16. bölüm / 18
Cam Kırığı : İlk OyunX. Bölüm- Zehirli Kitap Rafları
Bölümler 18Şu an: X. Bölüm- Zehirli Kitap Rafları
- 1 Karakterler44 kelime
- 2 Kitap İçin Şarkılar163 kelime
- 3 Önsöz160 kelime
- 4 Giriş69 kelime
- 5 I. Bölüm- Küçük Bir Beden, Büyük Bir Ruh239 kelime
- 6 II.Bölüm- Uyarı1.042 kelime
- 7 Duyuru46 kelime
- 8 III.Bölüm- Kapının Ardındaki1.020 kelime
- 9 IV.Bölüm- Sadece Bir Fotoğraf Değil1.101 kelime
- 10 V. Bölüm-Umutlar ve Ondan Doğan Karanlıklar1.080 kelime
- 11 VI. Bölüm- Onun Kadar Parlak Ama Bir O Kadar Uzak1.013 kelime
- 12 VII. Bölüm- Senin Yaraların Ne Olacak?1.093 kelime
- 13 VIII. Bölüm-Karanlıkta Gizli Duygular1.063 kelime
- 14 ‼️Duyuru Önemli‼️23 kelime
- 15 IX. Bölüm - Bazen Unutmak İyi Değildir1.776 kelime
- 16 X. Bölüm- Zehirli Kitap Rafları2.244 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Duyuru🧸13 kelime
- 18 XI. Bölüm- Bir Oyuna Ne Dersiniz ?2.339 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"En kusursuz cinayet, yaşama sevincini öldürmektir."
- Paulo Coelho
Günlerden bir gün bir yıldız başka bir yıldıza vurulmuş. Ancak yıldız, o yıldıza bakmamış. Yıldız hergün biraz daha sönüp kahrolurmuş. Ancak hiçbir zaman aşkından kurtulamamış. Yıldız hergün solarken aşkından ölecek raddeye gelmiş. Herkes ona tutkunmuş. Ancak yıldız sadece o yıldızı severmiş. Yıldız son günlerinde sormuş sevdiğine, "neden beni sevmedin?" diye feryat etmiş. Yıldız, sakince cevap vermiş. "Ben sana bağlanamam. Kayarsan, ikimizde kahroluruz en azından birimiz kurtulsun."
Bir kaç hafta ve gün sonra
Gecenin bir yarısı... Soğuk bir meltem var dışarıda. Güz'e giriyoruz. Bekliyorum. Onu bekliyorum. At sesleri yaklaştıkça daha da gülümsüyor, iyi olduğuma onu inandırmak için her türlü yola başvuruyordum. Uzun bir elbise yaralarımı göstermesede o benim canımın diğer yarısıydı. Hissederdi canımın ne denli yandığını. Hissederdi kalbimin kırık olduğunu. Hissederdi tebesümümün buruk olduğunu. Hissederdi.
Atlar görüş açıma girince heyecandan kıpır kıpırdım. Ve onu gördüm. Bu hayatta en sevdiğim kişi. Kardeşim. Dolle. Saçlarını iki örgü yapmıştı ve üzerinde beyaz bir elbise vardı. Hep beyaz giyerdi.
Evet diye geçirdim içimden bu senin rengin.
Arabadan inence gözleri beni buldu. Koşarak yanıma geldi. Kollarını bana sardığında ona karşılık verdim. Başka başka çocuklarda vardı ama onlar okula girdiler. "seni çok özledim." diye fısıldadı. "bende" dedim ve saçlarına bir öpücük kondurdum.
"annem iyimi?" "iyi" "sen nasılsın?" "iyiyim. Sen?" diye sordu. "iyiyim güzelim." dedim gülümseyerek.
İyi değilim Dolle.
Değilim.
Günler önce katilden çocukların oyun dışı olduğunu, onlara birşey yapmayacağını söylediği bir mesaj almıştık. Rahattım ama aynı zamanda tetikteydim. Ayrıca katil, uzun süredir birşey yapmadığından büyük birşey hazırladığını biliyorduk. Cinayetler yüzünden balo tarihi yarına alınmıştı.
