyla odağım tamamen ona döndüğünde
"İşimde başarılı olmak istiyorum herkes gibi benimde hırslarım var, ki eminim bileğimle çalışırsam hakkım olan yolda önüme taşlar atılmadığı müddetçe başarıcağımı biliyorum bu fırsat elime tekrar geçebilir ama şuan benim benim abime.." durdum
"Abiminde bana ihtiyacı var Haldun bey." Cevabım ile içtenlikle bana baktığında da Sergen beye dönerek
" Ankara şubemiz de açık vardı esasında İzel hanımı transfer edebiliriz" şaşkınla ve sevinçle karışık Sergen beye döndüğümde asılan suratı nedense bana zevk vermişti.
"Teşekkür ederim Haldun bey bu iyiliğinizi unutmayacağım."
"Önemli değil. Bu yaşımda az çok insanları çözdüm, bir insanı gözünden tanırım. Sende o hırsı gördüm. Sergen bey seni bana önerdiğinde Çalışmalarını izleme şansım olmuştu. " Oturduğu yerden kalkıp önüme geldiğinde elini bana uzattı " umarım bir gün benimle röportaj için karşılaştığında üzerime çok gelmessin." Uzattığı eli tebessüm eşliğinde sıktım.
Odadan çıkmadan önce her ne kadar Sergen bey seni yakaladığım yerde fırça çekecem bakışı atsada tranfer için belgeleri imzalamak için insan kaynaklarına indim. Biraz konuşmadan sonra 3 ile 7 gün arasında gideceğimi bildiren bir dilekçe yazdım. En kısa sürede Ankara'ya gitmeli abime el atmalıydım. İnsan kaynaklarından ayrılmadan önce izin hakkımı kullanarak Sergen Beyden kaçmaya karar vermiştim. Masama gelir gelmez hızlıca eşyalarımı toplamış ayak üstü ofistekilere veda etmiştim.
İşimin bu kadar kolay olmasının verdiği rahatlıkla metroya binmek yerine taksiye atlayıp hızla eve geldim. Kafam da az çok yapmam gereken planı oturttuktan sonra Kutay'ı aradım. Kendisi Ankara'da bir spor ajansında çalıştığı için orada tek kalmayacaktım. Normal de İstanbul'da çalışmak istese de babası yüzünden Ankara'da iş bulup oraya taşınmıştı.
"Alo İzel kız seni beni arar mıydın Z üstelik bu saatte?" Arkasından gelen seslerden yoğun olduğunu anlasam da yine de aramamı cevaplaması minnettar olmamamı sağladı
"Boşver şimdi bunu ben Ankara'ya transfer oldum. " Tam bir şey diyecekken hızla sözünü kesip "çok soru sorma Kutay gelince konuşuruz detaylıca senden istediğim bana uygun fiyatlı kalacak bir yer ayarlaman bir de yine soru sorma abimi araştırmanı ve nerede olduğunu bulmanı istiyorum."
" İzel neler oluyor böyle kafam karıştı hadi transfer işini anlarım da kızım senin abin polis en son sınır dışında görev de değil miydi?"
" Kutay lütfen soru sorma gelince her şeyi anlatıcam senden isteğim abimi araştırman şuan Ankara'da işinden istifa etmiş bunu bilsen yeterli."
" Ne" Kutay'ın şuan aldığı ifadeyi Hayal edebiliyordum. Benim hakkımda az çok bir şeyler biliyordu, üstü kapalı da dahi olsa ona geçmişimi anlatmıştım. Çünkü güvendiğim sayılı insanlardan biriydi ve benim gibi acının yoğurdunu çalışmıştı hayattan.
" Lütfen söz gelince anlatacağım sen dediklerimi yap yeter. Elin kolun uzun abimi zorda olsa bulursun biliyorum."
Derin bir nefes sesi duydum .
" Tamam gülüm sen öyle diyorsan ben kalacak yeri ayarlarım . Zaten ortaki evin eşyalı tutmuştun burada da öyle yaparız. Ne zaman geliyorsun peki?"
