7

Vaveyla Yazarı: Murat Kesgin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 7

Cem Burcu’nun elini tutmuş ne yapacağını düşünüyordu. Burcu Cem’in yüzüne baktığında yine kötü bir şeyler olduğunu hissetti.
“Konuş Cem. Susma söyle. Artık hiçbir şey üzemez beni merak etme.”
Cem kızın elini daha sıkı tutmaya başladı ve yutkundu, “Halil…”
“Ne oldu abime?” derken üzgün bir şekilde dolu gözlerle duvara bakıyordu zavallı kız.
“Kalp krizi geçirmiş…Ölmüş…”
Kız bitkin bir şekilde duvarı seyretmeye devam etti. Acı içinde bir tebessüm etti. Bilinçsizce istek dışı yapılan bu tebessümün ardından içten bir şekilde,
“Biliyor musun hayatı boyunca sadece benimle konuştu.” Biraz durdu ve anlatmaya devam etti, “Annemi bir terörist saldırısında kaybettik. Acımasızca patlattılar o bombayı. Annem o patlamada öldüğünde ben beş Halil ise sekiz yaşındaydı. Evde ağlıyordum. Küçük bir kızın annesi için ağlamasının nasıl bir görüntü olduğunu tahmin ediyorsundur. Abim karşımda durmuş tekerlekli sandalyesinden beni izliyordu. Sonra o yaştaki aklıyla bana dönüp dedi ki, “Sen ağla…Sen ağla küçük kız. Dünyayı senin gözyaşların kurtarsın. Düşmanlar gözyaşlarında boğulsun…” o an yaşadığım şokun hala içimde kalıntısı var biliyor musun?
Cem gözyaşlarını tutamadı ve eline bir öpücük kondurdu kızın…
***
Arzu ve Kemal oturmuş çocukları dinlerken anlattıklarına anlam vermeye çalışıyorlardı.
“Tehlikeli bir çocuk işte. Onu bir şekilde uyanık tutmalıyız.”
Kemal birdenbire ayaklandı, “Durun bakalım doğru anlamış mıyız? Siz diyorsunuz ki bu çocuk uyurken milletin aklını kontrol ediyor. Uyumamalı diyorsunuz?”
Gençler evet dercesine kafa salladılar.
“Ne yapalım o zaman gençler? Öldürelim mi çocuğu?”
Çocuklar garip garip yüzlerine baktı polislerin.
Arzu, “Bak Pelinciğim sana güveniyorum. Anlattıklarınızın gerçek olma ihtimalini düşünsek bile yapabileceğimiz ne var ki? Onu ne kadar uyanık tutabiliriz?”
“Bize inanmayacağınızı biliyorduk” derken elinde tuttuğu kitabı masaya koyup önlerine doğru ittirdi Pelin. “Sadece okuyun. Orada yazanları bir tarafımızdan uydurmadık. O kadar da zeki değiliz zaten.”
Arzu ve Kemal kitabı okumaya başladılar. Okudukça surat ifadelerinin değiştiği gözden kaçmıyordu. Aradan birkaç dakika geçti. Arzu birden ayaklandı ve çıktı. Kemal de peşinden gitti. Umut’un tutulduğu odaya girecekleri sırada yüzlerine bir darbe aldılar. Acı içinde yüzlerini tutarlarken Umut’un kaçtığını gördüler. Umut önüne gelenleri hastanedeki gibi atlatıp geçiyordu. Arzu “ateş etmeyin!” diye bağırdı. Umut kendisini dışarı attı. Emniyetin arka tarafındaki duvardan tırmanılacak bir yer arıyordu. Arzu fırsat bulmuşken tabancasıyla nişan aldı ve tetiğe bastı. Fakat ıskaladı. Bu sırada Umut kaçmayı başardı. Arzu şok içinde silahına bakıyordu. Hayatında ilk defa ıskalamıştı.
Kemal içeri sinirli girdi, “Hemen bütün ekiplere haber verilsin. Peşine düşün.” Derken Alp ve arkadaşlarını gördü. “Çocuklar siz gidin.”
“Yardımcı olmak istiyoruz. Yapabileceğimiz bir şey var mı?” diye sordu Alp.
“Evet var. Gidin…”