Damien ise... Son cinayetten sonra onunla konuşmamıştık.
Dolle, sınıfına gidince öylece bahçede oturup göğe baktım. Uyuyamamıştım. Şimdi ise, üstüne oturduğum yaprakların hışırtısını dinliyordum. Bacaklarımı kendime çektim ve çenemi dizlerimin üstüne koyarak gözlerimi yumdum.
Hissetiğim Lavanta kokusu ile gözlerimi açmadan başımı kokunun kaynağına döndürdüm ve başımı dizime öyle yasladım. Ateş kokusunu duyunca yavaş yavaş gözlerimi açtım. Damien, yanıma uzanmış sigarasını içiyordu. Gözleri boşluğa dalmıştı. Göz ucuyla beni süzünce sigarasından derin bir nefes çekti ve sigarasını yere atarak ayağı ile ezdi. Başımı dizimden çekerek bacaklarımı öne uzattım. Ne ara gelmişti bilmiyordum.
Ellerimi iki kez kucağıma vurdum. Mesajımı anlamış olacak ki, dönüp başını kucağıma koydu. Yaslandığım ağaca kendimi bırakarak parmaklarımı onun kömür karası saçlarında gezdirmeye başladım. Bende onu çeken birşeyler vardı. Adı neydi bilmiyordum. Kim bilir? Belkide onu seviyordum.
Başımı eğip ona baktım. Gözlerini kapatmış hafifçe gülümsüyordu. Belkide uzun bir süre sonra rahatlamıştı. Saçları ile oynarken onu izliyordum. Her bir milimini beynime kazımak ister gibi ona baktım.
Gözlerini yavaşça açtığında göz göze geldik. Elimi saçından çekerek parmak ucumla yüzüne dokundum. Elimi tutup dudaklarını avucuma bastırdı. Gözlerinde derin bir özlem vardı. Oysaki aynı okuldaydık. Ancak bir bakıma haklıydı. Hergün onun yanından geçiyordum ama ona bakmıyordum o da beni zorlamıyordu. Ve bir anlığına bu kendimi kötü hissetmeme neden oldu.
Öylece elimi tutup bana bakmaya devam etti. Umursamaz, vurdumduymaz, dünya yansa umurunda olmayacak bir kızım ben. Ama... Onu gördükçe bir köşeye sinip sessizce ağlamak istiyorum.
Elimi bırakıp yüzüme dokundu. "çok güzelsin... Hep çok güzeldin." diye fısıldadı. "neden sanki beni yıllarca tanıyormuş gibi konuşuyorsun?" diye sordum. Birşeyler mırıldandı ancak anlayamamıştım. Üzerinde durmadım.
Başını kucağımdan kaldırıp doğruldu. Kollarını belime dolayıp yüzünü boynuma gömdü ve uzun uzun kokumu içine çekti. "neden benden kaçıyorsun?" diye soludu. "senden kaçmıyorum sadece.." dedim. Sadece birşeylerden emin değilim. Sadece bana tuzak kurmanı istemiyorum. Sadece bana umut vermeni istemiyorum. Karanlık, umutlardan doğardı ve bizi yutar, içine hapseder en sonunda öldürürdü.
"Sadece ne ?" dedi kafasını boynumdan çekip gözlerimin içine bakarak. Bana öyle bakıyordu ki, sanki hayal kırıklığına uğramış gibiydi bakışları. Yutkunup bakışlarımı kaçırdım. Ellerini belimden çözüp geri çekildi. Kolları iki yanına doğru düştü. "Sadece ne?" diye tekrarladı.
"bilmiyorum! Tamam mı? Ben birşey bilmiyorum. Darlamayın beni! Bana soru sorup durmayın! Sadece yanımda olup birşey söylemeden, bir şey yapmadan duramazmısın!" dedim. "Ne yapmamı istiyorsun! Sen öylece bizden giderken ölmeni beklememimi?" dedi sinirle. Gözleri yavaştan parlıyordu. "hayır sadece susun! Ne istediğimi bilmiyorum, diğerlerinin ne istediğini bilmiyorum! Sen? Ne ki benden istediğin!?" dedim. "Ölmemeni! Hayatta kalmanı istiyorum çok mu? Ben ölmeyi göze aldım senin için, ama senin yaptığın tek şey öylece ölümü beklemek!" diye bağırdı.
