3. bölüm / 7
Bir Üniversite Macerası3
Bölümler 7Şu an: 3
- 1 13.963 kelime
- 2 21.716 kelime
- 3 32.539 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 45.423 kelime
- 5 53.084 kelime
- 6 61.512 kelime
- 7 74.473 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Koca bir çiçekle hastaneye girdi Cem. Danışmadaki kıza yaklaştı, “Merhaba. Davut Bey dün ameliyata alınmış. Hangi odada?”
“Evet. Durumu şu an iyi. İkinci katta asansörün karşısındaki oda: 107 numara.”
Cem teşekkür edip yukarı çıkarken merdivenleri ikişer basamak atladı. 107 numaranın önüne geldi. Odanın kapısını aralarken neredeyse her yeri sargı bezleriyle kaplanmış olan Davut’u gördü. Kapıyı biraz daha araladığında bir tekerlekli sandalye fark etti. Bir de bayan vardı. Halil ve Burcu Cem’den önce gelmişlerdi ziyarete.
Cem’i gören Davut kısık bir sesle, “Bu ne sürpriz Cem. Gel içeri.”
Cem içeri girerken gülümsedi, “Geçmiş olsun Davut Bey. Sizin misafirlerinizde varmış. Kusura bakmayın rahatsız ettim.”
“Yok canım ne rahatsızlığı. Tanıştırayım seni. Bu tatlı hanım benim kız arkadaşım Burcu. Burcu bak bu da benim şirketimde çalışan başarılı arkadaşım Cem.”
“Memnun oldum derken” kızın gözlerinin içine baktı Cem.
“Şu tekerlekli sandalyedeki arkadaşta Halil. Burcu’nun kardeşi oluyor. Belki de biz Burcuyla özel konuşurken siz Halil ile dışarıda daha iyi tanışırsınız?”
Cem Halil’i dışarı çıkarttı ve içeriye gülümseyerek kapıyı kapattı. Kapının yanındaki sandalyelere oturdu ve Halil’i yanına çekti.
“Aranız pek iyi değil herhalde?”
Halil derin bir bakışla Cem’i gözlerken dinlemeye devam etti.
“Aslında benim de aram onunla pekiyi değil. Fakat nedense sabahın köründe kalkıp, bir çiçek alıp ziyaretine geldim. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum bile.”
Halil şaşkın bir ifadeyle süzdü Cem’i.
Birkaç dakika sonra odanın kapısı açıldı ve Burcu dışarı çıktı.
“Teşekkür ederim kardeşimle ilgilendiğiniz için.”
“Rica ederim.”
Burcu abisine dönerek, “Hadi Halil otobüs beş dakika sonra kalkacak.”
Cem araya girdi.
“Pardon siz otobüsle mi geldiniz?”
“Evet”
“Olur mu öyle? Ben arabayla bırakırım sizi.”
“Teşekkür ederim ama size yük olmak istemeyiz.”
“Saçmalamayın lütfen” dedi Cem. O an ona tuhaf bir şey olmuştu. Sanki o an hayattaki tek amacı Burcu ve Halil’e yardım etmekti. “Buyurun arabaya gidelim.”
Burcu Halil’in tekerlekli sandalyesinin kulpunu kavramak üzereyken Cem tuttu arabayı ve “lütfen” dedi.
Burcu gülümsedi, “Teşekkür ederim.”
Birlikte hastaneden çıktılar ve arabaya bindiler. Cem, Halil’in tekerlekli sandalyesini katlayıp bagaja koydu. Yola çıktıklarında etrafına bakınan Burcu, “Demek Gülem holdingdesin.” dedi Cem’e.
“Evet” dedi Cem. “Yaklaşık yedi yıldır orada çalışıyorum.”
“Memnun musun patronundan?”
Cem biraz düşünceli bir şekilde iç geçirdi, “Bilmiyorum.”
Burcu şaşırdı, “Nasıl yani? Şirkette senden başka çalışanı ziyarete gelmedi. İlk sen geldin.”
“Haklısın. Bu aralar kafam yerinde değil. Çok çalışıyorum ondan herhalde. Peki sen memnun musun erkek arkadaşından?”
“Bilmiyorum...”
Karşılık vermedi Cem. Nedense şaşırmamıştı. Sonra ufak bir tebessüm etti, “Sanırım kardeşin biliyor.”
