6. bölüm / 6
BİR ŞEY OLMADIBÖLÜM 6 - OYUN
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 6 - OYUN
6. BÖLÜM
DEVİN
Bir saniye önce konuşuyordum. Gerçekten konuşuyordum. O çocuğun notlarının ne kadar iyi olduğunu, Emirhan’ın gidip durduk yere işime karıştığını ve bundan sonra ihtiyacım olduğunda kimden not isteyeceğimi anlatıyordum. Hatta oldukça haklı olduğuma da emindim.
Sonra Emirhan beni öptü.
Cümlenin devamı aklımdan silindi.
Elim hâlâ göğsündeydi. Biraz önce sinirlenip vurduğum yerde. Parmaklarım farkında olmadan tişörtünün kumaşında kapandı. Diğer eli belime geldiğinde beni kendine biraz daha çekti ve aramızda zaten doğru düzgün kalmamış olan mesafe tamamen kayboldu.
Geri çekilmem gerekiyordu.
Bunu düşünmem komikti çünkü dün gece ona uzun uzun tam olarak bundan bahsetmiştim. Aynı ortamda bulunmamamız gerektiğinden. Birbirimizden uzak duracağımızdan. Hatta bu konuda son derece mantıklı olduğumdan.
Şu an mantığımın pek sesi çıkmıyordu.
Emirhan’ın bileğimi tutan eli çoktan gevşemişti. İstesem çekebilirdim. Aramızda beni orada tutan hiçbir şey yoktu.
Çekmedim.
İlk şaşkınlık geçtikten sonra asıl sorun başladı.
Çünkü artık beni hazırlıksız yakaladığı için öpmüyordum onu.
İstediğim için öpüyordum.
Elimi göğsünden çekip ensesine götürdüm. Parmaklarımı saçlarının arasına geçirdiğim anda Emirhan’ın nefesi dudaklarımda kesildi. Bir an dudaklarından ayrıldım. Nefes almak için olduğunu düşündüm ama yüzünü yeniden karşımda gördüğümde düşünmeye fırsat bulamadan tekrar yaklaştım.
Bu kez Emirhan beni öpmedi.
Ben onu öptüm.
Aradaki küçücük farkın bu kadar fazla şey değiştirmesi sinir bozucuydu.
Elinin belimde sıkılaştığını hissettim. Beni kendine çektiğinde göğsüm göğsüne değdi. Diğer eli yüzümün yanına geldi, başparmağı çenemin hemen altında kaldı. Dün gece birbirimizden uzak durmamız gerektiğini söyleyen kızın ben olduğumu hatırlıyordum. Gayet net hatırlıyordum.
Umurumda değildi.
Şu an yalnızca Emirhan’ın dudaklarından her ayrıldığımda neden tekrar ona döndüğümü anlamıyordum.
Belimdeki eliyle beni tezgâha doğru bir adım geri götürdü. Belim mermerin kenarına değdiğinde kısa bir nefes aldım. Emirhan da benimle birlikte durdu. Gözlerimi açtığımda yüzü hâlâ yüzümün hemen önündeydi. Bakışlarımız yalnızca bir an buluştu.
Sonra tekrar öpüştük.
Bu kez daha yavaş.
Elim ensesinden boynuna kaydı. Parmaklarım tenine değdiğinde nefes alışındaki küçücük değişikliği hissettim.
Bunun hoşuma gitmemesi gerekiyordu.
Gitti.
Hem de gereğinden fazla.
Tam yeniden ona yaklaşırken terastan bir ses geldi.
İkimiz de durduk.
Ama ayrılmadık.
Ellerim hâlâ boynundaydı. Emirhan’ın eli belimdeydi. Dudaklarımızın arasında birkaç santim bile yoktu. Birkaç saniye boyunca sesin nereden geldiğini umursamadan birbirimize baktık.
“Ses geldi,” diye fısıldadım.
“Duydum.”
Buna rağmen hareket etmedi.
Bakışları önce gözlerimde kaldı, sonra dudaklarıma indi. Elini belimden çekmeden diğer elini yüzüme kaldırdı. Parmakları önce çenemin altında gezindi. Başparmağı yavaşça yukarı çıkıp alt dudağımın üzerinden geçti.
Nefesimi tuttuğumu fark edince kendime sinirlendim.
Emirhan’ın ağzının kenarı kıvrıldı.
