12. bölüm / 18
Cam Kırığı : İlk OyunVII. Bölüm- Senin Yaraların Ne Olacak?
Bölümler 18Şu an: VII. Bölüm- Senin Yaraların Ne Olacak?
- 1 Karakterler44 kelime
- 2 Kitap İçin Şarkılar163 kelime
- 3 Önsöz160 kelime
- 4 Giriş69 kelime
- 5 I. Bölüm- Küçük Bir Beden, Büyük Bir Ruh239 kelime
- 6 II.Bölüm- Uyarı1.042 kelime
- 7 Duyuru46 kelime
- 8 III.Bölüm- Kapının Ardındaki1.020 kelime
- 9 IV.Bölüm- Sadece Bir Fotoğraf Değil1.101 kelime
- 10 V. Bölüm-Umutlar ve Ondan Doğan Karanlıklar1.080 kelime
- 11 VI. Bölüm- Onun Kadar Parlak Ama Bir O Kadar Uzak1.013 kelime
- 12 VII. Bölüm- Senin Yaraların Ne Olacak?1.093 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 VIII. Bölüm-Karanlıkta Gizli Duygular1.063 kelime
- 14 ‼️Duyuru Önemli‼️23 kelime
- 15 IX. Bölüm - Bazen Unutmak İyi Değildir1.776 kelime
- 16 X. Bölüm- Zehirli Kitap Rafları2.244 kelime
- 17 Duyuru🧸13 kelime
- 18 XI. Bölüm- Bir Oyuna Ne Dersiniz ?2.339 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"güçlü bir hafıza, ağır bir cezadır."
- Orhan Kemal
Lara'nın aniden odaya girişi ile oturduğum yerde doğrulmak zorunda kaldım.
"Star yardım et!" dedi. "ne oldu!?" "bir gölge gördüm..." "tamam birşey yok geçti iyisin." Lara koşarak bana sarıldı. "Star... Biz ne yapacağız?" bilmiyordum...
Lara sakinleşince derse gittik ders bahçede olacaktı ve bizim eğitmenimiz kadındı ve adı Lena'ydı. Vampirdi ve siyah saçları vardı. Gözleri lacivertti. Tahminimce yaşı 30 falandı. "evet."dedi harfleri uzatarak." başlayalımmı?" yanındaki kılıçlardan iki tane aldı her kılıçtan iki tane vardı ve aldığı kılıçlar siyah taşlarla süslenmişti.
Kılıçlardan birini Karina'ya birinide Alex'e attı. Karina kılıcı anında havada yakaladı. Alex ise kılıcı son anda tuttu. Başka bir çift kılıç aldı. Birini Calton'a diğerini ise bana attı. Kılıç, beyaz ve mavi taşlarla süslenmişti.
Eğitmen, "aynı kılıçlara sahip olanlar karşı karşıya geçsin" dedi ve uzak bir köşeye oturdu. Kılıçlar konusunda iyidim. Eğitim almıştım.
Calton, bana göz kırptı. Ve Karina ile Alex'in yanına karşı karşıya geçtik. Eğitmen başla komutunu verdi. Calton, belime bir hamle yaptı ama kılıcım ile onun kılıcını ittim.
Sağ koluna bir hamle yaptım ama eğilerek hamlemden kaçtı. Sol ayak bileğime bir hamle yaptı. Ayak bileğimde derin olmayan bir kesik oldu. Ayağa kalktığında sol koluna bir kesik açtım. O ise boynuma bir hamle yapınca geriye dönerek son anda hamlesini geçiştirdim.
2 saniyeleğine Karina'ya baktım bizden bir farkları yoktu. Kan ter içinde kalmışlardı. Belime gelen hamleyi görmedim ve belimin sol tarafında bir sıyrık oluştu. Bende onun sol diz kapağına bir yara açtım.
"gerçekten dövüşmeyi bilmiyorsun" dedi. Sen öyle san ukala dümbeleği. "öyle mi dersin?"
"bir kızdanmı korkacağım?" "korkmaya başlasan iyi edersin" dedim ve eğilerek onun ayak bileğini tutup onu tek hamlede yere düşürdüm. Ayağımı omzuna koyarak baskı yaptım. Kılıcın ucunu ademelmasına bastırdım. "pes mi?" dedim gözlerimi kısarak "tamam dur!" diyince kılıcı ve ayağımı çektim. "güzel oyundu bayım." dedim ve yüzümde bir sırıtışla yerime geçtim.
