18. bölüm · Biz Çocuktuk
♡
"Geçsin yürek yanguni,Ohh nenni koçori,Geçsin yürek yanguni,Ohh neni koçori,koçari kimin yari,Oh nenni koçari, Koçari Elif Adanın yari"
Altında coşa coşa şarkısını söyleyen Rüzgara tip ve bıkkın bir bakış attı Ege. Yaklaşık bir,iki aydır görevdeydiler. Terör örgütlerinin inlerine peş peş operasyon düzenliyorlardı. Yorgun olmalarına rağmen güçleri halen yerindeydi. Günler sonra adamakıllı doğru düzgün bir üsse gelmişlerdi. Kaldıkları üste sadece iki oda vardı. Damar timinin kaldıkları odada ise karşılıklı iki ranza ve iki ranzanın yan tarafında ise tekli iki katlı bir ranza vardı. Ahmet karşıdaki ranzanın alt katında gazete okuyordu, Adil ise günler sonra Boray komutanının korkusundan eline alamdığı telefonuyla son sesle oyun oynuyor, Rüzgar ise neşeyle şarkı söylüyordu. "Yaylalar sıra sıra,Ohh neni koçari,Vuruldum sel-" Ege ranzanın alt katına sertçe vurdu. Bıkkın bir nefes verip "lann yeter!Beynimi siktiniz kaç gündür komutanım" nadir görülen şekilde aynı bıkkın nefesi verip "malesef katılıyorum" dedi Ahmet. Neşeliydi Rüzgar. Sevdiği kadın ona sarılmıştı hemde o birşey yapmadan. "Sevinçliyim, oğlum. Siz nerden biliceksiniz" Ege bunalmıştı. "Bana mı diyorsunuz komutanım" dedi Ege. "Ağzıma sıçtınız son iki aydır, bir mutlu olamadım iki ay sonra düğünümün olacağına sayenizde, ayrıca derdiniz nedir sizin yaa" Rüzgar sırıttı "derdim yok çok şükür ama sevinçten dağda taşta kalpten gidebilirim" Ege sorgularca baktı. "Ne alaka komutanım" karşısindaki ranzada son ses oynadığı oyundan bomba sesi yükselince Adile arkasındaki yastığı fırlattı. Adil melul melul baktı. "Sende kıs lan şunun sesini! Az bomba sesi duymuyormuş gibi gelmiş tepemde bom bom bom!" Uslu uslu kısatı sesi Adil "ne ne alakası oğlum, yengeniz bana sarıldı" Ege umursamazca ranzadan indi. "Komutanım bunu nesine seviniyorsunuz, Nefes sevgili müstakbel karım bana sarılırmısın?" Nefes sessizce kalkıp Ege'ye sarıldı. "Yaa Ege ben senin karın olcam dimi" Ege, Nefese dönüp içden bir gülümsemeyle "valla karım olurmusun bilmem ama ben senin kocan olcam kesin" Adil onlara iğrentili bir bakış atıp Rüzgara döndü. "O ne demek komutanım sevgilimi oldunuz?" Dedi Adil. "Yoksa tek bekar Adilmi kaldı?" Dedi Ahmet. Adil hızlıca Ahmete dönüp "töbe diyin komutanım Allah korusun" oda da sıkılan Rüzgar diğer oda da olan Eylülün yanına gitti. Eylül Rüzgara bakarak gülümsedi. "Sizin adınıza mutlu oldum komutanım" Rüzgar heycanlamış olacak ki yine "ula bağa bak benden hoşlanayamidur?" Eylül kafasını omzuna doğru eğdi ve dudak büzdü "bence benim komutanımdan başkası böyle yakışıklı olamayacağına göre bencede