6. bölüm · DEMİR KAMÇI
6.BÖLÜM:İÇERİDEKİ GÖLGE
“Bazı gerçekler insanın karşısına çıktığında cevap vermezdi; yalnızca daha fazla soru bırakırdı.”
Kutay, zarfın üzerindeki cümleden gözlerini ayırmadan birkaç saniye daha bekledi.
Odadaki herkes sessizdi.
Tufan'ın yüzündeki ifade değişmişti. Yıllardır taşıdığı o soğukkanlılık, ilk kez yerini açıkça belli olan bir tedirginliğe bırakmıştı.
Kutay zarfı masanın üzerine bıraktı.
— Kimse dokunmayacak.
Asil başını salladı.
— Haklısın.
Mert gözlerini Tufan'dan ayırmadan konuştu.
— Ama artık bir şey söylemeniz gerekiyor, komutanım.
Tufan cevap vermedi.
Kutay bu kez daha sakin konuştu.
— Size güvenmek istiyorum.
Tufan gözlerini kaldırdı.
— Ama?
Kutay zarfı gösterdi.
— Ama biri özellikle sizin adınızı bu işin içine sokuyor.
Tufan birkaç saniye düşündü.
— Belki de tam olarak bunu istiyor.
Asya kaşlarını çattı.
— Bizi birbirimize düşürmek mi?
— Evet.
Eylül bilgisayar ekranına baktı.
— Eski kayıtların bugün sisteme yüklenmesi, arşivdeki hareket, ikinci anahtar ve bu zarf... Bunların hepsi planlı.
Oğuz:
— Yani karşımızdaki kişi ne yaptığımızı biliyor.
Tufan başını salladı.
— Sadece ne yaptığınızı değil.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Nasıl düşündüğünüzü de biliyor olabilir.
Kutay yavaşça sandalyeye oturdu.
— O zaman ona istediğini vermeyeceğiz.
Asil:
— Ne yapacağız?
Kutay zarfı aldı.
— Bu zarfı açacağız.
Tufan hemen:
— Burada mı?
Kutay ona baktı.
— Evet.
Tufan bir şey söylemedi.
Kutay zarfı dikkatlice açtı.
İçinden tek bir kâğıt çıktı.
Kâğıdın üzerinde yalnızca birkaç satır vardı.
“İlk halka bulundu.
İkinci halka içeride.
Üçüncü halka ise geçmişte saklı.
İlk Karataş'a gitmeden gerçeği öğrenemezsiniz.”
Altında yine Alfa-7 işareti bulunuyordu.
Kutay kâğıdı masaya bıraktı.
Asil:
— İlk Karataş.
Mert:
— Yani yıllardır kapalı olan yer.
Eylül:
— Ve elimizde oraya ait anahtar var.
Kutay ikinci anahtarı masanın üzerine koydu.
İki anahtar yan yana duruyordu.
Biri çantadan çıkmıştı.
Diğeri karargâhın koridorunda bulunmuştu.
Tufan ikisine baktı.
— Biri kapıyı açıyor.
Kutay:
— Diğeri?
Tufan cevap vermedi.
Asya:
— Başka bir kapıyı.
Tufan başını salladı.
— Muhtemelen.
Kutay ayağa kalktı.
— İlk Karataş'a gideceğiz.
Tufan:
— Şimdi değil.
Kutay ona döndü.
— Neden?
— Çünkü biri bizi oraya çağırıyor.
Kutay:
— Zaten bizi günlerdir bir yerlere çağırıyor.
— Evet.
Tufan'ın sesi ağırlaştı.
— Ama ilk kez nereye gideceğimizi açıkça söylüyor.
Kutay birkaç saniye düşündü.
Sonra Asil'e baktı.
— Haklı.
Mert şaşırdı.
— Yani gitmeyecek miyiz?
Kutay:
— Gideceğiz.
Mert:
— O zaman neden—
Kutay sözünü kesti.
— Ama onun istediği şekilde değil.
Eylül hafifçe gülümsedi.
— Önce onun ne bildiğini öğreniriz.
Kutay başını salladı.
— Aynen.
Tam o sırada kapı açıldı.
Göktuğ içeri girdi.
— Komutanım.
Kutay döndü.
— Söyle.