" 3 ya da bir 7 gün içerisinde."
" Ne, bu kadar kısa sürede. Sergen şerrosunun Bilgisayarını ele geçirdim de kirli donlarını ortaya çıkartmakla tehdit ettiğim için kısa sürede transfer oluyorum de lütfen." Dediği biraz olsun beni Güldürürken varlığı için şükrettim. Bu hayatta beni anlayan ve hiç bir zaman sorgulamayan tek insan olmuştu. Üniversitede çoğu insani terslediğim için arkadaş edinememiştim ki istemiyordum ama Kutay sert eleğimden geçmeme rağmen karanlığımı kırıp ışık sızdırmamı sağlayan tek kişi olmuştu.
"Gelince anlatırım kızma erteliyorum ama anlatınca hak vereceksin bana."
Anlayış dolu sesiyle " tamam buzdan heykelim öyle olsun. Beklesin buzlar şehri tam senlik prensesini buldu burası desene." Sesinde mutluluğunu sezmistim. İçten içe hep Ankara'da olmamı isterdi anlardım. Biliyordum içinde korku olsa da geleceğim için heyecanlıydı.
5 Gün sonra
Valizlerimi muvinin bagaja koymasını bekledikten sonra hala Kutay ile mesajlasmaya devam ediyordum. Uçakla gitmeyip bir de ekstra bagaj ücreti vermediğim için beni cimri olarak suçluyordu. Bu cimrilik değil tutumluluktu kesinlikle
Otobüse binip arka sıralarda ki tekli koltuğa oturdum. Yolculuk altı saat süreceği için alarm kurup uyku moduna geçtim. Hareketlindiğimiz esnada muavune bileti göstermiş ardından hemen uykuya dalmıştım. Ara ara sallantılara uyansam da uykuya geçmem uzun sürmemişti. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama telefonumdan gelen sesle saate baktım. İnişe son 20 dk kalmıştı bu yüzden şişme montumun şapkasını indirip kendime gelmeye çalıştım. Camdan dışarı bakıp Ankara'yı gördüğümde dondum. Çok değişmişti. Yutkundum. İşte şimdi geçmişim bir nehir gibi akmaya başladı zihnimde. Abim kadar çok hatırlamasam da yüreğim anlamıştı buraya geldiğimi. Yusuf amca hep bana akıl unuturda yürek hiç bir zaman unutmaz evladım
dediğini hatırladım. Bir süre öylece dışarı bakarken inen insanların sesleri ve hareketleriyle geldiğimizi anlamıştım. Muavinin bana seslenmesiyle zorda olsa ayaklandım. Bu beş gün içinde hep Ankara'yı geçmişimi düşünmeyi ertlemiştim ve ertelediğim tüm duygular ansızın hamur gibi bedenimi yoğurmaya başlamıştım. Arka kapıdan indiğimde Kutay'ı görmemle boğazımda ki nefes salınırken hemen ona sarıldım.
Hissettiklerimi anlamış olacak ki ensemi okşadı hemen. Çünkü beni rahatlatan tek şeydi ensemin okşanması
"Buzdan heykelimiz mabedine kavuştu." Ondan ayrılıp burnumu çektiğimde halime güldü. " Küçük bir çocuk gibisin beni döneceğini bilmesem fotoğrafını çekerdim." Kaşlarım anında çatılırken güldü. " Kız yapma zor tutuyorum kendimi ilk defa mimiklerini oynattın yüzün acıyacak sonra mazallah hamlamışlardır. " Ozmuna bir tane yapıştırıp bagajın önündeki valizlerimi aldım.
