15. bölüm · Dava

Bölüm-14

Yalnız Okur

Fadime

Delirmişti bu adam. Gerçekten gözü kararmıştı.
Abim alt katta uyurken Furtuna’nın uşağı gelip Koçari konağını basıyordu.

Hızla pencereye yanaşıp perdeyi araladım. "Git" anlamında elimi salladım ama İso istifini bile bozmadı.
Sigarasından son bir derin nefes çekip izmariti yere attı, botunun ucuyla ezdi. Ardından konağın arka tarafındaki su borusuna ve sarmaşıklara doğru hamle yaptı.

"Yapma..." diye fısıldadım dehşetle. Ama dinler mi? Birkaç saniye içinde, tıpkı çocukluğumuzda yaptığı gibi, sanki kendi evinin balkonuna çıkar gibi odamın pencere pervazına tırmandı.

Pencereyi gıcırdatarak açıp içeri süzüldü. Odaya adım atar atmaz dışarının o buz gibi Karadeniz havası ve buram buram tütün kokusu odaya doldu. Kalbimin güm güm vuruşu odada yankılanıyordu sanki.

F: İso sen kafayı mı yedin?! Abim uyanırsa ne olur bilmiyomusun!

Fısıltıyla bağırıyordum adeta. Ama o hiç oralı olmadı. Arkasındaki pencereyi yavaşça kapattı.
Bana doğru bir adım attığında istemsizce geriledim. Sırtım gardırobun soğuk ahşabına çarpana kadar üzerime geldi.

İki elini de başımın iki yanına, ahşaba dayadı. Beni tamamen kendi bedeniyle duvar arasına hapsetti.
Karanlıkta parlayan gözleri doğrudan gözlerimin içine dikilmişti. Nefesi yüzümü yakıp geçiyordu.

İ: Bırak vursun Fadime... Vursun da şu içimdeki yangın sönsün. Ama ben o cevabı almadan bu odadan bir adım dışarı atmam.

F: Ne cevabı ula?! Sağlık ocağında söyledim ya işte, abime de anlattım! Tansiyonum düştü, gözüm karardı dedim!

İso hafifçe öne eğildi. Yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki, dudakları yüzüme değecek gibiydi. İçimdeki korkuyla karışık heyecan göğsümün tam ortasında bir yerde patlamaya hazır bekliyordu.
ellerimi göğsüne koyup itmeye çalıştım ama sert bir kaya gibi duruyordu yerinde.

İ: Yalan... Hepsini uydurdun. Abin yedi, amcam yedi ama ben yemem Fadime. Seni o ormanda bulduğumda elinde, bileğinde ip izleri vardı. Korkudan titriyordun. Bana bak... Bak gözlerimin içine.

Başımı yerden kaldıramayıcağımı anlayınca çenemi fazla sıkmadan kaldırdı.
Parmağının dokunduğu yer alev alıyordu sanki. O sert, karanlık bakışlarının arkasındaki o kırılmış, çaresiz İso’yu gördüm yine.

İ: Kimdi o? Sana kim dokundu Fadime? Söyle bana...yemin ederim ki adını verdiğin an kendi ellerimle öldüreceğim onu!

O an boğazıma bir düğüm oturdu. Eyüphan’ın adı dudağımın ucuna kadar geldi.
Ama söylersem... İso katil olurdu. Abim araya girer, kan davası sil baştan başlardı. İso’yu, benim canım için amcasına yalan söyleyen adamı kaybetmeyi göze alamazdım.

Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Bir damla yaş yanağımdan aşağı süzüldü, tam da İso’nun parmağının üzerine düştü. Bakışları o bir damla yaşa kaydı, sertliği bir anda kırılır gibi oldu.

F: İso... Lütfen.

Ellerimi göğsünde sıkılaştırdım. Bu sefer onu itmek için değil, tişörtünü kavramak için.Çünkü bi anlığına düşecek gibi oldum.

F: Yemin ederim sana... Kimse bana dokunmadı. Kimse canımı yakmadı. Eğer bir şey olmuş olsaydı, sana söylerdim. Ben Koçari kızıyım, kimseden korkmam bilmiyor musun? Sadece... Sadece çok korktum o karanlıkta. Yalnızdım. Ve sen geldin, beni buldun.

Gözlerinin içine bakarak, hayatımın en inandırıcı ve dik ses tonuyla konuşmuştum. İso duraksadı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu. Bakışlarındaki o zifiri karanlık yavaş yavaş kırıldı, yerini derin bir nefese bıraktı.Daha fazla üstüme gelmedi.

İso’nun o ciddiyeti bir anda buharlaştı, yüzüne o bildiğim gıcık, ukala gülüşü oturdu. Ellerini ahşaptan çekip geriledi ama odayı terk etmek yerine gidip benim yatağımın üzerine çamurlu botlarıyla öylece uzanıverdi.

F: İsoo! Çamurlu ayakkabılarınla yatağıma mı kuruldun sen?! Kalk çabuk ordan, yengem sabah beni keser!

İ: Valla hiç kalkamam canum karum. Ormanda seni arayacağım diye canım çıktı, bacaklarım kopuyor. Hem madem bir şey yokmuş, kocan olarak bu gece burada, karımın yanında dinlenmek en doğal hakkım.

Sırıta sırıta yastığıma sarıldı. Şok içinde ona bakıyordum.

F: İso, kaşınma! Kalk git şuradan! Hem karım diyipte durma bana

İ: İyi tamam be, gidiyorum canum karum.Ama çok sonra özleme he

F:Zevzek!

İso kıkırdayarak yataktan kalktı, üstünü başını düzeltti.
Pencereye doğru yürüyüp pervaza tırmandı. Dışarı çıkmadan önce bana dönüp göz kırptı.

İ: Sabah görüşürüz canum karum

Pencereden kayıp gecenin karanlığında gözden kayboldu. Arkasından hızla pencereyi kapatıp kilitledim. Yatağımdaki çamurlu izlere ve bozulan yorgana bakıp kendi kendime söylenmeye başladım.

Eyüphan belasını şimdilik atlatmış, felaketi önlemiştim ama bu İso’nun elinden çekeceğim vardı!
Yine de yüzümde engel olamadığım hafif bir tebessümle yatağın kenarına uzandım.
Günün yorgunluğu tekrardan üzerime çökerken kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım.