1. bölüm / 6
BİR ŞEY OLMADIBÖLÜM 1 - EMANET
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 1 - EMANET
BÖLÜM 1
DEVİN
İstanbul’a geleli birkaç saat olmuştu. Sabah valizleri otele bırakıp tekrar çıktığımızdan beri doğru düzgün oturduğumuz tek yer, Deren’in internette görüp mutlaka gitmemiz gerektiğine karar verdiği küçük bir kafeydi. Orada da yirmi dakika kalabilmiştik. Ece sahile inmek istemiş, Deren önce karşı çıkıp beş dakika sonra fikri kendisininmiş gibi bizi peşinden sürüklemişti. Günün geri kalanı aşağı yukarı böyle geçti. Bir ara yanlış vapura bindik, indikten sonra nereye gideceğimizi tartışırken dondurma aldık, sonra Ece’nin fotoğraf çekmek istediği bir sokağı bulmaya çalışırken tamamen başka bir yere çıktık. Normalde Deren’in plansızlığından ilk yorulan ben olurdum. O gün umurumda değildi.
Annemin istediği de buydu zaten. Ben İstanbul’a gelmemek için iki gün boyunca bahane üretmiş, o da hepsini tek tek dinleyip en sonunda valizimi hazırlamazsam kendisinin hazırlayacağını söylemişti. Hastalığından beri onu yalnız bırakmaktan hoşlanmadığımı biliyordu. Ben de onun bunu bildiğini biliyordum. Konuyu uzatmamıştık. Akşam hazırlanırken aradım.
“İlacını aldın mı?”
“Aldım.”
“Emin misin?”
“Devin.”
“Tamam, tamam.”
Deren aynanın karşısından bağırdı.
“Hülya teyze, bu gece bana emanet!”
Annem güldü. “Size emanet olmasın da kime olursa olsun.”
Deren duyduğuyla yetinip memnun bir şekilde saçına döndü.
“Yarın ararım,” dedim.
“Bu gece de ararsın sen.”
“Aramam.”
“Peki.”
Telefonu kapatırken güldüğünü duydum.
Gece dışarı çıkma fikrine en başta karşı çıkan bendim ama hazırlandıktan sonra otelde kalmak gibi bir niyetim de kalmamıştı. Hava bütün gün sıcaktı; gece olmasına rağmen dışarı çıktığımızda pek değişmemişti. Saçlarımı tepemde topladım, Deren’in taksi gelene kadar en az dört kez değiştirdiği küpelerden birini seçmesine yardım ettim ve aşağı indik.
Kulübün kapısına kadar her şey normaldi. Sonra Deren’i içeri almadılar.
“Çıkar işte,” dedim.
Belinden sarkan metal aksesuarları iki eliyle tuttu.
“Hayır.”
Gözlerimi devirdim. Başımı çevirirken birkaç metre ileride duran biriyle göz göze geldim.
Aslında duran değildi. Üç kişiyle beraber girişe doğru geliyordu. Ben ona baktığım için dikkatimi çektiğini sandım önce, sonra öyle olmadığını fark ettim. O zaten bana bakıyordu.
Yanındaki çocuk konuşuyordu. O ise gözlerini benden ayırmadan yürüdü.
“İyi akşamlar, Emirhan Bey.”
Görevlinin sesini duydum. Emirhan başıyla selam verdi. İsmini o anda öğrendim. Yanımdan geçerken bakışlarımız hâlâ kopmamıştı ve artık ilk çevirenin ben olmayacağıma karar vermiştim. Bunun neden önemli hâle geldiğini bilmiyorum.
Kapıdan geçecekken durdu. Bir adım geri geldi. Bana doğru yürüdüğünü anlayınca kaşlarımı çattım. Bir şey söylemedi. Elimi tuttuğu gibi beni yanına çekti.
Şaşırdım ama elimi de çekmedim.
“Benimle,” dedi görevliye.
Adam kenara çekildi. Emirhan yürümeye devam edince ben de onunla yürüdüm. Kapının önüne kadar gelmiştik ki arkamdaki seslerin azaldığını fark edip durdum.
Deren.
Dönüp baktım.
Hâlâ görevliyle tartışıyordu. Ece araya girmiş, ikisini sakinleştirmeye çalışıyordu. İkisinin de benim ortadan kaybolduğumu fark ettiği yoktu.
“Kızları unuttum,” dedim kendi kendime. “Şaka gibi.”
Emirhan da durdu. Önce bana, sonra baktığım yere baktı. Deren tam o sırada üzerindeki metalleri göstererek görevliye bir şey anlatıyordu. Ece kolunu aşağı indirmeye çalışıyordu.
Tekrar Emirhan’a baktım. Dudağını ısırmıştı.