“Bekle burada.”
Sonunda beni bıraktı.
Bir adım geri çekildiğinde aramızdaki ani boşluk tuhaf geldi.
Onu mutfaktan çıkıp terasa doğru yürürken izledim. Gözden kaybolduğu anda iki elimi tezgâhın kenarına koyup gözlerimi kapattım.
Ben az önce ne yaptım?
Daha kötüsü, cevabını biliyordum.
Emirhan beni öpmüştü.
Ben de onu öpmüştüm.
Sonra bir daha.
Ve ikinci seferde ilk yaklaşan bendim.
Başımı geriye eğdim.
“Harika.”
Tam o sırada terastan bir ses geldi.
“Lan oğlum, korkuttun.”
Gözlerimi açtım.
Kerem.
Tabii ki Kerem’di.
Tezgâhın üzerindeki içeceğimi alıp mutfaktan çıktım. Terasa adımımı attığımda Kerem masanın yanında bıraktığı eşyalarını topluyordu. Beni gördüğü anda hareketleri yavaşladı. Önce Emirhan’a baktı. Sonra bana. Tekrar Emirhan’a.
Gözlerini kıstı.
“Bir şey mi böldüm?”
Emirhan’ın yanından geçerken elimi doğal bir şekilde beline koyup kendime yol açtım. Terastaki koltuğa gidip oturdum.
“Evet.”
Emirhan ışık hızıyla bana döndü.
Yüzündeki ifadeyi görünce gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Belli ki benden bunu beklemiyordu.
Asıl komik olan bir anlığına gerçekten ne kadarını söyleyebileceğimi hesaplamaya çalışmasıydı.
Haksız da değildi.
Kerem’in kaşları yukarı kalktı.
“Ne böldüm?”
İçeceğimden bir yudum aldım.
“Bugünkü çocuk arkadaşın yüzünden bana bir daha ders notlarını vermeyecek.”
Emirhan’ın bakışları üzerimde kaldı. Ağzının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Muhtemelen birkaç saniyeliğine gerçekten öpüştüğümüzü söyleyebileceğimi düşünmüştü.
Tam Devinlik bir hareket olurdu.
Kerem bana döndü.
“Notlar çok mu iyiydi?”
“Aşırı iyi.”
“Geçmiş olsun.”
“Teşekkür ederim. Sonunda acımı anlayan biri.”
Kerem güldü. Masanın üzerindeki bilgisayarını çantasına koyarken ona baktım.
“Sen neden geri geldin? Eve gideceğini söylemiştin.”
“Beni zorla yürüyüşe götürdün, eşyalarım kaldı burada.”
Yandan ona baktım.
“Zorla?”
“Evet.”
“Sen kendin peşimden koştun.”
“Psikolojik baskı uyguladın.”
“Ne ara?”
“Bilmiyorum ama kesin uygulamışsındır.”
“Kerem.”
Emirhan’ın sesi araya girdi. Kerem ona döndü.
“Ne?”
“Eşyalarını topla ve git. Beni sal bugünlük. Kerem dozu fazlasıyla doldu, iki gün özlemem seni.”
Kerem kahkaha atıp çantasını omzuna geçirdi. Emirhan’ın yanından geçerken koluna yumruk attı.
“Sen beni yarın ararsın.”
“Aramam.”
“Ararsın.”
“Git.”
Kerem çıkışa doğru yürürken koltuğa iyice yaslandım.
“Ben özlerim seni, Kerem.”
Kerem arkasını dönmeden elini havaya kaldırdı.
“Özle beni, Devin!”
Kahkaha attım.
Birkaç saniye sonra bahçeden arabasının sesi geldi. Farları duvarların üzerinden geçip kaybolurken Emirhan hâlâ ayakta duruyordu.
Bana baktı.
Ben de ona.
Az önce mutfakta yaşananların bütün ağırlığı sanki Kerem’in varlığıyla birkaç dakikalığına kenara çekilmiş, araba bahçeden çıkar çıkmaz yeniden aramıza oturmuştu.
Emirhan yanıma gelip koltuğa oturdu.
Başımı ona doğru çevirdim.
“Nerede kalmıştık?”
Ağzının bir kenarı yavaşça yukarı çıktı.
“Gerçekten mi?”
“Ne?”
“Az önce beş dakika boyunca Kerem’le sohbet edip sonra dönüp bunu mu soruyorsun?”