Lara, kolumu çekiştirdi. "muhteşemdin." diye fısıldadı. "biliyorum" diye mırıldandım. Lara kıkırdayınca bende güldüm.
Karina kazanmıştı. Bir çanta kapıp geldi. İçinden sargı çıkardı ve kendi koluyla dizini sardıktan sonra benim yaralarımı sardı. "teşekkür ederim" dedim. Karina gülümsedi.
Ders bitince Karina ve Lara ile yemekhaneye gittik yemeğimizi yedik. Şimdi ise günbatmıştı. Lara uyumaya gitmişti. Ama ben Karina ile dolaşıyordum. Etrafta kimsecikler yoktu. Geceliğin ceketine iyice sarıldım. Hava soğuktu ve burnumun direği sızlıyordu.
Karina'nın geceliği:
"Karina?" "efendim" "Damien nasıl biri?" "niye sordunki şimdi?" "bilmem merak ettim." "nasıl desem? Tuhaf biri.. Annesini çocukken kaybetti ama kimse nedenini bilmiyor. Kaza diyorlar. Ama bence değil. Annesi bir üfleyendi. Yani büyücü gibi bir şey ama daha çok kader ile ilgili. Üfleyenleri rüyana çağırırsan kaderini değiştirebilirsin. Ama bu bir efsane diye biliyorum. İnsanların kaderi gökyüzünde yazılır. Ama bizim kaderimiz gökyüzüdür. Bende çok birşey bilmiyorum aslında. Damien, iyi biri sadece fazla alaycı ve hayalbaz." başımı ağır ağır salladım."anladım"
Aslında anlamamıştım.
Gizemlisin Cehennem Prensi...
"her neyse." gözüm erkeklerin kulesindeki o pencereye kaydı. Uyumuyordu. Ayaktaydı ve elinde bakır bir kadeh tutuyordu. Dünün aksine bugün siyah bir tişört giymişti. Meşalelerin turuncu ışığı yüz hatlarını ortaya çıkarıyordu. Gerçekten çok güzeldi. Baktığınızda sizi ona doğru çeken bir havası vardı. Hem koşarak uzaklaşmamı söyleyen hemde beni çağıran bir güzellikteydi yüzü.
Dağınık siyah saçları, kaslarını ortaya çıkaran tişörtü, kırmızı gözleri, kan rengi dudakları... Herşeyi çok güzeldi.
Ve bu sıralar duymaya alışık olduğumuz bir ses duyduk.
Çığlık.
Damien'in kafası hızla bize döndü. Ah tabi ki bizim burada olduğumuzu biliyordu. Beni süzdükten sonra pencereden ayrıldı.
Bizde hızlı adımlarla okula girdik. Resim odasına girdik ilk gelen bizlerdik. Solera, bağlanmıştı ve ağzında bir bandaj vardı. Yanında ise bir ceset vardı.
Alex'in cesedi....
Tavandan iplerle sarkıyordu. Derisi yüzülmüştü ama yüzü hala vardı.
İğrenç bir görüntüydü. Kanlar hala akıyordu ve yere bir kan gölü yapıyordu. Midem o kadar bulandı ki kusmamak için yutkundum. Başım dönmeye başladı. Koşarak Solera'yı çözdüm. Ağlıyordu. Dayanamadı ve bayıldı. Herkes gelmeye başladı. Bir Karina'ya bakıyor birde kollarımın arasındaki kıza bakıyordum. Solera'yı kucağıma alamazdım. Benimde başım dönüyordu.
Muhafızlardan ve eğitmenlerden hiç kimse yoktu sadece biz vardık.
Karina, yanıma gelerek Solera'yı kucağına aldı ve götürdü. Bilincim yarı kapalı yarı açıktı. Birinin beni kucağına aldığını hayal meyal hatırlıyordum. Kanla kaplanmıştım.
Cam kırıkları üzerimize hücum etmeye başlayınca herkes kendini koruma altına almıştı. Kollarının arasında olduğum kişi ise beni göğsüne dahada çok çekti ve kendi yerine beni korumaya başladı. Beni yere indirip bir kolunu etrafıma diğer kolunu ise kendi başına koydu ve kafamı iyice göğsüne çekti.