" konu da bu! Ya sen ölürsen? Ya ben ölürsem? Öbürümüz de ölür! Biz bir ölüm oyunun içindeyiz! Aşk, son umurumuz bile olamaz!" dedim dayanamayarak. "Birbirimizi koruruz, ki; ben zaten seni koruyorum ama anlamayı bırak dinlemiyorsun bile!" dedi sert ve yüksek bir sesle. Yüzünden düşen bin parçaydı.
" Beni koruduğunu ön görebilcek bir kahin olmadığım için özür dilerim! Öfke krizi geçirmek yerine gelip benim sana ne ifade ettiğimi söyleseydin o zaman!" diye karşılık verdim. Gözleri hiddetle parlıyordu. Bunun sonu iyi olmayacak gibi duruyordu.
"Öfke krizi? Öfke krizi öylemi?! Gittikçe kopuyorsun! Onun istediği bu! Bizi ayırmak, ve sen buna izin veriyorsun! Soluyorsun! Sen ölüyorsun Star !"
Star...
İsmimden ilk defa nefret ettiğimi hissettim.
İçimdeki doluluğun koptuğunu yine o boşluğun geldiğini hissettim.
İçimdeki yaşama sevincinin olmadığını fark ettim.
"Seni zorlamıyorum. Ne yaparsan yap, artık umrumda değil. Ölmekmi istiyorsun? Git ve öl. Eğer beceremezsen gelip benden seni öldürmemi isteyebilirsin. Belki bende eninde huzura kavuşurum." dedi. Ses tonu sertti ve içinde fırtınalar koptuğunu biliyordum. Sırtını bana döndü ve uzaklaştı. Bir kere bile dönüp bana bakmadan gitmişti. Sert ve yavaş adımlar atıyordu.
Git ve öl...
Gelip benden seni öldürmemi isteyebilirsin.
Ne bekliyordum ki? Birine ilgi vermezsen en sonunda çekip giderdi. Gitmesini istemiyordum ama bu bencillikti. İkimiz içinde en iyisi oldu diye geçirdim. Derin bir nefes aldım ve başımı ağaca yaslayıp öylece yıldızları izlemeye başladım. Eskiden Dolle ile oturur bulutları izlerdik. Ama neye benzediklerini söylemekten ziyade ne kadar mutlu olduklarını düşünürdük.
Önce soğuk hava vurdu. Ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Sanki, artık gözyaşlarımızı içimize sığmıyordu ve bu yüzden dışarı atıyorduk.
Kalkıp bahçenin ortasına oturdum ve yağmurun beni sarmalamasına, soğuk havanın kırbaçlamasına izin verdim. Burnumun ucu yine sızlamaya başlamıştı.
Bu sefer içimdeki boşluğu su bile dolduramadı.
Ben, okyanustum. Ama en çok boğulan bendim.
O, ateşti. Ama en çok yanan oydu.
İşte, doğanın tuhaf bir espri anlayışı vardı.
Saçlarım rüzgarda uçuşurken dizlerimi kendime çektim ve başımı göğe çevirip gözlerimi yumdum. Nedensizce bir damla gözyaşı yanağımdan çeneme süzüldü. -O iblis kılıklısı için ağlamıyordum- Başımıza gelenler... Neden biz? Biz ne günah işledik? Ellerim yumruk olmuştu ve parmak boğumlarım beyazlaşmıştı.
Çimlere uzanıp yağmurun beni ıslatmasını istedim. Sanki yağmur ruhumuza bulaşan kanı temizleyecekmiş gibi. Son günlerde durgundum. Az yiyor, az konuşuyor, çok düşünüyordum. Belkide deliriyordum kim bilir?