Göktuğ elindeki cihazı uzattı.
— Karargâhın dış güvenlik sisteminde bir hareket daha tespit edildi.
Asil:
— Nerede?
— Güney girişinde.
Kutay:
— Bir araç mı?
Göktuğ başını iki yana salladı.
— Hayır.
Kısa bir sessizlik.
— Bir insan.
Odadaki herkes birbirine baktı.
Kutay:
— Görüntü?
Göktuğ:
— Var.
Ekrana yeni görüntü geldi.
Güney girişinin dışındaki kamera görüntüsüydü.
Karanlıkta bir kişi birkaç saniyeliğine görünüyordu.
Yüzü seçilmiyordu.
Üzerinde koyu renkli bir mont vardı.
Sonra kişi kameraya doğru baktı.
Ve görüntü kesildi.
Mert:
— Bizi gördü mü?
Eylül:
— Kamera sistemine müdahale etmiş.
Kutay:
— Yani evet.
Tufan ekrana yaklaşmadan konuştu.
— Bu kişi içeri girmeye çalışmıyor.
Kutay ona baktı.
— Nereden anladınız?
Tufan:
— Çünkü içeri girmek isteseydi kameraya görünmezdi.
Asil:
— Peki ne istiyor?
Tufan:
— Görünmek.
Herkes sustu.
Kutay ekrana baktı.
— Bize kendini gösteriyor.
Tufan:
— Hayır.
Bir an durdu.
— Bize istediği kadarını gösteriyor.
Kutay telsizini aldı.
— Göktuğ.
— Dinliyorum.
— Güney girişini kapat. Ama dışarıdaki kişiye müdahale etmeyin.
Asil şaşırdı.
— Kutay?
Kutay:
— Bizi nereye götürmek istediğini görelim.
Göktuğ:
— Anlaşıldı.
Birkaç saniye sonra ekrandaki kişi hareket etti.
Karargâhın duvarından uzaklaşıp karanlığın içine doğru yürüdü.
Sonra bir şey bıraktı.
Ve ortadan kayboldu.
Göktuğ:
— Bir paket bıraktı.
Kutay:
— Kimse dokunmasın.
Ekip kısa süre sonra güney girişine ulaştı.
Bırakılan şey küçük, eski bir metal kutuydu.
Kutay kutunun başında durdu.
Asil:
— Alfa-7 var mı?
Kutay baktı.
Kutunun üzerinde işaret yoktu.
Fakat kapağın üzerinde tek bir kelime vardı.
KARATAŞ.
Mert:
— Bence bu artık tesadüf değil.
Asya:
— Zaten hiçbir şey tesadüf değil.
Kutay kutuyu karargâha götürdü.
Eylül kapağı inceledi.
— Kilit yok.
Kutay:
— Aç.
Eylül kapağı kaldırdı.
İçinden eski bir kâğıt çıktı.
Bu kez ne tarih vardı ne de Alfa-7 işareti.
Sadece bir isim.
TUFAN ERDEM.
Odadaki hava yeniden değişti.
Mert:
— Yine Tufan.
Tufan kâğıda baktı.
Kutay ona döndü.
— Açıklamak ister misiniz?
Tufan uzun süre sustu.
Sonra:
— Bu isim benim.
Asil:
— Bunu biliyoruz.
Tufan kâğıdı aldı.
Arkasını çevirdi.
Kâğıdın arkasında küçük bir not vardı.
“Beni arıyorsanız, önce onu dinleyin.”
Kutay:
— Kimi?
Tufan başını kaldırdı.
— Bilmiyorum.
Kutay:
— İlk kez gerçekten bilmiyor musunuz?
Tufan cevap vermedi.
Tam o sırada kâğıdın kenarında küçük bir çizik fark edildi.
Eylül kâğıdı eline aldı.
— Burada bir şey var.
Kutay:
— Ne?
Eylül ışığı kâğıdın üzerine tuttu.
Kâğıdın alt kısmında çok silik bir koordinat dizisi vardı.
Kutay:
— İlk Karataş.
Tufan:
— Evet.
Asil:
— O zaman mesele kapanmış oldu.
Kutay başını kaldırdı.
— Hayır.
Herkes ona baktı.