***

Alp’in morali bozulmuştu. Rüyasında Beril’i görmeden önceki gece gittiği bara gitti.
“Bira versene” diyerek oturdu barın önüne. Gürültülü bir ortam vardı. Pist kalabalıktı ve yine rüyasında çalan o şarkı çalıyordu. Barmen Alp’in birasını getirdi. Alp biradan bir yudum alırken rüyasında Beril’in oturduğu yere doğru baktı. Dans eden insanların arasından kesintili de olsa gördü masayı. Masa o anda boştu. Alp içkisinden bir yudum daha aldı. Sonra yine baktı. Birden hayal meyal yine Beril’i görür gibi oldu. Gözünü kırpıp yeniden baktı. Yine sanki bir ışık gibi parlayan Beril’i gördü. İyice odaklandı. Bu kez yanında duran Umut ve Sevil’i de görünce şaşırdı. Acaba tek yudumda sarhoş mu olmuştu? Hayal meyal gördüğü görüntüyü kaybetmemek için kastı kendini. Gözlerini kapattı. Yumdu sımsıkı…sıktı. . sıktı ve bir baygınlık geçirdi. Gözündeki küçük deliklerden sis gibi bir şey çıkmaya başladı. Ruhu bedeninden ayrılıyordu. Hayalet gibiydi. Biraz sonra masada durmakta olan cansız bedenini izliyordu. Yanındaki koltuğa oturdu ve korkuyla baktı. Birden sağ tarafından bir ses duyduğunda rüyasındaki o ana döndüğünü anladı. Rüyası geçek oluyordu ya da aynı rüyayı tekrar görüyordu.
“Hadi git tanışsana ne duruyorsun?”
Alp kafasını dönüp baktığında rüyasında yanında olan arkadaşını gördü. Gerçekten de rüya anına geri dönmüştü. Çocuk Alp’e tuhaf bir şekilde baktı. “İyi misin?”
“İyiyim. Çok iyiyim hem de” demesiyle birlikte ayağa kalkmış olan Beril’e işaret edip yanına koştu. Çok heyecanlıydı. Kız karşısında duruyordu.
“Koşmana gerek yoktu. Yorulmasaydın.” derken gülümsüyordu kız. “Adın ne?”
Alp tedirgin ve heyecanlı bir şekilde kızın kolundan tuttu,
“Adım Alptuğ ama kısaca Alp der herkes. Boş ver şimdi adımı. Şimdi beni iyi dinlemeni istiyorum. Deli olduğumu düşünebilirsin ama lütfen dikkate al. Şu yanında oturduğun zengin çocuk var ya. Hasan diye tanıdığınız. Ona dikkatle bakmanı istiyorum. Sen şu anda bir rüyadasın. Uyandığında bunları hatırlar mısın bilmem. Seni ve arkadaşın Sevil’i o çocuk kontrol ediyor. Onu Bakırköy’de bir ruh hastanesinde tutuyorlardı, bana inanmalısın! Sevil’in ruhunu tamamen ele geçirmiş. Yakında sana da ve tüm insanlığa da aynı şeyi yapacak.”
Alp bir an yok olmaya başladığını hissetti. Bu sırada pistte deli gibi dans eden insanların hepsi birden dönüp Alp’e bakıyordu. O an çok korktu ama rüyada olduğu için bunu normal karşıladı. Pistteki herkes ona kinle bakmaya devam ederken Alp iyice küçülmeye başlamıştı.
“Ne yazık ki uyanıyorum. Umarım beni dikkate almışsındır.”
Alp’in ruhu havada süzülerek bardaki cansız bedeninin içine girdiğinde Alp birden gözlerini açtı. Karşısında kimse yoktu. Yaşadıklarına inanamıyordu. Kıza söylemek istediği birçok şey daha vardı ama ancak bu kadarını yapabilmişti. İçinden kızın onu ciddiye alması için dua etmeye başladı. Kirli bir bardağı temizlemekte olan barmen dikkatle Alp’e baktıktan sonra “Bir tane daha ister misin?” diye sordu.
“Hayır. Teşekkürler. Kalkıyorum.”

***
İnsanlar dualarını etmiş mezarlığı terk ederken Burcu ve Cem hala toprağı seyrediyordu. Halil ve babasını annesinin yanına gömmüşlerdi. Burcu duasını okuduktan sonra Cem’e döndü. “Bir tek sen kaldın hayatımda. Sen de beni bırakıp gitme. Öleceksek birlikte ölelim.” diyerek Cem’in kollarına bıraktı kendisini. Onun yanında güvende olduğunu hissediyordu.
***
Alp ellerini ceplerine sokmuş düşünceli bir şekilde yürüyordu. Günler akıp gidiyordu. Bir daha rüyasında ne kızları ne de Umut’u görmemişti aradan geçen üç günde. Sokakta top oynayan çocukları izlerken telefonunu çaldı. Ajanstan arıyorlardı. Geçen sefer kaydettiği numaraydı bu. Telefona cevap verdi.
“Alo”
“Alptuğ değil mi?”
“Evet”
“Sen ne yapmışsın geçen hafta. Seti birbirine katmışsın. Senin yüzünden fırça yedik.”
Alp kadını dinlemiyordu bile. Kafası başka yerlerdeydi. “Eeee” diye uzattı.
“Bir daha asla aranmayacaksın.”
“Cehenneme kadar yolunuz var”
Demesiyle telefonu kapatması bir oldu Alp’in. Hava kararıyordu. Alp artık fazla uyumak için kendisini zorlamıyordu ama bu sefer gerçekten çok uykusu vardı. Kendini her zamanki gibi yatağına bıraktı. Gözlerini kapattı. Çekimlere gittiği günden beri yani yaklaşık yedi gündür tıraş olmuyordu. Uykuya dalması uzun sürmedi…