hoşlanıyor" Rüzgar alayla gülümsedi "inşallah diyelum inşallah" dedi Rüzgar. "Ayy komutanım valla sizi böyle gör-" diyecekken kapı sertçe açıldı. Beş Adam onlara silah tutmuş ve kapana kıstırmıştı. Eylül hızlı davranmak istedi ancak midesine yediği kurşunla yere serildi. Rüzgar, Eylülü korumak için silahına davrandı ancak o da omzundan vuruldu. Boray üssün arka kısmındaydı sesleri duyduğu an hızlıca bir köşeye sindi. Aklına ilk önce timi düştü. İylermiydiler? Bunu endişesiyle ağır ağır yutkundu. Görünmemek adına sindiği köşeye dahada sindi. Bağırıp, çağırarak askerlerini ite kalka götüren terörisleri saydı. Tam tamına on iki kişilerdi. Üçü ona taraf geldiğinda silahının kanzasını çekti. Bir elinde silah diğer elinde ise bir bıçak vardı. Hızla davranıp birinin omur iliğine sapladı bıçağı diğer ikisine ise susturucu taktığı silahla ateş edip indirmişti. Hızlıca cesetleri kenara çekti. Bir tanesini kıyafetlerini alıp giydi. Alana çıkarak arapça birşeyler söyleyip üçünü daha yanına çekip indirdi. İçinden geriye kaldı altı diye geçirdi. Ama bir sorun vardı. Rüzgar acı dolu bakarken Eylül ise terler içinde yerde baygındı. Yaralandıklarını anlamaştı. Diğerlerinin yanına gidip telsizlerden birini aldı. Yardım istedi üstten. Eylül sayıklıyordu. "Baba, baba" ağlıyordu, sessiz sedasız ağlıyordu. "Ne olur benide al baba" canı yanıyordu. "Canım yanıyor baba" ışık gözüküyordu ama gidemiyordu "baba bırakma beni kendinle beraber benide götür" Rüzgar acı dolu gözlerle Eylülü izliyor, Adil ne yapacağını bilemeyerek korkuyor ve ağlamamaya çalışıyordu. Eylül kısık bir sesle "çok canım yanıyor ne olur burda kalmak istemiyorum al benide" Eylül karşısında olan bedene baktı "kızım, herşeyim alamam seni olmaz" dedi Şehit Başçavuş Hakan Çeviker. "Baba gitme lütfen beni bırakıp gitme yine olmaz baba" gülümsedi burukça Hakan. "Burdaki işin daha bitmedi olmaz sana emanet vatan" Eylül yumruğunu sıktı. Hareket etmek istedi ama olmadı yapmadı. "Niye baba niye sevmiyormusun beni" Hakan kafasını olumsuzca salladı "olur mu hiç öyle canımdan çok seviyorum ama olmaz gelemezsin benimle" sesizleşti Eylül bilinci kapandı. Yardım gelmişti. Boray hızla Eylülü kucakladı. Aklı gidiyordu şuru kayıyordu emanetine birşey olacak diye. Yalvarırcasına baktı. "Eylül sakın diyim bırakma bizi olmaz şimdi değil" derin nefes verdi Rüzgar canı yanıyordu onunda ama kendine değil canından çok sevdiği kardeşi bildiği Eylül için üzülüyordu. Adil ne yapacağını bilmiyor sadece sessizce bekliyordu. Konuşursa ağlayacağını biliyordu. Sessizce fısıldadı "bırakma beni mavişim" bir damla yaş süsüldü yanağından...Hastaneye varmışlardı...