— Tam tersine, şimdi başlıyor.
Ertesi sabah Karataş Karargâhı'nın havası önceki geceye göre daha sakindi.
Alarm seviyeleri düşürülmüş, askerler normal görev düzenlerine dönmeye başlamıştı.
Kara Pençe ekibi ise birkaç saatlik dinlenmenin ardından yeniden komuta merkezinde toplanmıştı.
Mert elindeki kahveyi masaya bıraktı.
— Bir şey söyleyeceğim.
Asil:
— Söyle.
— Ben artık bu karargâhta normal bir sabah görmek istiyorum.
Eylül ona baktı.
— Normal sabah derken?
Mert:
— Kimsenin eski bir çanta bulmadığı, duvardan gizli işaret çıkmadığı, telsizden ölülerin konuşmadığı bir sabah.
Asya gülümsedi.
— Çok şey istiyorsun.
Mert:
— Evet.
Oğuz:
— Kahve de var.
Mert:
— O da önemli.
Kutay odanın diğer tarafında haritaya bakıyordu.
İlk kez yüzünde geceki kadar sert bir ifade yoktu.
Asil bunu fark etti.
— Biraz dinlenebildin mi?
Kutay:
— Birkaç saat.
Mert:
— Ben üç saat uyudum.
Asya:
— Sen üç saat boyunca uyudun mu?
Mert:
— Uyudum.
Eylül:
— Beş dakika sonra uyandın.
Mert:
— O ayrıntı.
Asil hafifçe güldü.
Kutay bile istemeden gülümsedi.
Kısa bir an için odadaki gerilim azaldı.
Fakat o an kapı açıldı.
Tufan içeri girdi.
Herkes yeniden ciddileşti.
Tufan:
— Hazırlıklar tamam mı?
Kutay:
— Tamam.
Tufan:
— İlk Karataş'a gideceğiz.
Mert derin bir nefes aldı.
— Ve ben tam normal bir sabah göreceğimizi düşünmüştüm.
Asil:
— Senin düşünmenle olayların gidişatı arasında bir bağlantı yok.
Mert:
— Fark ettim.
Kutay haritayı kapattı.
— Bir saat içinde çıkıyoruz.
Tufan:
— Bu kez sadece Kara Pençe gitmeyecek.
Kutay ona baktı.
— Kim geliyor?
Tufan:
— Ben.
Kutay:
— Başka?
Tufan birkaç saniye sustu.
— Oğuz ve iki güvenlik ekibi de dışarıda kalacak.
Kutay:
— Anlaşıldı.
Mert ayağa kalktı.
— Benim bir sorum var.
Kutay:
— Sor.
Mert:
— Orada gerçekten eski bir karargâh mı var?
Tufan:
— Evet.
— Ve yıllardır kimse girmedi mi?
— Resmî olarak hayır.
Mert:
— Gayriresmî?
Tufan ona baktı.
— Bunu öğrenmeye gidiyoruz.
Mert başını salladı.
— Tamam.
Bir an durdu.
— Ama orada da bir çanta bulursak ben eve dönüyorum.
Asil güldü.
Asya başını iki yana salladı.
Kutay:
— Hadi hazırlan.
Ekip dağıldı.
Fakat Kutay odadan çıkmadan önce masanın üzerindeki iki anahtara son kez baktı.
Birisi onları geçmişe götürüyordu.
Diğeri ise belki de geçmişte saklanan bir kapıyı açacaktı.
Ve Kutay'ın bilmediği tek şey şuydu:
İlk Karataş'ta onları bekleyen şey yalnızca eski bir bina değildi.
Çünkü yıllar önce kapanan o yerin içinde, Demir Kamçı'nın kaybolduğu geceye ait bir kayıt hâlâ duruyordu.
Ve o kayıt, Kara Pençe'nin içindeki ihanetin kimden geldiğini gösterebilirdi.
Bir saat sonra ekip Karataş Karargâhı'nın dışına çıktı.
Hava açıktı.
Geceki fırtınanın ardından gökyüzü temizlenmişti.
Araçlara binmeden önce Kutay ekibine baktı.
— Bundan sonra kimse tek başına hareket etmiyor.
Asil:
— Anlaşıldı.
Asya:
— Anlaşıldı.