(Birdenbire kendisini yatağa bağlanmış bir şekilde gördü Alp. Kolundaki ipler bileğini kesecekti neredeyse. Bir hayli sıkı bağlanmıştı. Birden ayağında bir acı hissetti ve ister istemez bağırdı. Bacağını iple sımsıkı bağlayan Sevil ayağa kalktı. Alp’e yaklaşıp gözlerinin içine baktı. “Ne oldu? Acıdı mı yoksa?”
Alp şaşırdı. Dişlerini sıktı. Kız Alp’in görüş açısını açtığında karşısında Umut’u gördü Alp.
“Merhaba Alp. Yine karşılaştık.”
Bu sırada Sevil Alp’in başını okşuyordu isterikli bir şekilde. Alp bağırdı Sevile.
“Sevil! Sen şu an bir rüyadasın. Bu herif seni kontrol ediyor. Lütfen kendine gel. Lütfen uyan.”
Sevil koca bir kahkaha patlattı. Umut pis pis sırıtıyordu. Umut birden gülmeyi kesti ve gayet ciddi bir şekilde, “Ne saçmalıyorsun sen? Delirdin mi yoksa” dediğinde gülmeye devam etti.
“Her neyse Alp” diye devam etti Umut. “Hatırlıyor musun? Sana sahilde bir hikaye anlatmıştım. Basit bir cevabı vardı. Ölmüş olan birinin son rüyasını kim nereden bilebilir değil mi? Buradaki asıl olayı anlatayım da sana öğrenip de öl. Adamın boynunu ben kestim. Onu ben öldürdüm. Tıpkı şu an seni öldüreceğimiz gibi.”
“Söylesene hangi cehennemde uyuya kaldın ve neden Beril yanında değil.”
Kız bir kere daha kahkaha attı, “Hala Beril diyor bu deli ya.”
“Erkek işte hayatım” diyerek Alp’e döndü Umut, “Uyanamayacaksın! Eve geldiklerinde kafanda bir yastık bulacaklar. Cinayet olduğunu düşünecek herkes. Aylarca araştırsalar bile hiç parmak izi hiç delil yok.”
“Yazdığın kitap bizde geri zekalı.”
“Onun için buradayım.”
“Deli misin sen? Kitabın rüyamda ne işi var.”
“Hayır akıllı çocuk şu an hastanedeyim. Her neyse. Oyalama beni. Nihayetinde orada yazan saçmalıklara hiç kimse inanmaz. Cinayet deyip geçiştirecekler. Bir süre sonra unutulacaksın. Kimsenin aklına bile gelmeyeceksin.”
Eline yastığı alan Umut bağırdı, “Bedenin gömülsün. Ruhun benimle kalsın!” dedikten sonra yastığı Alp’in yüzüne bastırmaya başladı. Alp bir an nefessiz kaldı. O anda bir silah sesi duymasıyla gözlerini açması bir oldu)

Ter içindeydi. Kollarını kaldırdığında bağlı olmadıklarını ama mosmor olduklarını gördü. Derin bir nefes aldı ve kalktı…

***
Polislerden kaçmayı başaran Umut kitabını geri almak için delilik yapıp hastaneye geri dönmüştü. Aslında polislerinde en son bakacakları yer Umut’un hastanedeki küçük odası olacaktı. Artık odası boş olduğundan dolayı önünde nöbetçiler beklemiyordu. Hatta o koridora giren çıkan da yoktu. Umut içeri girdiğinde o kadar uykusuz ve sinirliydi ki ortalığı dağıtıp hastanedeki herkesi öldürmemek için kendisini zor tutuyordu. Gayet soğukkanlı olan Umut yatağının altını üstüne getirdi. Kitabı bulamayınca çıldırdı. Henüz çok gençti ama hayatının son iki yılını bu odada geçirmişti. Üstelik bir buçuk yıl kadar sadece uyumuştu. Bünyesi bu duruma o kadar alışmıştı ki yatağına dokunduğunda uzanıp uyumamak için kendisini zor tutuyordu. Çok yorucu bir gün geçirmişti ve son zamanlarda ilk defa bu kadar uyanık kalıyordu. Sırt üstü uzanıp, başını yastığa koyup düşünmek istedi. Kitabı mutlaka geri almalıydı. Kitabı kimin alabileceğini düşündü. Belki de rüya görseydi bu sorunun cevabını alabilirdi. “Hem de biraz dinlenmiş olurum” diye düşündü kendi kendine.
Biraz sonra gözleri kapanıyordu. Kafasındaki tek düşünce kitabın yerini öğrenip, Alp’i öldürmekti. Saat bir hayli geç olmuştu zaten. Büyük ihtimal kızlarda Alp de o saatte uyuyor olmalıydı. Göz kapakları neredeyse kapanmıştı artık yorgunluktan. Başına geleceklerden habersiz uyumaya başladı.