Lavanta kokusu burnumun ucuna geldiğinde biraz kendime gelebilmiştim. Cam kırıklarının ardı kesilince benden biraz uzaklaştı. Kırmızı gözleri hiddetle parlıyordu. Sırtıma birkaç parça saplanmıştı. Onun ise sırtına fazlasıyla saplanmıştı.
Beni korumuştu...
İyide neden?
Gizemlisin Cehennem Prensi.
Gizemli ve garip...
Elimi hafifçe kaldırıp parmak ucumla yüzüne dokundum. "yaralısın.." dedim bilincim yarı kapalı bir şekilde. "sende" "sen gerçekten yaralısın" gözlerini kıstı ve tek hamlede beni kucağına alarak götürdü. Etrafta kimse yoktu bir muhafız bile. Beni erkeklerin kulesine götürüyordu.
Odasının neye benzeyeceğini hiç düşünmemiştim. Yolu görmemiştim çünkü kafamı onun göğsüne yaslamıştım. Beni yere bıraktı. Tıpkı bizim koridorumuz gibiydi. Odasının kapısını açınca beni tekrardan kucağına aldı.
Beni yatağına karın üstü bıraktı. "sırtını görmemde sakınca varmı?" diye sordu endişeli bir sesle. "var." dedim. "yarana bakmam gerek. Bak başka birşey yapmayacağım." dedi. "eğer elin yanlış bir yere giderse seni boğmak için bir okyanus yaratırım." yarım yamalak güldü. Arkamdaki ipleri çözünce sırtım açıkta kaldı.
Bir çanta alarak geri döndü içinden bir cımbız çıkardı ve parçaları yavaşça çıkarmaya başladı. "tuhaf değilmi?" diye sordu sırtıma bir bandaj koyarken. O mu çok sıcaktı ben mi buz tutmuştum? Bilmiyordum. "ne tuhaf?" dedim."bir muhafız bir eğitmen bir hizmetkâr bile yok. Revir boş, mutfak boş." dedi. "bir işleri çıkmıştır ve gitmişlerdir."dedim" bizi bırakarakmı ?"" iyide onların haberi olamazki mektuplarda onlara söylemememiz yazıyordu. Nereden bilecekler?" derin bir iç çekti. "fazla safsın yıldız ışığı." dedi. "bana adımla seslen" dedim ve kaşlarımı çattım.
Geceliğimin iplerini bağladı. Bir sandalye çekerek yatağın yanına oturdu. Yatakta doğruldum. Sırtım ve bacaklarım sızlıyordu. "senin yaraların ne olacak?" dedim. "Dark gelince bakar." "ama fazla kan kaybediyorsun." "en kötü ölürüm su dalgası" çantayı çekip kucağıma koydum ve bacaklarımı yataktan sarkıttım. Yanımı işaret ettim. Kalkıp yanıma oturdu ve tişörtünü bir çırpıda çıkardı.
Bunu beklemediğim için bir anlığına duraksadım. Tamam bu bir yalandı. Gerizekalı olduğum için yüzüne aval aval baktım.
Arkasını döndüğünde temiz bir cımbızla onun sırtındaki parçaları çıkardım. Sırtında başka yaralarda vardı ancak bunu sorgulamadım. Aynısı bendede vardı.
Bir dakika ne?
Onları görmüştü...
Sırtını sardığımda tişörtünü giymeden yatağa uzandı. "ben gideyim artık" diyip kalktığımda "bekl-" diyecekti ki ayağım sandalyeye çarptı ve yatağa doğru düştüm.
Eğer zamanında elimi yatağa koymasaydım Damien'in üstüne düşmüş olacaktım. Saçlarım onun yüzüne savrulmuştu ve yüzümüz yakındı. Fazlasıyla hemde...
Tam o an kapı hızla açıldı. "Neredesin sen deli!? Nasıl öylece gidersin? Manyaklığında bir sınırı var değilmi!" diye Dark içeri girdi. "Sana diyorum Dami-" ve bizi öylece görünce aval aval bakmaya başladı.
Bölüm etkileşimi