Mert:
— Anlaşıldı.
Eylül:
— Anlaşıldı.
Göktuğ:
— Anlaşıldı.
Oğuz:
— Anlaşıldı.
Tufan sessizce başını salladı.
Kutay araca bindi.
Motorlar çalıştı.
Kara Pençe, İlk Karataş'a doğru yola çıktı.
Karargâh arkalarında kaldı.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Mert sessizliği bozdu.
— Bir şey fark ettiniz mi?
Asil:
— Neymiş?
Mert:
— Uzun zamandır ilk kez kimse bize ateş etmiyor.
Asya:
— Şikâyet mi ediyorsun?
Mert:
— Hayır.
Kısa bir sessizlik.
— Sadece garipsedim.
Kutay ön koltuktan arkaya baktı.
— Tadını çıkar.
Mert:
— Neyi?
Kutay:
— Sessizliğin.
Mert kaşlarını kaldırdı.
— Neden?
Kutay camdan dışarı baktı.
— Çünkü bizim hikâyede sessizlik hiçbir zaman uzun sürmüyor.
Araç ilerlemeye devam etti.
Kimse fark etmedi.
Karataş Karargâhı'nda, boş kalan komuta merkezinin ekranlarından biri yeniden açıldı.
Ekranda tek bir mesaj belirdi.
KARA PENÇE YOLA ÇIKTI.
Birkaç saniye sonra ikinci satır geldi.
İLK KARATAŞ'A GİDİYORLAR.
Ve ardından üçüncü satır:
İHANET HALKASI HAREKETE GEÇTİ.
Ekran kapandı.
Ama bu kez mesajı gönderen kişi uzakta değildi.
Karargâhın içindeydi.
“Bazı kapılar geçmişe açılmazdı; geçmişin kendisini bugünün içine bırakırdı.”
Kara Pençe'nin araçları uzun ve sessiz yolda ilerliyordu.
Karataş Karargâhı çoktan geride kalmıştı.
Kutay önündeki haritaya bakarken, yanında oturan Tufan'ın yüzünü kısa bir süre inceledi. Komutanın gözleri yoldaydı fakat aklının başka bir yerde olduğu belliydi.
Kutay sonunda sessizliği bozdu.
— İlk Karataş'a en son ne zaman gittiniz?
Tufan birkaç saniye cevap vermedi.
— Yirmi iki yıl önce.
Mert arkadan hemen başını kaldırdı.
— Yirmi iki mi?
Tufan:
— Evet.
Asil:
— Demir Kamçı dosyasıyla aynı dönem mi?
Tufan'ın bakışları değişti.
— Büyük ölçüde.
Araçta yeniden sessizlik oluştu.
Eylül elindeki tableti açtı.
— Komutanım, eski arşiv kayıtlarını tekrar taradım.
Kutay:
— Ne buldun?
— İlk Karataş'ın resmî olarak kapatıldığı tarih ile Demir Kamçı dosyasının son kaydının düşüldüğü tarih arasında yalnızca on bir gün var.
Asya:
— Yani?
Eylül:
— Yani bu iki olayın aynı dönemde gerçekleşmesi tesadüf olmayabilir.
Kutay Tufan'a baktı.
— Bunu biliyor muydunuz?
Tufan:
— Tarihleri biliyordum.
Kutay:
— Bağlantıyı?
Tufan cevap vermedi.
Mert öne doğru eğildi.
— Komutanım, artık bu sessizlikler biraz fazla anlamlı olmaya başladı.
Tufan başını ona çevirdi.
— Bazen susmak, yanlış bir şey söylemekten daha güvenlidir.
Mert:
— Ama bazen de susmak, yanlış kişinin işine yarar.
Bu kez Tufan cevap vermedi.
Kutay konuşmaya hazırlanırken Eylül'ün cihazından bir uyarı sesi geldi.
Eylül ekrana baktı.
— Bir dakika.
Kutay:
— Ne oldu?
— Eski Karataş'ın çevresindeki güvenlik sistemlerinden biri aktifleşmiş.
Asil:
— Orada elektrik mi var?
— Olmaması gerekiyor.
Kutay:
— Konum?
Eylül haritayı açtı.
— Ana binanın yaklaşık üç yüz metre kuzeyinde.
