2. bölüm / 7
Bir Üniversite Macerası2
Bölümler 7Şu an: 2
- 1 13.963 kelime
- 2 21.716 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 32.539 kelime
- 4 45.423 kelime
- 5 53.084 kelime
- 6 61.512 kelime
- 7 74.473 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Alptuğ yine hayalperest bakışlarla etrafı süzerek Bahçelievler'deki kampüse geldi. Bahçedeki banklardan birine doğru yönelip oturdu. Biraz sonra ilerden gülüşerek gelen Can ve Pelin’i fark etti.
Birkaç kız arkadaşını gören Pelin, “Sonra görüşürüz” dedi Can’a. Can gülümseyerek karşılık verdi ve ilerde oturan Alp’ i fark edip onun yanına gitti. Alp güldü, “Bu aralar aranız bir hayli iyi.”
Can tebessümle karşılık verdi, “Evet kardeşim. Bakalım zaman ne gösterecek. Gün geçtikçe açılıyoruz birbirimize.”
Alp biraz alaycı bir gülümsemeyle devam etti,
“Fakat o bir adım daha fazladan atıyor değil mi?”
“Bunu da nereden çıkardın şimdi. Dalga geçme.”
“Kardeşim ben seni tanımıyor muyum? Sen bir şeylerden emin olmadan bir iş yapmazsın. Zaten son zamanlarda çok yüz verdi sana. Sen de sonunda yaptın. Bana kendini anlatma.”
Can dostça bir bakış attı. Sonra ilerde oturan Pelin’i göstererek,
“Baksana ne kadar da mutlu. Sence benim hakkımda mı konuşuyordur Tuğçe’ler ile?”
“Kim bilir?”
“Doğru söylüyorsun.”
Can biraz durdu. Kaşlarını çattı. Sonra yavaşça kısarak Pelin’e bakmaya devam etti. Kendini biraz sıkarken bunu belli etmemeye çalışıyordu. Birden kulakları çınlamaya başladı. Yerde yürüyen bir böceğin bile ayak sesleri gelmeye başladı kulağına. İleride oturan Pelin ve arkadaşları şimdi gözünün önündeydiler resmen. Konuştuklarını da gayet net duyuyordu.
Tuğçe Can’a baktı, “Pelinciğim sonunda istediğin oluyor. Hadi iyisin yine”
Pelin bu sırada gözlerini Can’a dikti ve dikkatle baktı ona. Tuğçe şaşırdı kız ona cevap vermediği için.
“Pelin? İyi misin? Kiminle konuşuyorum? Duymuyor musun?”
Pelin kafasını hafifçe salladı, Aslında yıllardır Alp’i daha yakışıklı bulmuştum” dedi
Pelin bunu söylediği anda Can girdiği moddan çıktı. Şimdi her şeyi normal bir şekilde görüp duyuyordu. Yani her şey hayatta olması gerektiği gibiydi. Fakat gülen yüzü birden asık bir surata dönüşürken Pelin hala ona bakıyordu. Kampüse giren arkadaşlarına eliyle selam veren Alp kafasını çevirip Can’a baktığında onun birden moralinin bozulmuş olduğunu fark etti.
“Ne oldu kardeş?”
“Yok bir şey birader” derken kızgındı Alp’e.
Can o saniye Alp’e nefretle baksa da bu psikolojik bir şeydi. Normalde böyle bir şey olsa bile bunu anlayışla karşılamak zorunda olacağını düşündü. Bu yüzden Alp’e ters cevap verdiği için özür dilemesinin farkına vardı hemen.
“Pardon. Öyle bir anlık geliyor bana biliyorsun. Hadi kalk derse girelim.”
“Girmeyelim istersen?”
“Yok yok girelim”
***
Toplantısı başlayan Cem müşterilere ürünlerden ve yaptıkları işten bahsederken insanlar onu pür dikkat dinliyorlardı. Cem’in çok etkileyici bir ses tonu vardı ve bu işte çok iyiydi,
“Biz yurt içine sattığımız ürünü daima dışarıdan alırız. Genelde dışarıya satılan ürünlerde yurdum malıdır. Tamamen dış ticaret kriterlerine uygun iş yapmak bizim ticaret felsefemizdir. Ürünlerinizi bize yönlendirip onları yurt dışındaki anlaşmalı firmalara pazarladığımızda pişman olmayacağınızı bilin. Kâr her zaman sizindir. Biz sadece küçük bir komisyon alırız.”