“Kardeşim kitaplardan başını kaldırıp kimseyle ilgilenmez ki.”
Ortadaki aynadan kendisine bakmakta olan Cem’in gözlerini fark etti Halil.
“Çok mu seviyorsun kitap okumayı Halil?”
Halil kafasını salladı evet der gibi.
“Bak ne diyeceğim sana, ben de kitap okumayı çok severim. Çok kitabım var. Sana getirmemi ister misin?”
Halil’in yüz ifadesinden mutlu olduğu belli oluyordu. Nedense ikisi de çok sevmişlerdi birbirlerini.
***
Alptuğ okula girdiğinde bahçede oturan Can ve Pelin’i gördü. Yanlarına gitti.
Manalı bir şekilde yüzlerine baktı, “İyi günler arkadaşlarım.”
“Hoş geldiniz Alp Bey. Nasılsınız?” gülüyordu Pelin bunu söylerken.
“Süperim” Alp oturdu, “Hayatımın aşkını buldum sanırım.”
Can Pelin’i dürterek gözleriyle Alp i işaret etti, “Vay be. Kimmiş bakalım bu şanslı?”
“Adını bilmiyorum.”
“Ne demek adını bilmiyorum? Daha tanışmadınız mı?”
“Hayır tanıştık tabii.
“Biz tanıyor muyuz peki?”
“Sanmam. Rüyamda gördüm.”
“Dalga mı geçiyorsun kanka sen?”
Alp birdenbire ayaklandı, “Neden olmasın kankalar? Neden onu bulmayayım? Rüyamda bana kaderin bizi karşılaştıracağını söyledi.”
Can ve Pelin birbirlerine düşünceli bakışlarla baktılar. Ne kadar Alp’in istediği şeyin imkânsız olduklarını ima etseler de kendilerinin yapabildikleri şeylerin bilinci bunun aslında imkânsız olmadığını doğruluyordu.
Dersin başlamak üzere olduğunu fark eden gençler ayaklandılar. Pelin’in gözü dışarıda duran uzun boylu esmer kadına takıldı. Kadın ona bakıyor ama bunu belli etmemeye çalışıyordu. Pelin onu fark ettiğinde kadın başka bir yere bakmaya başladı.
Gençler derse girmişti. Biraz sonra Samet kampüsü gözetlemekte olan Arzu’nun yanına gitti.
“Nasıl gidiyor? Şüpheli bir durum var mı?”
Arzu cebindeki paketi çıkarıp bir sigara aldı, “Genellikle grup halinde takılanları izliyorum.” Sigarayı ağzına götürdü Arzu, “Özellikle bir kız iki erkek olan birkaç grup var, onlara odaklandım. Benim için sigara molası.”
Köşede duran arabaya doğru yöneldi. Güneş gözlüklerini takmış etrafı kesen Kemal açtı kapıyı. Burcu sigarasını yaktı, “Belki de kadın kılığına girip içeri girmen gerekecek.”
“Bu iş için zaten elimizde güzel bir bayan olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bu sefer ben kadın olmam.”
“Dalga geçme Kemal ya...” ceketini arka koltuğa atıp az önce yaktığı sigarasını uzunca içine çekti Arzu, “İçeri girmeyi düşünmüyorum.”
***
Sabahın erken saatlerinde dershaneye gelen Cem öğrenci danışmanlarından birine Burcu’yu sordu.
“Tam arkandayım” ellerini kaldırarak işaret etti güzel kız Cem’e.
“Merhaba. Nasılsın?”
“Teşekkürler. Sen nasılsın?”
Cem elinde tuttuğu kitapları gösterdi, “Ben de iyiyim. Halil’e kitap konusunda sözüm vardı.”
Burcu gülümsedi ve asansörün düğmesine bastı, “En üst katta kantin var. Orada duruyor genelde. Hadi beraber gidelim.”
Biraz sonra asansör durdu ve kapısı açıldı içeri girdikten sonra son kat olan yedi numaraya bastı Burcu, “Halil çok sevinecek. Çok teşekkürler.”
“Rica ederim. Onu kıskanıyorum biliyor musun? Çünkü bulunduğu duruma göre yapabildiğinin en iyisini yapıyor.”
“Evet” dediğinde gözleri dolmuştu Burcu’nun, “Keşke onun yerinde ben olsaydım.”