" Çok konuşma çenen çalışacağına bileklerin çalışsın" dedim. Yüzüm hakikaten acımıştı, yan gözle ona bakıp homurdandım. Kutay benimle uğraşmaya devam edip kollarındaki kaslarını gösterir gibi yapıp valizlerimi taşırken en sonunda pes edip " kız sen beton mu döktün içlerine kutaya eziyet edeyim diye. " Arkamı dönüp ona baktığım da sırıttım. " Ben o valizlerle Taksim'den otogara kadar taşıdım demek ki senin kasların pasif ince kollu deve." Dediğim ile anında peşimden koşarken bende önden topuklamaya başladım
"Kız senin elektriklenmekten dikenleşmiş saçlarını yolar evime Vileda yaparım. Hem sende ki fil götü bende olsa aynı anda beş valiz taşırım." Koşmayı bırakıp ona döndüğüm de
"Götüm senden iri diye kıskanma kuru götlü.. kürdan kolları var tutamazlar deyip." Kaçmaya devam ettim
"Yolarım ulan seni kışın pantolon giyiyorum diye bacaklarından çıkan erkek kıllarına kadar yollarım tek tek."
En sonunda birbirimize sataşıp koşarken pes edip durmuştum. Bir süre sonra o da yanıma geldiğinde saçlarımı karşıtırıp
"Yanlış yöne geldik sayende arabam aşağı da kaldı." Demesiyle oflayarak arabaya kadar yine yürümüştüm. Az da olsa Kutay'ın sırf düşüncelerimden uzak durayım diye çekişmelerine karşılık vermeye çalışmıştım.
Lacivert 2010 Ford model arabasına geldiğimiz de valizlerimi bagaja koymuş yemek yemek için yola koyulduk. Her ne kadar bir yanım etrafa bakmak istese de kendimle savaşarak radyoya uzanıp şarkı kanalı açtım. Bir süre konuşan adamın ardından şarkı arabada yayıldı. Kutay her ne kadar bir şeyler demek istese de susuyordu eminim ne hissettiğimi bilmediği içindi suskunluğu çünkü gözlerimi camdan kaçırdığımın farkındaydı.
Vermedim adını, zora koydular
Aşkın mezarını cana oydular
Camlara düşüyor yaşı yedi göğün
Ellerin elime niye kapı duvar?
Şarkının bu dizeleri içimde nedensiz bir mide bulantısına sürüklerken nedensizce ilk defa duyduğum bu şarkı beni etkilemişti. Bu tarz müzikler hatta çok müzik dinleyen biri değildim. Kutay bana bu konuda şarkı cahili derdi. Araba bir süre sonra durduğunda Kutay ile göz göze geldik.
Etçi seni güzel bir mekana getirdim. Aspavaya. Siz İstanbullular bilemezsiniz böyle yerleri hem mezeler sınırsız .."
"Bunları mekanın içine girince söyle reklam yaptığın için ücret almaz belki" diye dalga geçtim
"Kırk yılın başı haklı konuştun kız" arabadan indiğimiz de çokta şehir merkezinin olmadığı bir kaç takıcı ve giyim mağazasının bulunduğu ara sokaktan geçtiğimiz de altı katlı bir bir binanın altındaki restorana girdik. Her ne sakin kalmaya kendimi zorlasam da midem bulantım baş ağrısına geçmek üzereydi. Masalardan birine oturduğumuz da garson anında mezeleri getirirken kutaya bakmamaya özen gösteriyordum.
"Şimdi İzel bana her şeyi anlatmanı bekliyorum. " Eli elime uzanıp üzerine teselli eder gibi vurduğunda sesindeki ciddiyetini fark etmemle olan biteni anlattım. Yüzünde karakterinin aksine hiç mimik oynamazken gözlerinde ki şaşkınlık ve anlayışı yakalayabilmiştim
"İzel şuan tek düşündüğüm buranın sana hissettirdiği önemli noktamız şimdilik bu." Yutkunarak ona baktığım da başımı salladım
"Bilmiyorum Kutay garip bir his var içimde. Ama sanki içinde buraya özlem duyduğumu gelince anladım. Geçmişi net olmasa da hatırlıyorum ama kalbim daha çok hissediyor. Korkmuyorum ama kalbim de tuhaf bir huzursuzluk peyda oldu sanki kaderim iner inmez yeniden yazılamaya başlamış gibi " ellerimi kaldırıp gösterdiğimde " sanki kalemi elime bırakmışlar da zorla dediklerini ben işleyecekmiş gibi hissediyorum."