Cem patronunu pek sevmese de işini gayet iyi yapardı. Onu ilgilendiren kazanacağı paraydı. Çoğu zaman müşterilere yalan söylemek zorunda kalırdı. Yaptığı her işte başarılı olduğu gibi bu müşterilerinde yüzünü güldürdü ve ikna etti.
Cüsseli bir adam bir yudum şarap alarak, “Daha detaylı konuşmaya başlayalım o zaman. Çok resmi olmaya gerek yok. Yoksa bu işin içinden çıkamayacağız.”
Masadakiler nezaketen güldüler. O an yapılacak en güzel espride bu olurdu zaten.
***
Morali bozuk bir şekilde dersi dinliyormuş taklidi yapan Can elindeki kalemle oynuyordu. Hoca dersi bitirdiğinde sınıftaki herkes dışarı çıkmak için ayaklandı. Can bunu fark edip yerinden kalkmak üzereyken kolunda hissettiği el onu durdurdu. Pelin’di bu. Gülümseyerek “Neden moralin bozuk?” diye sordu.
Can surat ekşitti, “Boş ver. Seni ilgilendirmiyor.”
Pelin üzüldü ama hafiften gülümsemeye devam etti, “Deme öyle ama...”
“Tamam Pelinciğim. Müsaadenle çıkabilir miyim?”
Pelin içten bir bakışla Can a yaklaştı ve kulağına fısıldadı,
“Kendini çok mu akıllı sanıyorsun sen?”
Can şaşırdı, “Neden bahsediyorsun?”
Pelin kafa salladı, “Neden bahsettiğimi söylersem anlayamazsın canım. Sana şöyle açıklayayım, “Hiçbir şey” dedi Pelin ve elini kaldırıp gözlerine götürerek işaret ederek devam etti, “Dışarıdan gözüktüğü gibi değildir. Ne kadar görüp, duyup, emin olsan bile yanlış bir şeyler olabilir.”
Pelin son derece akıllı bir kızdı. Hep kendisinin neden bu kadar zeki olduğunu düşünmüştü. Mütevazi bir kız da olsa kendisinin dünyanın en zeki kızı olduğunu iddia ederdi hep. Bazı insanların da kendisi gibi özel olduğunu düşünürdü. Hayatta her konuda her olayda dikkatli davranırdı. Can bahçede ona baktığında özel bir yeteneği olduğunu tahmin etmişti. Bu yüzden ters bir laf söyledi bilerek ve Can’ın bu oltaya gelmesi üzerine kız çözdü bunu. Gerçi artık Can da anlamıştı bazı şeyleri. Bu kız tam ona göreydi. Can’ın moral bozukluğu geçmişti artık. Onu seviyordu ve onun da kendisini sevdiğini düşünüyordu. Mutlu bir şekilde kıkırdayarak ayrıldılar sınıftan...
***
Davut sevgilisi Burcu’yla beraber dershanenin dış kapısının önünde bir yandan sigara içerken, bir yandan da muhabbet ediyorlardı. Davut kızın saçlarını okşayarak,
“Bu akşam nereye gitmek istersin güzelim?”
Burcu tedirgin bir tavırla “Mehmet Halil’i gezdiriyordu. Gelirler birazdan.”
Davut bozuldu ve dişlerini sıkarken bunu belli etmedi,
“Tamam da ben sana ne sordum sen bana ne diyorsun. Hem ne diyeceğim, bir kere, yalnızca bir gece benimle kal.”
“Canım nasıl olur o. Halil ne olacak?”
En çok da bu yüzden zavallı Halil canını sıkıyordu bu kalpsiz adamın. Bu sırada Mehmet Halil’i getirdi ve Burcu’ya
“Burcu hanım bir öğrenci sizi bir şey soracakmış. Haber vereyim dedim.”
Burcu kafasını sallayarak, “Tamam Mehmetciğim sağ ol.”
Aceleci bir tavırla sigarasını söndürdü, “Canım ben şu çocuğa bir bakayım hemen.”
“Zaten derste başlayacak ben gidiyorum. Gel öpeyim seni.”
Burcu kapıdan girerken “Tamam. Çıkışta bekliyorum” dedi.