Tufan ilk kez doğrudan ekrana baktı.
— Orada hiçbir sistem olmamalı.
Eylül:
— Ama şu anda çalışıyor.
Kutay:
— Bizi bekliyorlar.
Tufan:
— Belki.
Kutay:
— Artık "belki" demeyi bırakabilir miyiz?
Tufan ona baktı.
— Keşke bırakabilsek.
Araçlar yavaşladı.
Uzakta, ağaçların arasından eski Karataş tesisinin silueti görünmeye başlamıştı.
Yıllardır kullanılmayan yapı, zamanın içinde unutulmuş gibiydi. Duvarlarının bir kısmı kararmış, giriş kapısının üzerindeki eski amblem neredeyse tamamen silinmişti.
Fakat kapının hemen yanında küçük bir ışık yanıyordu.
Mert:
— Şaka yapıyorsunuz.
Asil:
— Ne oldu?
— Yıllardır kullanılmayan yerde ışık var.
Kutay:
— Herkes dikkatli olsun.
Araçlar durdu.
Kara Pençe ekibi indi. Oğuz ve güvenlik ekibi çevreyi kontrol etmeye başladı.
Kutay kapıya doğru yürürken Tufan arkasından geldi.
— Kutay.
Kutay durdu.
— Efendim?
Tufan kapıya baktı.
— İçeri girdiğimizde eski kayıt odasına gitme.
Kutay döndü.
— Neden?
Tufan:
— Çünkü orası yıllar önce mühürlendi.
Kutay:
— Ve?
Tufan:
— İçeride ne olduğunu bilmiyorum.
Kutay birkaç saniye sustu.
— Tam da bu yüzden oraya gideceğiz.
Tufan'ın yüzü gerildi.
— Kutay.
— Bu kez kimse geçmişi bizden saklayamayacak.
Kutay anahtarlardan birini çıkardı.
Eski metal anahtar kapının kilidine girdi.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra kilitten ağır bir ses geldi.
Kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Eylül fenerini yaktı.
Kara Pençe ekibi ağır adımlarla koridorda ilerlemeye başladı.
Duvarlarda yıllar önce asılmış eski fotoğraflar vardı. Bazılarının çerçeveleri kırılmış, bazılarının üzeri zamanla tozlanmıştı.
Biraz ilerlediklerinde koridorun sonunda büyük bir portre göründü.
Mustafa Kemal Atatürk.
Tufan bir anda durdu.
Arkasındaki askerler de durdu.
Tufan elini kaldırdı.
— Hazır ol.
Bot sesleri aynı anda kesildi.
Kutay, Asil, Mert, Asya, Eylül, Oğuz ve diğer askerler dimdik durdu.
Kara Pençe ekibi, Mustafa Kemal Atatürk'ün portresinin karşısında hazır olda bekliyordu.
Koridorda tek bir ses bile yoktu.
Tufan portreye baktı.
Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Ardından başını saygıyla eğdi.
— Paşam... Siz bize bir vatan bıraktınız. Biz de o emaneti korumaya yemin ettik.
Kutay'ın gözleri portredeydi.
Asil sessizce başını eğdi.
Mert'in yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.
Tufan birkaç saniye daha bekledi.
Sonra:
— Rahat.
Herkes aynı anda rahatladı.
Tufan portreden gözlerini ayırmadan konuştu.
— Unutmayın. Bu üniformanın ağırlığı omuzda değil, taşıdığı emanettedir.
Kutay:
— Emrinizdeyiz komutanım.
Tufan başını hafifçe salladı.
— Hadi.
Ekip yeniden ilerledi.
Portre arkalarında kaldı.
Birkaç metre sonra Asya eski fotoğraflardan birinin önünde durdu.
— Burada bir şey var.
Kutay:
— Ne?
Asya fotoğrafı dikkatlice inceledi.
— Tarih silinmiş.
Mert:
— İnsanlar da mı silinmiş?
Asya başını kaldırdı.
Fotoğrafta bir grup asker vardı.
Fakat fotoğrafın sağ tarafındaki iki kişinin yüzü sonradan kazınmıştı.
Asil:
— Bu normal değil.
Tufan fotoğrafa baktı.
Bir anda sustu.