“Sen ‘bekle burada’ dedin.”
“Beklemişsin.”
“Ben söz dinlerim.”
Emirhan güldü.
“Bugün ikinci büyük yalanın.”
“Birincisi neydi?”
“Hatırlatırım.”
Gözlerini benden ayırmadan koltuğa biraz daha yerleşti. Ben de ona doğru döndüm. Birkaç dakika önce mutfakta düşünmeden olmuştu. Şimdi ise ne yaptığımı gayet iyi biliyordum.
Ve galiba bu daha kötüydü.
Biraz yaklaştım.
Emirhan’ın gülümsemesi kaybolmadı ama bakışları değişti. Önce gözlerimde kaldı, sonra dudaklarıma indi.
Ben de biraz daha yaklaştım.
“Dayı?”
Olduğum yerde kaldım.
Emirhan gözlerini kapattı.
Bir saniye.
Sadece bir saniye boyunca öyle kaldı.
Dudaklarımı birbirine bastırdım çünkü gülersem duramayacağımı biliyordum.
“Dayı?”
Doğrulup arkama baktım.
Mira terasın girişinde duruyordu. Saçları dağılmış, üzerinde pijamaları vardı. Uykudan yeni kalkmış gibi görünmesine rağmen gözleri gayet açıktı.
Emirhan da doğruldu.
“Mira?”
Mira yanımıza doğru yürüdü.
“Uykum kaçtı.”
Önümüzde durup ikimize baktı. Sonra aramızdaki boşluğa.
“Biraz sizinle takılabilir miyim?”
Bu kez gülmemi tutamadım.
“Gel.”
Mira zaten cevabın bu olacağından eminmiş gibi gelip doğrudan aramıza oturdu. Bacaklarını koltuğa çekip rahatça yerleşti.
Başımı Emirhan’a çevirdim.
Yüzündeki ifadeyi görünce yeniden gülmemek için kendimi zor tuttum.
Belli etmemeye çalışıyordu. Mira’ya baktığında gülümsedi ama birkaç dakika içinde ikinci kez yarım kalan planlarının yüzüne yansımaması için ciddi çaba harcıyordu.
Mira da fark etmiş olacak ki ona baktı.
“Niye öyle bakıyorsun?”
“Nasıl bakıyorum?”
“Bilmiyorum.” Mira biraz düşündü. “Garip.”
Emirhan başını koltuğa yasladı.
“Hiç.”
İçeceğimi ağzıma götürüp gülümsememi şişenin arkasına sakladım.
Daha ilk geceden anlamıştım.
Emirhan sinirlendiğinde eğlenceliydi.
Ama planları bozulduğunda çok daha eğlenceliydi.
Mira birkaç dakika daha bir şeyler anlatmaya çalıştı ama sesi giderek yavaşladı. Bir ara başını omzuma koydu, cümlesinin ortasında sustu ve devamı gelmeyince aşağı baktım. Gözleri kapanmıştı. Emirhan da fark edip sessizce güldü.
“Uykusu kaçmış.”
Başımı hafifçe ona yaslanan Mira’ya çevirdim.
“Çok fena.”
Emirhan ayağa kalkıp onu dikkatlice kucağına aldı. Mira uykusunda biraz kıpırdanıp kollarını boynuna doladı ama gözlerini açmadı. Birlikte villaya geçtik. Merdivenleri çıkarken konuşmadık. Mira’nın odasına girdiğimizde Emirhan onu yatağına bıraktı, ben de örtüsünü üzerine çekip yüzüne düşen saçlarını yana aldım. Emirhan benden önce odadan çıktı.
Komodinin üzerindeki küçük lambayı kapatıp kapıya yöneldim. Son kez Mira’ya baktıktan sonra odadan çıktım ve kapıyı ses çıkarmamaya çalışarak arkamdan çektim.
Döndüğümde Emirhan karşımdaydı.
Koridorun diğer tarafındaki duvara yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş beni bekliyordu. Onu görünce bir an durdum. Gitmemişti. Bakışlarımız buluştuğunda ağzımın kenarında kendiliğinden küçük bir gülümseme oluştu ama hiçbir şey söylemedim. Yanından geçip birkaç adım ilerideki odama doğru yürümeye başladım.
Arkamdan ayak sesleri geldi.
Gülümsemem biraz daha büyüdü.