“Gülme.”
Bir şey demedi ama gözleri güldü.
Elimi hâlâ bırakmamıştı. Girişteki diğer görevliye Deren’le Ece’yi gösterdi. Birkaç saniye sonra bariyer açıldı. Deren geçerken bile konuşmaya devam ediyordu.
Onlara bakarken Emirhan elimi bıraktı. Tam o sırada kulağımın yanında sesini duydum.
“İyi eğlenceler.”
Arkamı dönmeye fırsat bulamadan saçlarım çözüldü. Ne olduğunu anlamayıp elim başımın arkasına gitti. Tepemdeki topuz açılmış, saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülmüştü. Emirhan’ın eline baktığımda çubuğumu iki parmağının arasında gördüm.
“Ne yapıyorsun?”
Hemen cevap vermedi. Saçlarıma baktı önce. Sonra bana. Çubuğu parmaklarının arasında çevirdi.
“Emanet olarak alıyorum.”
“Niye?”
“Beni içeride bul diye.”
Güldüm.
“Önemsiz bir çubuğun peşinden koşacak gibi bir hâlim mi var?”
Geri geri birkaç adım attı.
“Emin ol, ihtiyacın olacak.”
Dönüp gitti.
Arkasından bakarken Deren yanıma geldi.
“Kimdi o?”
“Bilmiyorum.”
“Nasıl bilmiyorsun? El ele girdiniz.”
Ona baktım.
“Sen fark ettin mi sonunda?”
Ece saçlarımı görünce kaşlarını çattı.
“Topuzuna ne oldu?”
Emirhan’ın gittiği tarafa bir kez daha baktım.
“Onu da bilmiyorum.”
Deren yüzüme baktı ama bu kez devamını sormadı. Ece çoktan içeri doğru yürümeye başlamıştı; biz de arkasından gittik. Kapıdan geçer geçmez müzik dışarıdaki bütün sesleri geride bıraktı. İçerisi kalabalıktı, insan sayısı arttıkça hava da ağırlaşıyordu. Deren birkaç dakika içinde tanıdığı birilerine rastladı. Ayaküstü selamlaştık, isimlerini söylediler, ben de duymadığım yerlerde anlamış gibi başımı salladım.
Sonra Ece içecek almaya gitti, Deren konuştuğu insanlardan ayrıldı ve gecenin başında yaşanan o tuhaf birkaç dakika yavaş yavaş arka planda kaldı.
Emirhan’ı ilk ne zaman tekrar gördüğümü bilmiyorum. Özellikle aramamıştım. Barın biraz ilerisinde, kapıda yanında gördüğüm çocuklarla duruyordu. Birinin anlattığı şeye gülerken bardağını ağzına götürdü. Saç çubuğum elinde değildi. Muhtemelen cebine koymuştu.
Birkaç saniye baktıktan sonra gözlerimi çevirdim ve Ece’nin uzattığı bardağı aldım. Deren sevdiği bir şarkı başlayınca kolumdan tutup beni kalabalığın içine çekti. Bir süre sonra gerçekten eğleniyordum. Hatta birkaç şarkı boyunca Emirhan’ın orada olduğunu bile düşünmedim.
Sonra başımı kaldırdığımda göz göze geldik.
Hâlâ arkadaşlarının yanındaydı ama bu kez bana bakıyordu. Yanındaki çocuk konuşmaya devam ederken Emirhan bardağını parmaklarının arasında tutmuş, gözlerini benden ayırmıyordu. Bakışımı çekmem için bir sebep göremediğimden ben de baktım.
Birkaç saniye sonra arkadaşı omzuna dokundu ve Emirhan ona döndü. Ben de önüme çevirdim yüzümü.
Bir daha olduğunda tesadüf gibi gelmedi.
Ece’yle konuşurken gülmüştüm. Başımı çevirdiğimde gözlerim kalabalığın arasından doğrudan onu buldu. Emirhan yine bana bakıyordu. Bu kez yakalandığında ağzının kenarı hafifçe yukarı kalktı. Ben de farkında olmadan gülümsedim ve Ece bir şey söyleyince tekrar ona döndüm. Bir süre sonra Emirhan başka bir yere geçmişti. Sonra ben barın önündeydim, o arkadaşlarıyla kalabalığın içindeydi. Yan yana gelmiyorduk ama gecenin içinde sürekli birbirimizin görüş alanına giriyorduk.
Garip olan, yanıma gelmemesiydi.
Kapıda hiç çekinmeden elimi tutmuş, beni yanında içeri sokmuş, ardından saçımı açıp çubuğumu almıştı. İçerideyse sanki acelesi yoktu. Arkadaşlarıyla konuşuyor, gülüyor, bazen uzun süre bana hiç bakmıyordu. Sonra hiç beklemediğim bir anda başımı kaldırıyor ve gözlerini üzerimde buluyordum.