Burcu girdikten sonra Davut yakasını silkti ve karşısında duran Halil’e doğru yürüdü. Tekerlekli sandalyenin kollarından tutunarak ona doğru eğildi ve kısık bir sesle “Seni hiç sevmiyorum. Gün geçtikçe daha çok canımı sıkıyorsun!” diyerek dişlerini sıktı ve arkasını dönerek arabasına doğru yürüdü. Halil çok sinirlenmişti. Ayağa kalkabilseydi onu yumruklayarak öldürebilirdi. Davut arabasına bindi. Motoru çalıştırıp gazı kökledi. Halil bu sırada kafasındaki bütün düşünceleri sildi kafasından ve sadece hızla gitmekte olan o arabaya odaklandı. Sonra daha fazla yoğunlaştı ve sadece ön tekerleğe odaklandı. Kendini biraz sıktı. Sokak bitmek üzereyken Davut dönmek için biraz yavaşlamaya çalıştı fakat olmadı. Davut panik yaptı. Neler oluyordu? Halil gözleriyle tekere odaklanmaya devam ederken birden bıraktı kendisini. Davut bunun etkisiyle direksiyonu gereğinden fazla kırmış olsa da çok geçti çünkü yandaki eve bir hayli şiddetli toslamıştı. Çıkan gürültünün ardından bütün herkes olay yerine toplandı. Dershaneden koşa koşa çıktı Mehmet, Burcu ve birkaç kişi daha. Burcu arabayı duvara yapışıp parçalanmış olarak görünce ağzı açık kaldı. Halil insanların ardından gayet soğukkanlı bir şekilde sadece tebessüm ediyordu...
***
Kemal kahvesinden bir yudum alıp bardağı masaya koydu. Kendisine bakıp pis pis sırıtan Arzuyu görmezlikten gelse de dönüp laf sokmadan duramadı,
“Daha kaç saat gülmeye devam edeceksin Arzu?”
“Tamam kızma, sustum işte.”
Arzu yan masada oturan ve bilgisayarda oyun oynayan sivili işaret ederek ortaya laf attı, “Samet Bey, şeytanınız bol olsun.”
Samet küçük bir panikle oyunu kapattı, “Amin.” dedi.
“Takılıyorum oğlum. Neden kapattın? Hayırdır, dalgın gibisin. Ne düşünüyorsun?”
Samet ayağa kalktı ve masasındaki dosyalardan birini aldı, “Şu üniversite olayını düşünüyorum. Arama izni daha gelmedi. İçerde uyuşturucu ile ilgili bir şeyler dönüyor.”
Kemal ellerini arkaya götürdü, “Gidelim basalım o zaman ne olacak, izne ne gerek var.”
“Abi üniversite bunlar hem de özel. Öyle hemen baskın yaptırmazlar.”
“Aynen öyle” dedi içeri giren orta boylu saçları beyazlamış ve ortası tamamen dökülmüş adam. “Bu işi siz takip edin. Kıvrak zekanızı ve özel güçlerinizi kullanın.”
Arzu güldü, “Hangi özel güç komiserim?”
“Bilmiyorum valla. Yakaladığınız her suçlu. Bu tip şeylerden bahsediyor. Şaka bir yana gerçekten özel adamlarsınız siz bana göre.”
Kemal ayağa kalktı, “Merak etmeyin komiserim. Birkaç sivil sürekli okulu gözetleriz ilerden arama iznini alana kadar. Bize delil lazım. Fakat olağan üstü bir durumla karşılaşırsak mecburen basarız içeriyi.”
Samet dosyaya bakarken kafasını kaldırdı, “İçeriye bir tek öğrenciler girebiliyor. Kimliksiz almıyorlar. Muhtemelen dışarıdan birinden alıyorlar malı.”
“Ya da kapıdaki güvenliklerin parmağı vardır bu işte.” dedi Kemal.
“Belki de öğretmenlerden biridir. Her neyse, bu iş sizin. Bu meseleyi de halletmenizi umuyorum.”