Cem kızın kolunu ovuşturdu, “Böyle düşünmemelisin. Sen genç bir kadınsın ve onun bütün sorumluluğu senin üstünde. Sen de yapabildiğinin en iyisini yapıyorsun.”
Çok içten söylemişti Cem bunları ve kız bunu anlamıştı bu yüzden rahatladı biraz.
Gözlerinin içi güldü, “Çok iyisin Cem.”
Cem gülümserken kız onun gözlerinin içine bakıyordu. Ona aşık olduğunu hissetmeye başladı Cem. Durdu ve biraz irkildi, “Ne oluyor bana? O benim patronumun sevgilisi. Ne yapıyorum ben?”
Burcu kafasını eğerek Cem’e baktı, “İyi misin?”
Cem kendine geldi, “İyiyim. Dalmışım.”
Asansör durdu ve kapısı açıldı. Çıktılar. Kantine girerlerken Cem merakla, “Nerede kalıyorsunuz?” diye sordu.
“Evimiz yakın, iki sokak arkada. Peki ya sen?”
“Benimki de yakın.”
Halil, Cem’i görünce mutlu olmuştu. Kitapları alırken çok heyecanlıydı. Burcu’ya baktı ve gülümsedi.
***
Pelin geçen hafta aldığı proje ödevini tamamlamıştı ve derste anlatacaktı, “Bugün senin için bir sürprizim var Alp.” Anlatacağı konu Alp’i yakından ilgilendiriyordu. Hocaları sınıfa girdiğinde selam dahi vermeden masasına oturup soluklandı. Sonra seslendi, “Evet Pelin Hanım. Hazırsanız sahneye alalım sizi.”
Pelin tahtaya çıktı ve elindeki belgeleri öğrenci kürsüsüne bıraktı, “Evet arkadaşlar. Birçoğumuzun tuhaf hayalleri vardır. Bazıları gerçek olabilir ama bazıları imkansızdır. Bazılarımıza göre de imkansız diye bir şey yoktur.” Masaya koyduğu kağıtlardan birini alarak devam etti,
“Yaklaşık iki sene önce Umut isimli bir genci Ruh ve sinir hastalıklarına kaldırmışlar. Nedeni ne olabilir sizce?” Sözüne devam etti Pelin, “Doktorların dediğine göre, Tabii internet üzerinde yazan haberler bunlar, Umut, fizik ve gerçek dışı büyük bir olayı çözmek için uğraşırken kafayı sıyırmış. Bunu yapan çok bilim adamı var diye düşünüyorsunuz değil mi? Fakat bu olay farklı arkadaşlar. Umut rüyasında gördüğü şeyleri gerçek hayata taşımak için birçok şey denemiş.”
Alp Pelin’in bu cümlesinden sonra daha bir dikkatli dinlemeye başladı kızı.
“Bunun için yapmadığı deney kalmamış. Bir keresinde tam başarılı olacağını düşünmüş ki yanılmış. Bu başarısının çok kısa sürdüğü yazıyor.”
Pelin biraz duraksadı ve camdan dışarı baktığında Arzu’nun yeniden ona baktığını fark etti. Bu sefer kadının yanında bir adam vardı. Kemal’di bu. Pelin bir yandan Arzu’ya bakarak yüzünü yavaşça sınıfa çevirerek devam etti, “Beyin hücrelerinin çoğu çürümüş ve kafayı sıyırmış. Birçok profesyonel doktor ve psikologların onunla ilgilenmesine rağmen bir tedavi bulunamamış.”
Pelin bir yandan anlatıyor bir yandan dışarıyı kesiyordu. Söyleyecekleri bittiği zaman yerine oturdu. Alp bir şeyler umut ederek ders sonunda kızın yanına geldi hemen.
“Pelin, o çocukla görüşebilir miyim? Yani öyle bir şansım var mı?”
“Zannetmiyorum ama denersin. Görüşüp ne yapacaksın ki?”
Rüyasında gördüğü olayı gerçek hayata taşımış. Öyle demiştin derste.”
“Hayır canım. Fakat çok yaklaşmış. Yani bilmiyorum ama bunlar internet sitesinde yazan olaylar. Belki gerçek hikaye böyle değildir bile. Kimse başaramaz bunu Alp! Rüyalar bilinçaltından gördüğün saçma sapan şeylerdir.
Alp biraz durgun “Hiç mi gerçek olmaz bu rüyalar” dedi sanki bunu Pelin sağlayacakmış gibi.