Bir ara bara giderken karşı karşıya geldik. Kalabalık ikimizin de geçebileceği kadar geniş değildi. Ben sağa çekildim, o da aynı tarafa geçti. Sola geçtim, bu kez o da sola geçti. İkimiz de durduk. Emirhan güldü. Ben gözlerimi devirirken birisi arkamdan geçmeye çalışınca mecburen ona doğru yaklaştım. Omzum göğsüne değdi. Emirhan geri çekilmedi, ben de özür dilemeden yanından geçtim.
Birkaç adım yürüdükten sonra merak edip başımı çevirdim.
O da dönüp bakmıştı.
Yakalandığımız anda yine güldü.
Ben de gülümseyip önüme döndüm.
Bundan sonra onu daha fazla fark etmeye başladım. Kalabalığın içindeki herkesten farklı bir şey yaptığı için değil. Tam tersine, çoğu zaman hiçbir şey yapmıyordu. Ama başımı çevirdiğimde orada olup olmadığını kontrol ettiğimi fark etmeye başlamıştım.
Bazen buluyordum, bazen bulamıyordum. Bulamadığımda birkaç dakika sonra başka bir yerde karşıma çıkıyordu.
İçerisi de giderek daha sıcak oluyordu. Açık saçlarım başta umurumda değildi ama bir süre sonra enseme yapışmaya başladılar. Omuzlarımın arkasına attım, birkaç dakika sonra yeniden önüme düştüler. Sonunda iki elimle toplayıp ensemdən kaldırdım. Boynuma gelen hava iyi gelmişti.
Başımı çevirdiğimde Emirhan’la göz göze geldim.
Barın önündeydi. Önce yüzüme baktı, sonra saçlarımı tuttuğum elime. Gözlerini tekrar yüzüme kaldırdığında ne düşündüğünü anlamıştım bile. Dudaklarının kenarı kıvrıldı. Elini cebine sokup saç çubuğumu çıkardı ve iki parmağının arasında kaldırdı.
Yüzüne baktım.
Gülüyordu.
Çubuğu parmaklarının arasında yavaşça çevirdi.
Kapıda söylediği cümleyi hatırlamam için daha fazlasına ihtiyacım yoktu.
Emin ol, ihtiyacın olacak.
Gözlerimi devirdim ama saçlarımı bırakmadım. Emirhan’ın gülümsemesi biraz daha büyüdü. Aramızda insanlar gelip geçiyor, birkaç saniyede bir görüşümüz kesiliyordu. Çubuğu hâlâ elinde tutuyordu. Bekliyordu herhâlde. Yanına gidip istememi beklediğini düşündüğüm anda inadım tuttu.
Saçlarımı bıraktım. Başımı başka tarafa çevirdim. Gitmedim. İlk birkaç dakika kararım gayet mantıklı geldi. Sonra saçlarım yeniden enseme yapıştı. Elimle geriye attım. Bir süre sonra tekrar aynı şeyi yaptım. En sonunda Deren bir şey almak için bara gitmek istediğinde itiraz etmeden peşine takıldım.
Barın önüne yaklaştığımızda Emirhan beni gördü.
Bakışının önce yüzüme, ardından hâlâ açık olan saçlarıma kaydığını fark ettim. Yüzünde yine aynı gülümseme belirdi. Deren’le Ece barın daha boş tarafına doğru ilerledi ama ben yönümü değiştirdim.
Emirhan’a doğru yürüdüm. Beni izliyordu. Yaklaştıkça gözlerindeki eğlence daha belirgin hâle geldi. Elindeki bardağı tezgâha bıraktı. Muhtemelen saç çubuğunu istemeye geldiğimi düşünüyordu. Önünde durduğumda bir şey söylemedi, ben de söylemedim. Aramızda hâlâ biraz mesafe vardı. Onu da kapatıp bir adım daha attım.
Gülümsemesi değişti.
Bu kadar yakından bakınca yüzüne bakmak için başımı hafifçe kaldırmam gerekiyordu. Parfümünün kokusunu alabiliyordum. Emirhan gözlerini benimkilerden ayırmadan birkaç saniye durdu, sonra bakışı dudaklarıma indi. Alt dudağını hafifçe dişlerinin arasına aldı. Ben kıpırdamadım. O da yaklaşmadı. Elimi kaldırdım.
Gözleri hareketimi takip etti.
Kolumu omzunun yanından geçirip arkasındaki bara uzattım. Bu kadar yakından geçerken yüzüm neredeyse yüzüne değecekti. Parmaklarımı tezgâhın üzerindeki pipetlere uzatıp bir tane aldım.