Kapımın önüne geldiğimde kolu tutmadım. Arkama dönüp sırtımı kapıya yasladım. Emirhan da birkaç adım önümde durdu.
“Sen nereye?”
“Bilmiyorum.”
“Beni takip ediyorsun.”
“Sen de kaçmıyorsun.”
“Odama gidiyorum.”
“Ben de o tarafa gidiyordum.”
Başımı yana eğdim. “Senin evin bahçede.”
“Doğru.”
“Yani tam ters taraf.”
Bir an düşünüyormuş gibi yaptı. “Yolumu şaşırmışım.”
Sessizce güldüm. “Saçmalama, Emirhan.”
Bu kez gülmedi.
Bakışları yüzümde kaldı. Az önce Mira’yla otururken gülen, Kerem’i kovmaya çalışan adam bir anda susmuştu. Gözleri benimkilerden yanağıma, oradan dudaklarıma indi. Tekrar yukarı çıktı. Acele etmeden bakıyordu. Sanki yüzüme bakmıyor da hatırlamak istediği bir şeyi ezberliyordu.
“Sana bir şey söyledim.”
“Duydum.”
“E?”
Cevap vermedi. Bir adım attığında aramızdaki mesafe iyice küçüldü. Sırtım zaten kapıdaydı. Başımı kaldırıp ona baktım.
“Emirhan.”
“Hı?”
“Böyle bakma.”
“Nasıl?”
“Biliyorsun.”
Ağzının kenarı çok hafif kıvrıldı ama gözleri değişmedi. Birkaç saniye daha öyle kaldık. Kalbimin gereksiz yere hızlandığını hissedebiliyordum. Emirhan’ın bakışları bir kez daha dudaklarıma indiğinde ne beklediğini de biliyordum.
Bu sefer beklediğini vermedim.
Parmak uçlarımda yükselip ona doğru yaklaştım. Emirhan kıpırdamadı. Dudaklarına yaklaşmamla bakışlarının değiştiğini gördüm ama son anda yüzümü yana çevirdim. Dudaklarımı boynuna hafifçe değdirip küçük bir öpücük bıraktım.
Teninin sıcaklığını dudaklarımda hissettim.
Bir saniyeden uzun sürmedi.
Geri çekilip doğrudan gözlerine baktım.
“İyi geceler, Emirhan.”
Gözlerini kapattı.
Sadece birkaç saniyeliğine.
Çenesinin hafifçe sıkıldığını gördüğümde içimde yükselen memnuniyeti gizlemek zorlaştı. Az önce yüzüme öyle bakıp beni huzursuz eden adam şimdi karşımda gözlerini kapatmış, hiçbir şey söylemeden kendini toparlamaya çalışıyordu.
Sessizce güldüm.
Arkamı dönüp kapının kolunu indirdim. Kapıyı açıp içeri adımımı atmak üzereydim ki parmakları koluma kapandı. Beni kendine çevirmesiyle tekrar karşı karşıya gelmemiz bir oldu.
“Emirhan…”
Dudakları dudaklarıma değdi.
Kısa bir öpücük.
Daha gülümsemem kaybolmadan bir tane daha.
Bu kez yüzümü kaçırmadım. Emirhan tekrar yaklaştığında dudaklarım kendiliğinden onunkilere karşılık verdi. Eli kolumdan belime kayarken beni biraz kendine çekti. Parmaklarımı göğsüne koydum ama onu itmek yerine tişörtünün kumaşını avucumun içinde topladığımı fark ettim. Emirhan dudaklarımdan bir an ayrıldı. Aramızda yalnızca nefeslerimizin sığacağı kadar mesafe kaldı. Gözlerimi açtığımda bana bakıyordu.
Sonra üçüncü kez öptü.
Bu sefer öpücüğü birkaç saniyeden uzun sürdü. Başımı hafifçe yana çevirdim, elim göğsünden omzuna çıktı. Emirhan’ın eli belimde biraz daha sıkılaştığında gülümsemem dudaklarının arasında kaldı.
Ben gülünce o da durdu.
Alnını neredeyse benimkine değdirip bana baktı.
“Gider misin artık?”
Sesimi yükseltmemek için fısıldıyordum ama hâlâ gülüyordum.
“Sen yaptın.”
“Ne yaptım?”
“Biliyorsun.”
“İyi geceler dedim.”