♡
Amelyathane için hazırlanıyordum. Ama bu sefer farklıydı. Önümde olan hasta Eylüldü hemde ağır yaralıydı. Elif Ada ağlıyor ne yapacağını bilemiyordu, ben ağlamamak için çırpınıyordum yapabileceğimizden emin değildik. Sevdiğimiz insanı elimizde can vermesinden korkuyorduk. Bu ihtimal dışında olmalı! Artık daha çok bekleyemezdik amelyata girdik. Kritik anlar yaşıyorduk. Uzun zamanda sonra amelyat başarılı geçmişti. Yani bana ayrılan kısım başarılı geçmişti. Ama Elif Ada halen içerideydi. Boray oturduğu yerde kafasını yavaşça duvara vuruyor, Adil oturduğu bekleme alanında kafasını ellerini arasına almış sessizce ağlayıp birşeyler söylüyor, Ahmet abi koridorda gidip geliyor sakin derin nefesler veriyordu, Rüzgar yaralı omzunu tutuyor ve ağlamamak için kendini çırpınıyordu, Nefes hepsine göre sesli ağlıyor "Eylül gitme!" Diye haykırıyordu, Ege, Nefesi sakinleştirmeye çalışıyordu. Borayın kafasını sertçe duvara vuruşuyla irkildim. Tekrar, tekrar ve tekrar vurdu. Artık buna izin veremezdim koşarak yanına gittim. Ellerimle kafasını tutum. Ben bir yandan o bir yandan ağlıyorduk. Zordu biliyordum. Şehit haberi almakta zordu amelyathane önünde beklemekte ama dayanmalıydı. Ellerimi kafasından kurtarıp sertçe kafasını duvara tekrar vurdu. "Koruyamadım, emanete sahip çıkamadım" diye haykırdı. İçim acıdı. Bir kereden ayağa kalktı. Kafasını ellerini arasına aldı ve kendini sakinleştirmeye çalıştı "lan o siktiğimin piçlerinden koruyamadım ben onu koruyamdım" kızarmıştı ve ağlıyordu. Hızla gidip sarıldım. Elleri bedenimi sardı ama halen ağlıyor ve sövüyordu "piç herifler sikeceğim onları ölmek için yalvaracaklar!" Hızla beni bırakıp sinirini almak için duvarı yumruklamaya başladı. Derken Elif Ada çıktı. Biz Borayı geri çekerken geri yere oturtup hızla sarıldım yatıştırmaya çalıştım. Elif Ada derin bir nefes aldı. "Gayet başarılı geçti odaya alcaz bir süre uyutucaz yanlız böyle yapmayın hisseder yapmayın onu üzecek birşey yapmayın" Borayın derin nefes alışını duymuştum. Nefesini boynumda hissettim. Fısıldadı "emanetin güvende Hakan Başçavuşum" dedi. Duymuştum sakince ellerimle yüzünü avuçladım ve yanağından öptüm. Sakince tekrar bıraktımı. Kafasını boynuma gömdü...
♡
Elif Ada, Rüzgarın alıp ilk yardım odasına getirdi. Gergin ve endişeliydi. Rüzgar acı çekiyordu. Eylülden dolayı aklına kan kaybettiği veya yaralı olduğu gelmemişti. Elif Ada da buna sinirliydi zaten. Eline aldığım ilk yardım setiyle bakıştılar sonrasında ise Rüzgara değidi bakışları. Acaba dedi içinden geçen yaptığım gibi yine şunu kafasına fırlatsam mı diye düşündü. Bu düşünceden sıyrılıp yanına gitti. Sessizce süzdü Rüzgarı. "Çıkar kıyafetlerini" dedi sert sesiyle. Rüzgar bu hallerinde korkmuştu ki sessizce dediğini yaptı sevdiğini. "Ne olayi çok mu kizginsun bağa" dedi Rüzgar. Elif Ada alayla güldü. "Senin kadar beyinsizini görmedim Rüzgar sana dedik ki kendine iyi bak ama sen peki bana yaralı şekilde geliyorsun, ayrıca bu yarayla tam üç saat bekliyorsun mal herif" Rüzgar sırıttı "ne olayi sen benum için mu endişelendun" Elif Ada sertçe baktı " Bana bak bana bu Karadeniz ağzınla konuşmaların sökmez tatlı yapamaya çalışma kendini, bide dikişlerin tamam kalkabilirsin" dedi. Rüzgar yavaşça ayaklandı ve karşısındaki kadını belinden tuttu. "İyi tamam sakinum ki şivem düzelsun ki senu kizdirmayuyim" Elif Ada dahada yaklaştı meydan okurcasına "ufaktan ufağa geliyler yine bağa! Ben ne diyeyum sen ne anlayisun" alayla onu taklit etmişti. Rüzgar şaşkınca baktı. "Sen benimi taklit ettun bakayum" Elif Ada'yı bıraktı ve arkasına döndü küs çocuklar gibi. Bu sefer Elif Ada sarıldı arkadan. Rüzgar ona çaktımadan gülsedi. Yine kokusunu içine çekti...