Cümlelerim bittiğinde Kutayla göz göze geldik. Endişeli aynı zamanda anlayışla bakıyordu bana. " Yüzleş burayla İzel içinde atma birilerinin aksine kork diyorum sana endişelen çünkü içine atmaktan iyidir. Özgür bırak onları ki sonunda iplerini kopardığında hepsinin uçup,üstündeki yükleri de alıp götürdüğüne şahit olacaksın." Anladım dediğini ama yaşamak Başkaydı
" İyi ki varsın Kutay." Diyebildim sadece
" Herhalde kız " anında şımarma mooduns geçtiğinde ona ödenmeden edemedim. Bazen keşke yalandan da olsa öyle bir maske takabilseydim diyorum.
" Benim gibisi Alex gibi birinin tekrardan Fenerbahçeye gelmesiyle birebir nadide olaylardandır." Dediğini pek anlamasam da güldüm
Bir süre gerçekten buranın yemeklerinin tadını çıkardım. Kendim de tek taktir ettiğim yanımdı kötü de olsa her zaman yemeğimi yememdi. Yemeklerden sonra yediğimiz künefe mide otururken bir soda söylemiştim bu sırada da Kutay hesap için gittiğinde ardından kalkıp dışarı çıktım.
Kutay elimi omzuma atıp kendine çektiğinde sessizce arabaya gittik. Çok konuşmayı oda benim gibi sevmezdi o yüzden hep sessizliğimizle konuşurduk . Arabaya bindiğinde beni nereye götürecek gibi sorular sormadım bugün kendimi tamamen ona bırakmıştım.
"Petrole uğrayıp benzin almamız gerekiyor." Konuşmasıyla ona döndüğüm de " benimde çişim gelmişti zaten iyi olur" dediğimle yüzü buruşurken
"Bazen neden evde kaldığını anlıyorum erilsin kızım eril hatta bazen yanında o kadar dişil hissediyorum ki gay miyim demeden duramıyorum. Kutsal bakirem benim." Elimle ağzına çarptığımda
Ne diyim kutaycığım lavabo ihtiyaçlarım için durur musunuz? Sesimi incelemeye çalışsam da yapamadım çünkü yapamazdım düz biriydim işte. Kutay da bunu anladığı için saçımı dağıtıp benzinci de durdu. Çok şıkıştığım için hızla benzincinin arka tarafında öğrendiğim tuvaletine koştum.
İçeri daldığımda birinin varlığını görsem de bakmadan tuvalete hızla girdim. Ki o kişide beni fark etmemişti muhtemelen.
"Sana diyorum Boğaç adamın sesini kestir yoksa ben kesersem yanında promosyon olarak seni de dahil ederim."
Tuvaletimi yapıp çıkmamla adamın sesini duymam bir oldu. Ve o da o an ayındaki yansımadan beni görmüş olacak ki önce döndü geri aynaya baktı ne olduğunu anlamış olacak ki tekrardan döndüğünde göz göze geldik.
"Kapat Boğaç" deyip telefonu cebine attığın da beni tam anlamıyla süzmeye başladı ve istemeden de olsa bende onu süzdüm.
Kumral, kavruk tenli bir adamdı. Boyu uzun olduğu için başımı kaldırıp ona baktığım da gözlerimiz tamamen buluştu ve adam iyice Kaş çattı. Bense gördüğüm yeşil mi gri mi olduğunu anlamaya çalıştığım gözlerinin güzelliğine yutkundum. Merakım giderken arttığında içimden küfür ettim ilk defa yakışıklı bir adam görmüyordum ama bu herif baya güzeldi. Kalın v şekilinde ki dudakları ve alt çenesinde ki gamzesi yüzünü yumuşatmak yerine daha da bir sertlik kazandırmıştı. Üç dört gündür tıraş olmadığı çıkan kirli sakallarından belliydi. Konuşmak için ağzımı açtığım da çıkamayan sesime küfür ettim
"Kızlar tuvaletinde ne işin var be adam?" Sonunda konuştuğum da onu beğendiğimi belli etmemek için aynaya doğru yürüdüm. O ise hala bana bakıyordu. Sapik desem olamazdı yani. Aynanın önüne geldiğimde tipime küfür ettim. Dağılmış saçlarım soğuktan şişmiş dudaklarım ve burnumla aşırı paspal duruyordum. Yana yatmış saçımı düzeltirken ona döndüm.
