23. bölüm · Dava

Bölüm-22

Yalnız Okur

İso

Gözümü açtım.Hızlıca kalkıp Fadime’nin odasına daldım ama yoktu...

Ağaçların gökyüzünü bir zırh gibi kapattığı, sisin toprağa çöktüğü o uğursuz Karadeniz ormanındaydım.
Hava kemiklerimi donduracak kadar soğuktu. Ayaklarımın altındaki karlar gıcırdıyor, her adımımda sanki bir şey beni geriye doğru çekiyordu.

"Fadime!" diye bağırdım. Sesim sisin içinde boğuldu, yankılanmadı bile. "Fadime!"

Sonra birden o koku geldi burnuma... Çam kokusunun arasına karışmış paslı, ağır bir kan kokusu. Adımlarımı hızlandırdım. İlerideki ulu çam ağacının gövdesine yaslanmış bir beden gördüm. Kalbim ağzımda atmaya başladı. Koştum. Yaklaştıkça dizlerimin bağı çözüldü.

Fadime’ydi bu. Karla kaplı zeminde, üzeri çamur ve kan içinde yatıyordu. Gözleri yarı açık, dudakları morarmıştı. Yanağına dokunmak için elimi uzattım ama parmaklarım onun soğuk tenine değdiği an sanki buz parçasına dokunmuşum gibi irkildim.

"Fadime..." diye fısıldadım, sesim titriyordu. "Kalk... Bak rüzgar sertleşti, hasta olacaksın. Kalk gidelim burdan."

Hiç kıpırdamadı. Nefes almıyordu. O an göğsüme yerleşen o devasa ağırlık nefesimi kesti. Ağlayamadım bile, boğazımda dev bir düğüm oluştu.
Tam o sırada arkamdaki çalılar hışırdadı. Yavaşça arkama döndüğümde Şerif’i gördüm. Üzerindeki o pis palto, yüzündeki o sinsi, kanlı tebessümle ağaçların arasından sıyrıldı. Elinde kurşun grisi bir tabanca tutuyordu.

"Boşuna çabalama İso," dedi, sesi rüzgarın uğultusuna karışarak. "Bu dağlar Adil’in soyuna yar olmadı, sana da olmayacak."

"Şerif!" diye kükredim, üzerime çöken çaresizliği öfkeyle örtmeye çalışarak. "Ne yaptın lan ona?! Ne yaptın?!"

"Ben bir şey yapmadım," dedi kahkaha atarak. "Hesap kesildi sadece. Adil’in canını yakmak için kan gerekiyordu, ben de aldım."

Şerif silahı bana doğru doğrulttu. Tetik düşme sesini duydum. Çıt.

F:İso! İso kalk! Ne bağırıyorsun sabah sabah?!

Gözlerimi dehşetle açtım. Karşılaşmayı beklediğim o karanlık orman yoktu. Şöminedeki odunların kırmızı korları, yayla evinin ahşap tavanını hafifçe aydınlatıyordu. Göğsüm körük gibi inip kalkıyor, alnımdan soğuk terler süzülüyordu.

Hemen yanı başımda duran Fadime’ye baktım. Üzerinde o mavi geceliği, omuzlarına attığı hırkasıyla durmuş, çatık kaşlarıyla bana bakıyordu.
Ama gözlerindeki o saklamaya çalıştığı endişeyi görebiliyordum.

İ:Fadime...

Dedim, sesim pürüzlü ve kısıktı.
Elimi gayriihtiyari ona doğru uzattım ama sonra hemen kendimi toparlayıp geri çektim. Aramızdaki o görünmez çizgiyi aşmamam gerekiyordu.

Kollarını göğsünde birleştirdi, hırçın bir tonla:

F:Ne oldu? Yine ne gördün de 'Şerif' diye böğürüyorsun salonda? Adam rüyana bile girip huzursuzluk çıkarıyor!

Koltukta doğrulup elimle yüzümü sıvazladım.

