Bölümler 18Şu an: IX. Bölüm - Bazen Unutmak İyi Değildir
- 1 Karakterler44 kelime
- 2 Kitap İçin Şarkılar163 kelime
- 3 Önsöz160 kelime
- 4 Giriş69 kelime
- 5 I. Bölüm- Küçük Bir Beden, Büyük Bir Ruh239 kelime
- 6 II.Bölüm- Uyarı1.042 kelime
- 7 Duyuru46 kelime
- 8 III.Bölüm- Kapının Ardındaki1.020 kelime
- 9 IV.Bölüm- Sadece Bir Fotoğraf Değil1.101 kelime
- 10 V. Bölüm-Umutlar ve Ondan Doğan Karanlıklar1.080 kelime
- 11 VI. Bölüm- Onun Kadar Parlak Ama Bir O Kadar Uzak1.013 kelime
- 12 VII. Bölüm- Senin Yaraların Ne Olacak?1.093 kelime
- 13 VIII. Bölüm-Karanlıkta Gizli Duygular1.063 kelime
- 14 ‼️Duyuru Önemli‼️23 kelime
- 15 IX. Bölüm - Bazen Unutmak İyi Değildir1.776 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 X. Bölüm- Zehirli Kitap Rafları2.244 kelime
- 17 Duyuru🧸13 kelime
- 18 XI. Bölüm- Bir Oyuna Ne Dersiniz ?2.339 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Her şey göründüğü gibi olsaydı, eline aldığın deniz suyu mavi olurdu."
- George Orwell
Uyandığımda gün ışıkları yüzüme vuruyordu. Lara, odada değildi. Saate baktım. 07:06'ydı. Kalktım ve banyoya girip hızlı bir duş aldım.
Aynada kendime bakınca duraksadım. Gözlerim istemsizce dudaklarıma, oradan da boynuma kaydı. İyi haber, bir iz yoktu. Kötü haber ise bunu hatırlıyor olabilirdi.
Ve eğer hatırlıyorsa...
Bu hiç iyi olmazdı. Hemde hiç.
Sertçe yutkundum. Ben ona karşılık verirken ne düşünüyordum? Salaksın kızım salak! Basacaktın tekmeyi gidecektin işte. Ne diye mal mal ot gibi duruyordun! Off bu hatırlıyorsa ne yapacağım ben!
Banyodan çıkıp üstüme siyah bir elbise geçirdim ve saçlarımı taradım. Onları açık bırakarak odadan çıktım.
Giydiği elbise:
Kızlar, koltukları bir yere itmiş, masaya bir çarşaf sermiş, üzerlerinde kahvaltı ediyorlardı. Bir leydiden oldukça uzaklardı.
Yanlarına gittim ve Lara'nın yanına oturdum. "günaydın millet." diye mırıldandım ve ağzıma bir tane üzüm attım. Ancak hemen doymuştum. Ayağa kalktım.
Karina, "otursana Star." dedi. "tokum." dedim ve kütüphaneye gittim.
Kütüphane kapısını açınca içeride kimse yoktu. Açık olan pencerenin mermerine oturdum. Ensemde sıcak bir nefes ve lavanta kokusu hissettim. Arkamı hızla döndüğümde tam arkamda onu buldum.
Umarım unutmuştur.
İçimden dua ede ede "ne oldu?" diye sordum. "bilmem, ne oldu? Sana sormalı." dedi dudağının tek kenarını hafifçe kıvırarak. Paniklemeye başlıyordum. Ben onu sevmiyordum ki sadece bir kerelik bir şeydi.
"yok bir şey" dedim. "eminsin?" diye sordu kaşlarını kaldırarak. Yanıma oturdu. "eminim." dedim hızlıca. Kendimi kontrol etmeye çalışıyordum "iyi. Dün.. Geldiğini hayal meyal hatırlıyorum sonrası yok. Ne oldu?" dedi. "birşey olmadı." "olmadı?" dedi soru sorarcasına. Ve gözleri tüm bedenime baktı. "sana birşey yapmadım değilmi?" diye sordu endişeli bir sesle. "hayır" dedim başımı iki tarafa sallayarak. "iyi." dedi ve başını pencereye yaslayarak gözlerini yumdu.