Derin bir nefes alıp toprak kokusunu içime çektim. Üzerime bırakılan sıcaklığı hissedince irkilerek gözlerimi açtım. Kimi görmeyi bekliyordum ki? Damien'imi? Hah. Karina üzerime bir pelerin bırakmıştı. "gecenin bir yarısı, yağmurlu havada dışarıda ne yapıyorsun?" diye sordu uykulu bir sesle. "uyuyamadım." diye mırıldandım. "Peki ama hasta olacaksın geçir şu pelerini üstüne" dedi. Aramızda sadece 1 yaş vardı ancak Karina, bana ilgili bir abla gibi yaklaşıyordu. Son günlerde benimle daha fazla ilgilenmeye başlamıştı.
Sanırım yavaştan soluyor, kuruyordum.
Artık gülecek halim bile kalmamıştı. Tüm gücümü Dolle'ye harcamak zorundaydım. O gittikten sonra ise tekrar durgunluğuma dönebilirdim. Baloya gitmek zorunlu olmasaydı gitmeyecektim ama salak Profesör Elenora yüzünden gidecektim. Pelerini boynumdan geçirerek ipini bağladım.
"neyin var Star?" diye sordu yanıma oturup pelerinin başlığını başına örterek. Sonra benimkinide başıma çekmişti. "bilmiyorum" diye mırıldandım. "Karin. ben... Bilmiyorum içimde bir boşluk var." dedim. "gelirken Damien'le karşılaştık seni sorduğumda bilmediğini söyledi. Kavgamı ettiniz? Senin yanından döndüğüne eminim hâlbuki." dedi kaşlarını kaldırarak. Başımı iki tarafa salladım.
Onu aklımdan çıkarmaya çalışıyordum ancak olmuyordu. "eminmisin?" diye sordu. "eminim!" diye bağırdım ansızca. Karina irkilmişti. "tamam birşey demiyorum sakinleş." dedi. "özür dilerim." dedim ve elimi başıma götürdüm. Şu katil canımı şuracıkta alsa mutlu olurdum. Ne diyorum ben? Ne zamandan beridir böyleyim? Kendine gel Star.
Kendine gel..
Kolaysa sen gel o zaman!
Aniden ayağa kalktım. Okula girdim. Karina arkamdan gelmeye başladı. Kulelere gitmek yerine karanlık koridorlarda ilerlemeye başladım. Bacaklarım sızlıyordu.
Bir silüet gördüğüm gibi duraksadım. Sırtı bana dönüktü ve bir hançer taşıyordu. Hançerden akan her bir damla kan yere düşünce tok bir ses çıkartıyor ve bu ses yankılanıyordu. Yutkundum.
Silüetin önünde bir ceset vardı ve yerde yatıyordu. "Sen kimsin" diye sordu Karina sert bir ses ile. Silüet pelerini çekti. Sarı saçlarını gördüğümde aklıma bir isim gelmişti. Ancak hayır.. O yapamazdı. Pamuktan bile daha narindi o. Ellerini kaldırıp bize döndüğünde yanılmadığımı anladım. Solera "sen.." dedi Karina.
Solera'nın gözü kan çanağına dönmüştü. Hançer yere düşünce metalin yere çarpan sesi kulağıma iğrenç gelmişti. "ben yapmadım" diye fısıldadı. Bir mektup çıkartıp bize verdi "uyandığımda kucağımdaydı. Hançer ise yastığın altındaydı." dedi titrek bir sesle. Mektubu aldığım gibi açtım.
Sevgili SR, görevin var.
Lassy Seer'i öldür.
Yapmazsan ikiniz ve arkadaşların ölürsünüz.
Koridorlarda olacaktır.
İyi şanslar!
"tamam sakin ol." dedim Solera'ya. O sırada Leydi Lena'nın sesini duyduk. "neler oluyor orada!" diyen tok sesini duyduk. Bizi görünce gözleri fal taşı gibi açıldı.
Mektubu Leydi Lena'ya verdim ve olanları anlattım. Leydi Lena Solera'yı alarak götürdü. "ne yapacağız?" diye sordu Karina. "birşey yapmayacağız Leydi Lena halleder." dedim. Sakinliğim benide korkutmaya başlamıştı.