İ: Yok bir şey Koçari kızı. Kabustu işte. Karadeniz’in ayazı çarptı herhalde, malum yorganı bana vermemekte ısrarcıydun.Saçmaladum öyle.

Sessizce gözlerini devirdi ama kenardaki sehpanın üzerindeki bardağa sürahiden su doldurup bana uzattı.

F:Al iç şunu. Üşüdün tabii,orada öyle çırpınırken koltuğu devirecektin neredeyse. Bak hasta olup başıma kalacaksın dedim sana!Ne kadar çok korkmuşsun şu haline bak.

Bardağı elinden alırken parmaklarımız birbirine çarptı. Bir an ikimiz de duraksadık.
O, elini hemen geriye çekti. Ben de suyu bir dikişte bitirip bardağı sehpeya bıraktım.
İçimdeki o garip huzursuzluk rüyanın etkisinden miydi, yoksa onun bu yakınlığından mıydı, kestiremiyordum.

İ: Saçmalama, ne korkacağım? Şerif denen heriften mi korkacağım ben? Sadece... rüya işte.

F: İyi, ne halin varsa gör. Ben gidip yatıyorum. Bir daha öyle bağırma, ödümü kopartıyorsun.

Fadime arkasını dönüp yatak odasına doğru iki adım atmıştı ki, masanın üzerindeki telefonumun şiddetli titreşimi ve kulak tırmalayıcı melodisi sessizliği bıçak gibi kesti.
Saat sabahın altısıydı daha. Bu saatte telefon çalıyorsa, hayra alamet bir şey olamazdı.

İkimiz de aynı anda telefona baktık. Ekrandaki ismi gördüğümde içimdeki o karanlık his iyice büyüdü.

Oruç abim arıyor...

F:Ne olmuş?

dedi Fadime, sesi bir anda ciddileşerek.

F:Bu saatte niye arıyor Oruç?

Telefonu açıp endişeyle kulağıma götürdüm.

İ:Abi? Hayırdır abi, bir şey mi oldu?

Telefondaki ses, abimin o her zamanki sakin, neşeli sesi değildi. Hırpalanmış, nefes nefese kalmış ve dehşete düşmüş bir adamın sesiydi.

O: İso... İso bittik biz... Mahvolduk!

Ayağa fırladım.

İ:Abi doğru düzgün anlat, ne oldu?! Nerdesiniz siz?

O: Şerif... Şerif geldi İso! Sağlık ocağının oradaki yolda önümüzü kestiler!
Yanında adamları vardı. Beni darp edip yere serdiler... Aleyna’yı... Aleyna’yı çekip aldılar arabadan!

Gözlerim büyüdü, kanım dondu sanki.

İ:Ne diyorsun abi sen?! Aleyna mı?!

Fadime duyduğu isimle yanıma fırladı. "Ne? Aleyna’ya ne olmuş İso?!" diye bağırdı, koluma yapışarak.

Abim telefonda ağlayarak konuşuyordu
O:Dövdüler beni İso, kafama silah dayadılar. Ben engel olamadım! Aleyna’yı zorla arabaya bindirip götürdüler.
Şerif gitmeden önce 'Adil Koçariye selam söyle, Esmemin hesabını mahşere bırakmayacağımı söylemiştim, şimdi o düşünsün' dedi!
İso, Adil'den intikam almak için Aleyna’yı kaçırdı herif!

İşin rengi bir anda değişmişti. Şerif denen o gözü dönmüş herif, Adil’e olan o köklü nefretini, intikamını almak için Fadime’yi kullanamayınca Adil abi’in kızı Aleyna’yı kurban seçmişti.

İ: Polise haber verdin mi Abi?!

O: Hayır! 'Polisi ararsanız kızın ölüsünü toplarsınız' dedi. İso ne yapacağım ben? Aleyna’sız yaşayamam ben, ne olur yardım et!

İ: Sakin ol! Neredeysen orada kal! Sakın tek başına bir delilik yapma.
Biz hemen geliyoruz, duydun mu beni? Hemen yola çıkıyoruz!