Geri çekildiğimde Emirhan elimdeki pipete baktı.
Saçlarımı iki elimle topladım.
Ensemden kaldırıp kendi etrafında çevirdim ve pipeti aralarından geçirdim. İlk seferinde gevşek kaldı. Çıkarıp bir daha denedim. Emirhan bütün bunları tek kelime etmeden izliyordu. İkinci seferde saçlarım yerinde kaldı.
Ellerimi indirdim.
Emirhan önce saçlarıma, sonra yüzüme baktı.
Ben de ona baktım.
Bir şey söylemesine fırsat vermeden değil, söylemesine gerek olmadığı için sustum. Yüzündeki ifadeden yeterince şey anlıyordum. Gülümsemesi kaybolmamıştı. Benimki de.
Arkamı dönüp Deren’lerin yanına gittim.
Saç çubuğumu istemedim. Emirhan da geri vermedi.
Birkaç dakika sonra üçümüz yeniden kalabalığın içine karıştık. Gece kaldığı yerden devam etti. Pipet şaşırtıcı şekilde saçımı tutuyordu ve bir süre sonra başımda olduğunu bile unuttum. Emirhan’ın yanına tekrar gitmedim. O da gelmedi. Birkaç şarkı geçti, Deren başka birileriyle konuşmaya başladı, Ece’yle bir ara oturacak yer bulup birkaç dakika dinlendik.
Emirhan’ı tekrar gördüğümde hâlâ bardaydı. Arkadaşlarından biriyle konuşurken saç çubuğumu parmaklarının arasında çeviriyordu.
Bakışım eline takıldı. Sonra yüzüne.
Tam o sırada başını kaldırdı. Göz göze geldik. Bu sefer ilk gülen bendim.
Emirhan da gülümsedi ama yanına çağırmadı. Çubuğu cebine koydu ve arkadaşına döndü. Ben de Ece’ye döndüm.
Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum. Gecenin başında Emirhan’ın yanıma gelmesini beklediğimi bile kabul etmezdim. Şimdi ise gelmemesi daha ilginç olmaya başlamıştı. Bütün gece bana baktığını biliyordum. Benim de ona baktığımı biliyordu. Kapıda yaptığından sonra çekingen olduğunu düşünmek zaten mümkün değildi. Buna rağmen aramızdaki mesafeyi kapatmak için acele etmiyordu.
Belki de bu yüzden ben kapatmaya başladım.
Ece’yle Deren birlikte tuvalete gittiklerinde elimdeki bardak bitmişti. Bara doğru yürüdüm. Emirhan’ı birkaç metre ötede gördüm. Bu kez bana bakmıyordu. Yanındaki biriyle konuşuyor, elindeki bardağı ağzına götürmek üzereydi.
Yanından geçerken elim kendiliğinden uzandı.
Bardağı parmaklarının arasından aldım.
Durmadan yürüdüm. Arkamdan ses gelmedi. Birkaç adım daha attım. Sonra merakıma yenilip başımı çevirdim.
Emirhan önce boş kalan eline bakıyordu. Başını kaldırınca göz göze geldik. Bardağı ona doğru hafifçe kaldırdım. Bir an yüzüme baktı. Sonra güldü. Ben de önüme döndüm. İçmedim. Ne olduğunu bilmiyordum zaten.
Bir süre elimde tuttum. Emirhan’ın gelip geri almasını beklediğimi fark ettiğim anda buna sinirlendim ve tam bardağı dudaklarıma götürecekken yanımda durdu.
“İçmeyeceksen neden aldın?”
Başımı çevirip yüzüne baktım.
Cevap vermedim. Bardağı dudaklarıma götürdüm ve bir yudum aldım.
Tadı ağzıma yayılır yayılmaz yüzümü buruşturdum.
“İğrenç.”
Emirhan güldü. Bardağın içine baktım. Renginden bu kadar kötü olacağı anlaşılmıyordu. Bir daha içmeden ona uzattım. Emirhan bardağı almadı.
Elim birkaç saniye havada kaldı.
Kaşlarımı hafifçe çattım. O ise hâlâ gülüyordu. Bir şey söylemeden arkasını dönüp bara doğru yürüdü.
Elimi indirdim. Bardağa baktım.
Sonra ona.mBunu geri almaya geldiğini sanmıştım. Bir dakika kadar sonra yeniden karşıma çıktığında elinde başka bir bardak vardı. Önce kendi içkisini elimden aldı, sonra getirdiğini bana uzattı.
“Bunu dene.”
Bardağı aldım ama hemen içmedim.
“Ne bu?”
“İç.”
Şüpheyle yüzüne baktım.