Gözlerim istemsizce dudaklarına kaydı. İçimde başlayan minik alevlenmeyi bastırmaya çalıştım. Gözlerimi dudaklarından ayıramıyordum.
Ona aşıkmıydım? Tabii ki hayır. Onu seviyormuydum? Asla. Aksine ondan nefret ediyordum. Ama yine de bana bir şeyler hissettiriyordu.
"bir sorunmu var?" diye mırıldandı uykulu bir sesle. Gözlerimi dudaklarından ayırıp gözlerine baktım. Tek gözünü açmış bana bakıyordu.
Dudaklarımı birbirine bastırdım. "yok, iyiyim." "öylemi?" diye mırladı adeta. İçimdeki arzu git gide büyürken nefesimi tutup başımı evet anlamında salladım. Göz ucuyla içeriye ve dışarıya baktıktan sonra bakışları beni buldu.
Tüm vücudumda oyalanan bakışları kendimi yavaş yavaş kaybetmeme neden oluyordu. Sertçe yutkundum. Nefes alışlarımı düzene sokamıyordum. Oturduğu yerde bana yaklaştı. Tam dibimde durunca bir eliyle boynumu kapatan saçlarımı arkaya attı.
Dünü hatırlıyordu...
Eminim.
Gözlerimi kırptım. Kendimi kaybetmeme ramak kalmıştı. Başını yavaşça boynuma götürdü. Vampirlere has dişlerini çıkardığını çıkan sesten anlamıştım. Dişlerini boynuma batırdı ve boynuma öpücükler kondurmaya başladı. Canım yanmıştı ve hafifçe inlemiştim.
Hep yapmak istediğim gibi elimi siyah saçlarının arasına daldırdım. Kolları belimi sardı. Dudaklarını boynumdan yukarıya doğru hareket ettirdi ve burnunu burnuma sürttü.
Aklınca benimle oyun oynuyordu. Kirpiklerimin altından sinirle ona baktım. Oda bana arzu dolu bir şekilde bakıyordu. Burnunu burnuma biraz daha sürtüp dudağımın kenarına ufak öpücükler bırakmaya başladı.
"Damien.." dedim. "hım?" diye nefesini verdi. Nefesi dudaklarıma çarpıyordu. "öp beni.." diye fısıldadım. Dudakları dudağımın kenarından dudağıma bir kuğu gibi zarafet ile sürtündü. Dünün aksine daha nazik olmaya çalışıyordu ancak nazikliği benim vahşiliğimle orantılıydı.
Sonunda kendini bıraktı ve dudaklarımı kopartırcasına öpmeye başladı. Elleri belimden, sırtıma, sırtımdan göğsüme kadar geldi. Bacak aramı zorlayan sertliği hissettikçe kendimden geçiyordum.
Sol eli ile sol göğsümü nazikçe okşarken sağ kolunu yine belime attı ve beni kendine iyice yaklaştırdı. Belimden tutup beni hafifçe kaldırdı ve kucağına oturttu.
Bacaklarımı onun iki yanından geçecek şekilde beline doladım. Beni kendine iyice çektiğinde pantolonu olmasına rağmen bacak aramı zorlayan sertliği daha çok hissetmeye başladım.
"seviyorum kadın..." diye mırıldandı. Gözlerimi kapattım ve açtım. Nefes almaya çalışıyordum ancak çok zord- bir dakika ne!? Ne dedi o?
Seviyorum kadın..
Sesi kafamın içinde yankılandı. Bu ses beni kendime getirmişti. Elimi onun boynundan çektim. Benden yavaşça ayrıldı. Gözlerime hala derin bir arzuyla bakıyordu.