"Star o bir katil." dedi Karina. "Hepimiz öleceğimize birisi ölsün." dedim. "Bize söyleseydi onları koruyabilirdik." dedi Karina. "Karina" derin bir nefes aldım. "Dark'ı uyandırmamı istermisin ?" dedim. "O da nereden çıktı?" dedi Karina. "bilmem. Seni sakinleştirebilir." dedim. "olabilir aslında." dedi Karina utangaç bir sesle. Ve Karina'yı genelde utanmış görmezdiniz. Ancak buna bile tepki verecek halim yoktu.
Erkeklerin kulesine girmem zor olmamıştı. Geçen günlerde Lara bana erkeklerin kulesine girmem gerekirse diye bir kapı göstermişti. Botanik bahçeyi geçince bakımsız bir bahçe çıkıyordu. Orada mutfağın arka kapısının yanında bir kapı bulunuyordu ancak yukarıdaydı. O yüzden kayalıkları oraya koyup kapıyı açtım ve girmek için ellerimi yere bastırıp kendimi kaldırdım.
Merdivenlerden çıkarken aklımda sadece onun odasına gireceğim vardı. Odanın kapısı kilitli değildi. Kolunu yavaşça çevirdim. Oda loştu. Parmak uçlarımda yürüyerek Dark'ın yatağına gelip hafifçe onu sarstım. Gözleri yavaşça açıldı. Beni gördüğü an kaşlarını hafifçe çattı. "Karina seni görmek istiyor." diye fısıldadım. Karina'nın adını duyduğu gibi yatakta doğrulmuştu.
Yataktan yavaş hareketlerle çıkıp odadan çıktı. O çıktıktan sonra göz ucuyla Damien'a baktım. Kaşları hafif çatık bir şekilde uyuyordu. Onun yanına gitme isteğimi bastırdım. Onu uyandırmamaya özen gösterip odadan çıktım. Karina Dark ile konuşuyordu.
Yanlarına gittim. "bahçeye çıkalım uyanmasınlar." dedim. Geldiğim kapıya vardığımızda ilk Dark inmişti ve Karina'nın inmesine yardımcı olmuştu. Dark, yardım teklif etse de tek başıma inmiştim.
Düşünceli biri.
Onlar beraber uzaklaşırken ben duvara yaslanıp az öncenin aksine şuan çişeleyen yağmurun altında durdum.
Adım seslerine gözlerimi açtım. Damien, bana tiksinti duyar bir şekilde üstten bakıyordu. Damien yok olmuştu. Artık Cehennem Prensi vardı. "Dark nerde?" diye sordu düz bir sesle. "o tarafa gitti Karina ile." diyip gittikleri yönü gösterdim. Bir şey demeden ellerini cebine koydu ve bana sırtını dönerek yürümeye başladı.
Sert adımlarla benden uzaklaşırken bende kalkıp odama gittim. Odama girince Lara'nın uyanık olduğunu gördüm. "Tanrı korusun! Neredeydin sen!" dedi endişeli bir sesle ve yanıma geldi. Kollarımı onun boynuna sarıp ağlamaya başladım. "ben artık kaldıramıyorum Lara.." dedim titreyen sesimle. "şşt tamam..geçecek bu da geçecek" dedi.
Ben sakinleşince duş alıp geceliğimi giydim. Yatağıma uzandım. Tavana bakarken Lara'ya sordum. "Eskiden ne yapardın? Yani okula gelmeden önce." "sıradan bir hayatım vardı. Uyan, temizlen, ye, eğitimini yap, ye, yat. Bir leydi hayatı." dedi. "peki ya sen?" diye sordu.
"aynısı." dedim. "annelerimizde böyleydi onların anneleride. Bizim çocuklarımızda öyle olacak torunlarımızda.. Hayattaki tek görevimiz bir leydi olmak. Bu kadar. Sence de bu artık bıktırmıyormu?" dedim.