“Zehirlemiyorsun değil mi?”
“Daha tanışmadık bile.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Sen tanıdığın insanı mı zehirliyorsun?”
Emirhan bir an durdu. Sanki verdiği cevabın nereye gittiğini kendisi de yeni fark etmişti. Sonra başını hafifçe eğip güldü.
Bardağı dudaklarıma götürdüm. Küçük bir yudum aldım. Beklediğim sert tat gelmedi. Bir tane daha içtim.
“Bu iyi.”
“Biliyorum.”
“Nereden biliyorsun?”
Omuz silkti. Cevap vermedi. Ben de üstelemedim. Bardağı elimde bıraktıktan sonra arkadaşlarının olduğu tarafa döndü. Birkaç adım uzaklaşınca elimdeki içkiye baktım ve bir yudum daha aldım.
Bu kez gerçekten istediğim için.
Emirhan’ın arkasından bakmadım.
Birkaç dakika sonra başımı kaldırdığımda zaten yine bana bakıyordu.
Birkaç dakika sonra başımı kaldırdığımda zaten yine bana bakıyordu.
Bu kez gülümsemedim. Bardağı dudaklarıma götürüp bir yudum aldım, gözlerimi ondan ayırmadan tekrar indirdim. Emirhan’ın bakışı kısa bir an elimdeki bardağa kaydı. Seçtiği şeyi gerçekten içtiğimi görünce ağzının kenarı kıvrıldı. Sonra yanındaki çocuk omzuna dokundu ve başını ona çevirdi.
Ben de Deren’lerin yanına döndüm.
Gecenin bundan sonrası tuhaf biçimde kolay aktı. Emirhan’la konuşmak için fırsat yaratmadım, o da yanıma gelip beni arkadaşlarımdan ayırmaya çalışmadı. Birkaç kere tamamen gözden kayboldu. Sonra başka bir yerde karşıma çıktı. Bazen barın önünde, bazen arkadaşlarının arasında. Bir keresinde kalabalığın öbür ucunda bir kızın ona bir şey anlatırken koluna dokunduğunu gördüm. Emirhan güldü, kız da güldü. Birkaç saniye baktıktan sonra önüme döndüm. Tanımadığım bir adamın kiminle konuştuğunun beni ilgilendirmesi için hiçbir sebep yoktu.
Bir süre sonra yine baktım. Kız gitmişti.
Emirhan beni yakaladı. Bakışlarımız buluşunca yüzünde o gece artık tanımaya başladığım ifade belirdi. Ne tam bir gülümsemeydi ne de ciddi bir bakış. Daha çok, ne yaptığımı gördüğünü belli eden bir şeydi.
Bardağımdan içip başımı çevirdim.
Bu kez gülümsememek biraz daha zordu.
Deren’le Ece gecenin başından beri enerjilerinden hiçbir şey kaybetmemişlerdi. Ben ise sıcak yüzünden birkaç kez kalabalıktan çıkıp kenarda durmak zorunda kaldım. Pipet hâlâ saçımı tutuyordu. Her elim başıma gittiğinde kapıda çubuğu çekip alan Emirhan aklıma geliyor, sonra gözüm onu arıyordu. Bir ara onu bulamadım. Bar tarafına baktım, yoktu.
Arkadaşlarının durduğu yere baktım, orada da değildi. Aramayı bıraktım.
Tam Ece’nin söylediği bir şeye cevap vermek için ona dönerken biri arkamdan geçti. Bir el birkaç saniyeliğine belimin yanına değdi; beni kenara almak için yapılmış kısa, doğal bir hareketti.
Dönüp baktığımda Emirhan çoktan yanımdan geçmişti. Başını çevirmedi.
Ben çevirdim. Bir iki saniye arkasından baktıktan sonra kendime kızıp tekrar Ece’ye döndüm.
Bu çocuk sinir bozucu olmaya başlamıştı. Ama rahatsız edici olduğu için değil.
Tam tersine.
Biraz sonra karşı tarafta yeniden göz göze geldiğimizde bunu yüzümden anlamış olacak ki güldü. Ona bakarak başımı hafifçe iki yana salladım. Neye hayır dediğimi ben de bilmiyordum. Emirhan bardağını kaldırıp ağzına götürdü.
Gece ilerledikçe insanların arasındaki mesafe de azalmıştı. Bir yerden başka bir yere geçmek için omuzların arasından sıyrılmak gerekiyordu. Deren’in elini kaybetmemek için bileğinden tutmuş ilerlerken bir anda önümde Emirhan belirdi. O da karşı yönden geliyordu. İkimiz aynı anda durduk.
Deren elimden kurtulup Ece’nin peşinden devam etti. Ben kaldım.