"bir daha bana yaklaşma." dedim. Ve hızla kucağından inip eski yerime yerleştim. Yavaşça kaşlarını çatarak "neden?" diye sordu. "senin yüzünden halisinasyon görmeye başladım." dedim elimi göğsüme bastırarak hızlı atan kalbimi dizginlemeye çalışarak.
Kaşlarını anlamamış gibi yukarı kaldırdı. "beni sevdiğini söylediğini sandım. Bir an okulu başına yakacaktım az kalsın." dedim soluklanırken. "Okulu başıma nasıl yakacağının planlarını yapmaya başlasan iyi olur." dedi ve ayağa kalktı. "çünkü kesinlikle halisinasyon görmedin." dedi ve göz kırparak kütüphaneden çıktı. Arkasından aval aval bakıyordum.
Ciddimisin?
Pekâlâ Cehennem Prensi, Pekâlâ...
★
Başımı aşağı indirip boynuma baktım. Isırık izi vardı ve çevresi morarmıştı. Elimle boynumu kaşıyormuş gibi yaparak kapattım ve odama gittim. Herkes bahçeye çıkmıştı çünkü hava bugün iyidi.
Boynu kapalı, siyah bir elbise giydim.
Giydiği elbise:
Koridorlarda öylece dolaşırken izlendiğimi hissettim. Dönüp arkama bakınca birşey göremedim. Kalbim hala hızlı atıyordu.
Seviyorum kadın... Diyen sesi aklıma geldikçe çıldırıyordum.
Bir an bir ses duyar gibi oldum ve etrafıma baktım ancak biri bile yoktu. Koşmaya başladım ve hızlıca bahçeye giden yolu ilerlemeye başladım.
Bir kol belimi, ve bir el ağzımı kapattı. Çırpınmaya başladım. "ağzını açacağım ve tek kelime etmeyeceksin." Diye fısıldadı. Bu Calton'du. Başımı evet anlamında sallayınca ağzımı bıraktı ve beni kendisine döndürdü. Beni döndürmesiyle yanağımı öpmesi bir oldu.
Onu göğsünden sertçe ittim. Ve elimin tersiyle yanağımı sildim. "ne yaptığını zannediyorsun!" dedim. "sevgilimi öpüyorum!" dedi. Sinirlenmeye başlıyordum. Ben kimsenin değildim. "senin sevgilin falan değilim!" "iste yada isteme benimsin!" "Ben kimsenin bir boku değilim!" dedim ve bacak arasına tekme attım.
Acıyla inleyerek geri çekildi. "küstah ucube. Geberteceğim seni!" diye bağırdı. Bahçeye doğru koşmaya başladım. O acısı dinince benim peşimden koşmaya başladı. Bahçeye vardığımda hızla bahçeye girdim.
Gözlerim Karina'yı aradı. Dark'ın yanında oturuyor ve kıkırdıyordu. Hızlı ve aceleci adımlarla Karina'nın yanına gittim. "Na'ber gençlik." dedim. "parçalı bulutlu" dedi Karina.
Yanlarına, yere oturdum. Başım hafiften dönüyordu ama bunda sabah sadece üzüm yememin payıda büyüktü. Baş dönmem geçince rahatladım.
Calton ve Damien dışında herkes buradaydı. Ve burası bir tık daha huzurlu gelmişti. Yüksek tıkırtılar duymaya başladık ve aniden üzerimize hücum etti.
Cam Kırıkları
Kollarımı başıma siper yaparak eğildim. Cam kırıkları bitince başımı kaldırıp baktım. Çok bir zarar görmemiştim ama bacaklarım yine nasibini almıştı.
Oflaya puflaya bacaklarımdaki cam Kırıklarını çıkarmaya başladım ancak küçük olanlar vardı ve onları çıkaramıyordum. Önce Calton, sonra Damien girdi.