Telefonu kapattığımda ellerim öfkeden titriyordu. Fadime tam karşımda durmuş, gözlerinden süzülen yaşları tutmaya çalışıyordu.Ama kızın ayakta duracak halim yoktu.Elini refleksle bana uzattı,düşecek gibiydi.Sakinleştirmeye çalıştım.

İ:Fadime,fadime bana bak. Kendine gel bulucaz Aleyna’yı sakin ol.

F: İso... Aleyna... Yeğenum... O şerefsiz Aleyna’ya bir şey yapacak! abimden intikam almak için kızı maşa olarak kullanıyor!

İ: Yapamayacak!

Fadime’nin omuzlarından tuttum, sert ama sakin kalmaya çalışarak:

İ: Bana bak Koçari kızı. Ağlamayı bırak. Oruç perişan halde. Aleyna’yı o herifin eline bırakmayacağız.
Şerif Adil abime mesaj vermek istiyor, kızın kılına zarar verirse elindeki kozu kaybedeceğini bilir.
Şimdi hemen toparlan!

F: Ben de geleceğim! Sakın beni burada bırakmaya kalkma İso, valla dünyayı başına yıkarım!

İ: Zaten seni burada tek bırakacak halim yok. Üzerine kalın bir şey al, hemen geç arabaya!

Eşyaları nasıl topladık, evden nasıl çıktık hatırlamıyorum bile.
Yayla evinin kapısını kilitleyip arabaya atladık.Sabahın sisinde, Karadeniz’in o virajlı, tehlikeli dağ yollarında gaza basarken zihnim durmadan çalışıyordu.

Şerif, Adil abiden intikam almak için gözünü tamamen karartmıştı.
Aleyna onun için sadece bir intikam aracıydı ve Adil abiyi diz çöktürmek için her şeyi yapabilirdi.

Yan koltukta oturan Fadime’ye gözüm kaydı. Camdan dışarı bakıyor, ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemiş sıkıyordu.
Ne kadar hırçın, ne kadar dik başlı görünse de şu an ne kadar korktuğunu görebiliyordum. Aleyna onun çocukluk arkadaşı, canıydı.

Sert görünmeye çalışarak:

İ:Ellerini öyle sıkma, kramp girecek. Bulacağız dedik ya.

Bana dönmeden, kırgın bir sesle:

F:Ya bulamazsak İso? Ya Şerif o hırsıyla abime gözdağı vermek için... düşünmek bile istemiyorum!

İ: Bulacağız diyorum sana. Şerif salak bir adam değil, Aleyna’yı Adil abiye karşı pazarlık konusu yapacak. Bizi arayacak ya da abine haber uçuracak. O ana kadar sakin olmak zorundayız.

Bana doğru döndü, gözleri kıpkırmızıydı.

F:Sen niye böyle sakinsin peki? Hiç mi korkmuyorsun?

İ: Ben korkarsam, sen ağlarsan, Oruç panik yaparsa o kızı oradan kim alacak canum karum? Birimizin kafasının çalışması lazım.

Fadime cevap vermedi. Yüzündeki o inatçı ifade hafifçe yumuşadı. Aramızdaki o gıcık atışmalar, o bitmek bilmeyen kavgalar durulmuştu ama içten içe ikimiz de biliyorduk ki birbirimize tutunmaktan başka çaremiz yoktu. Bunların sırası değildi.
Biz şu an bir felaketin ortasındaydık ve o kızı o canavarın elinden söküp almadan bize uyku da yoktu, huzur da.

Araba hızla sağlık ocağına doğru süzülürken, Karadeniz’in karanlığı yavaş yavaş griye dönüyordu. Şerif bir oyun başlatmıştı ama bu oyunun nasıl biteceğine o karar veremeyecekti.

Abimin bize attığı konumda durup onu perişan halde arabaya aldık. Başından aldığı darbeyle üstü başı kan içindeydi, gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi.