Kutay bunu fark etti.
— Tanıyor musunuz?
Tufan:
— Hayır.
Kutay:
— Emin misiniz?
Tufan:
— Evet.
Fakat sesi ilk kez kararsız çıkmıştı.
Eylül koridorun sonunda başka bir kapı fark etti.
Kapının üzerinde küçük bir yazı vardı:
ARŞİV — 7
Eylül:
— Alfa-7.
Kutay:
— Hayır.
Eylül ona baktı.
— Ne?
Kutay:
— Alfa-7'nin başlangıcı burası olabilir.
Tufan bir adım geri çekildi.
— O kapıyı açmayın.
Herkes ona döndü.
Kutay:
— Neden?
Tufan:
— Çünkü Demir Kamçı dosyasındaki ilk kayıt orada tutuluyordu.
Odadaki herkes sustu.
Mert:
— Ama az önce Demir Kamçı dosyasının son kaydından bahsediyorduk.
Tufan:
— Çünkü son kayıt orada değildi.
Kutay:
— Nerede?
Tufan:
— Burada.
Kutay kapıya baktı.
İki anahtardan ikincisini çıkardı.
Anahtarın üzerinde küçük bir çizgi vardı.
Kapının kilidine soktu.
Bu kez kilit hemen açıldı.
Kapı ağır şekilde aralandı.
İçeride eski dosya dolapları vardı.
Masanın üzerinde ise tek bir cihaz duruyordu.
Cihazın ışığı yanıyordu.
Eylül:
— Bu imkânsız.
Kutay:
— Ne?
— Bu cihaz eski değil.
Asil:
— Yani?
Eylül:
— Biri buraya yakın zamanda gelmiş.
Kutay masaya yaklaştı.
Cihazın ekranında tek bir dosya açıktı.
DEMİR KAMÇI — GECE KAYDI
Mert'in yüzündeki ifade değişti.
— Bulduk.
Tufan sessizce:
— Hayır.
Kutay ona baktı.
— Ne demek hayır?
Tufan:
— Bunu bulmamızı istediler.
Ekran bir anda değişti.
Yeni bir mesaj belirdi.
GEÇ KALDINIZ.
Ardından ikinci satır geldi.
KAYDI DİNLEMEDEN ÖNCE ARKANIZA BAKIN.
Asya hemen arkasını döndü.
Koridor boştu.
Fakat kapının dışında bir gölge hızla kayboldu.
Kutay:
— Oğuz!
Telsizden cevap geldi.
— Buradayım.
— Koridoru kontrol et!
Oğuz ve iki asker koridora çıktı.
Birkaç saniye sonra telsizden ses geldi.
— Kimse yok.
Kutay ekrana döndü.
Mesaj silinmişti.
Yerine yalnızca bir zaman damgası kalmıştı.
02:17
Eylül:
— Bu saat...
Kutay:
— Demir Kamçı dosyasındaki son hareketin saati.
Tufan gözlerini kapattı.
— Artık biliyor.
Kutay:
— Kim?
Tufan gözlerini açtı.
— Bizim burada olduğumuzu.
Tam o sırada odanın arkasındaki eski dolaplardan biri kendiliğinden açıldı.
İçinden tek bir dosya yere düştü.
Kutay eğilip dosyayı aldı.
Üzerinde sadece üç kelime vardı:
KARA PENÇE — İÇ
Asil'in yüzü değişti.
— İç ne?
Kutay dosyayı açtı.
İlk sayfada Kara Pençe ekibinin yıllar önceki kadrosuna ait isimler vardı.
Fakat sayfanın en altında güncel tarihle yazılmış tek bir cümle bulunuyordu:
İHANET HALKASI HÂLÂ ARANIZDA.
Mert:
— Bu dosya bizi izliyor gibi.
Eylül:
— Hayır.
Kutay:
— Ne?
Eylül dosyanın altındaki küçük mührü gösterdi.
— Bu kayıt bugün oluşturulmuş.
Tufan bir anda kapıya döndü.
— Herkes dışarı.
Kutay:
— Neden?
Tufan:
— Çünkü burası artık bir arşiv değil.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Tuzak.
Koridordan metalik bir ses duyuldu.
Sonra ışıklar söndü.