Damien'in gözleri ilk beni buldu. Her zamanki acelesiz ve sert adımları yerine hızlı adımlarla yanıma geldi. "iyimisin?" diye sordu endişeli bir sesle. Söylediği şey hala aklımdaydı.
"evet." dedim ona bakmadan. "Peri kızı?" "evet?" dedim yine ona bakmadan. "bak bana." dedi. "hayır." "ne?" "sağırmısın oğlum? Hayır dedim!" hafifçe gülümsedi. "hiç kuşkum yok. Bu çekilen acılar, bir gün konuşacağımız tatlı anılar olacak." dedi derin bir nefesle. "hoç koşkom yok bo çokolon ocolor bilmem ne bilmem ne. Ben Juliet değilim salak!" dedim kaşlarımı çatarak. "benim için sen benim Juliet'imsin." dedi. "Am-" dedim ki sonra etrafa baktım. "amip beyinli" diye değiştirdim cümlemi. Tek kaşını kaldırdı ve başını iki yana salladı. "şaka şaka" dedi.
"hala çocuk kalacaksın değilmi?" diye devam etti. "farkındaysan ben daha 18'ime girmedim yani hala teknik olarak çocuğum!" dedim sinirle.
"peki sana iyi çocuk olmalar." dedi ve ayağa kalktı. Kolundan tuttum. Gitsin istemiyordum. Onunla konuşmak beni rahatlatıyordu. Bana dönüp kolundaki elime baktı. Tek kaşını kaldırarak yüzüme baktı. "kal" dedim hızlıca.
"biraz daha yalvarsan belki kalabilirim." dedi. Kolunu hızlıca bıraktım. "Siktir git Damien." hafif gülerek kolumdan tuttu ve beni kaldırdı. "yürüyebilirmisin?" diye sordu. "evet" dedim ve yürümeye başladım.
Okula girdiğimizde hafif tökezledim. Bacaklarım acıyordu ve onu yavaşlatıyordum. Dönüp bana baktı ve beni tek hamlede kucağına aldı.
"yürüyebilirim gerçekten." dedim. Cevap vermedi aksine beni daha sıkı tuttu. Sorun onun yorulması değildi zaten kuş gibi birşeydim. Elbise bile benden daha ağır olabilirdi. Sorun onun kollarının arasında olmamdı. Derin bir nefes alarak gözlerimi yumdum.
Çok geçmeden onun odasına varmıştık. Ancak odasına girmeden bir ses duyduk bir çığlık sesi. Durdu ve odaya girip beni yatağına bıraktı. "geliyorum sakın yerinden kıpırdama." dedi ve odadan çıktı. Ne olacağını bilmiyordum ayrıca beni yalnız bırakması tehlikeliydi değilmi?
Biraz sonra bende kalktım. Azıcık deli olabilirdim. Tamam delilik damarlarımda akıyordu. Çığlık yemekhaneden gelmişti. Yemekhaneye vardığımda Damien sanki varlığımı sezmiş gibi dönüp bana baktı."sana yerinde dur demedimmi?" dedi ve yanıma geldi.
İçeride ne vardı ki? En kötü ceset vardı. "Bakma" dedi. Hala içeriye bakmaya çalışıyordum ama dev cüssesi beni engelliyordu. "Bakma dedim!" "ne var içeride?" dedim. Ve hızla koşarak ondan kurtuldum. Bacaklarım sızlamıştı ancak sorun değildi. "Sana bakma dedim!" dedi ve hızla yanıma geldi ancak çok geçti.
Görmüştüm.
Başım hızla dönmeye başladı.
Sıradan bir ceset değildi bu.
İç organları yerde bedeni ise tavana çivilenmişti. İğrenç kokuyordu. Geriye doğru sendeledim kimin öldüğünü bilmiyordum. Tanıdığım biri değildi ancak kızdı.
Bazıları kusmuştu. Ve bazılarıda bayılmıştı. Ancak ben birşey yemediğimden kusmadım. Sadece başım dönüyor ve midem bulanıyordu. Damien gelip belimden tuttu ve beni döndürerek göğsüne bastırdı.