***

BİRKAÇ SAAT ÖNCE

Beril gözlerini aniden açınca çok heyecanlanmıştı. Biraz önce Alp yeniden rüyasına gelmişti. Ya da hayal görmüştü. Birden başına ağrı girdi. Alnına masaj yaparken olanları anlamaya çalıştı. Günlerdir ilk defa rüyasında bu kadar özgür ve istediği gibi hareket edebildiğini fark etti bir anlıkta olsa. Son zamanlarda her uykuya dalışında onların Hasan olarak tanıdıkları Umut onu ve arkadaşı Sevil’i ziyaret edip bütün gecelerini mahvediyordu. Uyandıklarında ikisi de çok kötü hissediyordu kendilerini. Umut onlara asla yapmayacakları şeyleri yaptırıyordu. Bunları yaparken de rüyalarında kendilerini gayet memnun ve mutlu gören Beril ve Sevil her uyanmalarında hayattan bir kere daha nefret ediyorlardı. Yaşadıkları bu durumu hiç kimseye anlamamışlardı. Ne söyleyebilirlerdi ki? Tesadüfen de olsa birbirleri farkına varmıştı en azından birbirlerine inanıyorlardı. Fakat kimse inanmazdı onlara.
Uzun yıllardır arkadaşlıkları sürüyordu iki kızın. Beril ebeveynlerini yıllar önce kanserden kaybetmişti. İstanbul’da halasının yanında kalıyordu. Fakat parasal açıdan hiç sıkıntı çekmemişlerdi. Aynı şekilde Sevil de öyleydi. Sevil’in annesi de babası da hayatta ve sağlıklıydı. Fakat Sevil son zamanlarda bu olay yüzünden çok psikolojik sorunlar yaşıyordu. Umut onu hiç rahat bırakmıyordu. Kız rüyasında kendisini onunla beraber gayet memnun bir şekilde sevişirken her görmesinde hayattan daha fazla soğuyordu. Eğer Umut’a karşı içinde en ufak bir his olsaydı iki sene önce can sıkıntısından takıldığı arkadaşlık sitesinde çocuk kendisini bulduğunda biraz da olsa yüz verirdi. Fakat aksine nefret etmişti. Neredeyse her uykudan uyanmasında da bir kere daha nefret ediyordu. Beril de aynı şekilde nefret ediyordu ama Sevil’in durumu daha kötüydü. Umut her seferinde Beril’i görmese de en az iki günde bir Sevil’in kâbusu oluyordu.
Beril saate baktığında zamanın pek de ilerlemediğini gördü. Sevil onun için dünyanın en önemli varlığıydı. Son zamanlarda rüyasında gördüğü Alp de öyleydi tabii. Her kızın rüyalarını süsleyen bir beyaz atlı prensi vardı. Aynı prens bir az önce Beril’i Umut konusunda uyarmıştı.
Beril kendine geldiğinde Alp’in, Umut un Bakırköy deki akıl hastanesinde tutulduğunu söylediğini hatırlamıştı.
Son zamanlarda Beril’in istediği iki şeyden biri Umut’u bulup öldürmek diğeri de Alp’e kavuşup mutlu olmaktı. Sonunda bu olacaktı. Belki de hayatının geri kalan birkaç gününü mutlu geçirebilirdi. Maalesef güzel kız kanserdi. Günleri sayılıydı. Sevil’i yalnız bırakacaktı bu hayatta. Fakat artık Umut’u bulabilirdi.
Hızla çıktı evden, koşar adımlarla Sevil’in evine gelip zili art arda çaldı. Kapıyı kırklı yaşlarda şık bir kadın açtı. Sevilin annesi Semra’ydı bu. Gayet bakımlı bir hanımdı. Zengin olmak gerçekten başka bir şeydi. Gel gör ki ne kadar paran olursa olsun huzur denilen şey tamamen farklı bir olaydı.
“Semra teyze Sevil içeride mi?”
“Evet kızım, içeride ağlıyor. Odasından çıkmıyor. İyi ki geldin. Gir hadi içeri.”
Beril eve koşar adımlarla girdi. Heyecanlı bir şekilde Sevilin yanına çıkıp kapıyı ittirdi. Sevil ellerini başına koymuş ağlıyordu. Gözleri mosmordu. Beril telaşlanarak yanına gitti.
“Canım! İyi misin?” derken kollarını çekmeye çalıştı yüzünü görmek için.
Kız hıçkıra hıçkıra ağlayarak sarıldı arkadaşına.
“İyi değilim. Bıktım artık. Dayanamıyorum. İnan dayanamıyorum. Ölmek istiyorum artık! Allah kahretsin!”
“Sakin ol kanka! Lütfen sakin ol!”
Kız aldırış etmeden ağlayıp dert yanmaya devam ediyordu.
“Olamam Beril! Adam gibi uyuyamıyorum bile. Bitsin artık…Kurtulalım artık!”
“Dur! Dinler misin beni biraz? Bitecek. Merak etme. İkimizi de kurtaracağım.”
“Nasıl kanka? Nasıl?”
“Az önce tuhaf bir şey oldu. Alp’i gördüm yeniden. Hasan konusunda uyardı beni. Aslında onun adı Umut’muş biliyor musun?”
“Ne var kanka bunda? Ne var?”
“Umut hiçbir şey anlamadı rüyadayken. Nerede olduğunu biliyorum. Ondan kurtulacağım.”
“Nasıl?”
“Onu öldüreceğim.”
“Olmaz kanka! Hapislerde çürürsün!”
“Sevil, son günlerimi yaşadığımı ikimiz de biliyoruz. Birkaç güne kalmaz ölüp gideceğim.”
Sevil’in gözleri kıpkırmızı olmuştu. Beril bunu dediğinde daha çok ağlamaya başladı kız.
“Ağlama Sevil. Ben öleceğim. Buna engel olmamın bir yolu yok. Fakat senin de gözümün önünde parça parça ölmene izin vermeyeceğim. Buna engel olabilirim. Belki ölürse bir daha rahatsız edemez bizi. Birkaç saat içinde çıkacağım. Gece yarısından sonra hastaneye gireceğim. Senden ricam, sadece uyu ve sakın uyanma…”

Beril silahı uyumakta olan Umut’un kafasına dayar dayamaz tetiği çekti…
Alp birden bir silah patlamasıyla uykusundan uyandı kolları kıpkırmızıydı…

***

Alp oturma odasının kapısından içeride televizyon izleyen annesine baktı. Biraz sonra oğlunu fark eden kadın ona bakıp içten bir şekilde gülümsedi.
“Gel bir kere öpeyim seni oğlum” dedi kadın.
Alp içeri girip yanağını uzattı annesine. Sonra yanına oturdu. Televizyonda haberler vardı.
“Aradılar mı ajanstan bir daha?”
Alp derin bir nafes çekti, “Aramadılar. Aramalarını da istemiyorum.”
“Neden oğlum?”
“Bu şekilde bir yerlere gelemeyeceğim. Üstelik milletin hala alacağı varmış. Ödemiyorlarmış.”
“Oğlum sen de zamanında psikoloji okuyacağım diye tutturdun. Gitseydin ya bir konservatuvara falan.”
“Ya bırak anne boş ver. Benim zaten psikolojim bozuldu.”
“Sen her zaman dürüst ol baban gibi. Allah sana bir yerden verecektir. Çok şükür halimiz çok iyi.”
“Olsun anne. Bir şekilde para kazanmak istiyorum.”
“Oğlum dedim ya, her şeyin hayırlısı olur.”