Emirhan da. Yanımızdan insanlar geçiyordu. Birisi omzuma çarpınca biraz kenara çekildim ama bu kez Emirhan’ın önünden geçmek yerine yanında kaldım. Gözleri saçlarıma çıktı. Pipet hâlâ oradaydı.
“İşe yaradı mı?”
Bütün gece saç çubuğundan sonra bana söylediği ilk şey buydu.
“Gayet.”
“Çok şık.”
Yüzüne baktım.
“Seninkinden daha kullanışlı.”
Elini cebine götürdü. Saç çubuğumu çıkarıp bana gösterdi ama uzatmadı.
Ben de almak için elimi uzatmadım.
Bir an öylece baktık birbirimize. Sonra arkamdan geçen biri beni tekrar ona doğru itti. Bu kez aramızdaki mesafe o kadar azaldı ki geri çekilmem gerekiyordu. Çekilmedim. Emirhan da çekilmedi.
Gözleri yüzümde kaldı. Bakışı yine ağzıma doğru indiğinde bunu artık tesadüf sanmıyordum. Birkaç saniye önceki gülümsemesi de kaybolmuştu.
Saç çubuğunu tekrar cebine koydu.
“Sonra alırım,” dedim.
“Bulabilirsen.”
Yanından geçip Deren’lerin peşinden gittim. Arkamdan bakıp bakmadığını kontrol etmedim. Bu kez gerçekten etmedim. Bir süre sonra saate bakmak için telefonumu çıkardım.
Beklediğimden çok daha geç olmuştu. Ekranı kapatırken sabah annemin söylediği şey aklıma geldi.
Bu gece de ararsın sen.
Gülümsedim.
Tabii ki arayacaktım.
Deren’in yanına eğilip, [I]“Annemi arayıp geliyorum,”[/I] dedim.
Başını salladı. Bir şey daha söyledi ama duymadım. Elimi kaldırıp birazdan döneceğimi işaret ettim ve kalabalığın arasından çıktım.
Salonun yan tarafındaki koridor daha sakindi. Müziğin sesi hâlâ duvarlardan geliyordu ama burada en azından telefonla konuşmak mümkündü. Birkaç adım ilerleyip duvara yakın bir yerde durdum. Telefonumdan annemin adını buldum ve arama tuşuna bastım.
Telefonu kulağıma götürdüm.
Bir kez çaldı. İki. Üç. Cevap gelmeyince kaşlarımı çattım. Saat geç olmuştu. Büyük ihtimalle televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Bunu daha önce de yapmıştı. Aramayı kapatmak üzere telefonu kulağımdan indirdim.
Kolumdan biri tuttu.
Ne olduğunu anlayamadan geriye çekildim.
Döndüğümde Emirhan’ı gördüm.
Onu orada görmeyi beklemiyordum. Bir şey söyleyecek sandım ama söylemedi. Elimi tuttuğu kolumdan bıraktı, eli belime kaydı ve beni kendine çekti.
Dudakları dudaklarıma değdi.
Sırtım duvara geldi. Şaşkınlığım birkaç saniye sürdü. Bütün gece bakışmış, birbirimizin yanından gereğinden yakın geçmiş, her karşılaşmamızda aramızdaki mesafeyi biraz daha azaltmıştık. Yine de ilk anda elim göğsüne gitti.
Sonra onu itmediğimi fark ettim.
Parmaklarım tişörtünün kumaşını tuttu.
Emirhan bunu yeterli bulmuş olacak ki beni yeniden öptü. Bu kez ben de karşılık verdim.
Gecenin başından beri ağır ağır uzayan her şey sanki bir anda hızlanmıştı. Emirhan’ın eli belimde kaldı. Benim elim göğsünden omzuna çıktı. Dudaklarından ayrıldığımda nefes almak için başımı geriye yasladım. Emirhan da durdu ama uzaklaşmadı.
Göz göze geldik.
Yüzü yüzümün hemen önündeydi.
Bir şey söylemedi.
İyi ki söylemedi.
Elimi ensesine götürüp onu tekrar kendime çektim.
Bu kez öpüşme daha uzun sürdü. Elimdeki telefon avucumun içinde sıkışmıştı. Diğer elim saçlarının arasına girdi, sonra boynuna indi. Parmaklarım oradaki ince zincire takılınca ucunu bulup oynamaya başladım. Emirhan’ın eli belimden sırtıma çıktı. Zinciri parmaklarımın arasında tutarken dudaklarından ayrıldım, nefesimi toparlayamadan tekrar öptü.
Telefonum titredi. İkimiz de önemsemedik. Birkaç saniye sonra tekrar titreşti. Bu kez elimdeki ekranın ışığı dikkatimi çekti. Başımı geri çekmeye çalıştım ama Emirhan dudaklarımı bırakmak yerine bir kez daha öptü. Gülmeye başladım.