“Sen de biliyorsun olmayacağını. Alt tarafı bir rüya görmüşsün. İnsan çok zengin olduğunun ya da ne bileyim vardır ya öyle psikopatlar dünyayı ele geçirdiğinin falan gerçekleşmesini ister. Oysa sen olmayan bir kız için beynini çok yoruyorsun.”
“Sen şu çocukla görüşmemi sağlayacak mısın?”
Hem çok güzel hem de bir o kadar akıllı biri olan Pelin bazı arkadaşlarına çok önem verirdi. Alp de bunlardan biriydi. Alp’i kıramadı ve ona görüşmeyi ayarlayacağına dair söz verdi.
Fakat şimdi kafasında günlerdir onu izleyen kadının derdini öğrenmek vardı.
“Markete gideceğim. Bir şey isteyen var mı?” diye sorarken başını kaldırdı Pelin.
“Hayırdır? Ne alacaksın marketten?” diye sordu Can.
“Çikolata istedi canım.”
Alp araya girdi, “Hep beraber gidelim o zaman.”
Kampüsün hemen karşısında büyük bir süpermarket vardı. Birlikte oraya doğru yürüdüler. Pelin çaktırmadan arkasını dönüp baktığında kadının onları takip ettiğini gördü. Markete girdiklerinde Arzu da peşlerinden girdi.
Alp Can’ın kolunu tuttu, “Kanka ileride bilgisayar oyunları var bakalım mı?”
“Tamam bakarız sonra.”
Pelin elini cebine soktu, “Hayır şimdi gidip bakın. Ben de çikolata alıp yanınıza gelirim. Oyalanmayalım fazla.”
Pelin çikolataların olduğu reyona doğru ilerlediğinde kadının çaktırmadan onu izlediğini fark etti. İkisi de çok akıllı kızlardı. Pelin hızla reyonun arkasından dolandı ve etrafına bakınan Arzunun omzundan tuttu.
“Pardon hanımefendi. Kimi arıyorsunuz?”
“Kimseyi aramıyorum.”
“Öyle mi? Eminim okulun etrafındaki sözde çaktırmadan okulu izleyen ekipler ve yanınızdaki o iki adam da hiçbir şey aramıyordur?”
Arzu şaşkınlığını belli etmemeye çalıştı, “Kendini akıllımı zannediyorsun?”
Bu sırada Can kulaklarını dört açmıştı ve özellikle Pelin’i duymaya çalışıyordu.
“Sandığınızdan daha akıllıyım emin olun. Konuşmayı ve yürümeyi henüz yedi aylıkken çözecek kadar akıllıyım.”
Arzu dikkatlice kızın yüzüne baktı. Birden aklına çocukluğu gelmişti…
***
Babası ve amcası avlanmaya çok meraklıydılar. Arzu on yaşına kadar babasıyla birlikte köyde yaşamıştı. Bütün akrabaları ve yakınları da oradaydı zaten. Babası ve amcası avlanmayı o kadar çok seviyorlardı ki bunu hobi olarak değil hayat tarzı haline getirmişlerdi neredeyse. Hafta sonu geldiği an başka hiçbir şey düşünmezlerdi. Bir pazar günü Arzu’yu da götürmüşlerdi yanlarında. Arzu o zamanlar daha yedi yaşında küçük bir kızdı.
Kuşlar havada dört bir yana uçuşuyorlardı. Büyük bir kahkaha attı kısa boylu şapkalı adam, “Bak Rustem, görüyor musun? Nasılda kaçıştılar kuşlar geldiğimizi görünce.”
Köyde o zamanlar avcılığa bu kadar meraklı olan bu iki kardeşten başka kimse yoktu.
Rustem yeniden eliyle havaya işaret etti, “Bak şimdi abi. Seyret de öğren.”
Namluyu çevirdikten iki saniye sonra çekti tetiği ve yavaşça uçmakta olan kuşu vurup düşürdü. Gülüşerek kuşun düştüğü yere doğru koştular. Heyecandan Arzu’yu tamamen unutmuşlardı. Kuşun yanına geldiklerinde bir el ateş edilmişti. Arzu’nun babası Hüseyin silah sesini duyduğu an yanında tüfeği olmadığını fark etti. Aynı anda da yaklaşık 200 metre yukardan dönerek aşağı düşen küçük kuşu da gördüler. Kafalarını çevirdiklerinde Hüseyin’in silahı kızının elindeydi. İki kardeş silahı onun elinde gördüklerinde hemen yanlarına koştular. İyi ki ters bir şey yapmamıştı Arzu. Hayretler içerisindeydi ikisi de.