***
Alp yorgun bir şekilde eve girdi. Ayakkabılarını çıkardı. Odasına doğru yöneldiğinde uykusuzluktan dış kapıyı kapatmayı unutuyordu neredeyse. İki adım geri atıp kapıyı ittirdi ve odasına girdi. Kendisine yatağa attı kitaplarını bir kenara fırlatıp. Normalde hemen uyuyamazdı. Fakat bu sefer gözleri kamaşıyordu. Görüntü iyice bulanıklaşıyordu bir daha asla bara gidip kusana kadar içmeme kararı aldı uykuya dalarken…
(Alptuğ bir arkadaşıyla eve ulaşmadan önce gidip içki içtiği ve sarhoş olduğu barda buldu kendisini. Biraz sonra aynı barın önüne üstü açık kırmızı, şık bir araba park etti.
Biri sarışın diğeri esmer inanılmaz güzellikte iki kız ve sert bakışlı, ukala bir genç indi arabadan. Kızlar gayet şık giyinmişlerdi. Bir o kadar da çekiciydi ikisi de. İçeri girdiklerinde esmer olan kız Alp’in dikkatini çekti. Çocuk o an kıza bakakaldı. Kim istemezdi ki öyle güzel bir sevgilisi olsun diye düşündü içinden. Birlikte pistin yanındaki bir masaya oturdular. Ortada dans eden insanların arasından Alp kızı kesiyordu. Yanlarındaki zengin çocuk kızlarla bir hayli samimiydi. Fakat sarışın olanla sevgili gibilerdi. Öpüşüp koklaşıyorlardı. Ortam bu kadar samimi olmak için biraz fazla kalabalıktı. Yani bunlarınki normal bir öpüşme değildi. Sanki yataktalardı o an. Etraftaki insanlar ya içki içip deli gibi kahkaha atıyor ya da pistte kendinden geçmişçesine dans ediyorlardı. Kimse onlara yan gözle bile bakmıyordu. Çok garipti. Sadece Alp istemende de olsa gözünü kaçırıp bakıyordu arada. Esmer kızın ona baktığını fark ettiğinde artık öpüşen çifte bakmayı bıraktı. Çok etkileyici gelmişti kızın bakışları ona. İnsanların arasında onu izleyen Alptuğ bir yandan içki içip oturduğu yerden müzik eşliğinde kafasını sallayan arkadaşını dürterek ona bakmasını salladı,
“Ahmet şu kıza baksana çaktırmadan. Ne kadar güzel değil mi? Melek gibi resmen.”
“Abi yeter ya. Baksana yanındaki tipe. Öküz gibi yiyor manitayı.”
“Evet çok garip değil mi? Kimse de bir şey demiyor.”
“Kim ne diyecek abi. Bırak sen işine bak ya.”
“Ona sadece beş dakikadır bakıyorum ama nedense aklımdan bin bir türlü şey geçti. Yanındaki tiplerde ilginç ama...”
Derken Ahmet birasını bırakıp Alp’in sözünü kesti, “Pardon. Sözünü kestim de sen iyi misin?”
“Ne oldu ki?”
“Yaklaşık yarım saattir bakışıyorsunuz. Az önce seni yanına bile çağırdı.”
“Çağırdı mı? Ne zaman?”
“Bırak dalga geçmeyi Alp. Kafamı şişirdin. Git tanış.”
Alp ne olduğunu anlamadan kendisini güzel kızla karşı karşıya buldu. Başı döndü bir an. Ne ara masadan kalkıp yanına gelmişti? Her şey çok garipti.
“Neden sustun Alp” dedi kız. Alp kendisine geldi.
Alp şaşkınlıkla, “Adım Alptuğ aslında.”
“Fakat az önce Alp diyebilirsin dedin.”
“Öyle mi dedim?”
“İyi misin Alp?”
“Evet. Sadece bu aralar biraz kafam karışık. Kusura bakma.”
Kafasını sallayıp anlayışla karşıladığını gösterdi güzel kız.
“Benim gitmem lazım Alp. Tanıştığıma memnun oldum.”
Alp kızın arkadaşlarını kapıdan çıkmak üzereyken gördü ve, “Seni tekrar görebilecek miyim?”
“Kader bizi karşılaştıracak.”
“Adını söyle bari?”
Alp gözlerini açtı. Karşısında kız değil evin duvarını gördü. Kafasını çevirince yatakta olduğunu gördü. Rüya gördüğünü anladı ama hayatında gördüğü en güzel rüyaydı bu.
Bölüm etkileşimi