Alp biraz durdu ve ellerini birleştirdi. “Bana onu anlatsana biraz daha.”
“Kimi oğlum?”
“Babamı. Kimi olacak?”
“Hayatı boyunca hiç kötü işlere bulaşmadı. Bu yüzden onun sayesinde, o hayatta olmasa da biz ayaktayız. Onun önsezileri çok yüksekti. Bazen anlayamıyordum onu. Altıncı hissi o kadar kuvvetliydi ki sayısal lotodan çıkacak olan numaraları bilmişti bir kere.”
“Nasıl yani? Lotodan ikramiye mi kazandı?”
“Hayır oğlum. Bunun günah olduğuna inanırdı.”
“Nasıl bildi anne? Doğru düzgün anlat.”
“Tahmin etti. Fakat gidip oynamadı. Tahmin ettiği numaralar çıkmıştı. O haftada kimse yedi bilememişti.”
“Hadi ya? Peki bir daha yaptı mı? Oynasaydı ya anne? Sen söylemedin mi hiç?”
“Dedim ya oğlum. Baban çalışarak, didinerek kazanmak istedi. Allah’a şükür öyle de oldu. Öldüğü günden beri sırtımız hiç yere gelmedi bak.”
Alp’in gözleri doldu biraz.
“Keşke onu özleyebilseydim anne. Dünya gözüyle göremedim bile. Resimlerine bakıyorum, rüyalarımda görüyorum, o kadar. Çok acı anne.”
“Biliyorum oğlum, biliyorum…”
Bu sırada haberlerde flaş flaş diye yazı geçti.
“Geçen günlerde Emniyetten kaçan Umut isimli genç, dün gece saat iki civarında Beril Tökez isimli genç bir kız tarafından silahla öldürüldü.”
Alp’in gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Hemen doğrulup televizyonun sesini açtı. Televizyonda Berili polisler tarafından tutuklanırken gören Alp’in tüyleri diken diken olmuştu.
“Genç kız karşısında kameraları görünce hiçbir açıklama yapmadı. Polisler tarafından ifadesi alınmak üzere adliyeye sevk edildi.”
Alp telaş içinde odadan çıktı.
“Anne ben çıkıyorum! Merak etme beni.”
Telefonundan Pelin’in numarasını ararken eli titriyordu çocuğun.
“Pelin!”
“Hayırdır Alp? Ne oldu?”
“Arzuyla görüşmeliyim! Hemen!”
Birkaç dakika sonra dışarıda buluştular Pelin’le.
“Neler oluyor Alp?”
“Aradın mı Arzu’yu?”
“Evet aradım da ne oldu ya?”
“Berili tutukladılar. Dün gece Umut’u öldürmüş.”
“Ne?”
“Öyle işte ya. Hadi gidelim.”
“Nasıl yani ya? Nasıl öldürmüş? Nereden bulmuş ki onu?”
“Pelin bilmiyorum. İnan bende bilmiyorum…”

Emniyete girip Arzuyu buldular. Kadın garip bir yüzle baktı gençlere,
“Hayırdır çocuklar. Bu kadar önemli olan nedir?”
Alp atladı ve heyecanla konuştu, “Umut ölmüş!”
“Evet.”
“Berili tutuklamışlar. Onunla konuşmalıyım.”
“Mahkeme gününden önce olmaz.”
“Lütfen! Pelin’e bir borcun vardı unuttun mu?”
Arzu derin derin baktı Alp’e.
“Peki ama çok kısa…”
Alp’in kalbi o kadar hızlı atıyordu ki neredeyse yerinden fırlayacaktı. Biraz sonra hep beraber hapishaneye girdiler. Arzu ve Pelin Alp’i kızla yalnız bıraktı. Alp gözlerine inanamıyordu. Beril karşısındaydı. Üstelik hayal değildi bu. Kız parmaklıkların ardından canlı canlı gözleriyle ona bakıyordu. Alp bir an konuşamadı. Dilini yutacak gibi olmuştu.
“Na. . Nasılsın?”
“Şimdi iyiyim. Sonunda kurtuldum ondan.”
“Neden yaptın bunu? Neden?”
“Bunu sen söyledin.”
“Ben sana onu öldür demedim. Sadece uyarmak istedim.”
Kız, kollarını demir parmaklıklardan uzatarak çocuğun ellerini tuttu.
“Boş ver. Seni üzmek istemezdim ama inan bana doğru olan bu.”
“Sana bir şey söylemeliyim. Belki sana saçma gelebilir. Seni sadece rüyamda gördüm ama bu zamana kadar yaşadıklarım, gördüklerim ve o saçma kitapta okuduklarımdan sonra inan umurumda değil. Ben. . Ben seni seviyorum.”
Kız içten bir şekilde gülümsedi. Zavallı çocuk onun ölmek üzere olduğunu bilmiyordu. O da aşık olmuştu Alp’e. Fakat kaderin önüne geçemezlerdi.
“Benim için endişelenme. Lütfen! Lütfen kendini benim için heba etme Alp. Ne olursun. Eğer beni gerçekten sevdiysen…
“Senin için her şeyi yaparım Beril.”
Kız masum masum izliyordu Alp’i.
“Perşembe günü duruşmam var.”
“Merak etme. Buradan çıkmanı sağlayabilirim.”
“Nasıl yapacaksın Alp? Sakın…”
“Hayır! Sen merak etme. Elimde çok büyük deliller var. Burada kalmayacaksın. Güven bana.”
“Alp, ne olursa olsun, ben bir cinayet işledim. Üstelik bir hastayı öldürdüm.”
“Hayır, o bir katildi.”
“Ne olursa olsun bir hastaydı Alp. Hem de ben. . ben. .”
“Evet?”
Kız dolu dolu gözlerle kendisine bakmakta olan çocuğa söyleyemedi hasta olduğunu.
“Ne olursa olsun hapiste kalacağım.”
“En azından bunu azaltabilirim. Sadece birkaç yıl hatta belki birkaç ay kalacaksın burada. Sonra hep beraber olacağız.”
Alp’in kızla konuşmak istediği o kadar fazla şey vardı ki buna zamanı yoktu. Onu neredeyse hiç tanımıyordu. Nerede yaşıyordu? Kimle kalıyordu? Annesi babası kimdi? Hiçbirini soramamıştı bile…

Arzu kafasını kaşırken Alp karşısına geçti,
“Geçen gün size verdiğimiz kitap nerede?”
“Ne yapacaksın?”
“Nerede dedim!”
“Kemal’de...”
“Kemal nerede?”