İ:Abi, kendini topla!

Dedim dikiz aynasından ona bakarak.

İ:Ağlayıp sızlamayı bırak, Aleynanın nerde olabileceğini düşüneceğiz.

Abim sesi titreyerek konuştu:

O:İso... Adil abiye ne diyeceğiz? Adam kızını bana emanet etti, ben koruyamadım!

Fadime arka koltuğa dönüp abimin yüzüne baktı.

F:Oruç, saçmalama! Suçlu sen değilsin, o şerefsiz Şerif! Abim her şeyi anlayacak, şimdi hemen konağa gidiyoruz.

Gaza basıp Koçari Konağı’nın heybetli kapısının önüne çektim arabayı. Sabahın bu erken saatinde avlu sessizdi ama kapıyı açıp içeri daldığımızda ortalık bir anda karıştı.
Esme yengem salonda bizi görünce gözlerindeki endişeyle ayağa fırladı. Oruç’un halini ve bizim yüzümüzdeki o karanlık ifadeyi gördüğü an bir şeylerin ters gittiğini anladı.

Fadime hemen Esme yengemin yanına koşup kollarına sarıldı.

F: Yenge... Sakin ol ne olur.

Esme yengem sesi titreyerek sordu:

E:Ne oluyor Fadime? Aleyna nerede? Oruç... Oğlum bu halin ne?!

O an Adil abi merdivenlerden aşağı indi. Yüzündeki o sert, tavizsiz ifadeyle doğrudan bize baktı.

A: Ne bu haliniz? Aleyna nerede?

Adil abinin karşısına geçip dimdik durdum.

İ: Adil abi... Şerif. Şerif yine bir şeylerin peşinde. Yolda önlerini kesip Oruç’u darp etmişler. Aleyna’yı kaçırmış.

Salona bir bomba düştü sanki. Esme yenge dizlerinin üstüne çöküp feryat etmeye başladığında Fadime hemen onu kucaklayıp koltuğa oturttu.
Adil abinin yüzü ise önce bembeyaz oldu, ardından gözlerinde o tanıdığım ölümcül nefret belirdi.

Adil abi dişlerinin arasından konuştu:

A:Şerif... Benimle olan hesabını kızımdan mı kesmeye çalışıyor o namussuz?!

Fadime’ye dönerek:

İ:Canum karum, sen Esme yengenin yanında kalıyorsun. Konağın kapılarını kilitleyin, sakın dışarı çıkmayın. Aleynayı bulucaz.
Fadime gözleri dolu dolu bana baktı. O hırçın kız gitmiş, yerine korkuyla bana sığınan biri gelmişti sanki.Çaresizce konuştu.Sesi içimi sızlattı.

F: İso... Onu getireceksiniz değil mi? Abim de sen de sağlam döneceksiniz?

Ona doğru bir adım atıp gözlerinin içine baktım, sesimi sadece onun duyacağı kadar düşürdüm.

İ:Getireceğim canum karum. Sana söz veriyorum, o kızı o herifin elinden alıp bu konağa getireceğim. Sen sadece yengene sahip çık.

Fadime başıyla onayladı, o an ilk defa aramızdaki o çekişme bitti ve bana tam anlamıyla güvendiğini hissettim.

Adil abi masadaki kılıfından silahını sıyırıp beline taktı. Oruç da cebindeki mendille başındaki kanı silip yanımıza dikildi.

A: Düşün önüme! Şerif’in saklanabileceği her deliği, o eski depoları, o şerefsizin adım attığı her yeri tek tek bakacağız!

Arabanın anahtarını cebimden çıkararak:

İ:Benim arabayla gidiyoruz. Zaman kaybetmeyelim!

Konağın kapısı arkamızdan kapanırken Fadime’nin camdan bize bakışını son kez gördüm.Perişan halde çaresizce bakıyordu bana.
Şimdi hesabın görüleceği, Şerif’in Adil abiden intikam alma hayallerini boğazına dizeceğimiz an gelmişti.