Telefonu kaldırıp ekrana baktım.
Anne.
Emirhan yeniden yaklaşınca telefonu ikimizin arasına koydum.
“Buna cevap vermem gerekiyor.”
Dudaklarıma bir kez daha dokundu.
Gülerek yüzümü geri çektim.
“Emirhan.”
Adını ilk kez doğrudan ona söylemiştim.
Durdu.
Gözlerinde küçük bir gülümseme belirdi. Sanki adını benden duymak hoşuna gitmişti.
“Ciddiyim.”
Bu kez geri çekildi. Eli belimden ayrıldı. Ben telefonu açarken birkaç saniye daha yanımda kaldı, sonra hiçbir şey söylemeden içeri doğru yürüdü.
Telefonu kulağıma götürdüm.
“Anne?”
“Sen aramışsın.”
“Evet.”
“Bir şey mi oldu?”
“Yok. Merak ettim.”
“İyiyim ben.”
Sesini duyunca farkında olmadan gülümsedim. “İlacını aldın mı?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Devin.”
“Ne?”
“Bunu akşam sordun.”
“Bir daha almadığından emin oluyorum.”
“Beni bunattın.”
Güldüm.
“Eğleniyor musunuz?”
“Evet.”
“Güzel. Eğlen o zaman.”
“Tamam.”
“Geç kalırsanız birlikte dönün.”
“Döneriz.”
“İyi geceler kızım.”
“İyi geceler.”
Telefon kapandıktan sonra birkaç saniye ekrana baktım. Annemi aramadan önce olanlarla telefonu kapattıktan sonra olduğum yer arasında garip bir fark vardı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Hâlâ gülüyordum.
Telefonu çantama koyup salona döndüm.
Emirhan’ı aramama gerek kalmadı.
Barın önündeydi.
Beni gördü.
Bir eliyle bardağını tutarken diğer elinin iki parmağını kendine doğru kıvırdı.
Gel.
Bu kez ne düşündüğümü tartmadan ona doğru yürüdüm.
Yanına vardığımda barın üzerinde iki bardak olduğunu gördüm. Birini önüme doğru itti. Daha tatmadan tanıdım. Az önce bana getirdiği içkinin aynısıydı.
Bardağı elime aldım.
“Amaç ne?”
“Ne amacı?”
Bardağı hafifçe kaldırdım.
“İçirip istediğine ulaşmak mı?”
Emirhan güldü. Müziğin sesi yüzünden kulağıma doğru eğildi.
“Gerek var mı sence?”
Başımı ona çevirdim.
Yüzü çok yakındı.
Gözleri bir an dudaklarıma indi.
“Telefonun çalmasaydı şu an bambaşka bir yerdeydik.”
Bardağımdan bir yudum aldım.
“Büyük bir hatadan dönmüşüz.”
“Hata?”
Biraz geri çekilip yüzüme baktı. Sonra bir adım daha yaklaştı.
“Oradan bakınca her kızın üstüne atlar gibi bir hâlim mi var?”
Onu birkaç saniye süzdüm. Bu kadar rahat konuşması, cevabımı gerçekten merak edip etmediğini anlamayı zorlaştırıyordu.
“Rahatsın.”
Kaşı hafifçe kalktı.
“Çok fazla rahatsın.”
Güldü.
Elimi tuttu ve hemen yanındaki boş tabureye doğru çekti. Oturdum. Emirhan önümde değil, biraz yanımda kaldı. İnsanlar geçtikçe bana doğru yaklaşmak zorunda kalıyordu. Bir süre sonra omzu omzuma, bacağı dizime değdiğinde hangisinin kalabalıktan olduğunu düşünmeyi bıraktım.
Çok konuşmadık.
Belki de konuşsak büyüsü bozulacaktı.
Nerede yaşadığını sormadım. Ne yaptığını, kaç yaşında olduğunu, buraya kiminle geldiğini de. O da bana İzmir’den geldiğimi, iki gün sonra döneceğimi ya da İstanbul’da ne işim olduğunu sormadı. Birkaç saat sonra birbirimizi bir daha görüp görmeyeceğimizi bile bilmiyorduk.
O sırada adımı bile bilmiyordu.
“DEVİN!”
Deren’in sesi kalabalığın içinden yükseldi.
Başımı çevirdim. Birkaç metre ötede Ece’yle birlikteydi. Deren bana bir şey söylemeye çalıştı ama anlamadım. Elimle duymadığımı işaret ettim. O da boş ver der gibi elini salladı.
Emirhan’a döndüğümde bana bakıyordu.