Bu nasıl mümkündü? O kadar yüksekteki küçük bir kuşa tüfekle isabet ettirebilmek tam bir usta işiydi. Fakat yedi yaşında bir kız bunu nasıl yapabilmişti. Onda bir yetenek olduğunu anladılar o an. Arzu’nun yanına koştuklarında pohpohladılar onu. Cahilliğin de verdiği tecrübeyle, “Kimin kızı bu. Aferin ona.” diye yorumladılar kendilerince.
Arzu bu olayı hatırladıktan sonra derin bir nefes aldı ve Pelin’e baktı biraz. Sonra boşta duran bir el arabası aldı, “Takip et beni.”
Pelin kadının dediğini yaptı. Gerçekten alışveriş yapıyormuş gibi gördüğü her şeyi sepete atmaya başladı kadın. Pelin durumu anladı ve role girdi. Sonra Arzu kısık sesle devam etti, “Kampüsünüze uyuşturucu giriyor.”
“Emin misiniz?”
“Evet eminiz. Bu uyuşturucuyu kimin ne yolla içeri soktuğunu ve kimlere sattığını öğrenmeye çalışıyoruz. Günlerdir bunun için takipteyiz.”
“Yani bizden mi şüpheleniyorsunuz?”
“Hayır, çok şüpheli var. Sürekli üç kişi takılıyorsunuz. Biz de özellikle grup halinde olanlara bakıyoruz. Yalnız sen merak etme. Bu işle bir ilgin olmadığına eminim artık.”
“Size yardımcı olmak isterim. İstersen bana numaranı bırak. Sürekli buraya gelmek zorunda da değilsin.”
“Biz polisiz. Bu yüzden gelmek zorundayız. Ekipler sürekli takip halinde olacak. Söylüyorum numaramı. Ayrıca sana minnettar kalırım zeki kız.”
***
Cem’in şansına o gün hiç trafik yoktu. Arabasını gayet keyifli kullanıyordu. Radyoyu açtı ve parmaklarını direksiyona vurarak ritim uydurdu müziğe. Birdenbire ileride bekleyen arabaları fark edince surat şekli değişti. Herhalde bir kaza olmuştu. Yavaşlayıp durdu Cem ve ne olduğunu anlamak için indi arabasından. Ters yönden gelen kamyon arabanın ön tarafını ezmişti resmen. İçeride bir adamın çığlıkları duyuluyordu. Adam yaşıyordu. Fakat bacakları çok feci bir şekilde sıkışmıştı ve iki kişi onu oradan çıkarmaya çalışıyordu. Cem telaşla yanlarına gitti.
“Ambulansı aradınız mı?”
“Evet aradık. Hala gelmedi.”
Adam resmen can çekişiyordu. Cem dilini ısırıyordu neredeyse. İrkilmişti. Birdenbire kafasını kaldırıp ileriye baktı. Boş bir araziydi. İleride arazinin tam ortasında tekerlekli sandalyede oturan Halil duruyordu. Cem korktu birdenbire. Şok olmuştu. Gözlerini yumup tekrar açtı. Yine oradaydı Halil. Cem şoktaydı hala. Orada ne işi vardı onun? Hızla yanına koştu. Halil ona bakıyordu. Sonra ambulansın sireninin sesi duyuldu. Nihayet ambulans gelmişti. Dönüp baktığında ambulansın kamyonun yanında olduğunu görünce biraz rahatladı. Sonra tekrar Halil’e baktığında aniden durdu. Çünkü kimse yoktu. Halil yok olmuştu. Cem donakaldı. Neler oluyordu? Kafasını kaldırdı ve etrafına bakındı. Sonra arkasını dönüp arabasına doğru yürüdü. Yürürken yeniden arkasını dönüp baktığında sadece boş bir arazi gördü..
Günler artık çok çabuk geçiyordu. Davut sonunda hastaneden taburcu olmuştu. Son günlerde onu sadece akrabaları ziyarete gelmişti. Burcu ilk günden sonra bir daha hiç uğramamıştı hastaneye. Cem ve Burcu git gide samimi olmaya başlamışlardı. Halil Cem’i çok sevmişti ve bu durumdan hiç şikayetçi olmuyordu.