"haklısın ama kaderimiz bu." dedi. "bu bizim kaderimiz değil bu erkeklerin bize yazdıkları kader." dedim. "hiç bir yıldız birilerini birilerinden üstün tutmaz çünkü." diye devam ettim. "bu farklı bir bakış açısı. Şimdi söylediklerin doğru da, elimizden ne gelir?" dedi. "herşey." sonra gülümseyip ona döndüm. "Bizim gücümüzü onlara kanıtlamamız gerekiyor." dedim. "bunu nasıl yapacağız?" diye sordu. "katili önce biz bulmalıyız." dedim.
"biz?" dedi kaşlarını kaldırarak. "evet biz." dedim. "iyi geceler." dedim. "iyi geceler" diye mırıldandı ve uykuya daldı.
Yıldızlar sönmedikçe iyi geceler...
Farklı Bir Bakış Açısı
Elleri cebinde bir şekilde yürüyordu adam. Yanında ise tek arkadaşı vardı. Onu seven, onu anlayan tek kişi. Soğuk havaya rağmen pelerin giymemişti. Kısa kollu tişörtü ile yürüyordu. Önüne gelen taşları ayağı ile uzaklara atıyordu. Bakışları göğe kitlenmişti. Yıldızı sönmüştü. Bu gün göremiyordu onu. Belkide kopmuştu aralarındaki bağ.
Kim bilir? Belkide yıldızı ilk defa gerçek anlamda nefret etmişti ondan.
Ay bu gece yıldızından vazgeçmişti.
Aralarındaki uzaklığa dayanamamıştı.
Yıldızın inatla ondan uzakta kalmasına dayanamamıştı.
Bugün yıldızına ilk defa "yıldız" demişti.
Yıldızı artık sadece bir yıldızdı.
Aklındaki düşünceler onu istila etmiş gibiydi. Arkadaşı, "Peri kızını gerçekten seviyorsan neden onu bıraktın?" diye sordu merakla. "Star. Onun adı Star." dedi sert bir sesle. "sonunda gerçekten kafayı sıyırdın dostum, tebrikler." dedi. "kapa çeneni artık Dark." dedi adam.
"Sen, salaksın Damien. Bekleseydin ya! Gelecekti elbet bir gün." dedi arkadaşı. "Gelmeyecekti." dedi Damien. "Nereden biliyorsun?" "biliyorum işte uzatma." diye kestirip attı adam. O kızı düşünmek istemiyordu. Düşündükçe tıpış tıpış onun yanına gitmek istiyordu. Gözleri istemsizce onun penceresine kaydı. Işıklar kapalıydı. Uyuyordu. Ya da kabus görüyordu.
Onu seviyordu. Çocuksu halleri, yüzü, kokusu, sesi, deniz gibi olan saçı, buz rengi gözleri. Herşeyini seviyordu. Ancak seviyordu artık onu sevemezdi. Yarım kalmıştı aşkı. Herşey gibi...
Yutkunup yürümeye devam etti. O kız artık sadece bir deneyimden ibaretti. Gözleri gökyüzünde yıldıza döndü. Bu kadar çabuk mu? Yıldız yerine bir boşluk vardı. Halbu ki o yıldızın yerini ezberlemişti. Yerini şaşırmış olamazdı.
Hemen yıldızın olması gereken yerin etrafınada döndürdü gözlerini. Ama nafile. Yoktu.
Yıldız kaymıştı ve başkasının umudu olmuştu.
Şuan istediği tek şey o kızı alıp onu nefesi kesilene kadar öpmekti. Mavi gözlerine dalıp kendini bir denize dalmış gibi hissetmek istiyordu. Ona dokunmak, onun deniz esintisi gibi olan kokusunu içine çekmek istiyordu.
Yıldız bilmiyordu. Adamın onu ne kadar uzun süre beklediğini bilmiyordu. Ancak bilmemeliydi.
Durdu. Ve ayakları istemsizce okula doğru ilerlemeye başladı. Ondan soğuyamıyorsa... Yıldız ondan soğumalıydı.
Star
Sabahın köründe uyanınca saatin daha erken olduğunu gördüm. Geceliğin ceketini üstüme geçirip dışarı çıktım. Biraz kitap okumak fena olmazdı. Kütüphaneye gittiğimde bir kitap aldım. Odama tekrar döndüm ve kitabı açıp okumaya başladım.
Bölüm etkileşimi