Alp ne yapıp edip Kemal’i bulmuştu. Gerçekten Beril’e söylediği gibi kitapta yazanları duruşmada savunma olarak kullanırsa Beril’in cezası bir hayli hafifleyebilirdi. Belki de serbest bırakırlardı onu. Alp’in de istediği buydu. Üstelik bu işi Kemal gibi güvenilir bir polis aracılığıyla yaparsa başarısız olma ihtimali imkansızdı. Ne yazık ki Kemal bu olaya Alp’in baktığı gözle bakmıyordu.
Alp mümkün olduğunca sessiz olmaya çalışsa da kelimeleri yutacaktı heyecandan.
“Bak! Umut bir hasta olabilir. Fakat sen de ben de gerçekleri çok iyi biliyoruz. Lütfen! O adam bir doktoru acımadan öldürdü. Masum insanlara ateş açtı. Cem abiyi yaraladı. Bunlar sadece bilinenler oysa kaç kişiyi daha öldürdü. Zavallı bir adamın boğazını kesti biliyor musun? Yani rüyasında. Neyse. Beril onu öldürerek bize iyilik yaptı aslında.”
“Alp eğer o kitabı insanlar okursa ve bu medyada da duyulursa bütün hayatımız mahvolur. Ayrıca çocuk öldü diye bir daha kimsenin kabusu olmayacağını da bir tek Allah bilir. Orada hepimizin özel şeyleri de yazıyor. İnsanların kafayı yemesini istemezsin değil mi?
“Lütfen! Hapislerde çürümesini istemiyorum. Sadece kitabı bana ver! Lütfen!”
Kemal üstünü silkti,
“Beril konusunda elimden geleni yapacağım ama o kitapla değil. Üzgünüm…”
Dedikten sonra koridordan yürüyüp çıkışa doğru gitti. Alp arkasından güçsüz ve nefretle bakıyordu. Yine hayal kırıklığına uğramıştı.
Mahkeme günü geldiğinde zavallı kıza ağırlaştırılmış hapis cezası verdiler. Sevil gözyaşlarını tutamıyordu. Biricik arkadaşı ölmek üzere olduğu son günlerini hapiste geçirecekti. Alp dilini yutmuş gibiydi. Donup kalmıştı bir an.
İki polis Beril’i kelepçeledi çıktıklarında. Anne ve babası Sevil’i teselli etmeye çalışırken kız aralarından sıyrıldı ve koşup arkadaşına sarıldı.
“Benim yüzümden... Benim yüzümden!”
“Sevil yeter! Lütfen kes artık.”
Mahkeme salonuna birkaç dakika sonradan giren Alp, Sevil kollarını Berilin boynundan çekerken sevdiği kızın önüne atladı. Gözlerine baktı kızın. Beril de ona bakıyordu. O kadar içten bakıyordu ki Alp’in kalbi durabilirdi. Yaşadıklarına anlam veremiyordu Alp. Bir mucize üzerine bulduğu sevdiğini şimdi hapse atacaklardı. Bu sırada Sevil Alp`i görünce bir hayli şaşırmıştı.
Polisler Berili çekip yürümeye başladıklarında “Kendine dikkat et” dedi kız masum bir yüzle Alp’e.
Bu sırada Alp Sevil ile konuşacaktı ki Semra Hanım kızının yanına gelince sustu.
“Sen nereden tanıyorsun Berili?” diye sordu kadın Alp’e.
Alp tereddüt etti. Ne diyeceğini bilemedi bir an, “Arkadaşıyım ben…”
Sevgilisi olduğunu söylese kadın bir ton soru soracaktı ve Alp’in ona verecek mantıklı cevapları yoktu (kadına göre mantıklı)
“Anne siz çıkın. Ben bir şey konuşacağım Alp ile.”
Kadın, “Uzun sürmesin, gideceğiz” diye cevap verip çıktı kocasıyla birlikte. Kız Alp’e döndü,
“Üzgünüm. Çok üzgünüm. Sen iyi birisin biliyorum. İnan bana hiçbir şeyi bilinçli yapmadım.”
Alp kızın kolunu ovuşturdu, “Yorma kendini. Her şeyi biliyorum. Hadi git. Seni bekliyorlar. Numaranı bırak sonra konuşuruz…”