“Devin.”
“Efendim?”
Gülümsedi.
“Hiç.”
Bardağımı dudaklarıma götürdüm.
Adımı nereden öğrendiğini sormadım. Mekânın yarısı duymuştu zaten.
Emirhan da içkisinden bir yudum aldı. Yanımızdan geçen biri omzuna çarpınca biraz daha yaklaştı. Bu kez geri çekilmedi. Ben de çekilmedim.
Elim bir süre sonra yeniden boynundaki kolyeye gitti.
Bunu ikinci kez yaptığımı sonradan fark ettim.
Zinciri iki parmağımın arasına alıp ucundaki parçayı çevirdim. Eski görünüyordu. Yeni alınmış parlak takılara benzemiyordu. Emirhan’ın bakışları bir an parmaklarıma indi.
Bir şey demedi. Ben de elimi çekmedim.
Zinciri hafifçe kendime doğru çektim.
Emirhan onunla beraber yaklaştı.
“Sen çektin.”
“Kolye çektim.”
“Ben de geldim.”
Gülümsedim.
Yüzü yeniden yüzüme yaklaşmıştı. Bakışları dudaklarıma indiğinde zinciri bırakmadım. Parmaklarım hâlâ üzerindeydi.
Arkamızdan bir bağırış yükseldi.
İkimiz de dönmedik.
Bir gece kulübünde birinin bağırması pek sıra dışı değildi. Emirhan hâlâ bana bakıyordu. Ben de ona.
İkinci ses daha yakından geldi.
Ardından sert bir çarpma duyuldu.
Başımı çevirdim.
Birkaç metre ileride iki adam birbirine girmişti. Çevrelerindeki insanlar onları ayırmaya çalışıyor, bir yandan da geri çekiliyordu. Emirhan da baktı ama bulunduğu yerden hareket etmedi.
Adamlardan biri diğerini itti.
Öteki geriye doğru savruldu.
Doğrudan bize.
Emirhan benden önce fark etti.
Bir anda kolu belime dolandı ve beni kendine çekti. Adam neredeyse üzerine düşerken diğer eliyle onu uzaklaştırmaya çalıştı.
Benim parmaklarım hâlâ kolyedeydi.
Zincir gerildi.
Küçük bir kopma hissettim ama ne olduğunu anlayacak zaman olmadı. Adam yeniden öne atıldı. Yanındaki biri de karışınca birkaç saniye içinde iki kişilik kavga olmaktan çıktı. Barın önündeki insanlar geriye kaçıyor, arkadakiler ne olduğunu anlamadan ileri itiyordu. Bir bardak yere düştü. Birisi Emirhan’ın omzuna çarptı.
Emirhan beni arkasına aldı.
Sonra aramıza iki kişi girdi.
“Devin!”
Deren’in sesini duydum.
Kolumu tuttu.
“Gel.”
Ece de yanındaydı. Deren beni kapıya doğru çekmeye başladı. Bu kez direnmedim. Güvenlik görevlileri ters yönden içeri girmeye çalışıyor, insanlar kapıya doğru yığılıyordu.
Birkaç adım sonra başımı çevirdim.
Emirhan’ı gördüm.
Sadece bir an.
Sonra önünden biri geçti ve gözden kayboldu.
Deren kolumu tekrar çekince önüme döndüm.
Dışarı çıktığımızda sıcak gece havası bile içeriden sonra serin geldi. Ece telefonunu çıkarıp araba çağırmaya uğraşıyor, Deren içeride olanları anlamaya çalışıyordu. Ben birkaç saniye nefeslenmek için kaldırımın kenarında durdum.
Elimde bir şey vardı.
Parmaklarımı açtım.
İnce zincir avucumdan aşağı sarktı.
Birkaç saniye baktım.
Emirhan’ın kolyesiydi.
Kopan kısmı parmaklarımın arasında kalmıştı.
“Of.”
Ece başını telefondan kaldırdı.
“Ne oldu?”
Avucumu kapattım.
“Hiç.”
Çantamı açıp kolyeyi içine koydum.
Deren biraz ileriden seslendi. Araba gelmişti. Yanlarına yürüdüm ve arka kapıyı açıp bindim. Ece yanıma oturdu, Deren öne geçti. Daha araç hareket etmeden ikisi içerideki kavga hakkında konuşmaya başlamıştı.
Ben başımı cama yasladım.
Çantam ayaklarımın dibindeydi.
Emirhan’ın kolyesi içindeydi.
Benim saç çubuğum da hâlâ ondaydı.
______________
Devin ve Emirhan hakkında ilk izlenimlerinizi yorumlarda okumak isterim.
Devamında görüşürüz. 🖤
Bölüm etkileşimi