Onu itmeye çalıştım ancak zalimin oğlu tek bir milim kıpırdamadı. Çırpınmaya başladım. Zayıf görünmek istemiyordum. "bırak beni." diye fısıldadım. Cevap vermek yerine beni daha sıkı tuttu. Bilincim yavaş yavaş kapanırken hatırladığım tek şey beni kucağına aldığıydı.
★
Uyandığımda odamdaydım. Güneş batmıştı. Doğrulup yan tarafa baktım Lara yoktu. Saate baktım 09:04'tü. Ne oldu hatırlamıyordum sonra yavaş yavaş beynim açılmaya başladı.
Bir kız öldürülmüştü. Canice hemde. Sonra Damien beni kucağına almıştı ve şimdi buradaydım. Bacaklarım sargılıydı ve elbisem yerine buz mavisi saten geceliğimi giyiyordum.
Yataktan kalktım. Ani kalkışım yüzünden bacaklarım acıdı ve sendeledim ama sonra dengemi sağlayabildim. Yavaş adımlarla, yalın ayak dışarı çıktım. Kızlar koltuğa oturmuşlardı ama kimse konuşmuyordu.
Lara, "Star.. Uyanmışsın." dedi. Yürüyerek Lara'nın yanına oturdum. Lunnise bana baktı. "Star konuşmamız gerek." dedi. "ee tamam? Konuş." neden bilmiyordum ama ben bu kıza gıcıktım. "Yalnız." dedi. "burada konuş ayaklarımı oynatacak halim gerçekten yok." dedim ve sahte yüzüme sahte bir tebessüm kondurdum. Ama bir palyaço gülümsemesi kadar sahteydi.
"Star bu özel bir konu." dedi ısrarla. "farkında mısın bilmiyorum ama burada yabancı yok." dedim. "Luns. Burada konuş." dedi Cassy.
"peki. Star ben Calton'u seviyorum ve buradaki herkes bunu biliyor ama sen bilmiyorsun sanırım." dedi. "ee ?" "Calton'dan uzak dur." "kızım ne yapayım ben onu? Peşimden gelen o." "Calton böyle birşey yapmaz o beni seviyor" "tamam yolun açık olsun yani ne diyeyim?" "bir konuda da ciddi ol artık!" dedi Cassy.
"burnun nefes alman için var herkesin işine sokmak için değil." dedim. "Sende saygılı bir Leydi gibi davran o zaman." dedi Cassy. "Burada ölüm kalım oyunu oynuyoruz! Leydicilik oynamama gerek yok." dedim. "Star haklı." dedi Karina. "Ayrıca git ve Calton'a Star'dan uzak durmasını söyle Luns."
Lunnisse sinirlenmişti. "kahpe" diye dudaklarını oynattı. "ben odama gidiyorum." dedi ve gitti. Karina'nın oda arkadaşı Daisy'di ve bu yüzden Karina tek kalıyordu.
Lara'ya döndüm. "beni giydiren, temizleyen ve bacağımı saran kimdi?" diye sordum. "odada söylerim." dedi. "pekâlâ."
Biraz daha konuştuk ve Lara ile odamıza geçtik. "eveet leydim bakalık kimmiş o gizemli kişi." dedim. "seni ben giydirdim ama bacaklarını Damien halletti." dediği an kaskatı kesildim. "ne?" "Star bak ben yaralrı sarmayı falan bilmiyordum revirde doluydu. Damien seni buraya getirdi ve bacağını sardı." dedi tek bir nefeste. "Star?" "evet?" "Aranızda ne var?" "kimle?" "Damien'la" "birşey yok" dedim. Cevap verecekti ki elimi kaldırıp onu susturdum. "Yorgunum Lara... Sonra" sesimin yorgun çıkmasına şükrederek yatağa uzandım ve çok geçmeden uykuya daldım.
Bölüm etkileşimi