Alptuğ son günlerde türlü duygular içindeydi. Sevdiği kızı bulduğu için sevinemiyordu. Günleri sayıyordu onu ziyaret etmek için. Nihayet o gün gelmişti. Sabahın köründe kalkmıştı Alp onu görmeye gitmek için.
Kız karşısına geldiğinde yüzü gözü solgun görünüyordu. Gözlerinin altı mosmordu. Alp onu öyle görünce çok endişelendi.
“Bu ne hal! Hasta mı oldun yoksa?”
Kız gözlerini Alp’e dikti. Zaten hastaydı.
“Ya. . Alışamadım henüz.”
“İlaç falan vermediler mi? Doktora falan götürmediler mi?”
“Doktorluk bir durum yok canım. Endişelenme iyi bakıyorlar. Ben alışamadım sadece.”
Alp’in içi gitmişti resmen, “Doğru söyle.”
“Yemin ederim canım. Bu kadar endişelenme benim için.”
“Nasıl endişelenmem?”
Kız yeri seyretmeye başladı. Gözleri dolmuştu. Alp bunu fark etti.
“Canım? Ne oldu?”
Kız birden kafasını kaldırdı.
“Dayanamıyorum Alp. Sürekli geliyor rüyalarıma. Sürekli cehennemde yandığımı görüyorum. Bıktım artık! Ölsem de kurtulsam.”
“Ne dedin sen!? Sakın bir daha duymayayım! Bak, sen birini öldürdün. Pişmanlık hissetmen normal. Fakat o bir katildi. Lütfen güçlü ol. Senin güçlü biri olduğunu biliyorum. Şimdide öyle ol.”
Ziyaret saati sona ermişti.
“Gitmeliyim ama merak etme hep geleceğim.”
“Rüyalarıma da gel tamam mı?”
Alp gülümsedi, “Denerim…”
***
Cem kahvesini yudumlayıp bıraktı. Kardeşini Burcuyla tanıştırmıştı. Can birbirlerine çok yakıştıklarını düşündü. Fakat abisinin işten kovulduğunu biliyordu.
“Abiniz ve babanız için çok üzgünüm. Umarım o pislik herif ömür boyu hapiste sürünür.”
Kafasını salladı Burcu. Sonra gülümsedi.
“Ben lavaboya gidiyorum” deyip kalktı.
Kız gittikten sonra Can bir sigara yaktı.
“Bu ne hız abi? Gerçekten evlenmeyi mi düşünüyorsun?”
“Evet. Kısmet. Yakında annemlerle de tanıştırırım.”
“Peki iş ne olacak?”
“O dershanede çalışıyor. Ben de yakında kötü de olsa girerim bir yere. Boşuna okumadık o kadar okul.”
“Umarım her şey dilediğince olur abi. İnşallah mutlu olursunuz.”
“Sağ ol kardeşim. Sen de Pelin’le…

***

Alp dakikaları sayıyordu yine ziyaret gününün gelmesi için. O hafta boyunca Berili rüyasında görmek istedi. Fakat olmamıştı. Sonunda ziyaret günü gelmişti. Fakat Alp hapishaneye varıp Beril’in hastaneye kaldırıldığını duyduğunda şok oldu. Soluk soluğa hastaneye koştu. Doktorlardan biri Berilin dört gün önce hastaneye getirildiğini ve yoğun bakıma alındığını söyledi. Fakat Alp birazdan hayatının en kara haberlerinden birini alacaktı.
“Siz nesi oluyorsunuz?”
“Ben. . Erkek arkadaşıyım.”
“Kanser tedavisi boyunca hangi ilaçlar kullanılmıştı?”
“Kanser mi?”
“Kız arkadaşınız kansermiş. Bunu bilmiyor muydunuz?”
“Nasıl yani…Ben…”
“Bakın. Durumu nasıl anlatacağım bilmiyorum. İnanın bu andan nefret ediyorum. Maalesef kansere yenik düştü. Şu an makineler sayesinde hayatta. O da yalnızca birkaç saat.”
“Na. . Nasıl?”
“Üzgünüm genç.”
İşte o an Alp için dünya durmuştu. Uzun uzun baktı camdan ona. Sonra içeri girdi. Canı acıyordu…Çok acıyordu canı…Uzun uzun baktı sevdiğine. Makineler sayesinde hayattaydı kız. Diz çöktü yanına ve elini tuttu kızın. Karşısındaki cihaza bakıp düşünmeye başladı. Hep annesinin dediği gibi şükretmişti ama şu an sevdiği kız gözünün önünde ölüyordu. Gözleri doldu. Umudunu yitirmemişti Alp. Hala inanıyordu. Onu rüyasında bulmuş olmasını düşününce hayatta kalmasının da doktorların dediği gibi imkansız olmadığını düşünüyordu Alp. Umutluydu… Elini tuttuğunda kalbi küt küt atıyordu çocuğun. “Ne olur ölme” dedi kendisini duyacağını düşündüğü kıza. Sonra kızın elinin yanındaki boşluğa başını koydu. Kızın elini seyrediyordu. Gözlerini kapattı.
Alp gözlerini birden açınca kendini biraz önce kızın yattığı yerde buldu. Başına daha önce hissetmediği bir şekilde korkunç bir ağrı girdi. Hiçbir şey hatırlamıyordu. Ağrı birden gidince büyük bir rahatlama hissetti. Alp sağına baktığında Can ve Pelin’i gördü.
“Uyandın! Uyandın sonunda!” diyerek heyecanla bağırdı Can.
“Ne. . Neler oluyor?”
Alp’in kafası karışmıştı. Başı kazan gibiydi. Gözünün önüne kare kare resimler gelmeye başladı bir an. Biraz sonra kapı açıldı ve Beril heyecanla yanına koştu Alp’in. Alp yattığı yerden fırlayacaktı neredeyse. Az önce yine burada olduğunu ve Berilin ölmek üzere olduğunu hatırladı. Olanları anlamaya çalışıyordu.
“Neler oluyor?”
“Uyandın sonunda. Allah’ım sana şükürler olsun!”
Beril elini uzattı Alp’e. Çocuğun elini tuttuğunda Alp ikisinin de parmağında yüzük olduğunu gördü. İkisi de aynı yüzüktü.
“Nasıl ya?” dedi Alp şaşkın bir şekilde.
“İki haftadır komadaydın aşkım. Uyanamayacağını söylediler ama sen beni bırakmadın. Yaşıyorsun.”
“Na…Nasıl yani?” derken yüzü gülmeye başladı Alp’in, “Yani? Yani Umut? Umut nerede?”
“Umut kim bitanem?”
Alp kafasını çevirip Pelin’e baktı.
“Peki ya Arzu ya da o kılık değiştirebilen?”
Pelin surat ekşitti. Hiçbir şey anlamamıştı.
“Yorma kendini istersen Alp.”
“Bir dakika. Bütün bunlar gerçek değil mi?”
Can arkadaşının yanına yaklaştı, “Gerçek olan bir şey varsa o da senin şu an yaşıyor olduğun.”
Alp gülümsedi. İnanamıyordu.