Karanlığın içinde yalnızca Eylül'ün cihazından gelen soluk ışık kaldı.
Kutay telsizine uzandı.
— Oğuz, durum?
Cevap gelmedi.
Kutay tekrar denedi.
— Oğuz?
Yine sessizlik.
Asil:
— Telsiz kesildi.
Tufan:
— Başladı.
Kutay:
— Ne başladı?
Tufan karanlığa baktı.
— Bizi buraya getiren oyun.
Ve karanlığın içinden, yıllardır duyulmayan eski bir telsiz sesi yükseldi.
— Kara Pençe...
Herkes dondu.
Ses tekrar geldi.
— Eğer bunu duyuyorsanız...
Kısa bir parazit sesi duyuldu.
— Demir Kamçı'nın kaybolduğu geceyi artık öğrenmeye hazırsınız demektir.
Tufan'ın yüzü bembeyaz oldu.
Çünkü o sesi tanıyordu.
Ve yıllardır öldüğünü sandığı birine aitti.
Kutay Tufan'a baktı.
— Bu kim?
Tufan cevap vermedi.
Karanlığın içinde telsiz bir kez daha cızırdadı.
Bu kez ses daha netti.
— Tufan...
Tufan'ın gözleri büyüdü.
Kutay:
— Seni tanıyor.
Tufan yavaşça başını salladı.
— Evet.
Asil:
— Kim?
Tufan'ın sesi kısıldı.
— Demir Kamçı'nın kaybolduğu gece benim yanımda olan kişi.
Mert:
— Ama öldüğünü söylemiştiniz.
Tufan:
— Öldüğünü sanıyordum.
Telsizden son bir cümle geldi.
— Beni bulmak istiyorsanız... geçmişin ilk tanığına bakın.
Ekran yeniden aydınlandı.
Bu kez tek bir görüntü vardı.
Karataş'ın eski koridorundaki Mustafa Kemal portresi.
Kutay ekrana baktı.
Sonra portreye döndü.
Portreyle ilgili hiçbir şey değişmemişti.
Fakat birkaç metre ilerisindeki duvarda, daha önce fark etmedikleri küçük bir metal plaka vardı.
Eylül fenerini kaldırdı.
Plakanın üzerinde tek bir tarih yazıyordu.
1923
Tufan portreye baktı.
— Demek buraya kadar uzanıyor.
Kutay:
— Ne?
Tufan cevap vermedi.
Kutay portreden birkaç adım uzaklaşarak karşı duvara doğru yürüdü.
Elini plakanın bulunduğu duvarın hemen yanındaki bölüme koydu.
Duvarın içinden hafif bir tık sesi geldi.
Herkes sustu.
Kutay geri çekildi.
Duvarın küçük bir bölümü birkaç santimetre içeri doğru hareket etmişti.
Asil:
— Gizli kapı.
Kutay ikinci anahtarı kaldırdı.
Anahtarın üzerindeki küçük çizgi, duvardaki metal parçanın şekliyle aynıydı.
Mert:
— Bence artık ikinci anahtarın ne işe yaradığını biliyoruz.
Kutay anahtarı duvardaki gizli yuvaya yerleştirdi.
Fakat çevirmeden önce Tufan elini onun bileğine koydu.
— Kutay.
— Ne oldu?
Tufan portreye baktı.
— Bundan sonrası yalnızca Demir Kamçı'nın hikâyesi olmayacak.
Kutay:
— Biliyorum.
Tufan:
— Hayır.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Bundan sonrası, yıllardır saklanan daha büyük bir gerçeğin kapısı.
Kutay anahtara baktı.
Sonra Tufan'a.
— O zaman açıyoruz.
Anahtar yavaşça çevrildi.
Duvarın arkasından ağır bir mekanizma sesi yükseldi.
Gizli kapı açılmaya başladı.
Kara Pençe, yıllardır kimsenin görmediği o karanlık geçide ilk adımını attı.
Arkalarında kalan Atatürk portresi koridorun sessizliğinde kaldı.
Telsiz ise son kez cızırdadı.
— İlk Karataş'ın sırrı açıldı.
Kısa bir parazit sesi duyuldu.
— Şimdi Demir Kamçı'nın gerçek hikâyesi başlayacak.