"Cevap vermeyecek misin yoksa bağırayim mi?" Ne oluyordu bana bunu önceden yapmam gerekiyor muydu zaten. Bir adım bana yaklaştığında beni geriledim
"Bağır istersen kimin rezil olacağını görmüş oluruz? " Ona baktığım da alay dolu gülümsemesini gördüğüm de gözlerimi kısıp kaşlarımı çattığımda
"Bu kız tuvalet deliğine mi düştü hay Allah'ım ya" Kutay'ın içeri girip sesini duymamla ona döndüğüm de tuhaf gözlerle adam ve bana bakıyordu.
Kız erkekler tuvaletinde ne işin var senin?" Sorusuyla anında bakışlarım önceden fark etmeyip şimdi gördüm erkek taharet musluklarını görmemle kıpkırmızı kesildim. Tekrardan kutaya baktığım da şüphe ile adam ve bana bakıyordu muhtemelen adamın zararsız olup olmadığını sorguluyordu. Adamın varlığını tekrardan hatırlamam utançla iki saniye bakıp "özür dilerim " deyip hızla oradan çıktım. " Kutay çabuk gel " deyip arabaya koştum.
Kutay'ın ardımdan kahkaha dolu gülümseni duyarken daha da kızardım.
"Kız erkekler tuvaletine mi girdin". Adam şimdi kesin foşur foşur işemine de duymuştur. " Tekrardan güldüğünde " kız sıçmadım de adama travma yaşatmak istemeszsin" kahkahayı geçtim ayırmaya başlamıştı artık. "Allah belanı versin Kutay sussana" o an şüpheyle büyük mü yoksa küçüğü mü yaptım diye düşünürken daha çok yerin dibine girdim. Tam arabaya girip Kutay'ı çağıracakken o adamı tekrardan ilerde görmemle dumura uğradım. O an bana bakıp belli belirsiz gülümsemesini gördüğüm de yerde tepinmemek için yumruklarımı sıktım. Bakışlarımı ondan kaçırırken giydiği siyah takım ve kabanla fiyakalı biri olduğunu anladım. Ben zenginim diyordu adeta. Boyu kaçtı acaba bu herifin izbandut gibiydi maşallah. Bakışlarım benden izinsiz tekrardan gözlerini bulduğun da tekrardan göz göze geldik. Bu sefer sırıtmıyor neden beni süzüyor der gibi küstahça bakıyordu. O sırada Kutay gülerek elimi omzuna attığında öne döndüm.
"Kız Allah seni ne yapmasin hiç güleceğim yoktu. Hiç mi görmedin erkek amblemini kapıda." Elini vurup ittiğimde "bin arabaya dedim." Kutay hala gülerken sürücü koltuğuna geçmesi ile son kez ona baktım. Son model cipine binerken arabası bile onun gibiydi. Sürücü koltuğuna binmeden önce yine bana baktı ve baş selamı vermesiyle kaşlarım çatıldı . Nedendir bilinmez hiç yapmacağım bir şeyi yapıp çocukça omuz silkip ona bakmadan arabaya bindim. Ve Kutay arabayı çalıştırıp giderken o tarafa bakmamak için kendimle direndim.
"Abinden sen tuvaletteyken haber aldım" demesiyle az önce tüm yaşananları silmiş şimdiye odaklanmıştım
Nasıldı bölüm arkadaşlar..
Bölüm etkileşimi