Gözlerini açtığında etrafındaki doktorları gördü. Bitkisel hayatta olan Beril’in elini tutuyordu. Birdenbire ayaklandı. Yine hayal görmüştü. Fakat bu çok gerçekçiydi. O anda Beril’in ölümü tamamen gerçekleşti…
“Hayır!” dedi Alp sağına soluna bakarak. “Hayır! Bütün bu olanlar gerçek değil…Ben…Ben komadaydım…”
Doktorlardan biri yanına yaklaştı çocuğun, “Başın sağ olsun. Metin ol.
Alp’in gözleri fal taşı gibi açıldı, “Hayır! Hayır, yaşıyordu o. Ben. hayal…?”
Beril’e dönüp baktı. Sevdiği kız ölmüştü. Gördüğü hayaller her seferinde onu hayal kırıklığına uğratıyordu. Fakat hiç biri bunun kadar acı olamazdı. Diz çöktü yere. Kendini sıkıyordu bağırmamak için. Birden patladı. Attığı çığlık her tarafa yankı yapmıştı…
*

Alp Beril’in defnedilişini seyrediyordu,
“Hayatım boyunca hayallerimin peşinden koştum…Fakat farkında değildim ki aslında hayaller benim peşimde koşuyordu. Normal bir insan değildim. Son zamanlarda öğrendim ki bayağı bir anormalim. Artık neyin gerçek neyin hayal olduğunu ayırt edebiliyorum. Geç de olsa… Ne olursa olsun her işte bir hayır olduğunu düşündüm. Hep umutluydum. Fakat her seferinde hayal kırıklığına uğradım. Aslında nasıl aşk bile bile tutsaklıksa… Hayatta bile bile salaklıktır… Güçlü olmayı denedim. Her yaşadığım üzüntüde daha çok canım yanmıştı. Gerçekten de öldürmeyen her darbe güçlendiriyordu.”

Alp mezarların başında dikilmiş olan ölülerin ruhlarına baktı. Umut dolu bir şekilde Alp’in gözlerine bakıyordu ölüler. Alp hiç korkmuyordu. Gayet soğukkanlıydı.
“Kadere hep inandım. Fakat doğaüstü şeylerinde mümkün olduğunu biliyordum. Kitapta okuduğum ve yakından tanıdığım diğer altı kişinin sahip olduğu bir takım ilahi güçler olduğu yazıyordu. Sonunda ben de kendiminkini keşfettim… Benim gözümde diğer insanlar gibi perdeler yoktu… Tüm ruhlar alemini görebilirdim. Bu bir ceza mıydı? Hediye miydi? Benim birini görmem için uyuyup rüya görmeme gerek yoktu Umut gibi. Elimde böyle bir güç var. Biliyorum ki şu an dünyada yaşayan en güçlü insan benim ama herkesten güçsüzüm…”

Beril gömülmüştü.
Şu an yanımdasın biliyorum. Ben ölmedim bunlar gerçek değil diyorsun. Merak etme seni duyuyorum… Sana söyleyemem ki aşkım. Sana öldün diyemem. Birazdan hoca gelecek ve son duasını edecek. Sonra sen her şeyi anlayacaksın. Sen de diğerleri gibi birileri mezarlığa her ziyarete geldiğinde kalkacaksın…
Biz insanlar… Biz faniler… Söyleyecek laf bulamıyorum. Bazılarımızın ölülerimizin ruhuna hiç saygısı yok. Onlar dualarımıza ne kadar muhtaç ki bize muhtaç gözlerle bakıyorlar. Bu yüzden ben onlara baktıkça şu anda korkmuyorum. Aksine onlar benden korkuyor gibiler. Çünkü dünya çok kötü bir yere gidiyor. Allah’ıma şükrediyorum. Ruhunu gördüğüm bir kızı dünya gözüyle de göstermişti bana. Şimdi de ruhunu görebilirdim. Babamı da… Babamı da görebilirdim. Fakat ne olursa olsun ben bir faniyim. Dünyanın en güçlü insanı bendim…ama herkesten güçsüzdüm…

***

Bu sırada Kemal kitabı çöp tenekesine atıp üzerine kibrit yakmıştı. Çöp tenekesinin içi yanarken Arzu dikkatle Kemal’e baktı, “Peki ya anahtar nerede?”

***

Alp Beril’in mezarına yaklaştı insanlar uzaklaşırken. Elinde sımsıkı tuttuğu anahtarı Beril’in toprağına karıştırdı.
“Ne olursa olsun kaderi değiştiremez hiç kimse. Ne kadar güçlü olursa olsun, ölümden öte köy yoktur. Yedi canlı da olsak, altı kere kurtulabiliriz ölümden…”
Alp ayaklandı, yavaş yavaş geriledi duasını ederken. Sonra kenarda hüngür hüngür ağlayan Sevil’i tuttu kolundan ve terk ettiler mezarlığı. Beril’in ruhu kalkmış Alp’i seyrediyordu gülümseyerek... Ölüler Alp’in arkasından el sallıyorlardı…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.