“Boynumu öperek.”
Omuz silktim. “Ben samimi bir insanım.”
Başını eğip sessizce güldü. Tekrar yaklaşmaya çalıştığında bu kez avucumu yüzüne koyup geri ittim.
“Hayır. Git.”
Elimi yüzünden çekmeye çalıştı.
“Bir dakika önce gayet…”
“Şşş!”
Gülerek koridorun iki tarafına baktım. Ev sessizdi ama bu durum sonsuza kadar böyle kalacak değildi.
“Birileri çıkacak.”
“Çıksın.”
Gözlerimi büyütüp ona baktım. “Sen delirdin mi? Serhat çıkarsa ben odama girerim. Sen açıklarsın artık neden kapımın önünde olduğun.”
Yüzündeki ifadede oluşan küçücük değişikliği yakaladım.
Kahkaham çıkmasın diye ağzımı elimle kapattım.
“İşte. Şimdi korktun.”
“Korkmadım.”
“Tabii.”
Kapının arkasına geçtim. Emirhan hâlâ karşımda duruyordu. Kapıyı yavaşça kapatmaya başladım.
“İyi geceler.”
Elini kapının kenarına koydu.
“Devin.”
Kapının aralığından gülerek yüzüne baktım.
“Ne?”
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonunda başını hafifçe salladı.
“Hiç.”
“Güzel.”
Elini kapıdan çektim.
“İyi geceler, Emirhan.”
Kapıyı kapattım.
Birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Koridordan gelen ayak sesleri yavaşça uzaklaştı. Merdivenlerden indiğini duyduğumda yüzümdeki gülümseme de yavaşça kayboldu.
Pencereye doğru yürüdüm.
Perdeyi biraz araladığımda Emirhan çoktan bahçeye çıkmıştı. Ellerini ceplerine sokmuş, kendi evine doğru yürüyordu. Az önce kapımın önünde gülen hâlinden eser yoktu. Arkasından sessizce baktım.
Dün gece yüzüme baka baka benimle oynamıştı. Ne yaptığını gayet iyi bilerek yaklaşmış, tam istediği noktaya geldiğimde geri çekilmişti. Üstelik bundan zevk aldığını saklamaya bile çalışmamıştı.
Yanlış kişiyi seçmişti.
“Sana dediklerini burnundan getireceğimi söylemiştim.”
Bu kez gülümsemiyordum.
Emirhan bahçenin diğer ucuna doğru ilerlerken perdeyi bırakmadım. İnsanlarla istediği küçük oyunları oynayabilirdi. Birini kendine çekip sonra geri adım atabilir, karşısındakinin tepkisini izleyip bundan eğlenebilirdi. Muhtemelen daha önce defalarca yapmıştı.
Benimle yapamazdı.
Boynuna bıraktığım öpücük tesadüf değildi. Kapımın önünde onu bırakıp içeri girmeye çalışmam da değildi. Gözlerini kapattığı o birkaç saniyeyi görmek istemiştim.
Görmüştüm.
Ve hoşuma gitmişti.
Sorun, mutfakta olanların aynı hesaba ait olmamasıydı.
Emirhan beni ilk öptüğünde karşılık vermek planın parçası değildi. Ellerimi boynuna dolamak değildi. Dudaklarından ayrıldıktan sonra tekrar yaklaşan kişinin ben olması hiç değildi.
Onu kendime çekmek isterken ben de ona çekiliyordum.
Oyunun tehlikeli tarafı buydu.
Emirhan’ı kendi kurduğu oyundan pişman etmeye karar vermiştim ama bunu yaparken kendimi tamamen dışında tutabileceğimin hiçbir garantisi yoktu.
Yine de kararımı vermiştim.
Bahçenin diğer ucunda Emirhan evinin kapısını açtı. İçeri girmeden önce bir an durdu.
Sonra başını kaldırdı.
Doğrudan benim pencereme baktı.
Elim perdenin üzerinde kaldı.
Beni görüp görmediğini anlayamadım.
Ama geri çekilmedim.
Birkaç saniye sonra Emirhan içeri girdi.
Perdeyi bıraktım.
Beni ateşe yaklaştırıp sonra hiçbir şey olmamış gibi geri çekilebileceğini sanıyordu.
Yanılıyordu.
Yanacaksak, ikimiz de yanacaktık.
Bölüm etkileşimi