Davut arabasının kapısını sertçe kapatıp telefonunu kavradı. Telefonu çalan Burcu biraz tereddüt edip Cem’e baktı. Sonra açtı telefonu,
“Efendim.”
“Bugün çıkacağımı biliyordun. Darıldım sana.”
“Affedersin çok yoğundum. Boşta öğretmen yoktu izin alamadım.”
“Dershanedesin değil mi? Geliyorum.”
“Gelme sen şimdi. Eve git. Birazdan dersim var yine.”
Davut sinirlendi. “İyi bakalım.” Dedi ve telefonu kapatıp yan koltuğa attı.
Cem Halil’e el hareketleriyle bir şeyler anlattıktan sonra masada duran anahtarı aldı.
“Gidiyor musun?”
“Evet, gitmeliyim artık.”
Sanki istek dışı bir şekilde zorunluymuş gibi konuştu Cem.
Birlikte asansöre bindiler. Asansör aşağı inerken Burcu yan gözle Cem’e bakıyordu. Cem biraz düşündükten sonra yüzünü Burcuya dönmeden konuştu.
“O seni hak etmiyor.”
Kız biraz durduktan sonra konuştu, “Bunu neye dayanarak söyledin?”
Cem yüzünü Burcu’ya döndü ve cevap verdi kendinden emin bir şekilde, “İçimdekilere, duygularıma. Senin benim hakkımda hissettiğini düşündüğüm şeylere!”
Cem biraz yaklaştı kıza doğru ve biraz kısık sesle, “Sen de onu sevmiyorsun.” dedi.
Burcu normalden hızlı bir şekilde nefes alıp vermeye başladı. İçinde bir şeyler kıpraşıyordu. Sanki Cem ona büyü yapmıştı. Asansörün stop düğmesine bastı hızlıca kız. Asansörün durmasıyla çocuğun dudaklarına yapışması bir oldu. İkisi de sanki uzun süre kimseyle öpüşmemişler gibi öpüşmeye başladılar. Cem bir yandan kızın saçlarını okşarken bir yandan ikisi de kendinden geçiyordu. Sanki birbirlerini yıllardır tanıyor ama uzun zamandır görüşemiyorlar gibilerdi. Heyecandan çocuğun dudağını ısırdı kız. Cem’in umurunda değildi. Tutkulu bir şekilde devam ettiler. Cem kıza dokundukça daha da bir mutlu oluyordu Burcu. Sonra birden Cem’in eli yanlışlıkla asansörün düğmelerinden birine denk gelince hareket etmeleriyle birden durup toparlandılar. O an dünya durmuş gibiydi. Fakat şimdi dönmeye devam ediyordu. Her şey çok ani gelişmişti. Cem yaşadıklarına inanmıyordu. İşinde çok iyi olsa da patronunu hiç sevmezdi. Fakat adamın kaza yaptığını duyunca ilk o gitmişti hastaneye. Neden gittiğini bile bilmiyordu ama artık öğrenmişti.
Davut, göreceklerinden habersiz direksiyonu çevirip dershaneye gitme kararı aldı. İki dakika içinde dershanenin önüne park etmişti bile arabayı. İçeriye baktığında Burcu ve Cem’i vedalaşırken gördü. Fakat neden birbirlerine sarılmışlardı? Bu normal bir vedalaşma şekli değildi. Ayrıca Cem’in orada ne işi vardı? Emrinde çalıştığı ona göre basit bir işçi olan Cem ne hakla sarılıyordu sevgilisine? Sinirlendi. Koşar adımlarla kapıyı ittirerek içeri girdi. Birbirleriyle göz göze kaldılar. Davut kaşlarını çattı, “Ne işin var senin burada? Ne yapıyorsunuz?”
Cem işten kovulmuştu. Aslında böyle bir şeyin olacağını biliyordu. Fakat hiç pişman değildi. İşi karşılığında Burcu’yu kazanmıştı. Halil de çok memnundu bu durumdan. O da Cem’i çok seviyordu. En basitinden artık Davut olmadığı için çok mutluydu. Fakat Davut giderken onları rahat bırakmayacağını, dünyayı dar edeceğini söyleyip durmuştu.
Bölüm etkileşimi
